Site Haritası Hakkımızda Linkler e-mail
P.T.Ö.
Proje Tabanlı Öğrenme
PTÖ NEDİR? Senaryo Temelli Eğitim İş birlikçi ve Aktif Öğrenme Problem Temelli Öğrenme
NEDEN PTÖ?
ÖRNEKLER
 

PROJE AŞAMALARI
 

PROJE ÖNCESİ  AŞAMALARI

DİĞER BELGELER

 

 

 

  SUNUM VE / VEYA EYLEM

  KISA FİLM VEYA SİNEMA FİLMİ YAPMA

Sinemanın temel özellikleri

Ülkeden ülkeye, yönetmenden yönetmene büyük üslup değişiklikleri göstermesine ve el kamerasıyla çekilen küçük bir belgeselle milyonlarca dolarlık dev bir üstün yapım arasında büyük farklar olmasına karşın, sinemanın bazı temel özelliklerinden söz edilebilir. Bir kez sinemadaki her şey şimdiki zamanda, filmin izlendiği sırada olur ve nesnelerle insanlar somut görünümleriyle perdede belirir. Bu nitelikleriyle sinema, karanlık salonda tüm dikkatini perde üzerinde yoğunlaştırmış olan izleyiciyi kendi içine alan bir gerçekliğe sahiptir. Ama sinema, gerçeklik duygusu yaratmak için aktüel gerçeği değiştirir. Film izleme deneyimleri sonucu izleyicide oluşmuş kod, kufal ve alışkanlıklar kullanılarak mekânlara değişik anlamlar yüklenebilir.

Sinemanın dört temel özelliği ışık, hareket, gerçeklik izlenimi ve birleştirmedir. Sinemanın teknik temeli saydam bir filmden ışık geçirilerek perdeye görüntü düşürülmesine dayandığından, ışığın ve gölgelerin kullanılış biçimi ve şiddetiyle perdede değişik etkiler ve anlamlar yaratılabilir. Sinemayı öteki grafik sanatlardan ayıran en temel özellik ise harekettir. Hareket aracılığıyla zaman içinde bir öykü anlatmak, dönüşümler ve gerilimler yaratmak olanaklıdır. Nesneler ve insanlar görüntüde gerçekteki biçimleriyle belirdiği için, sinema gerçeklik izlenimini en güçlü biçimde veren sanattır. Sesin kullanımı bu gerçeklik izlenimini daha da güçlendirmiştir. Sinemayı öteki görüntü sanatlarından ayıran temel özellik ise değişik zaman ve mekân parçalarını yansıtan görüntülerin bir filmde istenen uzunlukta ve sırayla art arda birleştirilebilmesidir. Bu öğe çok değişik anlamlar yaratma ve öyküleme olanakları sağladığı gibi, filmin mekânın her yerinde ve zaman içinde dolaşmasına da olanak verir.

Sinemanın anlatım öğeleri

Birçok kuramcı ve yazar, sinemanın konuşma ve yazı dili gibi başlı başına bir dil olduğunu öne sürmüştür. Sinema dilinin sözcükleri ise görüntüler ve seslerdir.

Sinema yönetmeni, kameranın nesnelliğini ve dolayısıyla gerçekliği istediği gibi değiştirerek sinemayı bir anlatım aracı, olarak kullanabilir. Görüntüye ve kameraya ilişkin, yani sinematografik olan anlatım öğelerinin başında çerçeveleme gelir. Çerçeveleme, her film karesi içine neyin alınıp neyin alınmayacağını belirlemektir. İkinci öğe ise kamera açısı ve çekim ölçeğidir. Yönetmen nesnelerin yerini ve ötekilere göre hangi yakınlıkta ve büyüklükte görüleceğini, kameranın uzaklığını ve açısını ayarlayarak belirleyebilir. Üçüncü öğe olan kamera hareketleri ise yönetmene kamerayı belli yönlerde ve hızlarda hareket ettirerek görüntüyü kesmeden mekân içinde dolaşma ve hareketi izleme olanağı sağlar. Kamerayı hareket ettirmemek de bu bağlamda bir anlam yaratabilir. Yönetmen siyahbeyaz ya da renkli film kullanır ve istediği etkiyi yaratmak için ışık ve renk tonlarıyla oynar. Görüntüye ilişkin bu temel anlatım öğelerine, sinemanın yanılsama yaratma gücünden kaynaklanan film hileleri ile son dönemde gittikçe yaygınlaşan ve elektronikoptik sistem ve düzeneklerle gerçekleştirilen görsel efektleri de eklemek gerekir.

Görüntüye ilişkin olmayan temel anlatım öğesi ise kurgudur. Tek bir çekim, kameranın gördüğü çerçeve içindeki mekânı ve şeyleri yansıtır; bunlan bir anlam, duygu ve izlenim yaratacak biçimde kullanmak kurgu ile gerçekleştirilebilir. Görüntülerin belli sürelerle ve belli bir düzende art arda gelmesiyle sinema dili oluşur. İzleyici genellikle farkına varmasa da, bir konulu filmde ortalama her 10 saniyede bir görüntü kesilip yeni bir görüntüye geçilir ve bir filmde ortalama 600 kesme bulunur. Kurgu aynı zamanda, farklı yerlerdeki olayları aynı anda yansıtma olanağını sağladığı gibi, aynı mekânda birbirinden bağımsız gelişen olayların da birlikte perdeye yansıtılmasına olanak verir. Ayrıca, yönetmenler kurguyla çarpıcı etkiler yaratabilir, dramatik vurgular yapabilir ve yaratıcılıklarını gösterebilirler. Kararma, bindirme gibi değişik geçme biçimleri de yönetmenlerce benzer amaçlarla kullanılabilir.
Sinema, bir dizi mekân görüntüsünün zaman içinde sıralanması olarak da tanımlanabilir. Sinemanın zaman öğesi gerçek zamandan farklıdır. Sinemada her saniyede izleyiciye 24 (ya da 16) sabit fotoğraf gösterilir. Bu sayı, hareketi gerçek yaşamdaki hızıyla perdeye yansıtır. Ama bu sayının azaltılıp çoğaltılmasıyla, yani kameranın hızlandırılıp yavaşlatılmasıyla da hareket yavaşlatılıp hızlandınlabilir. Yönetmen sinemada bu olanaktan yararlanarak da değişik anlamlar yaratabilir. Şiddet sahnelerinde hareketin yavaşlatılıp destansı bir havaya büründürülmesi ya da komedilerde hareketin hızlandırılıp komikleştirilmesi bunun örnekleridir.

Kameranın hızıyla oynanmadığı sürece tek bir çekim, hareketi gerçek zaman içinde saptar. Ama yeni bir görüntüye geçilmesiyle birlikte gerçek zaman parçalanır ve sinemasal zaman ortaya çıkar. Sinemasal zaman aracılığıyla gerçek zaman içinde dolaşmak, büyük atlamalar gerçekleştirmek, 100 dakikalık bir film içinde binlerce , yılda geçen bir öyküyü anlatmak olasıdır. Bunun tersine, 100 dakikalık bir filmde çok daha kısa zaman süresi içinde geçen bir öykü de anlatılabilir. Üstelik aynı olay ve an, çok değişik açılardan tekrarlanarak gösterilebilir.


Her filmin kendi içinde bir temposu ya da ritmi vardır. Bu tempo hareketin hızıyla, kamera hareketleriyle, kesmelerin kısalığı ya da uzunluğuyla, müzik ve ses efektleriyle ve öykünün içeriğiyle sağlanır.

Ses ve sinema

Sinemanın önemli bir anlatım öğesi de sestir. Konuşmanın, ses efektlerinin ve 'müziğin filme sağladığı gerçeklik duygusunun yanı sıra ses, yönetmenler tarafından, hem görüntüdeki anlamlan güçlendiren dramatik bir öğe, hem de başlı başına bir anlatım aracı olarak kullanılabilir (bak. fon müziği). "Kafa sesi" adı verilen dış sesle yönetmen, film kişilerinin aklından geçenleri ya da bilinçaltındaki izlenimleri verebilir. Ses ile görüntü çakışıp birbirini güçlendirdiği gibi, çelişerek alışılmışın dışında anlamlar ve duygular da oluşturabilir.

Sinemanın, daha doğrusu konulu filmlerin temel bir anlatım öğesi oyuncudur. Sinema oyunculuğu üzerine değişik anlayışlar ve tarzlar geliştirilmişse de, sinema oyunculuğunun tiyatro oyunculuğundan temel farkı, sinema oyuncusunun çok değişik uzaklıklardan ve açılardan görüntülenebilmesidir. Bu yüzden sinema oyuncusunun "oynamaması", canlandırdığı karakterin gerçek yaşamdaki halini yansıtması, yani "kendisi olması" istenir (bak. oyunculuk).

Görüntülenecek mekânın düzenlenmesine ilişkin olan sanat yönetimi, sahne düzenlenmesi, set tasannu, kostüm ve makyaj gibi öğeler ise yapım tasarımı başlığı altında toplanabilir. Bu öğelere, son dönemde gittikçe artan biçimde kullanılan, sabit ya da elektronik olarak hareket ettirilebilen maketleri ve özel efektleri eklemek gerekir. Tüm bu öğeler yönetmene, gerçek yaşamdaki mekân ve görünümleri kendi amacı doğrultusunda değiştirme olanağı sağlar. Yönetmen, somut, "görünen" görüntüler kullanarak gerçek yaşamdan düşlere, düş ürünü mekanlara, hayallere geçebilir. Bu da sinemasal mekân anlayışını ve kavramını ortaya çıkartır.

Sonuçta bütün bu anlatım öğeleri sinemayı gerçek zaman ve mekândan farklı bir zaman ve mekân kavramına sahip, özgün bir anlatım aracı yapar. Aynı öykü, bu anlatım öğeleri değişik biçimlerde kullanılarak sayısız biçimde perdeye aktarılabilir. Sinema tarihindeki farklı kuramlar ve sinema akımları da bu öğelerin farklı biçimlerde kullanılması ve değerlendirilmesi, birinin daha çok vurgulanıp ötekinin daha az önemsenmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu öğelerin nasıl kullanılacağına ve nasıl bir sinemasal gerçeklik yaratılacağına karar veren kişi olan yönetmen, bu yüzden filmin son biçimini, yapısını ve niteliğini belirleyen, filme imzasını atan kişidir. Ote yandan her film izleyici tararından farkında olmadan sinemanın temel anlatım öğeleri aracılığıyla algılanır ve duyumsanır. Bu nedenle de filmler bu anlatım öğeleri açısından yorumlanmalı ve tartışılmalıdır. Sinema türleri. Sinema, sanat dalı olmanın dışında da çeşitli toplumsal amaçlar için kullanılır. Sürekli üretilen birbirinden çok farklı milyonlarca film başlıca, konulu, belgesel, deneysel ve canlandırma olmak Özere dört bölüme ayrılabilir. Konulu filmler, "sinema" dendiğinde ilk akla selen ve bir öykü anlatan filmlerdir. Belgesel sinema ise genelde nesnelerin ve olayların gerçek yaşamda oldukları gibi görüntülenmesine dayanır. Deneysel sinema bir anlatım aracı olarak sinemanın teknik ve estetik sınırlarının ötesini araştıran, yeni anlatım biçimleri deneyen filmleri içerir.

Yüzyılın en kitlesel ve popüler anlatılarından biri olan sinemada konulu filmler, özellikle ABD sinema çevrelerince, konularına göre türlere ayrılır (bak. bilimkurgu; gangster filmi; komedi filmi; korku filmi; müzikal film; polisiye film; tarihsel film; western).

Filmlerin sınıflandırılmasında kullanılan bir başka ölçüt de uzunluktur, tik filmlerin 10 dakika süren tek makaralık yapımlar olmasına kandık bugün, özellikle konulu filmler için 80150 dakika arası bir süre normal uzunluk olarak kabul edilmekte, 60 dakika dolaymdakiler orta uzunlukta filmler, bunun altındakiler de kısa filmler olarak nitelendirilmektedir. Kahramanlarının her bölümde yeni bir öyküde yer aldıkları, birbirini izleyen bir dizi biçimindeki filmlere seriyal adı verilir. Sinemanın ilk yıllarında başlayan ve tutulan kahramanların yeni serüvenleriyle izleyici karşısına çıkmasına dayanan bu uygulamaya 1980'lerde yeniden dönülmüştür.  

Kaynak: www.turkcebilgi.com (Yukarıdaki bağlantılara girmek için önce bu web sitesine gitmeniz gerekir.)
 

Kısa Film Üzerine

KISA FİLM ÜZERİNE

“Kısa film” denince aklımıza ilk olarak gelen şey adından da anlaşılacağı gibi “kısa süreli film” oluyor. Ama elbetteki kısa filmi uzun metrajdan ayıran tek şeyin zamansal farklılık olmadığını görmek, kısa filmi daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. “Kısa film nedir?” sorusuna cevap bulabilmek için kısa filmin tarihine ‘kısaca’ değinmekte fayda var.

Sinemanın ‘kısa’ filmlerle başladığını biliyoruz.İlk olarak Lumiére kardeşler Paris’te “Lumiére Fabrikası İşçilerin Çıkışı” adlı kısa filmle insanlarla sinemayı tanıştırdılar. Uzunca bir süre (farklı türler doğana dek) yapılan kısa filmler ‘belgesel’ nitelikteydi. 1920’lerde Amerika’da Flaherty, Almanya’da Rutmann, Fransa’da Cavalcanti, Sovyetler Birliği’nde Vertov, Eisenstain ve Pudovkin’le başlayan belgesel sinema 1930’larda İngiliz Grierson’la gelişti ve bir okul haline geldi. Belgesel film 2.Dünya Savaşı yıllarında büyük bir önem kazandı. Bu dönemde propagandist belgesel filmler üretildi, haber filmleri önemini yitirdi. Somut gerçekliklerin ele alınmasından kaçınıldı, gerçekler çarpıtıldı. Sovyet kuramcısı ve uygulayıcısı Dziga Vertov “Kino-Glaz,Sinema-Göz” kuramıyla kameranın objektifini, insan gözü gibi her şeyi görmeye çevirdi. Doğal yaşamın içindeki insanı gözlemleyen filmler çekti. Vertov’un bu çalışmaları 1960’larda Fransa’da Cinema-Verite’nin doğuşunda etkili olmuştur. Fransa’da belgesel filmlerle birlikte sanat filmleri de önem kazanmıştı. Belgesel filmcilerden Alain Resnais “Van Gogh”, “Guernica”, “Gaugin” adlı kısa filmler çekti. Yeni Dalga’nın öncülerinden Truffaut, Godard, Rivette, Astruc, C. Marker ve birçok yönetmen de sinemaya kısa filmle başladı. Özetlersek, kısa film sinemanın temelini oluşturmuştur ve bugün de bir tür olarak varlığını sürdürmektedir.Kısa filmin tarihine ‘kısaca’ değindikten sonra kısa filmi uzun metrajdan ayıran özelliklerini ortaya koyarak kısa filmi tanımaya çalışalım. Kısa film bir çok türü kapsar; belgesel film, kurgu film, sanat filmi, konulu film, haber film, reklam film, çizgi film, klip vs… Tüm bu türlere kısa denilmesinin nedeni süresiyle ilgilidir. Kısa filmi uzun metrajdan ayıran en belirgin özelliğin zamansal sınırlılık olduğu doğrudur. Bu zamansal sınırlılık birçok farklılığı da beraberinde getirmiştir. Her şeyden önce yönetmen kısa süre içerisinde çok şey anlatmak zorundadır. Kısa filmin gücü az görüntüyle çok şey anlatmasındadır. Yönetmen anlatmak istediği şeyi kısa, açık, sade ama çarpıcı bir dille ortaya koymak durumundadır. Bunu daha çok görüntüler aracılığıyla yapar. Hikaye görüntülerle yeterince anlatılabiliyorsa, diyalog ve metin, fonda sürekli bir müzik gibi anlatılan hikayeyi destekleyecek ayrıntılara yer olmamalıdır. Tüm bu anlattıklarımız kısa filmin uzun metrajdan, içerik olarak da farklılıklar gösterdiğini, kısa filmin kendine ait bir anlatım diline sahip olduğunu gösteriyor. Kısa film ile uzun metrajlı film arasındaki farklılıklar kullanılan tekniklere dayanır. Kısa filmde yönetmen anlatmak istediklerini bir olay çerçevesinde ele alır. Uzun metrajlı filmde ise karakterler olayın önüne geçer. Yani kısa filmde olay, uzun metrajlı filmde ise karakterler ön plandadır.Yönetmenin kısa film yada uzun metrajlı film konusundaki tercihi, anlatmak istediklerini sunmada kullandığı dile bağlıdır. Kısa zamanda çok şey anlatma kaygısı ve kısa filmin verilmek istenenin en doğru ifade edilmesini gerektiren dili yönetmenin yaratıcılığını zorlar, yaratmak özgürlüğü gerektirir. Bu yönüyle kısa filmin yaratıcı ve özgür olduğunu söyleyebiliriz. Kısa filmin özgür olmasının temelinde, ekonomik kaygıları reddetmesi vardır. Uzun metrajlı filmin aksine ticari sinemanın dışında bir alandır. Yönetmen ticari amaçlar gütmediğinden sadece yapmak istediği için yapar. Prodüksiyon, gösterim, sansür gibi sıkıntıların olmayışı yönetmeni daha bağımsız ve özgür kılar. Kısa filmin özgür, bağımsız ve yaratıcı yönü deneysel bir tür olmasını sağlar. Deneysel tür yeniliklere, farklılıklara açıktır, yerleşik sinema normlarını reddeder. Kısa filmin konusu ve yönetmenin konuyu işleyişi yine uzun metrajlı filmden farklılıklar gösterir. Öncelikle kısa film özünde toplumsal sorunları, insani, kültürel ve tarihsel değerleri ortaya koyan bir yapıya sahiptir. Yönetmen kendinden, kendi yaşamından ve yaşamındaki ufak ayrıntılardan yola çıkarak bunu yapar. Yönetmenin malzemesi kendisi, yaşamıdır, yaşam koşulları, yaşadığı yer ve ilişkileridir. Ticari kaygıların olmayışı yönetmenin kendini özgür bir şekilde ortaya koymasını, tam anlamıyla ifade edebilmesini sağlar. Ümit Ünal kısa filmin konusuyla ilgili olarak “Normalde sokakta bağıramayacağınız şeyleri kısa film aracılığıyla ifade edersiniz.” Sözleriyle kısa filmin muhalif, aynı zamanda etkili ve hatta devrimci bir niteliğe sahip oluğunu vurguluyor. Taner Akvardar bir söyleşide “Martılara ekmek atmamış adam kısa film yapmasın!” sözleriyle kısa filmin doğallığını, yaşamın içinden gelişini, yaşamın estetize edilmiş bir hali olduğunu anlatmaya çalışıyor. Tarkan Kaynar sinemayı en büyük aşk, kısa filmi ise “umut” olarak tanımlıyor. Kısa filmin, dinamizmi gerektiren tüm bu özellikleri genel olarak gençlerin kısa filme yönelmelerini sağlamıştır. Ucuz oluşu, teknik anlamda çok büyük beklentilerin olmaması, acemice ama amatör tutkularla yapılması yine gençlerin kısa filmi seçmelerinin nedenlerindendir.Sinema pahalı bir uğraş oluğundan gençler için bir düştür.Kısa filmle bu düş gerçeğe dönüşür. Son olarak Flaherty’nin bir sözü bu çerçevede anlaşılmalıdır. “Gerçek büyük filmler ileride gelecek büyük şirketlerin değil, amatörlerin, tutkulu, ticari amaçları olmayan kişilerin yapıtları olacaktır. Ve bu filmler sanat ve gerçekle yapılacaktır.”

NE YAPMALI?

Kısa filmin sınırlı bir alanda kalması, gelişimini sağlayacak ciddi örgütlülüklerin ve kısa filmcilere destek sunabilecek kurumların olmayışına bağlanabilir. Bu eksikliklerin sağlanması yönünde yapılacak en önemli katkı da; mükemmeli beklemeden, imkanları zorlayarak kısa film çekmektir!!!!!

Zerin Efe

İ 2003 Kısa Film ve Belgesel Atölyesi & ilef.net
http://film.ilef.net/yazi.php?yad=1878

Kısa film atölyesi:

Atölyede, sinemanın en heyecanlı ve en özgür yapımı olan kısa film; başlı başına bir tür, bir akım ve bir yaklaşım olarak ele alınmaktadır. Amaç, sinemanın temeli olan "kısa film" için, kısa film çekmektir.

Bu atölyede katılımcı, kısa film teorisine girişin yanı sıra zihnindeki projeyi filme dönüştürmenin hem teknik hem de kuramsal "incelikleri" ile tanışacak ve kısa film çekecektir.

PROGRAM

Kısa film filmin kısası mı?
Kısa filmci: "Komple" sinemacı
Anlatım dili ve auteur'lük üzerine
Hikâye anlatmak
Senaryo ya da "film metni"
Çekim senaryosu ve storyboard hazırlanması
Kısa filmde oyuncu yönetimi
Kısa filmde oyuncular tarafından yönetilmek
Çekim: Kamera, ışık ve teknik detaylar
Filmin yeniden yapıldığı yer; montaj
Adobe'un muhteşem biraderleri ile tanışma: Premiere ve After Effects
Filmin bir kere daha yeniden yapıldığı yer; müziklendirme ve ses efektleri

NOT: Atölye katılımcıları, bireysel projelerin senaryolaştırılması dışında, grup halinde kısa filmler de çekecektir. Ayrıca bu atölye dahilinde video kamera kullanımı ve non-lineer (bilgisayarda) montaj konusunda temel giriş bilgilerini uygulamalı olarak öğrenebileceklerdir.

 

İLGİNÇ BİLGİLER

TÜRK SİNEMALARINDAN EN CAN ALICI SÖZLER..

-Ne bağırıyon lan.... Süt oğlann...

-Reca ederim bu bahsi kapatalım... Zera ders çalışmam gerekiyorr.... 

-Atıl kurt.. 

-Güzel olduğunuz kadar küstahsınız da. 

-Anneciğim, ben bu amcayı çok sevdim. Ona baba diyebilir miyim? 

-Bana annemi tekrar anlatır mısın babacığım? Senin annen bir melekti yavrum. 

-Neden ağlıyorsun anneciğim? Hayır yavrum ağlamıyorum. Gözüme toz kaçtı. 

-Benim de senin yaşlarında bir oğlum vardı evladım. 

-Seni sevmiyorum, seninle oyun oynadım, bunu anlamadın mı hala. (Aktor veya aktrist amansız ince hastalığa tutulduğu zaman sevgilisine söylediği ilk cümle.) 

-Annen sen doğarken öldü yavrum. 

-N'olur gerçeği söyleyin doktor yaşayacak mıyım? 

-O kızla evlenirsen, seni mirasımdan mahrum, evlatlıktan men ederim. 

-Nayır Necla, n'olamaz. 

-Hayır siz kovmuyorsunuz, ben vazifemden istifa ediyorum. 

-Tanrım, bu resim... Bu resim.
-Ben fakir bir gencim, sen ise zengin bir fabrikatörün kızısın. 

-Biz ayrı dunyaların insanıyız. 

-Aman tanrım, göremiyorum... Göremiyorum... Kör oldum. 

-Görüyorum... Görüyorum.. 

-Evlenince pembe panjurlu bir evimiz olacak. 

-Aman Allahım, ne kadar mesudum. 

-Hayır... Durun... Kemal suçsuzdur... Aradığınız suçlu benim. 

-Durun siz evlenemezsiniz. Siz kardeşsiniz! 

-Bizim bu dünyada yaşamaya hakkımiz yok mu be hakim bey abicim. Ha? 

-Bu ses.. Bu ses.. Olamaz, git, git git buradan.. 

-Vücuduma sahip olabilirsin ama ruhuma asla. 

-Üstlendiğin vazife çok mühim Kemal, bu görevi layıkıyla yapacağından eminim. 

-Ben kor bir gencim, hayatımı keman çalarak kazanırım. Reca ederım duygularımla oynamayın. 

-Sen arkadaşımın aşkısın. 

-Sizi ebediyete kadar bekleyeceğim. 

-Lütfen haddinizi biliniz. 

-Metanetinizi muhafaza ediniz. Tanrıdan ümit kesilmez. 

-Tanrım ne kadar bedbahtım. 

-Bana yıllar önce cılgıncasına sevdiğim bir kadını hatırlattınız. 

-Babanın kanını yerde koma oğul. 

-İşte bana yazmış olduğun aşk dolu mektuplar. Meğer hepsi yalanmış. Al bunları. 

-Hayır Tamer... Olaylar sandığın gibi değil. 

-Fakirsin sen.. Fakir.. Fakir.. 

-Beni paranla satın alabileceğini mi sandın? 

-Bu resimdeki amca kim anne? 

-Sen kaç yiğidim, ben onları oyalarım. 

-Hayır... Hayır... Tertemiz hislerimle oynadın benim. 

-Biliyordum.. Ölmediğini biliyordum Rıfat. 

-Oh ne saadet. 

-Yaa Justinyanus, işte buna Osmanlı tokadı derler. 

-Yettim yiğidim.

-Yavrum İstanbul sana neler etmiş? 

-Saadet dolu yuvamıza kara bir gölge düşürdün. 

-Bizim gibi insanlar şerefleri için yaşarlar, namusları için ölürler. Ama sen bunu anlayamazsın. 

-Ben artık yarım bir insanım. 

-Çocuğumun ameliyat parası için yaptım her şeyi. 

-Ağlamak istiyorum. 

-Demek ikimizde aynı kadını sevdik. 

-Olmadı Neriman, yapamadım.. Seni unutamadım. 

-Ben sırtımda taş taşır, yine seni okuturum yavrum. 

-Söyleyemedim anne, babamın simitçi olduğunu yine söyleyemedim. 

-Son nefesimde her şeyi itiraf etmek istiyorum.

-Katil benim.

-Demek aşkımız bir yalandı.
-Parayla saadet olmaz evladım, bunu sakın unutma. 

-Tanrım neden, neden ben

AMERİKAN FİLMLERİNDEKİ ORİJİNALLİKLER ....

Amerikan filmlerindeki ortak ilginç özelliklere hiç dikkat ettiniz bilmiyoruz ama biraz düşününce aşağıdaki bütün maddelerin doğru olduğu ortaya çıkıyor.

*Polis araştırmaları sırasında en az bir kez bir striptiz salonuna uğramak şarttır.
*Amerika'daki bütün telefon numaraları 555 ile başlar.

*Biri sizi sehirde kovalıyorsa, senenin hangi günü olursa olsun, genellikle St. Patrick Günü törenlerine rastlarsınız ve kalabalığa karışırsınız.

*Butun yataklarda L teklinde çarsaflar bulunur ve bu çarsaflar kadının koltuk altı hizasına kadar uzanırken onun yanında yatan erkeğin bel seviyesine kadar uzanır.

*Bütün market alışverişi çantalarında en az bir somun Fransız ekmeği bulunur.

*Kontrol kulesinde konuşabilecek birini bulan herkes bir uçağı indirebilir.

*Herhangi bir binanin havalandırma sistemi mükemmel bir saklanma yeridir. Sizi orada aramak kimsenin aklına gelmez ve siz de hic bir güçlükle karşılaşmadan binanın herhangi bir bölümüne gidebilirsiniz.

*Silahı yeniden doldurmanız gerekiyorsa, daima muhimmatınız bulunur...daha önce hiç taşımıyor olsanız bile.

*Sehriniz tabii bir felaket ya da bir canavar tarafindan tehdit ediliyorsa belediye başkanının ilk endişesi turistler veya yakında açılacak bir sergidir.

*En tehlikeli yaralarla yaralanan biri gıkını bile çıkarmaz, ama bir kadın yaralarını temizlerken inler.

*Bir pencere camı bariz gözüküyorsa, az sonra oradan biri dışarı atılacaktır.

*Taksiye ödeme yapmak icin cüzdanınıza bakmanıza gerek yoktur; elinize gelen ilk parayı çıkarıp uzatın, tam ücret kadar olacaktır.

*Mutfaklarda elektrik düğmeleri bulunmaz. Geceleyin mutfağa girdiğinizde buzdolabının kapısını açmanız yeterlidir.

*Kelime işlemciler asla cursor ekranı gostermez. Onun yerine hep "Sifreyi giriniz" yazar. Bilgisayarlar her tuşa basıldığında bip sesi çıkarırlar.

*Anneler her sabah yumurta, salam vs den ibaret kahvaltı sofrası hazırlarlar, ancak baba ve çocukların kahvaltı yapacak zamanları hiç olmaz.

*Kabustan uyanan biri daima dimdik oturur ve hızlı hızlı solur.

*Elektronik zamanlama gereçlerine sahip bütün bombaların üzerinde bombanın ne zaman patlayacağını bildiren büyük ekranlar vardır.

*Ziyaret ettiginiz binanın tam önüne park etmek daima mümkündür.

*Bir detektif bir davayı ancak askıya alındığında çözebilir.

*Bütün uzaylılar Amerika'ya iner.

*Bir çok laptop bilgisayar, istilacı uzaylı uygarlıklarının iletişim sistemlerini bozacak kadar güçlüdür.

*Dövüş sanatları içeren bir kavgada düşmanlarınız sayıca ne kadar çok olurlarsa olsunlar etrafınızda dans ederek dönüp dururlar ve öncekiler nakavt oldukça sırayla kavgaya girerler.

*Biri kafasına yediği darbeyle baygın düşse bile asla bir beyin hasarı veya travma geçirmez.

*Polis departmanları memurlarını kesinlikle zıt karakterlileriyle eslettirmek icin onlara kisilik testleri uygularlar.

*Yalnız başlarına kaldıklarında yabancılar Ingilizce konuşmayı tercih ederler.

*Her ihtiyaç duyduğunda elektrikli testere bulman mumkundur.

*Bir kağıt atacı veya bir kredi kartıyla her kapı açılabilir; tabi, bu kapı içinde bir çocuk bulunan ve yanan bir evin kapısı değilse.

*Hiç bir araba kilitlenmez camları dahi örtülmez. Dünyanın arabası calınır ama bunlar hariç.

*FBI, CIA'in bilgi sistemleri birileri bize girse de pat diye cevap versek tarzında çok misafirperver calışmalar içindedirler....
 

Sunum ve eylem önerileri

1.   Gazete çıkarma.

2.   Dergi çıkarma.

3.    Tv programı yapma.

4.    Anket çalışması yapma.

5.    Kitap yazma.

6.    Sunum hazırlama(power point  vb...)

7.    Seminer veya konferans verme.

8.    Şirket kurma.

9.     Tartışma veya münazara düzenleme.

10.     Pano hazırlama.

11.     Şiir yazma,şarkı söyleme

12.     Pandomim yapma.

13.     Heykel yapma.

14.     Dans grubu ile proje hazırlama.

15.     Resim yapma.

16.     Bir meslek dalını yapma.

17.     Turist rehberliği yapma.

18.     Ebru sanatı yapma

19.     Standup program yapma

20.     Fıkra yazma ve anlatma

21.     Kompozisyon yazma

22.     Rapor hazırlama

23.     Sportif faaliyetler yapma

24.     Opera düzenleme

25.     Hacıvat_karagöz oyunu hazırlama

26.     Orta oyunu düzenleme

27.     Maket yapma çalışması

28.     Bilgi yarışması düzenleme

29.   Bulmaca yapma

30.   Afiş çalışması yapma

31.   Kampanya düzenlenme

32.   Oyun bulma ve oynama

33.   Gezi düzenleme

34.   Gözlem yapma

35.   Deney yapma

36.   İnceleme yapma

37.   Çizgi film yapma

38.   Müzikal yapma

39.   Fotoğrafçılık yapma

40.   Hikaye yazmak

41.   Simulasyon

42.   Bir ürünü yapıp onun ticaretini yapmak

43.   Kısa sinema filmi yapma

44.   Kısa reklam filmi yapma

45.   Klip yapma.

46.   Radyo programı

47.   Tiyatro hazırlama

48.    İnternette Web site açma

49.   Tepegöz ile ders sunumu yapma

50.   Animasyon hazırlama.

51.   Belgesel filmi yapma

52.   Radyo Tiyatrosu yapma

53.   Masal yazma.

54.   Roman yazma

55.  Okul gazetesi hazırlama

56.  Reklam ve propaganda y.

57.  Bilgisayar programı yapma

58.  Sergi veya fuar düzenleme

59.  Radyo programı yapma.

60.  Arama Toplantısı düzenleme

61. Seramik veya Keramik çalışması yapma.

 

      DİĞERLERİ

 

Ziyaretçi Defteri    -    Direkt e-mail gönderme formu

Hosted by www.Geocities.ws

 


1