|
|
SUNUM VE / VEYA EYLEM
SERAMİK VE KERAMİK
ÇALIŞMASI YAPMA
|
SERAMİK Toprak,
endogen granit
kayaların doğanın
aşındırmasıyla
ufalanması sonucu
meydana
gelmektedir.
Toprağın her türü
seramik için uygun
değildir.
Kullanıma
elverişli toprak
ise kildir. Kil,
dünyanın ana
maddesidir.
Killerin plastik
özellikleri nedeni
ile şekillendirme
imkanlarına sahip
bulunmaları ve
şekillerini
pişirme sureti ile
koruyabilmeleri
esasına dayanan
seramik endüstrisi
dünyanın en eski
endüstrilerinden
sayılmaktadır.
- Killerin, suyla
karıştırıldıklarında,
plastik
özellikleri olan,
kolayca
biçimlendirilebilen
bir hamura
dönüşme,
pişirildikten
sonra da sert,
sağlam, değişmez
bir yapı kazanma
özelliklerine
dayalı çömlek
üretme sanatı.
- Anorganik
maddelerin
herhangi bir usul
ile
şekillendirilip,
pişirilmesi ile
meydana gelen
ürünlere seramik
denir.
- Seramik
hammaddesi kil
olup elde, kalıpta
veya tornada
biçimlendirilmiş,
fırınlanmış her
tür eşyanın genel
adı. Porselenden
pişmiş toprak
malzemeyedek her
türlü obje
sözcüğün kapsamına
girer.
Tarihçe
Seramiğin
tarihçesi
insanların ateşi
bulmaları ile
başlamaktadır.
Suyu taşımak,
muhafaza edebilmek
için kaplar yapma
zorunluluğundan
seramik doğmuştur.
Yüzyıllar boyunca,
kap kacak
yapımında
kullanılmış, gerek
eski çağlarda
gerekse günümüzde
yapı tuğlası
üretiminde
yararlanılan bir
gereç olmuştur.
Çeşitli
kültürlerin
yaşadığı bir bölge
olması sebebiyle
Anadolu'da yapılan
birçok arkeolojik
kazı sonucu tarihe
ışık tutan seramik
eserlere
rastlanmıştır. İlk
kez yeni taş
döneminde çıkan
seramiğin en eski
örnekleri
Anadolu'da,
Hacılar,
Çatalhöyük, Beyce
Sultan, Demirci
höyük vb.
arkeoloji
kazılarında
bulunan seramik
kaplardır. Bu
yapıtlar
bezemelerinin yanı
sıra biçimleri ile
de dikkat
çekmektedirler.
M.Ö. 3500
Kalkalitik devir,
M.Ö. 2500 - 1000
Truva, Hitit, M.S.
11. Ve 13.
Yüzyıllarda
Selçuklu, 10.
Yüzyılda
Anadolu'ya gelen
Osmanlılar,
Selçuklulardan
kalan seramik
kültürünü
sürdürerek 15.
Yüzyılda kendi
özelliğini
oluşturmuş, belli
dönemlere
damgalarını vurmuş
ve hepsi
birbirinden güzel
örnekler
bırakmışlardır.
İlk kaynaklarını
Anadolu dışındaki
Türk seramiğinden
alan Anadolu
seramik sanatı,
Osmanlı devrinde
tamamen kendine
özgü bir gelişme
göstermiş, tercih
edilen, ihraç
edilen eserler
vererek ilgi
görmüştür. Hokka,
kase, ibrik,
sürahi, kadeh,
kandil, kupa,
gülabtan,
buhurdanlık, tütsü
kabı vb., tabaklar
sert beyaz hamur,
sır altı
tekniğiyle
yapılmıştır.
Seramik malzeme
üretiminde
kullanılacak olan
kil, üretilecek
malzeme türüne
göre, karıştırıcı,
ıslatıcı
makinelerde
şekillendirilebilmeleri
için gerekli su
miktarı ilave
edilmek suretiyle
homojen bir hamur
elde edilmeye
çalışılır. Seramik
malzemesi, elle,
kalıplama,
presleme,
döndürme, filaj
veya etraj, döküm
teknikleri ile
şekillendirilmektedir.
Pişirilen ürünlere
bisküvi adı
verilmektedir.
Bisküvi halindeki
yarı mamul
üzerine; yapılacak
desen, şekil veya
yazıların
sınırları (kontürler)
özel olarak
hazırlanmış
aydınger
(iğnelenmiş
desenli) şablonlar
yardımı ile odun
kömürü tozu ile
desen
işlenmektedir. Bu
desen tahrirlenip
(çinilerde bezeme
örgelerinin
çevresini dolanan
ince kontur)
içleri
boyanmaktadır.
Boyalar genellikle
büyük kısmı ithal
maddelerden
yapılan
boyalardır.
Seramik yapıtlar
üzerine çeşitli
usullerle kaplanan
şeffaf sırlarda:
metal oksitler
katılarak
hazırlanan sır
reçeteleri değişen
yüksek derecelerde
renk veren sır
tipleri
kullanılmaktadır.
Renk veren metal
oksitler tek
başlarına
kullanıldığı gibi,
bir kaçı bir arada
kullanılarak
hazırlanan
reçetelerle
değişik renkler
veren sırlar elde
edilebilir.
Renklendirmede
kullanılan metal
oksitler; krom,
demir, kalay,
bakır, kobalt,
manganez, zirkon,
nikel, vanadyum,
rutil olup tek
veya karışım
halinde
kullanılır. Kalay,
titanyum, antimuan
opak sırlar elde
etmek için
kullanılan üç
maddedir.
Bir parçayı
sırlamadan önce
sırrın yüzeye çok
iyi tutunması
yüzeyin temizliği
ile doğrudan
doğruya ilgilidir.
Bu amaçla bisküvi
akar su altında
kısa bir süre
tutularak
temizlenir. Sır
tabakası 1,5
milimetre
kalınlığında
olmalıdır. Sırrın
kalınlığı
kabarcıkların
oluşması gibi
kusurlara yol
açabilmektedir.
Yeterince kalın
olmayan sırlar ise
kel alanlar
oluşturur. Sır
ürüne fırça,
dökme, daldırma,
majolika gibi
tekniklerle
sürülmektedir.
Desenlenmiş (dekorlanmış)
ve sırı sürülmüş
yarı mamüller
geleneksel
yöntemlerle
fırınlarda
pişirimi
yapılmaktadır.
Şekillendirilen,
kurutulan parçalar
süreksiz veya
sürekli fırınlarda
sürekli veya
süreksiz
fırınlarda, çanak,
çömlekler açık
ateşte, ince
ürünler örtülü
fırınlarda
pişirilmektedir.
Çini genellikle
mimariye bağlı
yapıtlarda
kullanılmakta,
günlük yaşamda
kullanılan kap vb.
ise seramik
denilmektedir.
"ÇİNİ" kelimesinin
'i' ilgi harfiyle
türetilmiş olması
ilk bakışta
çiniciliğin
Çin'den geldiği
kanısını
uyandırmaktadır.
Çiniciliğin
Türklere özgü bir
sanat olduğu sanat
tarihi
uzmanlarınca kabul
edilmektedir.
Mimaride
kullanılan Çiniye
18. Yüzyıla kadar
"Kaşi", çini
eşyaya (tabak,
vazo, kase vb.) de
"EVANİ" (kapkacak)
adı verilmekteydi.
O dönemde Çin'den
ithal edilen
porselenlerin ün
kazanmalarından
ötürü, Türk yapısı
"Kaşi" ye
kalitesinin
yüksekliğini
vurgulamak için
"ÇİNİ" denmeye
başlanmıştır.
Orta Asya'da
gelişen seramik
sanatının bir kolu
olan çinicilik,
Selçuklularla
Anadolu'ya
girmiştir.
Osmanlılarda
mimari süslemede
çok önemli yeri
olan çini, cami,
medrese , türbe,
sarayları
süslemekte
kullanılmıştır.
İlk Osmanlı devri
çinileri Selçuklu
geleneğinin
devamıdır. Figürlü
geometrik yazı,
nebati
süslemelerle sarı,
yeşil renkler
farklı
kullanılmıştır.
Bizanslılar
zamanında bir
seramik merkezi
olan İznik,
Osmanlı
İmparatorluğunun
da en önemli çini
merkezi olarak 14.
Yüzyıldan, 18.
Yüzyıla kadar
üstünlüğünü
korumuştur.
17. yüzyılda
önemini yitiren
İznik atölyeleri
yanında Kütahya'da
İznik tekniğine
erişememekle
beraber
15.yüzyıldan
itibaren bir çini,
seramik merkezi
olarak varlık
göstermiştir.
Kütahya işi
seramikler mavi,
kırmızı, sarı,
mor, yeşil
renklidir.
18. yüzyılda
bölgesel özellik
gösteren Çanakkale
seramikleri ortaya
çıkmıştır. Osmanlı
döneminde daha çok
saray, cami,
medrese, türbeler
için üretilen
seramikler, 17.
Yüzyıldan sonra
yozlaşmaya
başlamıştır.
Cumhuriyet
dönemine kadar
Kütahya, Çanakkale
seramikleri,
Fransa'dan çamuru
getirilerek
yapılan Yıldız
Porselenleri
görülmektedir.
18. yüzyılda
İznik'teki
çinicilik sanatı
tamamen
kaybolmuştur. Aynı
yüzyılda en güzel
örneklerini veren
Kütahya çinileri,
bu yüzyıl sonunda
gerilemeye
başlamış, 19.,20
yüzyılda eski
İznik çinileri
motiflerinin
taklitlerine
dönülmüştür.
Günümüzde çini
merkezi
Kütahya'dır.
Burada daha ziyade
Selçuklu renk,
desenler taklit
edilerek üretim
yapılmaktadır. |
KERAMİK SANATI
Şerare Yetkin
Günlük işlerde kullanılan çeşitli toprak kaplara genel
bir adla keramik ya da
seramik denilir. Bu
kaplar, öteki kullanım
eşyaları gibi biçim ve
süslemeleriyle birer
sanat değeri
taşıyabilir, dolayısıyla
sanat tarihi
araştırmalarına konu
olur ve müzelerde seçkin
bir yer alırlar.
Yapılan kazı ve araştırmalar, hem İslam ülkelerinde
hem Anadolu dışındaki
Türk devletlerinde sanat
değeri taşıyan keramik
örneklerinin çok yaygın
olduğunu ortaya
koymuştur. Bu keramikler,
yetkin formları kadar
üstün bir teknik ve
zevkle yapılmış
süslemeleriyle de
dikkati çekmektedirler.
Özellikle Abbasiler,
Fatimiler, Samanoğulları,
Karahanlılar ve ıran
Selçuklularında çok
gelişmiş bir keramik
sanatı olduğu
bilinmektedir. 9.
yüzyıldan 13. yüzyıla
kadar gelişen bu sanat,
asıl büyük teknik
çeşitliliğine İranda,
Büyük Selçuklular
döneminde ulaşmıştır.
Anadolu Türk keramik sanatı, Büyük Selçuklu keramik
sanatından
kaynaklanmıştır. Anadolu
Selçuklu döneminden
elimize geçen az sayıda
buluntu, Selçuklu ve
Artuklu keramiğinin
yüksek bir sanat değeri
taşıdığını anlamamıza
yetmiştir. Bu dönemin
sırsız keramiklerinde
kazıma, çizikleme,
kalıpla kabartma,
oyma-ajur gibi süsleme
teknikleri
kullanılmıştır. Ayrıca,
Barbotin denilen, elde
biçimlendirilen keramik
hamurunun kabın yüzeyine
uygulanması tekniğine de
rastlanmaktadır.
Keramikte sırın
kullanılmaya başlanması
ile kaplara,renkli ve
çekici bir özellik
kazandırılmıştır. Bu
dönemde firuze sır
altına siyah dekorlu ya
da sarı-kahverengi sırlı
Selçuklu keramiklerine
sıkça rastlanır.
İslam ve Bizans sanatında kullanılan Sgraffitto
tekniği, bu dönemde
Anadoluda da karışmıza
çıkar. Bu teknikte,
sarımsı ya da kırmızı
keramik hamurunun
üzerine çiziktirme ve
kazıma ile geometrik
motifler ya da stilize
bitki motifleri
yapılıyor, sonra da bu
motiflerin araları
renkli sırlarla
sırlanarak
fırınlanıyordu. Bu gruba
ait Selçuklu figür
anlayışını yansıtan
insan ve kuş figürlü
örnekler de
bulunmaktadır.
Bir başka keramik tekniği de Slip denilen tekniktir.
İslam sanatında 9. ve
10. yüzyıllarda
rastlanan slip
tekniğinin Anadolu Türk
sanatında da
kullanıldığı Kubad Abad
Sarayı, Elazığ
Korucutepe, Samasota ve
Kalehisar kazılarında
çıkan buluntulardan
anlaşılmıştır. Bu
teknikte, kırmızı
keramik hamuruna önce
beyaz renkte kalın bir
astarla örnekler
yapılıyor, sonra üzeri
sarı, yeşil ya da firuze
gibi tek renkli bir
sırla sırlanıp
fırınlanıyordu. Büyük
Selçuklular döneminde
İranda Rey ve Keşan
merkezlerinde görkemli
örnekleri verilmiş olan
Minaî tekniğine
Anadoluda rastlanmaz.
Bu teknikte, çok renkli
boyama (7 renk)
kullanılıyor. şeffaf sır
altında dört renk
(firuze, yeşil, mavi,
mor) yer alıyor,
fırınlandıktan sonra
sırlanan kabın üzerine
aralarında kırmızının da
bulunduğu üç renk
(beyaz, siyah bazen de
altın yaldız)
sürülüyordu. Abbasiler
döneminde görülen sır
üstüne madeni pırıltı
veren perdah tekniği,
Büyük Selçuklular
tarafından üstün düzeyde
uygulanmış, ancak
Anadolu Selçukluları
tarafından
kullanılmamıştır.
Kazılarda bulunan az
sayıda parçanın da ithal
olduğu anlaşılmıştır.
Anadolu Selçuklularına ait buluntuların azlığına
karışlık, Beylikler ve
Erken Osmanlı dönemine
ait çok sayıda örnek,
keramik sanatında 14. ve
15. yüzyıllarda büyük
bir gelişme ve teknik
çeşitlenme olduğunu
ortaya koymuştur.
İznikte yapılan kazılar
ve bulunan fırınlar bu
dönemde asıl keramik
merkezinin İznik
olduğunu göstermiştir.
Buluntulardan Selçuklu
sgraffitto ve slip
tekniklerinin de bir
ölçüde devam ettiği
anlaşılmıştır. Ayrıca
ilk olarak Milette
bulunduğu için Milet
işi diye adlandırılan
bir keramik türünün asıl
merkezinin de yine İznik
olduğu, aynı kazılarla
kanıtlanmıştır. Milet
işi denilen grupta
kırmızı hamurlu keramik
beyaz astarla
astarlanmakta, bunun
üstüne motifler
çizilerek boyanmakta ve
şeffaf, renksiz bir sır
sürüldükten sonra
fırınlanmaktaydı. Bu
keramiklerde zengin bir
motif çeşitliliği
karışmıza çıkar. Serbest
fırça vuruşlarıyla
yapılmış, merkezi bir
rozetten dağılan yelpaze
biçimli yapraklar sık
görülen desenlerdir. En
çok kullanılan renkler
ise mor, firuze, yeşil
ve kobalt mavisidir. En
yaygın süsleme türleri
de geometrik desenler,
radyal bölümlemeler,
stilize bitki, kuş ve
balık figürleri hatta
insan yüzleridir. Daha
çok halk sanatının
zevkini yansıtan bu
keramikler oldukça kaba
tekniklerine karışn,
değişik ve zengin bir
desen yaratma gücünü
sergilerler. Ayrıca bu
tabakların Beylikler
döneminde alçı
mihraplarda bir süsleme
ögesi olarak da
kullanıldığı
görülmektedir.
Osmanlı keramik sanatı örnekleri ise Anadolu Selçuklu
ve Beylikler dönemine
kıyasla, desen
zenginlikleri ve teknik
kaliteleri ile çok daha
ileri bir aşamayı
vurgulamaktadırlar. Bu
dönemde artık,
imparatorluk sanatına
yaraşır mükemmellikte
bir keramik sanatı
yaratılmıştır. Dönemin
keramiklerinde üstün
nitelikli beyaz hamur
kullanıldığı için astar
sürülmeden desenler
boyanır ve şeffaf bir
sır sürülüp fırınlanır.
Bu döneme ait cami
kandilleri form
bakımından da büyük bir
olgunluğa ulaşıldığını
gösteren örneklerdir.
Yapıldıkları döneme ve
bölgeye göre farklılık
gösteren keramikler,
mavi-beyaz türle
başlayıp giderek artan
renkleriyle gruplara
ayrılırlar.
15. yüzyıl sonuyla 16. yüzyıl başında, porseleni
anımsatan üstün kaliteli
bir keramik grubu
karışmıza çıkar. Bunlar
beyaz, sert ve pürüzsüz
hamurları, kaliteli
sırlarının altındaki çok
çeşitli desenleriyle göz
doyurucu keramiklerdir.
Yapılan incelemeler,
tabakların içlerini ve
dış kenarlarını süsleyen
motiflerde 15. yüzyıl
Ming dönemi Çin
porselenlerinin etkileri
olduğunu ortaya
koymuştur.
Uzak Doğu kaynaklı, Çin bulutu, stilize ejder ve
sembolik üç top
motiflerinin yanı sıra
şakayık ve üzüm
salkımları da sık
görülür. Ayrıca Türk
sanatına özgü zarif
rumili kıvrık dallar,
kuş, geyik, balık gibi
motifler, hayvan
mücadelesi sahneleri,
stilize iri çiçek ve
rozetler, kufî ve nesih
yazılar, o zamana kadar
görülmeyen zenginlik ve
incelikte bir desen
çeşitlemesi sunarlar.
Yine mavi-beyaz grubuna
giren ve yanlış olarak
Haliç işi diye
tanıtılan bir türe de
kısaca değinmek gerekir.
Bu türün belirgin
özelliği, içiçe
helozonlar oluşturan,
küçük yapraklı ince
dallarla dekore edilmiş
olmalarıdır. İznik
kazılarında çıkan böyle
dekorlu çok sayıda
örnek, bunların da yapım
merkezinin İznik
olduğunu göstermiştir.
Ancak tabanında Kütahya
1529 yazısı bulunan bir
sürahi, Haliç işi
keramiklerin o
tarihlerde yalnız
İznikte değil,
Kütahyada da
yapıldığını ortaya
koyar.
16. yüzyıl ortalarından başlayarak, renklerde bir
çoğalma görülür. Bu tür
örneklerde kaliteli
beyaz hamur üzerine iri
krizantem, bulut ve üç
top motifleri ayrıca
sümbül, lale, karanfil
ve gül demetleri gibi
çeşitli desenler, mavi,
firuze, zeytin yeşili ve
özellikle eflatun renkte
boyanır, daha sonra
renksiz, şeffaf sırla
sırlanarak fırınlanırdı.
Bu desen ve renkte
çiniler, Şamda 16.
yüzyılın ikinci yarısına
ait yapıların
duvarlarını süslediği
için yanlış olarak Şam
İşi diye
adlandırılmışlardır.
Yine ıznik kazılarında
bol sayıda ele geçen bu
tür çok renkli keramik
parçaları, Şam işi
sanılan grubun da
aslında İznik
atölyelerinde
yapıldığını ortaya
koymuştur. Bu görüşü
doğrulayan bir başka
kanıt da bugün Londra
British Museumda
bulunan aynı gruptan bir
cami kandilidir.
Kandilin kitabesinden, bunun İznikte 1549da Nakkaş
Muslu tarafından dekore
edildiği anlaşılmıştır.
Şam işi olarak tanıtılan
bu renkli keramikler,
16. yüzyılın ikinci
yarısında yerlerini
araya çimen yeşili ve
mercan kırmızısının da
katıldığı çok daha üstün
örneklere
bırakmışlardır.
Osmanlı keramik ve çini sanatının bu yarım yüzyılı,
gerek form ve desen
inceliği, gerek teknik
kalitesi bakımından
dünya keramik sanatında
Türk keramiğinin üstün
yerini ve haklı değerini
gösteren örnekler
sunmuştur. Bu dönemde
değişik formlardaki
kaplar ve duvar
çinilerinin desenleri,
çoğunlukla İstanbulda
saray nakkaşları
tarafından hazırlanıp
İznike yollanırdı.
Orada önce beyaz keramik
hamurunun üzerine astar
çekildikten sonra kabın
formuna uygun olarak
özenle çizilen
motiflerin içi kobalt
mavisi, firuze, yeşil,
beyaz bazen de
kahverengi, pembe ve
griyle renklendirilirdi.
Kullanılan renkler
arasında şeffaf, parlak
bir sır altına kabartma
olarak uygulanan ve bu
dönemi simgeleyen mercan
kırmızısını özellikle
belirtmek gerekir.
Deseni oluşturan sağlam
siyah çizgiler ise bu
çok renkli görünümü daha
da etkili kılıyordu.
16. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı sanatının
değişik dallarında
görülen ve bitkisel
motiflere ağırlık
verildiği için,
natüralist diye
tanımlanan üslubu bu
dönemin çini ve
keramiklerinde bütün
çeşitliliğiyle görmek
mümkündür. Haklı olarak
Türk Çiçeği adını alan
lalenin yanı sıra gül,
karanfil, nar çiçeği,
sümbül, nergis, menekşe
motifleri, bahar
dalları, üzüm salkımları
ve servi ağaçları
değişik biçimlerdeki
kapları bir çiçek
bahçesi gibi
süslemiştir.
Tabakların kenar süslemelerinde ise mavi-beyaz
keramiklerde görülen
Uzak Doğu kökenli bulut,
Çin kayası, su dalgası,
üç top gibi motifler bu
dönemde de varlıklarını
sürdürmüşlerdir.
Bitkisel bezemelerin
yanı sıra figürlü
örneklere de rastlanır.
Rüzgarda şişmiş
yelkenleriyle ilerleyen
kalyonlar, Osmanlı
İmparatorluğunun o dönem
deniz savaşlarındaki
başarılarını anımsatan
ilginç örneklerdir.
Natüralist desenlerin
arasına zaman zaman ilgi
çekici başka motiflerin
katıldığı da görülür.
Zemini kırmızı, mavi ve
yeşil renkli balık pulu
motifleriyle kaplı bir
tabak, günümüze kalan
ilginç örneklerdendir.
Yine bu döneme ait bir
grup örnekte yaprak ve
çiçek motifleriyle
birlikte çok canlı ve
hareketli tasvir edilmiş
kuşlu, balıklı hatta
sfenks, ejder gibi
efsanevi yaratıkların
bulunduğu
kompozisyonlara da
rastlanır. Paristeki
Cluny Müzesi, böyle bir
grup keramiği vaktiyle
Rodostan satın aldığı
için eski yayınlarda
bunlar Rodos işi diye
tanıtılmıştır. Oysa daha
sonra ele geçen
kaynaklar, kitabeli
kaplar ve ıznik
buluntuları, bunlarında
İznikte üretildiğini
ortaya koymuştur.
Bu dönemde İznikten sonra ikinci önemli keramik
merkezi Kütahya idi.
Bazı İznik ve Kütahya
keramik örneklerinde
görülen Hıristiyani
kitabe ve armalardan
anlaşıldığına göre, bu
üstün kaliteli
keramikler, Avrupa
ülkelerinde de çok
tutuluyor ve sipariş
üzerine hazırlanıyordu.
17. yüzyıl boyunca, İznik keramiklerinde giderek artan
bir bozulmaya tanık
olunur. Motif ve
desenler bir süre daha
çekiciliklerini
korusalar da renkler
konturlardan taşmış,
canlılıklarını yitirip
soluklaşmıştır. Parlak
mercan kırmızısı ise
kahverengiye dönüşmüş,
sırlar da sararıp,
üzerlerinde çatlaklar
oluşmuştur. Bu bozulma,
18. yüzyılda İznik
atölyelerinin bir daha
açılmamak üzere
kapanışlarına kadar
sürmüştür.
18. yüzyıl başında o zamana kadar ikinci derecede bir
keramik merkezi olan
Kütahya ön plana geçmiş,
18. ve 19. yüzyıllar
boyunca bu etkinliğini
sürdürmüştür. İstanbul
ve yöre illerin
istekleri ve dış
siparişler bu merkez
tarafından
karışlanmıştır. Kütahya
keramiklerinde de beyaz
hamur ve sır altı
tekniği kullanılıyordu.
Ancak bu keramiklerde
İznikin klasik, sade
formlarının giderek
yerlerini daha fantezi
formlara bıraktığı
görülür. Bu arada, motif
çeşitleri ve kullanılan
renk ıskalası da
değişime uğramıştır.
Bitkisel motifler daha
belirsiz bir görünüm
almış, yeni bordür ve
dolgu motifleri ortaya
çıkmıştır. 19. yüzyıl
başında ise kabarık
süslemelere de yer
verildiği, ayrıca sarı
rengin çokça
kullanıldığı görülür.
Kütahya keramiklerinin
dikkati çeken bir başka
özelliği de kapların
yalnız biçim ve
süslerinde değil,
türlerinde de büyük bir
çeşitliliğe gidilmiş
olmasıdır. 19. yüzyıl
Kütahya işi kahve
fincanı ve tabaklarında
motiflerin serbest fırça
vuruşlarıyla çizilip
boyandığı görülür.
Yine de fırçasını ustalıkla kullanmasını bilen nakkaş,
bunlara halk zevkinin
sevimli ve esprili
çeşnisini katmayı
başarmıştır. Uçuşan
melek figürleriyle süslü
askı topları da ilginç
örneklerdir. Bunlar, o
dönemde bir süs olarak
belki de uğur için
tavana asılıyorlardı.
Yine bu dönemde sevimli
insan figürlerinin ince
bir espri ile tasvir
edildiği örnekler de
vardır.
Kütahya keramik sanatında, 18. yüzyıl sonlarında yavaş
yavaş hızlanan bir
gerilemeye tanık olunur.
Kapların formları
gittikçe kabalaşmış,
yüzeylerin pürtükler,
sırda çatlaklar belirmiş
zevksiz örnekler
artmıştır. Bu kalitesiz
keramikler yüzyılımızın
başına kadar devam
etmiştir.
18. yüzyıl ortalarından 20. yüzyıl başına kadar
etkinlik gösteren üçüncü
bir keramik merkezi de
Çanakkaledir.
Çanakkale, adını burada
yapılan çanaklardan
almış olsa gerektir. Bu
yörede keramik
üretiminin kesin olarak
ne zaman başladığı
bilinmemekle birlikte,
bu konudaki ilk bilgiler
18. yüzyıl ortalarında
Çanakkaleden geçen bazı
seyyahların notlarından
öğrenilmiştir. Çanakkale
keramiklerinde kaba,
kırmızı ya da kirli bej
renkli bir hamur
kullanılmıştır.
Sırlar ise kalın ve pürtüklüdür. Geç örneklerde tek
renkli sır üstüne boyama
yapıldığı da görülür.
Figürlü tabakların,
kase, küp, vazo gibi
kapların yanı sıra Barok
bir zevkle ve kaba bir
fanteziyle oluşturulmuş
sürahi ve ibriklere,
heykelsi formlara hatta
keramik mangallara da
çokça rastlanır. Bugünkü
zevkimizi okşayan,
koleksiyoncuları çeken,
daha çok halk resminin
değişik konulu
örneklerinin bulunduğu
Çanakkale tabaklarıdır.
Bu tabaklarda yelkenli,
cami, köşk motiflerinin
yanı sıra hayvan ve
insan figürleri de yer
almaktadır.
Çanakkale keramikleri, teknik yönden üstün olmamakla
birlikte, karakteristik
form ve desenleriyle
bölgesel bir sanat
zevkini yansıtmak
bakımından değer
taşırlar.
Dönemlerinin üsluplarını
yansıtan kaliteli
örnekleri ile Anadolu
Türk keramik sanatının
sanat tarihinde önemli
bir yeri vardır. Günümüz
Türk keramik
sanatçılarının da
geleneklerinden
aldıkları birikimle,
bugünün sanat zevkine
uygun üstün örnekler
üreten bir yaratma
sürecine giriş olmaları,
kıvanç verici bir
durumdur
Çömlekçilik ve seramik
|
Sunum ve eylem önerileri
1. Gazete çıkarma.
2. Dergi çıkarma.
3. Tv programı yapma.
4. Anket çalışması
yapma.
5. Kitap yazma.
6. Sunum hazırlama(power
point vb...)
7. Seminer veya
konferans verme.
8. Şirket kurma.
9. Tartışma veya
münazara düzenleme.
10. Pano hazırlama.
11.
Şiir
yazma,şarkı söyleme
12.
Pandomim
yapma.
13.
Heykel
yapma.
14.
Dans
grubu ile proje
hazırlama.
15.
Resim
yapma.
16.
Bir meslek dalını yapma.
17.
Turist
rehberliği yapma.
18.
Ebru
sanatı yapma
19.
Standup
program yapma
20.
Fıkra
yazma ve anlatma
21.
Kompozisyon yazma
22.
Rapor
hazırlama
23.
Sportif
faaliyetler yapma
24.
Opera
düzenleme
25.
Hacıvat_karagöz
oyunu hazırlama
26.
Orta
oyunu düzenleme
27.
Maket
yapma çalışması
28.
Bilgi
yarışması düzenleme
29. Bulmaca
yapma
30. Afiş
çalışması yapma
31. Kampanya
düzenlenme
32. Oyun
bulma ve oynama
33. Gezi
düzenleme
34. Gözlem
yapma
35. Deney
yapma
36. İnceleme
yapma
37. Çizgi
film yapma
38. Müzikal
yapma
39. Fotoğrafçılık
yapma
40. Hikaye
yazmak
41. Turist
rehberliği yapma
42. Bir
ürünü yapıp onun
ticaretini yapmak
43. Kısa
sinema filmi yapma
44. Kısa
reklam filmi yapma
45. Klip
yapma.
46. Radyo
programı
47. Tiyatro
hazırlama
48.
İnternette
Web site açma
49. Tepegöz
ile ders sunumu yapma
50. Animasyon
hazırlama.
51. Belgesel
filmi yapma
52. Radyo
Tiyatrosu yapma
53.
Masal
yazma.
54. Roman
yazma
55. Okul gazetesi
hazırlama
56. Reklam ve
propaganda y.
57. Bilgisayar
programı yapma
58.
Sergi
veya fuar düzenleme
59. Radyo programı
yapma.
60. Arama
Toplantısı düzenleme
61. Seramik veya Keramik
çalışması yapma.
DİĞERLERİ
|