|
|
SUNUM VE / VEYA EYLEM
ŞİİR YAZMA , ŞARKI YAZMA
VE SÖYLEME
ŞİİR SANATI VE TÜRLERİ
Şiir Sanatı :
Dildeki
anlam, ses ve ritim
öğelerinden yararlanarak
bir duygu, düşünce yada
olayı, yoğun ve sıra
dışı anlatma sanatı
olarak tanımlanabilir.
İnsanoğlunun en eski ve
kendine özgü anlatı
türlerinden biri olması
nedeniyle, bu güne kadar
şiirin pek çok tanımı
yapılmış, ama hiç
birinin bu kavramı tam
olarak açıklayamadığı
görülmüştür.
Bu tanımlardan en
yaygını, şiiri düz
yazının karşıtı olarak
gösteren tanımdır. Bir
başka deyişle, şiir düz
yazı ile anlatılamayan
duygu ve düşüncelerin
ses uyumları ile, kulağa
hoş gelecek biçimde
oluşturulan dizelerle
anlatılmasıdır. Ama bu
tanım manzumeyi de
kapsar. Şiiri manzumeden
ayıran özellik ise,
manzumenin yüzeysel ve
sıradan olmasına
karşılık, şiirin
yoğunluk ve derinlik
taşımasıdır.ölçü ve
uyak,çağlar boyunca
şiirin en ayırıcı
niteliği olarak kabul
edilmiştir.Ne var
ki,yalnızca ölçü ve
uyakla şiir
yaratılamayacağı gibi,
özellikle 20.y.y da ölçü
ve uyak kullanılmadan da
çok başarılı şiirlerin
yazıldığı görüldü. Bunun
sonucunda düz yazının
nerede bitip şiirin
nerede başladığı önemli
bir sorun olarak ortaya
çıktı. Düz yazıda dil
yalnızca bir bildiri
iletmenin aracıdır;
bildiri iletildikten
sonra sözcüklerin önemi
kalmaz. Şiirde ise
vurgu, sözcüklerin
aktardığı bilgi kadar ,
sözcüklerin üzerinde de
yoğunlaşır. Yani şiirde
neyin söylendiğinden çok
, nasıl söylendiği
önemlidir. Şiirin ne
olduğunu tam olarak
anlayabilmek için
yapılması gereken en iyi
şey, çeşitli türlerde
çok sayıda iyi şiir
okuyup bunların üzerinde
düşünmektir. Böylelikle
şiirin ne olup olmadığı,
sözcüklerin nasıl
seçildiği, nasıl
sıralandığı , teşbih ve
istiarelerin nasıl
kullanıldığı gibi
konularda daha çok bilgi
edinilebilir.
Şiir Türleri :
Şiirler işlenilen
konularına ve söyleniş
biçimlerine göre türlere
ayrılır. Bu türleri
başlıcaları ;
1.
Epik Şiir
a-
Doğal Epik Şiir
b-
Yapay Epik Şiir
2.
Lirik Şiir
3.
Didaktik Şiir
4.
Pastoral Şiir
a-
İdil
b-
Eglog
5.
Satirik Şiir
6.
Dramatik Şiir
a-
Trajedi
b-
Komedi
c-
Dram
Epik Şiir :
Büyük kahramanları ve
onların yaptıkları
işleri anlatan şiirdir.
Epik sözcüğü EPOPE (
Destan ) sözünden
doğmuştur. Bir milletin
hayatını yakından
ilgilendiren ve
etkileyen tarih ve
toplum olayları ile
ilgili kahramanlıkları
dile getiren hikaye
şeklindeki şiirlerdir.
Divan edebiyatında
kasideler, Halk
edebiyatında koçaklama,
destan, varsağı türleri
de epik özellik
gösterir. Tarihimizde
birçok şanlı zaferler
yaşadığımızdan, epik
şiir yönüyle bir hayli
zengin bir edebiyatımız
vardır.
Epik şiirler Doğal Epik
ve Yapay Epik
olarak ikiye ayrılır.
Doğal Epik ;
Milletin hayatını
etkileyip , derin izler
bırakan tarihi olayları
, kahramanlık yönü ile
işleyen manzum
hikayelerdir.
Yunanlıların İlyada
sı , Finlerin
Kalevala sı ,
Hintlilerin
Mahaharata sı örnek
verilebilir.
Yapay Epik ;
Yakın çağdaki
milletlerin hayatlarına
ait tarih yada toplum
olaylarını anlatan
şiirlerdir.
İtalyan Tassonun
Kurtarılmış Kudüs ü
, Firdevsinin
Şehname si , J.Miltonnun
Kaybolmuş Cennet
i , örnek
gösterilebilir. Yakın
dönem şairlerimizden
Fazıl Hüsnü Dağlarcanın
Üç Şehitler Destanı
ve benzeri eserleri
yapay epik şiirlere
örnek gösterebiliriz.
|
Utanç Kesiti
|
-Çağlar birbirini görse, Ortaçağ yüzüne
tükürürdü Uzayçağının-
Toplarlar ulusu çalışma kamplarına,
Sıra sıra tel karanlık, sıra sıra tel ölüm.
İner karanlıkta bir ak ses;
Yeter gayrı gel ölüm.
Binlerce eri, polisi -ayın parlaması tanık-
Barsak deşer kan içer, organ koparırlar.
Bir yamyamlıktan bir yamyamlığa,
Tarihi görmediği korkunç bir yüzle varırlar.
İşte bir köyde, ey analar ey.
Ders olsun diye,
Girdi bıçak elleri Amerikanın,
Gebe kadının karnından içeriye.
|
|
Fazıl Hüsnü Dağlarca |
Lirik Şiir :
Akıldan çok , duygulara
, hislere seslenen
insanlarda güzellik
sevgisi uyandırmayı
amaçlayan aşk, ayrılık,
hasret ve özlem
konularını işleyen
duygusal şiirlerdir.
Okurun duygularına,
kalbine seslenir.
Eskiden Yunanlılarda
lir denen sazlarla
söylendiğinden bu adı
almıştır. Tanzimat
döneminde de bir saz adı
olan rebab dan dolayı
bu tür şiirlere rebabi
denmiştir. Divan
edebiyatında gazel,
şarkı; Halk edebiyatında
güzelleme türündeki
koşma, semai lirik şiire
girer.
Edebiyatımızda lirik
şairler arasında Divan
Edebiyatında Fuzuli,
Baki, Nedim; Halk
Edebiyatında Yunus Emre,
Karacaoğlan; Yeni Türk
Edebiyatında Yahya
Kemal, Ahmet Haşim
sayılabilir.
|
Endülüste raks
|
Zil, şal ve gül. Bu bahcede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında endülüs üc defa kırmızı.
Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir
İspanya neş'esi ile bu akşam bu zildedir.
Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,
İşveyle devriliş, örtünüşleri...
Her rengi istemez, gözümüz şimdi aldadır.
İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır..
Alnında halka halka aşüfte kakülü
Gögsünde yosma gırnatanın en güzel gülü...
Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...
Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü sürmeli,
Şeytan diyor ki, sarmalı yüz kere öpmeli.
Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle
Her kalbi dolduran zile, her sineden "Ole!"
|
|
Yahya Kemal Beyatlı |
Didaktik Şiir:
Öğretici bilgi verici
şiirdir. Bir şeyler
öğretmek veya bilgi
vermek amacıyla yazılan
şiirlerdir. Didaktik
şiirde duygu ve
hislerden çok, fikir
ağır basar. Didaktik
şiir herhangi bir konuyu
öğretmek amacıyla
yazılır. Duygu yönü az
olduğundan kuru bir
anlatımı vardır. Kafiye
ve ölçülerinden dolayı
akılda kolay kaldığından
, bilgiler bu yönde
verilir. Fabller ,manzum
hikayeler didaktik
özellik gösterir.
Tevfik Fikretin ve
Mehmet Akifin manzum
hikayeleri didaktik şiir
türünün güzel örnekleri
arasındadır.
|
HÂN-İ YAĞMÂ |
|
|
|
Bu sofacık,
efendiler - ki
iltikaama muntazır |
|
|
Huzurunuzda titriyor
- şu milletin
bayâtıdır; |
|
|
Şu milletin ki muztarib, şu milletin ki muhtazır !
|
|
|
Fakat sakın
çekinmeyin, yiyin,
yutun hapır hapır |
|
5 |
Yiyin, efendiler
yiyin; bu hân-i
iştihâ sizin; |
|
|
Doyunca, tıksırınca,
çatlayıncaya kadar
yiyin ! |
|
|
Efendiler pek
açsınız, bu
çehrenizde bellidir; |
|
|
Yiyin, yemezseniz
bugün, yarın kalır
mı kim bilir? |
|
|
Şu nâdi-i niam,
bakın kudumunuzla
müftenir ! |
|
Pastoral Şiir:
Kır ve çoban
yaşamını , doğa
güzelliklerini
anlatan şiirlere
denir. Süsten,sözcük
oyunlarından,
yapmacıktan ve
gösterişten uzak bir
anlatımla kır
yaşamının ve doğanın
güzelliği ,
çobanların kaygısız
ve sağlıklı
yaşamının
anlatıldığı
şiirlerdir. Pastoral
şiir türü ikiye
ayrılır:
a.
İdil : Bir kişinin,
çoğunlukla dağ bir
çobanın ağzından
yazılan kır
yaşamının
güzelliğinden
ve çobanıl aşktan
söz eden şiirdir.
b.
Eglog : Çobanların
kendi yaşamları ,
kır yaşamı , doğal
güzelliği üzerine
karşılıklı
konuşmalara dayanır.
Çoban
Çeşmesi
|
Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
Ne söyler su dağa çoban çeşmesi.
"Goynunu Şirin'in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca,
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi...
"O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
Değdi kaç dudaga çoban çesmesi.
Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu,
Kerem'in sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
Sızmadı toprağa çoban ceşmesi.
Leyla gelin oldu,
Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
Ateşten kızaran bir gül ararda,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,
Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...
|
|
Faruk Nafiz Çamlıbel |
Satirik şiir:
Toplum
hayatındaki aksayan
yönleri ,
düzensizliklerin
insanların çeşitli
konulardaki
zayıflıklarının zekice ,
ince bir alay tarzı ile
kişileri ve olayları
eleştiren şiirlerdir.
Bunlarda didaktik
özelliklerde
görüldüğünden , didaktik
şiir için de
incelenebilir. Ancak
açık bir eleştiri
olduğundan ayrı bir
sınıfa alınması daha
doğrudur.
Bu tür şiirlere Divan
edebiyatında hiciv ,
Halk edebiyatında
taşlama , yeni
edebiyatımızda yergi
denir.
Pek rengine aldanma
felek eski felektir
Zira feleğin meşreb-i nâ-sâzı
dönektir
Ya bister-i kemhâda , yâ
virânede can ver
Çün bay ü gedâ hâke
beraber girecektir
Allaha sığın şahs-ı
halimin gazabından
Zira yumuşak huylu atın
çiftesi pektir
Yaktı nice canlar o
nezaketle tebessüm
Şirin dahi kasdetmesi
cana gülerektir
Bed asla necabet mi
verir hiç üniforma
Zerdüz palan ursan eşek
yine eşektir
Bed mâye olan anlaşılır
meclis-i meyde
İşret , güher-i âdemi
temyize mihenktir
Nush ile yola gelmeyeni
etmeli tektir
Tekdir ile uslanmayanın
hakkı kötektir
Nâdânlar eder sohbet-i
nâdânla telezzüz
Divânelerin hemdemi
divâane gerektir
Aff ile mübeşşer midir
eshâb-ı meratip
Kanun-i ceza âcize mi
hâs demektir
Milyonla çalan mesned-i
izzetde serefrâz
Bir kaç kuruşu
mürtekibin câyı kürektir
İman ile din , akçadır
erbâb-ı gınâda
Namus ü hamiyyet sözü
kaldı fukarada
Ziya Paşa
Dramatik Şiir:
Acıklı ve üzüntü verici
olayları konu edinen
şiirlerdir. Dramatik
şiir manzum olarak
yazılan tiyatrolarda söz
konusudur. İnsanın
gözünün önünde acıklı ,
korkunç bir olay adeta
canlandırılır.
Dramatik şiir tiyatroda
trajedi ve komedi olmak
üzere ikiye ayrılır.
Daha sonra dramın
eklenmesiyle üç türe
çıkmıştır.
Edebiyatımızdan Abdülhak
Hamid , Faruk Nafız
Çamlıbel ,Necip Fazıl
Kısakürek dramatik şiir
türünün başarılı
örneklerini ortaya
koymuşlardır.
a.
Trajedi :
Hayatın acıklı
yönlerini sahneye koymak
ahlak ve erdem örneği
vermek için yazılan
manzum tiyatro
eserlerine denir.
b.
Komedi :
Güldürme amacını güden
güldürmek ve düşündürmek
amacıyla hayatın gülünç
yönlerini konu edinen
tiyatro eserleridir.
c.
Dram :
Hayatı acıklı ve gülünç
yönleriyle olduğu gibi
yansıtmak için yazılan
tiyatro eserleridir.
|
Anneme mektup
|
Ben bu gurbete ile düştüm düşeli,
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece, içinde mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.
Böylece bir lâhza kaldığım zaman,
Geceyi koynuma aldığım zaman,
Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
Yeniden yollara düzülmekteyim.
Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye;
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.
|
|
Necip Fazıl
Kısakürek
|
|
Hücre (Şarkı) |
|
Hücre, küçük bir
birim canlıda,
Zar, sitoplazma ve
çekirdek var yapıda,
Bunlardan bir hücre
oluşur.
Hücreler birleşir en
son canlı oluşur.
Sınıfımızı hücreye
benzetelim,
Oyun ve eğlence ile
öğrenelim.
Duvarlarımız zar
olsun, esnetelim,
Sitoplazma
sınıfımızın içi,
haydi yüzelim.
Öğretmen, çekirdek
olsun, üzmeyelim,
Her şeyi onunla
yapacağımızı
bilelim.
O, olmazsa olmazdı
hücre,
O, çalışıyor sizden
aldığı güçle.
Hücre zarından
başlayalım, yavaş
yavaş,
O canlı, esnek,
saydam. Dur! Yavaş!
Geçemezsin der
zararlı olan
maddeye,
Sahiptir seçici
geçirgen özelliğe.
Yapısında protein,
yağ ve karbonhidrat
var.
Maddeyi geçiren
gözenek por- var.
Hücre zarının kapı
ve penceresidir
porlar,
Hücre zarı bunlarla
hayat bulur,
arkadaşlar.
Sitoplazma sıvı ve
organel birleşimi,
Zar ile çekirdek
arasıdır yerleşimi,
Sıvı yumurta akı
gibi kaygan,
Yarı katı, yarı sıvı
-kolloit diye
adlandırılan-
Sıvı kısmında neler
bulursun neler!
Besin maddeleri ve
vitaminler,
İyonlar,asitler, su
ve enzimler,
Bunları öğrenin,
yapmayın ezber.
Organeller küçücük
fabrika gibi,
Sınıfımızdaki
öğrencilerin misali,
Her birinin vardır
önemli bir görevi,
Yaparlar aksatmadan
hiç birini.
Bakın şimdi onları
tanıyacağız,
Maddeyi
endoplazmik
retikulumla
taşıyacağız,
Çekirdekle hücre
zarı arasındadır.
Onunla komşu
hücrelere kadar
uzanacağız.
Ribozom
protein üretecek
bizlere,
Emir verecek dizilin
diye amino
asitlere,
İşte böylece
sentezlenir protein,
Ribozomun
nokta nokta olduğunu
bilin.
Golgi aygıtı
ile salgı üretir
hücremiz,
İşte böylece güzel
kokar çiçeklerimiz
Ağzımızda böylece
ıslanır
yiyeceklerimiz
Salgıyı üretir ve
depolar Golgi
cisimciğimiz
Mitokondri
enerji santralidir
hücrenin,
Çoğunluğu buradan
sağlanır harcanan
enerjinin,
Besinleri yakmasıyla
açığa çıkar,
oksijenin,
Buna oksijenli
solunum denir, iyi
bilin.
Lizozom
parçalar büyük
molekülleri,
Zarla çevrilidir,
içinde sindirim
enzimleri,
Zar yırtılırsa
sindirir, hücreyi ve
organelleri,
Buna otoliz
denir, fen
bilgisinin
güzelleri.
Kofullar
su ve atık madde
taşır hücrede,
Büyük ve az
sayıdadır
kofullar,
bitkide,
Küçük ve çok
sayıdadır hayvandaki
hücrede,
Bitki yaşlandıkça
kofullar
büyür git gide.
Sentrozom
yalnız hayvan
hücresinde bulunur.
Hücre bölünürken bir
ipliksi köprü
oluşturur.
Kutuplardaki bu
köprüye iğ ipliği
adı konulur.
Kromozomlar iğ
iplikleriyle
taşınan yolcudur.
Plastitler
sadece bitki hücresi
kahramanları,
Kloroplast,
kromoplast ve
lökoplast adları,
Birbirlerine
dönüşebilir bunların
kalıpları,
Dikkat ederseniz
plastla biter
adları.
Kloroplast,
yeşil tanecikli
klorofil içerir,
Su ve karbondioksit
burada renklenir,
Güneş enerjisi
yardımıyla besin
üretir.
Lezzetler üreten
küçük bir fabrika
gibidir.
Kromoplast
bitkilere güzel
renkleri verir,
Onları gelin gibi
süsler, giydirir,
Kırmızı bir gül,
beyaz papatya
örnektir,
Meyveler, sebzeler,
çiçekler onunla
renklenir
Her şeyde renk arama
yanılırsın,
şaşırırsın,
Lökoplastı
yabana atma o zaman
kala kalırsın.
Nişasta deposu,
ondan karbonhidrat
alırsın.
Hayatın rengi yoksa
eğer onu
hatırlarsın.
İşte anlatılan
hücrenin zarı ve
sitoplazması,
Hayatınıza örnek
olsun organellerin
çalışması
Düşünün küçücük
fabrikalardaki
performansı
İşte bizlere sunulan
harikaların harikası
.
Gönderen: Mustafa
BÜLBÜL
|
ŞİİR:
Duygu, düşünce ve
hayallerin nazım yoluyla
ahenkli ve etkili olarak
anlatıldığı kompozisyon
türüdür (edebî türdür).
Şiir yazabilmek için şu
özelliklerin bulunması
gerekmektedir:
(a) Şiir yazacak kişi,
her şeyden önce büyük
bir bilgi birikimine
sahip olmalıdır. Bu
bilgileri kendi arasında
sınıflandıracak olursak
şunlar ortaya
çıkmaktadır:
(ı) İçinde yaşamış
olduğu toplumun genel
yapısını, geçmişini,
gelenek ve
göreneklerini, kutsal
bildiği değerleri iyi
bilmelidir. Şiirinde, bu
değerlere ters düşecek
ifadelerden uzak
durmalıdır.
(ıı) Dil bilgisi, imlâ
(yazım) kuralları ve
noktalama işaretlerini
hem teoride, hem de
uygulamada iyi
bilmelidir.
(ııı) Zengin kelime
hazinesine sahip
olmalıdır. Kültür
dilinde bulunan
kelimeleri, şiirde
kullanmasa da okuyup
anlayabilecek düzeyde
bilmelidir. Yani, kültür
dili bilincine sahip
olmalıdır.
(ıv) Şiirinde
kullanacağı kelimeleri
seçerken; yaşayan,
anlaşılan kelimeler
olmasına dikkat
etmelidir.
(b) Şiir yazacak kişi,
üstün bir deneyime sahip
olmalıdır. Bu nedenle,
başka şairlerin şiirleri
çok okunmalı; şiir yazma
denemesi çok
yapılmalıdır. Yazdıkça,
daha güzel şiirlerin
oluşacağı
unutulmamalıdır.
(c) Şiirin üç önemli
unsuru vardır:
"Duygu, düşünce ve
hayal". Şair,
bunlardan birini ön
plâna çıkarabilir.
Düşünceyi ön plâna
çıkaran şairlerde,
ideolojik endişeler
önemlidir. (Örnek:
Tevfik Fikret,
Ziya Gökalp, Mehmet Âkif
ERSOY, Nazım Hikmet,
Necip Fazıl
KISAKÜREK vb.)
Duygu ve hayali ön plâna
çıkaranlarda ise estetik
yapı (güzellik)
önemlidir. (Örnek:
Cenap Şahabettin,
Ahmet Haşim vb.)
Bazen de duygu ve hayal
coşkunluğu içinde
düşünceyi uyumlu bir
şekilde öne çıkaran
şairler görülmektedir. (Örnek:
Yahya Kemal
BEYATLI vb.)
Şiir yazacak kişi, bu
ana unsurlardan
hangisine ve nasıl önem
vereceğini iyi
bilmelidir. Ayrıca,
düşüncenin çok açık
olduğu (sırıttığı)
şiirlerin herkes
tarafından her çağda
tutulmayacağına dikkat
edilmelidir.
(d) Bunların ötesinde,
şiir yazmanın bir
yetenek olduğu
unutulma-malıdır.
|
SİZDEN GELENLER
MATEMATİKÇİ
SEVERSE |
|
Seni gördüğüm anda çarpanlara
ayrıldım,
Parabol yüzüne,
elips gözlerine
bayıldım,
İşte dedim benim
aradığım,
İlk fırsatta
aşkımı
tüme-varımla
ispatladım.
n-bilinmeyenli
denklemim derdim
sana,
Hep teorem
ispatlardık
gelince bir araya,
Koni şeklinde,
üçgen şeklinde
yuvamızda,
Dizi dizi, seri
seri
çocuklarımızla.
Tam sunacakken
sana evlilik
önerimi,
Analitiğimiz
uymuyor diyerek
terk ettin beni,
Evet deseydin
CAUCHY bile
kıskanacaktı bizi.
Rüyalarımda hep
seni görürüm,
Benim biricik
hiperbolüm, minik
parabolüm.
Nerde eski
determinant,
diskriminant
formülüm.
Dön bana,
entegralimi al
signum yüzlüm,
Eğer dönmezsen
kahrımdan ölürüm.
Bak şu kalbimin
fonksiyonuna,
periyoduna,
Asimtodumu bulda
grafiğimi çiz
bana,
Söz veriyorum
konikçiğimdemem
sana,
Seni çok seviyorum
anlasana.....
Mustafa ERGÜL |
ÇEVREMİZ
Bu yollar, bu evler,
sokaklar bizim
Tozsuz, dumansız, bir
hava kalmalı
Bu orman, bu bahçe, bu
parklar bizim
Çevremiz her zaman temiz
olmalı.
Çevre bakım ister, bir
beden gibi
Bakımsız olursa suçlu,
sahibi
O da bir canlıdır,
kırılır kalbi
Çevremiz her zaman temiz
olmalı.
Çevremiz her zaman temiz
olmalı.
Kirli yerler değil bizim
yerimiz
Büyük sorumluluk
taşıyoruz biz
Çevremiz her zaman temiz
olmalı
İçimiz dışımız tertemiz
olsun
Ülkemizde herkes
mutluluk bulsun
Çevreci bir düzen
kurulsun
Çevremiz her zaman temiz
olmalı.
UFKUMUZU AÇAN
YAZILAR...
MİZAHIN EĞİTİMDEKİ YERİ
Mizahla Gelen
Yaratıcılık Gücü
Ahmet İnam
İnsan duyularının
kendine verdiğinin
fazlasını duyumlayabilen,
düşünebildiğinin
fazlasını düşünebilen
bir varlık.
Duyarlılığını yaratıcı
biçimde
geliştirebiliyor. Bu
olanağı sağlayan
güçlerinden biri, önemli
bir duyarlılığı da mizah
duyarlılığı. Bu
duyarlılığının onu
yaratıcı kılabilecek bir
güç olduğunu yeterince
anlayamaması da belki de
yine bir mizah konusu.
Yaratıcılık ciddi bir
çaba. Mizahla ne ilgisi
olabilir ki? Mizah
"hafife" almaktır
hayatı. Gülüp geçmektir
dünyaya. Yaratıcı
insansa dünyayı
değiştirmek ister, hazır
bulduğunu işlemek,
yeniden yorumlamak,
dünyaya kendi gönlü ve
düşüncesiyle dünyalar
katmayı amaçlar. Bu
amaç, disiplinli, sıkı
bir eğitimle, çalışmayla
ama çok çalışmayla
gerçekleşmez mi?
Burada mizaha
bakışımızda bir
yanlışlık var. Mizah
belli bir tavır ile
yürütülürse, yaratıcı
insanın yaratıcı olarak
yaşamak isteyen,
yaratmanın coşkusuyla ya
da acısıyla hayatını
anlamlandırabilen genç
yaratıcı adaylarının
soluduğu yaratma
atmosferinin renkli bir
bileşeni oluverir.
Yaratıcılığa can
katacak, yaratıcılığı
diri tutacak, yaratıcıya
yaşama sevinci verecek,
yaratıcının gözünü açıp,
kulağını daha duyarlı
duruma getirecek,
anlayışını, anlatımını
keskinleştirecek bir
gizilgüç olabilir.
- Dikkat edilsin : Her
mizah yapma biçimi
değil, söz konusu
etmek istediğim. Kabası,
basmakalıp olanı, alaya,
aşağılamaya dayalı
çirkinlikleri taşıyanı
var mizah ürünlerinin
de. Mizah anlayışının
da. Şunu savladığımı
sanmanız gülünç olur:
Çocukları yaratıcılığa
kazandırmak için onlara
karikatürler çizdirmeli
ya da göstermeli,
fıkralar anlatmalı ya da
anlattırmalı. Sık sık
şakalar yapmalı onları
eğitirken, işimizin
gülünç yanlarını sayıp
dökmeli.
Mizahı yaratıcılık
eğitiminde bu biçimde
kullanmaya kalkmak
yüzeysel kalacaktır
kuşkusuz. Ben başka bir
şeyden söz ediyorum.
Yaratıcı insanın
yaratısını oluştururken
içinde bulunduğu ruhsal
durumları göz önüne
aldığımızda, yaratıcının
konusuna, yaratma
sürecinde yaşadığı
sorunlara baktığımızda,
bunların mizah tavrıyla
dünyayı kavramaya
çalışan insanın
yaşantılarıyla
benzerliğini
görebilirsiniz.
Yaratıcı insan
alışılmışın dışında
"yeni" ürünler ortaya
koyabilen insandır. Bu
ürünleri ortaya
koyuşunun kökenlerinde
alışkanlıkları, herkesin
tartışmadan onayladığı
görüşlere, birbirine
benzer örnek üretimlere,
heyecansızlığa bir kafa
tutuş saklıdır.
Kaygıları, amaçları
vardır: Herkesin duyduğu
gibi duymamakta, gördüğü
gibi görmemekte,
düşündüğü gibi
düşünmemektedir. Dünyayı
duyuş ve algılayışında
farklılıklar vardır.
İşte mizah bu
farklılıkların
oluşmasına, oluştuktan
sonra da onların
yaratıcı ürünler haline
gelmesine katkıda
bulunabilir. Nasıl?
Mizah duyarlılığını
geliştirerek.
Her insanın mizah
duyarlılığı vardır,
belli ölçülerde. İpleri
koparıp gittiğinde
kabalaşır, "eşek
şakaları"na, "alay" ve
hakarete dönüşür. Oysa
mizah, yaratıcı bir
duyarlılıkla
birleşebildiğinde
yaratıcıyı içten
sarabilir. Böylece
yaratıcı (ya da yaratıcı
adayı) kendini daha
sıcak, daha yumuşak bir
ortamda duyar. Bilim ve
sanat ürünleriyle
uğraşan öteki yaratıcı
arkadaşlarla iletişime
geçebilmesinde mizahın
yarattığı "şen" bir
yaratı havasının katkısı
olabilir. En zor
kavramsal sorunlar,
sanatta üstesinden
gelinemeyecek gibi
görünen güçlükler,
mizahın sağladığı
yaratıcı, birleştirici,
dayanışma sağlayıcı
olanaklarla yenilebilir.
Alaya, eğlenceye,
aşağılamaya değil de
yaratıcı insanların
özgüvenlerini elde
etmelerine yardımcı
olabilecek yine de
eleştiriyi elden
bırakmamış bir mizahi
bakış, genç yaratıcının
duygularının, aklının,
duyularının bile
gülümsemesine katkıda
bulunabilir. Yaratıcılık
asık suratla da
gerçekleşebilir, neden
olmasın? Ama, gülümseyen
bir gönül bir düşünme
gücü görme ve işitme
yetisi ile alışılmış
olanı aşıp yaratı
alanına çıkamaz mıyız?
Çektiğimiz sıkıntılara,
takılıp kalıp da, bir
türlü ileri adım
atamadığımız yaratma
çilesine getirdiği hava
ile, yeni bir can, yeni
bir heyecan katamaz mı
mizah?
Öyleyse mizahın
yaratıcılık eğitiminde
genç insanları
yaratıcılık uğraşma
çekmede, sorunlarıyla
savaşmalarında gerginlik
giderici, yumuşatıcı,
ama yılgınlık yaratmayan
gücüyle katkısı
olabilir. Mizah duygusu
öbür duygularla
birleştiğinde,
alıştığımız nesneleri
değişik görmeye,
abartmaya, o zamana dek
bitişik, bir arada
gördüğümüz özelliklerini
dağıtmaya, dağıtılmış
olanlarını toparlamaya,
büyükseler küçültmeye,
küçükseler büyütmeye
kısaca düşünce üretmeye
sanat yapıtları
oluşturmaya, bizi
yaratarak yaşamaya
hazırlayabilir.
Mizah ruhunun nasıl
farklı bakışlar
yaratabildiğini halk
şiirimizden bir kaç
örnekle anlatmak
istiyorum. İsterseniz bu
örnekleri, divan
şiirimizde, şiirimizin
son dönemlerinde de
bulabilirsiniz. Mizahın
sanatla, (resimle,
müzikle de) dile
getirildiğinde, baktığı
dünyayı nasıl farklı
görebildiğini anlıyoruz.
Mizahın sanatla birlikte
gerçekliği yaratıcı
biçimde algılamaya
katkıda bulunabildiğini
kültürümüzün köklerinde
yatan mizah duygusunu
yakalayarak ortaya
çıkarma olanağımız
vardır.
Tekerlemelerimizde,
bilmecelerimizde,
manilerimizde,
türkülerimizde mizah
hazineleri saklı. Bütün
bu kültürel ve edebiyat
ürünlerine sinmiş
biçimi, yaratıcı
yeteneği olan gençlerin
yeteneklerinin
canlandırılmasında
etkili olabilir. Bugün
düzeyi yer yer düşse de
ülkemizde çıkan mizah
dergilerindeki "espiriler"in,
karikatürlerin zaman
zaman sanat değeri
taşıyabilen, felsefi
incelikler içeren,
yanları olabiliyor.
Yunusun bakışı
ilginçtir: "Çıktım erik
dalına / Onda yedim
üzümü". Erik dalından
üzüm yenir mi? Neden
yenmesin? Yaratıcı
insanların bir
başarısıdır o, herkese
duyurmaya çalışıyor,
benim yorumuma göre.
Erik dalma çıkıp,
yalnızca erik
yenilebileceğini düşünen
erik dalının "üzüm"le
ilgisinin olmayacağını
sanan, erik dalı ile
üzüm arasındaki ilişkiyi
hiç düşünmemiş,
araştırmamış insanlara
bir uyarıdır, sözleri.
İlk bakışta saçma,
"gülünç" gelen bu
sözlerde, görünenin
ardında "derin anlamlar"
olabileceği ya da
insanların türlü
tutarsızlıklar içinde
saçma sapan düşüncelere
inanmaları konusunda
uyarılardır bunlar.
Edebiyat tarihimizde "şathiyye"
adı verilen bu sözlerin
tasavvuf açısından
yorumlanıp tartışılması
bu yazının amaçlarını
aşıyor. Yunus yine aynı
şiirde "Kafdağı'ndan bir
taşı şöyle attılar bana
/ Öğlelik yola düştü
boza yazdı yüzümü"
diyor. Kafdağı'ndan
atılan taş az kalsın
yüzüne gelecekken yere
düşmüştür de Yunus
kurtulmuştur! Kafdağı
ile ilişki kurabilmenin
gücüdür, yaratıcının
gücü. Çağımızda soyut
matematiksel modelleri
içinde yüzlerce yaratıcı
fizikçi, gerçekçiliğin
sınırlarını zorlamakta,
bu açıdan Yunus'un
Kafdağı ile iletişimine
benzer bir iletişim
yaşamaktadırlar!
O ünlü halk türküsündeki
sözleri kim umursamaz?
"Manda yuva yapmış söğüt
dalına / Yavrusunu sinek
kapmış gördün mü?"
Mandanın söğüt dalında
işi nedir? Sinek manda
yavrusunu nasıl kapar?
Gerçekliğin alaya
alınmış, çarpıtılmış
yorumunda düşündürücülük
yok mudur hiç?
Alıştığımız dünyaya
bakış biçimimizi
sarmıyor mu? Yoksa,
gülüp geçilecek bir
saçmalık olarak mı
görülmeli bu türkü?
Bence değil. Mandaları
söğüt dalına koyabilen
bakıştaki gülümseme,
yaratıcı bir
gülümsemedir.
Kaygusuz Abdal'a mal
edilen şu dörtlükteki
saygılı başkaldırıda
yatan mizahi incelikte
yaratıcılık yok mudur?
"Kıldan köprü
yaratmışsın / Gelsün
kullar geçsün deyü /
Hele biz şöyle bir
duralım / Yiğit isen geç
a Tanrı"
Yine Kaygusuz'un "Bir
kaz aldım ben karıdan /
Boynu da uzun borudan /
Kırk Abdal kanın kurudan
/ Kırk gün oldu
kaynatırım kaynamaz"
dizeleriyle başlayan
şiirindeki mizahi
abartıya dikkat: Bu
abartıların arkasında
bir eleştiri yatıyor
olabilir, durumdan
yakınma. Mizahın
kendimizi anlatmada,
yakınmalarımızı,
eleştirilerimizi dile
getirmede, ölçüsü
ayarlanmak koşuluyla
büyük bir yaratma
olanağı oluşturduğu
unutulmamalı.
Yaratıcılık emek ister.
Dikkat ve uzun süren bir
çaba. Sanat bu çabayı
yorumlamada, bu çabanın
boşa çıkması durumunda
bile bize acı bir
gülümseme sunabilir: Bir
oyun oynamanın
coşkusuyla gerçekleri
değiştirmeye adanmış bir
yaşamanın içerdiği
sevinç, bir umutsuzlukla
birlikte gelişebilir.
Burada mizahın
sağlayabildiği umut
hüzne dönüşebilir.
Yunus'un olup olmadığı
tartışılan şu dörtlüğe
bir bakalım: "Şişeden
bina kursalar / Bir
hayli vakit dursalar /
Sonra sopaylan ursalar /
Ne hoş olur şangırdısı"
Kültürümüzün
çekirdeğinde yatan
mizahın, Yunus gibi bir
ustanın elinde sanat
aracılığıyla bu dile
getirilişinde "şişeden"
kurulacak yapıların,
onların yıkımından
duyulan sesin,
alıştığımız dünyanın
algılanıp yaşanmasındaki
kalıplara karşı çıkışı
anlatmaya çalıştığını
söyleyebiliriz: Bu
sözler, arkalarında ne
gibi anlamların yatıyor
olabileceğini bize
düşündürebiliyorsa, bizi
yaratıcı yorumlara
itebilecek bir gücü
taşıyor demektir.
Özellikle sanat
ürünleriyle dile
getirilen mizahın gücü
üstüne düşünmeyi
öneriyorum.
Çağdaş Eğitimde Sanat. İstanbul: Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği yay. 1994.
29-33.
|
Sunum ve eylem önerileri
1. Gazete çıkarma.
2. Dergi çıkarma.
3. Tv programı yapma.
4. Anket çalışması
yapma.
5. Kitap yazma.
6. Sunum hazırlama(power
point vb...)
7. Seminer veya
konferans verme.
8. Şirket kurma.
9. Tartışma veya
münazara düzenleme.
10. Pano hazırlama.
11.
Şiir
yazma,şarkı söyleme
12.
Pandomim
yapma.
13.
Heykel
yapma.
14.
Dans
grubu ile proje
hazırlama.
15.
Resim
yapma.
16.
Bir meslek dalını yapma.
17.
Turist
rehberliği yapma.
18.
Ebru
sanatı yapma
19.
Standup
program yapma
20.
Fıkra
yazma ve anlatma
21.
Kompozisyon yazma
22.
Rapor
hazırlama
23.
Sportif
faaliyetler yapma
24.
Opera
düzenleme
25.
Hacıvat_karagöz
oyunu hazırlama
26.
Orta
oyunu düzenleme
27.
Maket
yapma çalışması
28.
Bilgi
yarışması düzenleme
29. Bulmaca
yapma
30. Afiş
çalışması yapma
31. Kampanya
düzenlenme
32. Oyun
bulma ve oynama
33. Gezi
düzenleme
34. Gözlem
yapma
35. Deney
yapma
36. İnceleme
yapma
37. Çizgi
film yapma
38. Müzikal
yapma
39. Fotoğrafçılık
yapma
40. Hikaye
yazmak
41. Turist
rehberliği yapma
42. Bir
ürünü yapıp onun
ticaretini yapmak
43. Kısa
sinema filmi yapma
44. Kısa
reklam filmi yapma
45. Klip
yapma.
46. Radyo
programı
47. Tiyatro
hazırlama
48.
İnternette
Web site açma
49. Tepegöz
ile ders sunumu yapma
50. Animasyon
hazırlama.
51. Belgesel
filmi yapma
52. Radyo
Tiyatrosu yapma
53.
Masal
yazma.
54. Roman
yazma
55. Okul gazetesi
hazırlama
56. Reklam ve
propaganda y.
57. Bilgisayar
programı yapma
58.
Sergi
veya fuar düzenleme
59. Radyo programı
yapma.
60. Arama
Toplantısı düzenleme
61. Seramik veya Keramik
çalışması yapma.
DİĞERLERİ
|