|
|
YENİ GELİŞMELER
Bu bölümde yeni bulduğum
bilgileri yayınlamaya
çalışıyorum.
PROJE TABANLI EĞİTİM
PROJE TABANLI
EĞİTİMİN TANIMI
Proje tabanlı öğrenme,
projeyi eğitimin temel
unsuru olarak gören bir
öğrenme anlayışıdır.
Proje, düşünme, hayal
etme, özgünlük demektir.
Bu ise, kendi
öğrenmesinin
sorumluluğunu üstlenmiş,
özgün bireyler
yetiştirmeyi ve bunu
gerçekleştirecek bir
öğrenme sürecini
öngörür. Proje
çalışmaları, okul
öncesinde öğrenmeye
değer bir konu hakkında
çeşitli bakış açılarının
derinliğine incelenmesi
olarak tanımlanmaktadır.
Proje çalışmalarında
araştırmalar genellikle
bir sınıf içindeki küçük
bir grup ile, bazen
bütün bir sınıf, nadiren
de bireysel olarak
çocuklar tarafından
yapılmaktadır.
PROJE TABANLI
EĞİTİMİN AMAÇLARI
Proje Yaklaşımı'nın
genel amacı, çocukların
zihinsel yaşantılarını
geliştirmektir. Zihin
teriminin kapsamında
bilgi ve becerilerin
yanı sıra duygusal,
ahlaki ve estetik
duyarlılık da
bulunmaktadır. Küçük
çocuklara uygulanacak
eğitimin, çocukların
zihinlerinin tüm
kapsamını hedeflemesi
gerekmektedir. Bu da
çocukların, sorular
oluşturmasını, bilmece
çözmesini,
çevrelerindeki önemli
konulara ilişkin
bilinçleri arttırmasını
desteklemek içindir.
Proje çalışmalarının beş
temel amacı vardır.
1- Zihinsel Gelişimi
Desteklemek
Araştırmalara göre erken
yaşlarda akademik ve
geleneksel
yaklaşımların, küçük
çocukların eğitimi için
yeterli olmadığı ifade
edilmektedir. Bunun
nedeni olarak ise
çocukların çevrelerine
ilişkin anlayışlarının
zenginleştirilmesi
gerekliliği
gösterilmektedir ve
eğitimin temel amacının,
çocukların dünyayı
anlamasını sağlamak ve
bunu geliştirmektir.
2- Etkinlikler İçinde
Denge Oluşturmak
Proje çalışmaları
çocukların verimliliğini
arttırmakta
kendiliğinden
oyunlarından ve
sistematik öğretim
metotlarından
öğrendiklerini arttırmak
ve desteklemek amacıyla
uygulanır. Çocukların
çalışmalarına uyum ve
süreklilik kazandırır.
3- Okul İle Yaşamı
Birleştirmek
Proje yaklaşımına göre
okul hayattır. Okulda
zamanın bir bölümünün
rahatlamaya, bir
bölümünün ise çalışmaya
ayrılması
gerekmektedir.bu
durumlarda ise proje
çalışmaları programda
çeşitlilik oluşturur.
Böylece daha çok oyun
yoluyla, kendi
deneyimleri ile
öğrenmeye açık olan
küçük çocuklar, ilgi
duydukları bir konuda,
kendi belirledikleri
yöntemlerle ve
gereksinimleri olduğu
kadar öğrenme olanağı
bulmuş olacaklardır.
Diğer yandan geleneksel
okullar, gerçek yaşamdan
farklı olmakta ve
çocukları gerçek çevresi
ile yüz yüze
getirememektedir. Bu
okullarda geleneksel
konular işlenerek
çocuklara gerçeğe
benzemeyen bir çevre ile
ilişki kurdurulmaktadır.
4- Sınıfta Topluluk
Ruhunu Geliştirmek
Çocukların bir topluluk
olarak sınıf ortamını
yaşamaları, eğitimin bir
diğer amacıdır. Bu ise
tüm çocukların, grup
deneyimi yaşamalarıyla
olabilir. Proje
çalışmaları, çocuklara,
birlikte çalışma
duygusunu oluşturmaları
için fırsatlar
vermektedir. Bu arada
her çocuğun grup
yaşamına katkıda
bulunmaları farklıdır.
Bu da çocukların
bireysel farklılıklarını
ortaya çıkarır.
5- Eğitimde
Zorluklarla Mücadele
Edebilmek
Proje tabanlı eğitimin
bir diğer amacıda
öğretmenlerimizin
problem çözme
yeteneklerinin açığa
çıkarılmasıdır. Başka
bir deyişle; hangi
koşulda olursa olsun
öğretmenlerin potansiyel
problemlere yapıcı ve
ikna edici çözümler
getirmesi hem
öğretmenlerin hem de
çocukların problem çözme
yeteneğinin gelişmesi
yönünden değerlidir.
Çoklu Zeka Teorisine
Göre Farklı Zeka
Bölümlerinden İnsanların
Özellikleri ve Eğitim
Şekilleri
Sözel - Dilsel Zeka
· Sözel olarak iyi ilişki ve etkileşim sağlar.
· İnsanların seslerini, dil üslubunu, okumasını ve yazmasını
taklit edebilir.
· İyi bir hafızası vardır ve ayrıntıları hatırlar.
· Farklı dilleri öğrenme becerisine sahiptir.
· Okuduklarını iyi anlar ve özetlemeyi sever.
· Dil bilgisi kurallarını etkili kullanabilir.
· Yazım hatası yapmazlar.
· İyi bir dinleme becerisine sahiptir.
· Kendi yaşıtlarına göre iyi bir söz dağarcığı vardır
Çalışma alanları:
Edebiyat, Yazarlık,
Şair, Arşivcilik, Hatip,
Dil Bilim, Hukuk,
Siyaset gibi alanlarda
başarıyla çalışırlar.
Uygulanacak öğretim
şekilleri: Öykü
anlatma,teybe veya cd'ye
kaydetme, not tutma,
yayın, beyin fırtınası.
Mantısal -
Matematiksel Zeka
· Sebep-sonuç ilişkisini kurma becerisine sahiptir.
· Zihinsel matematik yapmayı çabuk yapma becerisine sahiptir.
· Matematik, bilgi işlem, rakamlarla ilgili etkinlikleri sever.
· Grafik, şema ve şekillerle çalışarak öğrenmekten hoşlanır.
· Strateji oyunlarını, mantıksal bilmeceleri,zeka oyunlarında
oldukça başarılıdır.
· Üst düzey bilişsel süreç gerektiren düşünme tekniklerini
kullanır.
· Soyut ve kavramsal düşünmede yaşıtlarından ileridir.
Çalışma alanları:
Muhasebeci-satın alma,
matematik ve mühendislik
bilimleri, Bilim adamı,
İstatistik, bilgisayar,
ekonomi ve fen bilimleri
alanlarında başarıyla
çalışabilirler.
Uygulanacak öğretim
şekilleri: Hesap
yapma ve sayma,
sınıflama, özelliklere
göre ayırma, Sokrat türü
sorgulama, bilimsel
düşünme.
Görsel - Mekansal
Zeka
· Görsel algıları net biçimde hafızasına alabilir.
· Resimler ve şekillerle düşünür.
· Hayalinde gördüğü resimleri anlatabilir.
· Harita, tablo, grafik ve şemaları metiden daha iyi anlayabilir.
· Yaşıtlarından daha çok hayal kurar.
· Üç boyutlu ilginç yapıtlar ve sanatsal etkinlik haline
getirilmiş proje
aktiviteleri yapmayı
sever.
· Görsel sunuşları sever.
· Okurken kelimelerden çok resimlerden anlar.
· Yön bulma becerisine sahiptir.
· Boyama kitapları,ödev kağıtları ve diğer materyallerle
çalışmayı daha çok
sever.
Çalışma alanları:
Ressam, Artist,
Fotoğrafçı, Mühendis,
Kameraman, Mimar,
Heykeltraş, Tasarımcı,
Dekoratörlük, İzci,
Rehber gibi meslek
alanlarında başarıyla
çalışabilirler.
Uygulanacak öğretim
şekilleri: Hayal
gücüyle görselleştirme,
renk ipuçları,
resimlerle benzetme,
düşündüğünü çizme,
grafik simgeler.
Bedensel - Kinestetik
Zeka
· Fiziksel beceri gerektiren alanlarda ( rol yapma, atletizm,
dans, dikiş-nakış gibi)
yetenekleri vardır ve
yenilikler keşfeder.
· Zihin-vücut koordinasyonları iyidir.
· Uzun süre hareketsiz oturamaz, yerinde duramaz.
· Nesnelerin parça bütün ilişkisi ilgilerini çeker.
· Yeni, tanımadığı nesnelere dokunarak ve hareket ederek öğrenir.
· Hamur,çamur, parmak boyası gibi dokunularak yapılan etkinlikler
daha hoşuna gider.
Çalışma alanları:
Spor, Dans, Heykeltıraş,
Teknik direktör,
Koreografi, Oyunculuk,
Cerrahlık,
Pantomimcilik,
Sanatçılık gibi
alanlarda başarıyla
çalışabilirler.
Uygulanacak öğretim
şekilleri: Bedeni
ifade aracı yapma,
düşünceyi elle yapılan
etkinlikler ve
materyallerle ifade
etme, bedeni matematik
aracı olarak kullanmak,
dramatizasyon.
Müziksel - Ritmik
Zeka
· Seslere, notaya ve ritimlere karşı özel bir ilgiye sahiptir.
· Her türlü seslere karşı duyarlıdır ve tepki verir.
· Notasını görmediği müziği ve melodileri tanır.
· Konuşurken çalışırken hareketlerinde ritim vardır.
· Okul dışında da öğrendiği şarkıları kolaylıkla öğrenir.
· Müziksel enstrümanları çalmayı kolaylıkla öğrenebilir.
· Müziği hareketlerle birleştirip farklı
figürler ortaya
çıkarabilir.
Çalışma alanları:
Şarkıcı, Besteci,
Müzisyen, Orkestra Şefi,
Müzik Eleştirmeni gibi
alanlarda başarıyla
çalışabilirler.
Uygulanacak öğretim
şekilleri: Ritim,
kayıt, müzikle kavram
anlatımı, ruh halini
hazırlamada müzik.
Kişilerarası Sosyal
Zeka
· Yaşıtları ile birlikte olmaktan,oynamaktan hoşlanır.
· Empati yapabilme yeteneği vardır.
· Doğal liderdir, ,insanları organize etme yetenekleri vardır.
· Diğer çocuklara bildiklerini öğretmekten zevk alır.
· Pratik zekası vardır, ikna becerisine sahiptir.
· Grup ve takım çalışmalarından çok zevk alır.
· Farklı kültürler ve farklı yaşam tarzları ilgisini çeker.
· Çok küçük yaşlarda bile toplumsal ve politik sorunlarla
ilgilenebilir.
· Davranışlarının sonuçlarını değerlendirebilir.
· Dinlemeyi, konuşmayı, öneriler bulmayı sever.
Çalışma alanları:
Öğretmenlik, Yönetim,
İşletme, Danışmanlık,
Psikologluk, Rehberlik
uzmanı ve Politika gibi
alanlarda başarıyla
çalışabilirler.
Uygulanacak öğretim
şekilleri: Yaşıtları
arası paylaşım, sanal
ortam
oluşturma(simülasyon).
Kişisel - İçsel Zeka
· Bağımsızlık duygusu gelişmiştir ve güçlü bir irade sergiler.
· Zayıf ve güçlü yönlerinin farkındadır.
· Yaşamlarında motivasyon kaynakları, hedefleridir.
· Kendi kendine olmayı ve ya oynamayı tercih eder.
· Kendi duygu ve düşüncelerini doğru algılar.
· Kendi ilgi, becerileri ve etkinlikleri hakkında konuşmaktan
hoşlanmaz.
· Başarı ve başarısızlıklarından dersler alır.
· Kendini sever ve kendisiyle gurur duyar.
· Kendine özgü öğrenme tarzı geliştirir.
· Kendi hakkında düşünür ve sürekli bir kişisel değerlendirme
süreci yaşar.
Çalışma alanları:
Yazar, Psikoterapist,
Sosyal hizmet uzmanı,
Dini lider, sanatçı, İş
adamı, Ressam,
Heykeltraş vb. alanlarda
başarıyla
çalışabilirler.
Uygulanacak öğretim
şekilleri: Kısa
süreli düşünme süresi,
öğrendiği şeyle kişisel
bağlantılar kurdurma,
seçme şansı verme, duygu
heyecanı artırıcılığa
ağırlık verme, amaç
belirlemelerine izin
verme.
Doğa Zekası
· Çevredeki değişiklikleri hemen fark eder.
· Her canlının yaşamına ilgi duyar, farklı türler onun için çok
ilgi çekicidir.
· Doğa ile ilgili konulara ilgi duyar (Acılık,dağcılık çiftçilik
vb.)
· Araştırmalar yapmayı sever.
· Doğadaki deneyimleri ona daha öğretici gelir.
· İnsanın varoluşunun nedenlerini
düşünür.
Çalışma alanları:
Zooloji, Botanik,
Organik Kimya, Biyoloji,
Jeoloji, Meteoroloji,
Arkeoloji, Çiçekçilik,
Tıp, Fotoğrafçılık,
Dağcılık, İzcilik vb.
alanlarda başarıyla
çalışabilirler.
Uygulanacak öğretim
şekilleri: Doğa
gezileri, koleksiyon
yapımı, bilgilerin
sınıflandırılması,
araçları katarak
incelemler yapılması,
coğrafya ve doğa
hakkında bilgilerin
sağlanması, doğadan
alınan örneklerle
etiketleme ve ayırma
yapılması, kaşiflere
dair filmlere kitaplara
yer verilmesi.
"Hayvanlar vaktiyle yeni dünyanın problemlerini çözmek için
kahramanca bir şeyler
yapmaları gerektiğine
karar verdiler. Bu
nedenle bir okul
açtılar.
Koşma,tırmanma,uçma ve
yüzmeden oluşan bir
faaliyet programı
hazırladılar. Uygulamayı
kolaylaştırmak için ise
bütün hayvanlara
programdaki bütün
dersleri verdiler.
Ördek yüzmede çok
ustaydı. Hatta
öğretmenlerinden de
usta. Uçma dersinde çok
iyi notlar aldı. Ama
koşma konusunda çok
beceriksizdi. Koşmadan
düşük not aldığı için
derslerden sonra okulda
kalması gerekti. Ayrıca
koşma alıştırmaları
yapmak için yüzmeyi de
bir tarafa bıraktı. Bunu
perdeli ayakları iyice
yıpranıncaya kadar
yaptı. Yüzmede de orta
bir not aldı. Ama okulda
orta notlar da kabul
görüyordu. Bu nedenle
duruma ördekten başka
üzülen olmadı.
Tavşan önceleri koşmada
sınıfın birincisiydi.
Ama yüzme konusunda
durumunu telafi etmesi
için çok çalışması
gerektiğinden bunalım
geçirdi.
Sincap tırmanmada çok
mükemmeldi. Ama sonra
uçma dersinde düş
kırıklığına uğradı.
Çünkü öğretmeni onu ağaç
tepesinden değil de
yerden yukarı uçmak için
zorluyordu.
Ayrıca sincap kendisini
fazla zorladığı için
kaslarına kramp girmeye
başladı. Ve tırmanmada
"c" koşmada ise "D"
notunu aldı.
Kartal sorunlu bir
öğrenciydi ve onu sert
bir biçimde disipline
sokmaları gerekliydi.
Tırmanma dersinde diğer
öğrencilerin hepsinden
önce ağacın tepesine
varıyordu ama oraya
çıkmak için kendi
yöntemlerinden
faydalanmakta ısrar
ediyordu.
Yılın sonunda olağanüstü
bir biçimde yüzen ve
ayrıca
koşabilen,tırmanan,biraz
da uçabilen anormal bir
yılan balığının not
ortalaması diğer
öğrencilerinkini geçti.
Ve mezuniyet günü sınıf
birincisi olarak veda
konuşmasını o yaptı.
Çayır köpekleri,okul
yönetimi programlara yer
kazma ve tünel açmayı
koymadığı için okula
gitmedikleri gibi alınan
vergiyi de ödemediler.
Çocuklarını porsuğun
yanına çırak olarak
verdiler. Daha sonraları
da yer sincapları ve dağ
fareleri ile birleşerek
başarılı bir okul
açtılar."
öğretim Sistemi Nasıl Olmalı?
Prof.Dr. Osman ÇAKMAK
Beyin-zihin sistemi
üzerinde yapılan
araştırmalar, insanın
yaratılıştan sahip
olduğu donanımlarının
(zihin fakülteleri, beş
duyu organı, sezgiler,
iç ve dış idrak
sistemleri, kalb ve ona
bağlı fakülteler vb)
öğrenmeye hazır bir
sistem olarak
yaratıldığını
göstermektedir.
Günümüzün başarılı ve
huzurlu insanı,
beyin-zihin sistemine
yerleştirilen zihnî
melekelerini, kalbini ve
ona bağlı his
fakültelerini, dengeli
şekilde kullanabilen
insandır. Bu açıdan
başarılı bir eğitim ve
öğretimin temelinde
insanın öncelikle
kendini tanıması vardır.
Ancak insanın mahiyetine
konan bu öğrenme
vasıtalarının, nasıl
kullanılacağını gösteren
bir el kitabı
olmadığından, bunların
insanlar tarafından fark
edilerek inkişaf
ettirilmeleri
gerekmektedir.
Öğretim sistemimizin
dramı
Ülkemizde son 30 yıldır
ağırlıklı olarak
uygulanan öğretim
modeli, öğretmenlerin
sınıf ortamında bilgiyi
öğrenciye aktarması
temeline dayanır.
Kullanılan öğretim
metodu esas olarak,
konuşma-anlatma
tekniğidir. Yazılanı ve
söyleneni aynen kabule
dayalı ve öğrencinin
kabiliyet ve ilgi
alanlarının göz ardı
edildiği bu yapıya
ezberci sistem
diyebiliriz. Bizi
yanıltan nokta,
öğretme ile
öğrenmenin aynı şey
zannedilmesidir. Halbuki
öğretmek söylemek ve
bilgi aktarmaktır;
öğrenmek ise, davranış
değişikliği ve
performans
iyileşmesidir. Bir
eğitici, karşısındaki
kişide bir davranış
değişikliği
gerçekleştirinceye kadar
bir şey öğretmiş
sayılmaz. Öğretmen,
belki çok şey söylemiş
olabilir, hatta
dinleyici anlatılanları
anlamış da olabilir. Ne
var ki, dinleyenin
performansı değişmediği
sürece, henüz bir şey
öğrenilmiş değildir.
Ezbere dayalı öğretim
tekniğinde öğretmek;
konuşma, anlatma ve
bilgi aktarma mânâsına
gelir. Söyleme-anlatma
metodundan ibaret kalan
klâsik öğretim usulü,
öğrencinin zihin
fakültelerinin aktif
olarak devreye girmesini
sağlayamamaktadır.
Türkiyedeki öğretim
sisteminde neredeyse %
90 nispetinde, sadece
ders anlatmaktan ibaret
olan bu metot
uygulanmaktadır. Ayrıca
mevcut sistem,
çocukların doğuştan
sahip oldukları ve kendi
öğrenme profillerine
uygun öğrenme tarzlarını
ve içlerindeki öğrenme
enerjisini göz ardı
etmektedir. Dimağın
bütünüyle öğrenmeye
dahil edilememesi,
yaratılıştan gelen
öğrenme ve kavrama
eğilimlerine ters bir
durumdur.
Söyleme-anlatma metoduna
dayalı öğretim tarzında;
dimağın hayal gücü,
ritim, şekil ve sıra
dışı alternatifli
düşünme, sentezci ve
sistemci düşünme gibi
fonksiyonları âtıl
kılmaktadır. Türk
öğretim sisteminde
yetişen öğrencilerin
ortak yönleri; yığınla
bilgi edinebilmeleri, bu
bilgileri başkalarına
aktarabilmeleri, fakat
öğrendiklerini pratik
hayata taşıma
nispetlerinin
düşüklüğüdür. Ayrıca
öğrenciler bilgiyi
depolama ve geri çağırma
konumundan, onu üreten,
sentezleyen özne
konumuna
yükselememektedir. Bir
tuğla yığınından nasıl
kendi kendine bir bina
ortaya çıkmıyorsa,
şuurlu bir öğrenme
sürecine girmeden,
zihindeki bilgi
yığınından da, sentezci
düşünceyle yoğrulan
üretici ve yenilikçi
bilim ortaya
çıkmamaktadır.
Öğrenciye aktarılan veya
onun hayal ve tasavvur
dünyasına giren
malumatlar, akıl
süzgecinden geçirilmeden
kabullenilince,
öğrenciler dogmatik
zihniyeti yansıtan tek
doğrulu bakış açısına
ve Sorma! Düşünme! Körü
körüne inan! anlayışına
sahip oluyorlar. Bu
çarpık metot, öğrenciyi,
yalnızca evet-hayır
kesinliğiyle hâdiseleri
ele almaya teşvik
etmekte, öğrencilerin
fıtraten sahip oldukları
şüphe ve merak hislerini
dumura uğratmaktadır.
Eğitim-öğretim, yazılan
veya söylenen
doğruları sorgulamadan
öğrenmeye yönelik
olursa, hedeflenenlerin
aksi ortaya çıkar.
Meselâ hâdiselere geniş
pencereden bakabilen,
yeniliklere açık, insan
haklarına saygılı
fertler yetişmez.
Okuduğu her yazıya,
duyduğu her söze ve
ileri sürülen her
düşünceye de
düşünülmeden inanması
istenen öğrenci, hür
düşünmeyi, düşünce
üretmeyi, başka fikir ve
görüşlere karşı saygılı
olmayı öğrenemez. Böyle
olunca da, insan
hakları, demokrasi,
ifade hürriyeti ve
toplum kesimleri
arasında diyalog ve
uzlaşma gibi içtimaî
fazilet ve değerler,
toplumumuzda gereği gibi
hayat bulamaz.
Yeni öğretim sistemi
Yeni öğretim
anlayışında, öğrenme ve
araştırmayı öğrenmek,
grup çalışması
yapabilmek, hem bağımsız
hem de birlikte
inisiyatif
kullanabilmek, çok şey
öğrenmekten ziyade,
bilginin kaynaklarına
ulaşabilmek öncelik
kazandı. Kültür ve değer
alanına ait doğruların
birbirine
indirgenemeyeceği,
mutlak ve izâfi
doğruların varlığı ve
birlikteliği, nispî
doğruların ve
hakikatlerin
çoğulculuğu, zıtlıkların
aynı anda varlığı gibi
yeni prensip ve
değerlere dayalı bir
düşünme tarzı ve eğitim
felsefesi, eski
anlayışların yerini
almaktadır. Yeni öğretim
modelinde öğrenilmesi
istenenler, niçinleri
ve başka bilgilerle
bağlantıları bilinerek
öğrenilecektir. Bilgiyi
araştıran, bulan ve
işleyen öğrenci,
kaynaklara yüzde yüz
güven yerine,
sorgulayıcı bir anlayışa
kavuşacaktır. Bu
öğrenciler, düşünceler
geliştirerek problem
çözme kapasitelerini
zenginleştirecektir. Bu
modelde, öğrenmede
sathîlikten derinliğe
geçilmekte, ezber ve
taklit yerine, tahkik ve
araştırma öne
çıkmaktadır. Öğretimde
öğrencinin pasif konumu
terk etmesi sağlanmakta;
bilgiye ulaşmada,
üretmede ve sentezde
öğrencinin daha aktif
bir rol oynamasına izin
veren yeni öğretim
usulleri
geliştirilmektedir.
Eskisine kıyasen daha
doğru olan yeni öğretim
anlayışını, altı direk
üzerinde yükselebilen
bir binaya
benzetebiliriz. Şimdi
bunları sıra ile ele
alalım:
1) Sorgulamaya ve yapıcı
eleştiriye dayalı
öğrenme: Bu tarz
öğrenmede, öğrenci bir
konuyu merak edip
araştırmaya başlar, elde
ettiği bilgiyi zihninde
yeniden inşa eder. Eski
ve yeni bilgileri
arasında bağlantılar
kurmaya çalışır.
Doğruların çeşitliliği
ve değişebileceği, aynı
doğruya farklı yollarla
da ulaşılabileceği
anlayışı verildiğinde,
öğrenci, sentezci bir
düşünce yapısı
kazanabilir. Nesnel ve
sosyo-kültürel doğrular,
onları çevreleyen
şartlara bağlıdır.
Doğruların çıktığı
şartların hâlâ devam
edip etmediği gözden
geçirilmesi gerekir ki,
hâdiseler karşısında
bağnaz bir tutum
sergilenmesin. Meselâ
öğrenci, Şu anda sahip
olduğum doğrular, bakış
açım ve bilgilerimle
sınırlıdır. Bunları
güncelleştirmek ve
zenginleştirmek için
gayret göstermeliyim.
Bilgi dağarcığımı
genişletebilmek için
devamlı öğrenmeye ve
kendimi yenilemeye
ihtiyacım var.
anlayışına sahip
kılınacak şekilde
eğitilmelidir. Bu
anlayış ve terbiye
öğrencilere
verildiğinde, öğrenci
her zaman kendini
geliştirme şansı
bulacaktır.
2) Öğrencinin öğrenme
gücünü açığa çıkarma,
merak uyandırma ve
motivasyona öncelik
verme.
İstatistikler, bir
toplumda ancak % 10luk
öğrenci kesiminin
yaratılıştan her şeye
karşı meraklı olduğunu
gösteriyor. Dolayısıyla
bu tip öğrenciler, ek
bir motivasyona ihtiyaç
duymadan merakları
sebebiyle, öğrenmeyi her
ortamda başarıyorlar.
Eğitimde asıl mesele, %
90lık çoğunluğun nasıl
motive edileceği üzerine
düğümleniyor. Aktif
öğretim metodunda bu
açıdan öncelikli mesele,
öğrencilerin derslere
motive edilmesi,
ilgilerinin
uyandırılması ve
öğrenmeye ihtiyaçları
olduğunun
hissettirilmesidir.
Öğrencilerin motive
edilmesinde temel nokta,
derslerin öğrenme ve
öğrenci merkezli hâle
getirilmesidir. Ne
öğreteceğimizi tespit
ettikten sonra,
öğrenciler öğrenmeye
istekli hâle getirilir
ve iyi motive edilirse,
derin öğrenme ortaya
çıkar; öğretilenler
davranışa dönüşür.
Motivasyon teorisine
göre, insanlar,
öğrenmeyi isterlerse,
öğrenebilir; merak ve
ilgilerini beslerlerse
gelişebilir. Bir bilgiyi
şuurlu olarak istemeyen
veya özümsemeyen kişi,
derin öğrenmeyi
başaramamış demektir. Bu
sebeple, derin ve kalıcı
öğrenme, öğretmenin iyi
ders anlatmasından
ziyade, öğrenciyi iyi
motive etmesine ve
merakını uyandırmasına
bağlıdır.
Usta öğretici
hazmedilmiş bilgiyi
örnekleriyle aşk ve şevk
içinde aktaran, kişideki
öğrenme gücünü
harekete geçirmeye
vesile olan,
öğrencilerine ilham
vermeyi becerebilendir.
İnsanların motive
olmasında ve
potansiyellerinin açığa
çıkmasında, aklın
yeterli olmadığı, his ve
gönül dünyasının da
önemli olduğu
görülmüştür. Hislerin
gelişmesinde gönül
dünyası ve mânevî
değerler önemli rol
oynamaktadır.
3) Öğrenme tarzlarının
çeşitliliği: önce
öğrenmeyi öğren! Kendini
bil, kendini tanı!
Niçin bazı çocuklar daha
hareketli iken, bazıları
daha sakin, bazı
çocuklar düzenli ve
tertipli, bazıları ise
üst-başını toplayamaz ve
bundan da rahatsızlık
duymaz? İnsanları bu
kadar farklı yapan
nedir? Bu farkların
oluşmasında, mizacımız,
karakterimiz, kişilik
yapımız, yetiştiğimiz
çevre, alınan terbiye ve
şuuraltı gibi birçok
faktör rol oynar.
Özellikle fertlerin
algı, öğrenme ve düşünme
farklılıkları, öğrenme
tarzlarını
şekillendirir.
Öğrenme tarzımız
doğuştan gelen
karakteristik
özelliğimizdir. Öğrenme
tarzı; her öğrencinin
yeni bilgiyi öğrenmeye
hazırlanırken,
öğrenirken ve
hatırlarken kendine has
yollar kullanmasıdır. Bu
yüzden öğrenme tarzını
bilmek, mânâsız görünen
pek çok davranışa mânâ
katar. Farklı model ve
teorilerde öğrenme
tarzları, çeşitli
gruplara ayrılarak
incelenir. Popüler
öğrenme tarzlarından
biri, insanın beş
duyusuyla algılamada
kullandığı sistemlerin
baskınlık derecesini
esas alır. Bu modele
göre öğrenciler, bilgiyi
algılamada; görmeye,
işitmeye ve
hareket/dokunmaya dayalı
veri yollarından birini
daha baskın kullanmaya
eğilimlidirler. Bu
yüzden bu model ışığında
üç ana öğrenme tarzı
vardır. Farklı
modellerde bu öğrenme
tarzlarının sayısı
artmaktadır. Öğrenme
tarzlarındaki farklılık,
öğrencilerin başarılı
olmaları için
mizaçlarına uygun motive
edilmelerini gerektirir.
Dolayısıyla her öğrenci
aynı metotla motive
edilememektedir. Nasıl
öğrendiğini ve motive
olduğunu (öğrenme
tarzını) bilmeyen
insanlara bir şey
öğretmek, ilgisiz
insanlara bir şey
öğretmek kadar zor ve
anlamsızdır. Öğrenme
tarzımızı bilmek, şuurlu
ve derin öğrenmenin
temelini oluşturur.
Öğrenmeyi öğrenmeyen
kişi, aslında
Yaratıcının verdiği
kabiliyetlerinin farkına
varamamış demektir.
Çünkü beyin-zihin
sistemi yaratılış
itibariyle, öğrenmeyi
mümkün kılan bir
programla donatılmıştır.
Özetle, her şey aynı
metotla öğretilemediği
gibi, her öğrenci de
aynı tip öğrenme
tarzıyla
öğrenememektedir. Her
öğrencinin farklı
öğrenme tercihlerine
sahip olması; öğrenme
hedeflerinin öğrenme
metotlarına göre
ayarlanmasını
gerektirir.
4) Bilgi
beceri-davranış kazanma
süreci olarak dersler...
Bir konuyu araştıran
öğrenci, bu konudaki
eksikliklerini
öğrenecektir. Gerçek
öğrenme budur. İnsanlar
merak ettiklerini, daha
kolay öğreneceğinden,
derslerin merak
çekecek şekle
dönüştürülmesi önemli
olmaktadır. Merak ilmin
hocasıdır. sözü
eğitimde anahtar noktayı
teşkil eder. Bunun için
de öğretme değil,
öğrenmenin esas
alınması gerekir. Başka
bir ifadeyle, hem
öğreticinin hem de
öğrencinin birlikte
karar verdiği eğitim
usûlleri daha başarılı
olmaktadır.
Yeni öğretim
anlayışında; anlatma
metodu terk edilmekte,
onun yerine, senaryo,
temsil, proje tabanlı
ders müfredatı
getirilmektedir. Çünkü,
bilgiyi kullanışlı ve
faydalı hâle getiren,
anlatım metotları,
öğrencilerin aktif rol
aldığı tekniklerdir.
Gerçek, özümsenmiş,
kullanılabilir, doğurgan
bilgi; imtihanlarda
ölçülebilen bilgi
kümeleri değil, pratiğe
taşınabilen beceriler
kümesidir. Bir bilginin
insanın hayatına
taşınması ve ona ait
olması için, o bilginin
değişik safhalarda
işlenmesini gerektirir.
Gerçek bilgiye götüren
öğrenme faaliyeti;
anlatma, gösterme,
uygulama ve hata
düzeltme safhalarından
ibarettir. Bu yüzden
aktif eğitimde dersler
ağırlıklı olarak;
problem çözme temelli
öğretim ve proje
destekli-senaryo temelli
öğretim metotlarına
dayanır.
a) Problem çözmeye
dayalı öğretim:
Öğrenciyi sorgulamaya,
düşünmeye, öğrenmeye,
bilgi kaynaklarına
ulaşmaya, sebep-sonuç
münasebeti kurmaya
teşvik eder. İnsan
sorarak, konunun can
alıcı noktalarını
görerek ve o konuda
yorumlar yaparak,
meseleleri çözerse,
gerçek öğrenme ortaya
çıkar. Bu, aynı zamanda
araştırmaya dayalı
öğrenmenin
başlangıcıdır.
b) Senaryo temelli-proje
destekli öğretim:
Dersler temsiller
hâlinde ve dramatize
edilerek işlendiğinde,
zihinler ve ilgiler,
sınıfların duvarları
arasına hapsolma yerine,
gerçek hayatla
birleşmekte, yaparak ve
yaşayarak öğrenme
gerçekleşmektedir. Bu
tarz öğretimde ders;
bilgi, beceri ve
davranış kazanma
sürecine dönüştüğünden,
öğretme yerine öğrenme,
bilgi yerine beceriler
odak hâline gelmektedir.
Senaryo ne kadar
gerçekçiyse, dersler o
kadar güzel geçecek ve
öğrenciler öğrenmeye
motive olacaklardır.
Meselâ sigara ve
sağlık gibi bir konu,
bir tiryakinin akciğer
ameliyatının
seyredilmesi ve sonra
bir rapor hazırlanması
şeklinde işlenebilir.
Ameliyathane,
lâboratuvar, fabrika
atölyesi, koleksiyonlar,
bir havaalanı, müzeler,
botanik ve hayvanat
bahçesi, il veya ilçe
kütüphaneleri,
bilgisayar programları,
internet adresleri,
tarihî yerler,
senaryonun bir parçası
olabilir. Kısacası, bir
konuda bilgi, beceri ve
davranış kazanmaya
doğrudan veya dolaylı
yardımı olabilecek her
şey, bir öğretim
malzemesidir.
Bir diğer verimli
öğrenme yolu, projeler
hâlinde ders işlemektir.
Öğretmen, öğrencilerle
birlikte işlenecek
dersin konularını proje
olarak hazırlar. Bunun
için de öncelikle proje
grupları oluşturur.
5) Öğretmenin yeni adı:
Ders arkadaşı-öğrenme
ortağı
Yeni öğretim anlayışında
öğretmen, bilgisiyle
öğrenci üzerinde otorite
kurmaya çalışmaz.
Öğretmen, öğrenme
ortamının aktörlerinden
sadece biridir. O,
öğrenciye rehberlik
yapar ve onunla birlikte
öğrenen ve araştıran
ders arkadaşıdır.
Öğrenci ve öğretmen
birlikte merak eder,
belli hedefleri birlikte
tanımlar, bunlara
erişmek için ortaklaşa
senaryo üretir ve
güçlükleri birlikte
aşarlar. Öğretmen, ders
materyallerinin ve
kitaptaki bilgilerin
doğruluğuna güven
aşılama yerine,
öğrencilerde sorgulayıcı
bir anlayışın
yerleşmesine gayret
eder. Bunlara karşılık
öğrencilerin meraklarını
ve ilgilerini nasıl
genişleteceklerine kafa
yorar. Öğrencilerin
kendilerine ait öğrenme
tarzlarını
keşfetmelerine yardımcı
olur. Öğrencilerden daha
çok, öğrenme ortamını ve
kendisini test eder.
Öğretmen ders arkadaşı
ve öğrenme ortağı
şeklindeki yeni rolünde,
bilgiye nasıl
ulaşılacağını bilir,
öğrencilerin eğitim
koordinasyonunu sağlar
ve araştırır. Gücünü,
imtihanlarda verdiği
notlardan değil;
yenilikçiliği, yol
göstericiliği ve
sevgisiyle kazanır.
Öğrenme hâdisesinin
verimli şekilde
gerçekleşmesi,
öğretmenin usta öğretici
olmasıyla değil,
öğrencilere ne derece
iyi bir öğrenme ortamı
hazırladığıyla
orantılıdır. Görüldüğü
gibi bu modelde
çocuklar, doğuştan sahip
oldukları öğrenme
profillerine uygun
öğrenme kapasitelerini
kullanarak, öğrenme
tarzını ve merak
isteğini aktif hâle
getirip verimi
yükseltmektedir.
6) Yeni ölçme ve
değerlendirme
sisteminde, bilgiden
çok, beceri ve
performans ölçülüp
değerlendirilir.
Klâsik öğretim
anlayışında olduğu gibi,
imtihanlar bilgiyi
ölçmeye yönelik olursa,
eğitim hedefinden sapar.
Öğrenme yerine öğretme,
öğrenci yerine bilgi
odak hâline gelir ve
ezberci yapı
kendiliğinden ortaya
çıkar. Öğrenci kendini
geliştirme yerine,
zihnine bilgi yığmaya ve
onları hatırlamaya
odaklanır.
Yeni öğretim modelinde,
insan çok yönlü ele
alınır. Öğrenciler, ilgi
duydukları alanlarda
çok yönlü
değerlendirmeye tâbi
tutulur. Değerlendirmede
bilgiler değil,
kabiliyetler öne çıkar.
Yazılı ve test tipi
imtihanlar oldukça
sınırlıdır. Yeni öğretim
anlayışında öğrencilerin
üretkenliğine,
mucitliğine analitik ve
sistemci düşünme
geliştirmeye yönelik
sorular öne çıkar;
hâdiselerin ve bilginin
arka plânı sorgulanır.
Öğrencilerin
değerlendirilmesinde
gözlemler ağırlık
kazanır. İmtihanlar,
öğrenciye düşünmeyi,
öğrenmeyi, sorgulamayı,
bilgi kaynaklarına
ulaşmayı, sebep-sonuç
arasında münasebet
kurmayı kazandırır.
Yeni öğretim modelinde
imtihanların gâyesi;
öğretmen ve öğrencinin,
eğitim ve öğretim
hedeflerine yaklaşmasını
temin etmektir.
İmtihanlar bir ölçme ve
eleme aracı olmaktan
çıkar; bir tür kendini
deneme ve düzeltme
mekanizması hâline
gelir. İmtihanlar,
öğrencinin hatırlama
kapasitesini ve
kabiliyetini değil,
düşünme ve zihnini
çalıştırma kabiliyetini
ölçer. Bunun için de
yeni bilgilerin
oluşturulması ve
üretkenliğin
desteklenmesi gerekir.
Hem bu hedeflere
ulaşmak, hem de
öğrencinin bilgilere
erişme becerisini ne
ölçüde kazandığını
anlamak için,
imtihanlarda açık
defter-açık kitap
(serbest kaynak) metodu
ağırlık kazanır.
İmtihanların öğretmene
bakan yönü, öğretmenin
daha verimli ve mükemmel
bir öğrenim ortamı tesis
edip etmediğinin
değerlendirilmesidir.
Yeni öğretim
anlayışında,
imtihanların bu yapıya
kavuşmasıyla öğrenci
artık, bilgiyi elde
etmede tüketici, hazıra
konan konumundan;
bilgiyi araştıran, bulan
ve işleyen konuma
çıkacaktır. Böylece fert
ve toplum; düşünmeyi, iş
birliği yapmayı, proje
üretmeyi, öğrendiği
bilgiyi kullanmayı,
geniş pencereden bakmayı
ve doğrunun
değişebileceğini kabul
ederek çoğulcu
kültürlerde barış ve
huzur içinde
yaşayabilmeyi
öğrenecektir..
|
|