|
|
SUNUM VE / VEYA EYLEM
KISA FİLM VEYA SİNEMA
FİLMİ YAPMA
Sinemanın temel
özellikleri
Ülkeden ülkeye,
yönetmenden yönetmene
büyük üslup
değişiklikleri
göstermesine ve el
kamerasıyla çekilen
küçük bir belgeselle
milyonlarca dolarlık dev
bir üstün yapım arasında
büyük farklar olmasına
karşın, sinemanın bazı
temel özelliklerinden
söz edilebilir. Bir kez
sinemadaki her şey
şimdiki zamanda, filmin
izlendiği sırada olur ve
nesnelerle insanlar
somut görünümleriyle
perdede belirir. Bu
nitelikleriyle sinema,
karanlık salonda tüm
dikkatini perde üzerinde
yoğunlaştırmış olan
izleyiciyi kendi içine
alan bir gerçekliğe
sahiptir. Ama sinema,
gerçeklik duygusu
yaratmak için aktüel
gerçeği değiştirir. Film
izleme deneyimleri
sonucu izleyicide
oluşmuş kod, kufal ve
alışkanlıklar
kullanılarak mekânlara
değişik anlamlar
yüklenebilir.
Sinemanın dört temel
özelliği ışık, hareket,
gerçeklik izlenimi ve
birleştirmedir.
Sinemanın teknik temeli
saydam bir filmden ışık
geçirilerek perdeye
görüntü düşürülmesine
dayandığından, ışığın ve
gölgelerin kullanılış
biçimi ve şiddetiyle
perdede değişik etkiler
ve anlamlar
yaratılabilir. Sinemayı
öteki grafik sanatlardan
ayıran en temel özellik
ise harekettir. Hareket
aracılığıyla zaman
içinde bir öykü
anlatmak, dönüşümler ve
gerilimler yaratmak
olanaklıdır. Nesneler ve
insanlar görüntüde
gerçekteki biçimleriyle
belirdiği için, sinema
gerçeklik izlenimini en
güçlü biçimde veren
sanattır. Sesin
kullanımı bu gerçeklik
izlenimini daha da
güçlendirmiştir.
Sinemayı öteki görüntü
sanatlarından ayıran
temel özellik ise
değişik zaman ve mekân
parçalarını yansıtan
görüntülerin bir filmde
istenen uzunlukta ve
sırayla art arda
birleştirilebilmesidir.
Bu öğe çok değişik
anlamlar yaratma ve
öyküleme olanakları
sağladığı gibi, filmin
mekânın her yerinde ve
zaman içinde dolaşmasına
da olanak verir.
Sinemanın anlatım
öğeleri
Birçok kuramcı ve
yazar, sinemanın konuşma
ve yazı dili gibi başlı
başına bir dil olduğunu
öne sürmüştür. Sinema
dilinin sözcükleri ise
görüntüler ve seslerdir.
Sinema yönetmeni,
kameranın nesnelliğini
ve dolayısıyla
gerçekliği istediği gibi
değiştirerek sinemayı
bir anlatım aracı,
olarak kullanabilir.
Görüntüye ve kameraya
ilişkin, yani
sinematografik olan
anlatım öğelerinin
başında çerçeveleme
gelir. Çerçeveleme, her
film karesi içine neyin
alınıp neyin
alınmayacağını
belirlemektir. İkinci
öğe ise kamera açısı ve
çekim ölçeğidir.
Yönetmen nesnelerin
yerini ve ötekilere göre
hangi yakınlıkta ve
büyüklükte görüleceğini,
kameranın uzaklığını ve
açısını ayarlayarak
belirleyebilir. Üçüncü
öğe olan kamera
hareketleri ise
yönetmene kamerayı belli
yönlerde ve hızlarda
hareket ettirerek
görüntüyü kesmeden mekân
içinde dolaşma ve
hareketi izleme olanağı
sağlar. Kamerayı hareket
ettirmemek de bu
bağlamda bir anlam
yaratabilir. Yönetmen
siyahbeyaz ya da renkli
film kullanır ve
istediği etkiyi yaratmak
için ışık ve renk
tonlarıyla oynar.
Görüntüye ilişkin bu
temel anlatım öğelerine,
sinemanın yanılsama
yaratma gücünden
kaynaklanan film
hileleri ile son dönemde
gittikçe yaygınlaşan ve
elektronikoptik sistem
ve düzeneklerle
gerçekleştirilen görsel
efektleri de eklemek
gerekir.
Görüntüye ilişkin
olmayan temel anlatım
öğesi ise
kurgudur. Tek bir
çekim, kameranın gördüğü
çerçeve içindeki mekânı
ve şeyleri yansıtır;
bunlan bir anlam, duygu
ve izlenim yaratacak
biçimde kullanmak kurgu
ile
gerçekleştirilebilir.
Görüntülerin belli
sürelerle ve belli bir
düzende art arda
gelmesiyle sinema dili
oluşur. İzleyici
genellikle farkına
varmasa da, bir konulu
filmde ortalama her 10
saniyede bir görüntü
kesilip yeni bir
görüntüye geçilir ve bir
filmde ortalama 600
kesme bulunur. Kurgu
aynı zamanda, farklı
yerlerdeki olayları aynı
anda yansıtma olanağını
sağladığı gibi, aynı
mekânda birbirinden
bağımsız gelişen
olayların da birlikte
perdeye yansıtılmasına
olanak verir. Ayrıca,
yönetmenler kurguyla
çarpıcı etkiler
yaratabilir, dramatik
vurgular yapabilir ve
yaratıcılıklarını
gösterebilirler.
Kararma, bindirme gibi
değişik geçme biçimleri
de yönetmenlerce benzer
amaçlarla
kullanılabilir.
Sinema, bir dizi mekân
görüntüsünün zaman
içinde sıralanması
olarak da
tanımlanabilir.
Sinemanın zaman öğesi
gerçek zamandan
farklıdır. Sinemada her
saniyede izleyiciye 24 (ya
da 16) sabit fotoğraf
gösterilir. Bu sayı,
hareketi gerçek
yaşamdaki hızıyla
perdeye yansıtır. Ama bu
sayının azaltılıp
çoğaltılmasıyla, yani
kameranın hızlandırılıp
yavaşlatılmasıyla da
hareket yavaşlatılıp
hızlandınlabilir.
Yönetmen sinemada bu
olanaktan yararlanarak
da değişik anlamlar
yaratabilir. Şiddet
sahnelerinde hareketin
yavaşlatılıp destansı
bir havaya
büründürülmesi ya da
komedilerde hareketin
hızlandırılıp
komikleştirilmesi bunun
örnekleridir.
Kameranın hızıyla
oynanmadığı sürece tek
bir çekim, hareketi
gerçek zaman içinde
saptar. Ama yeni bir
görüntüye geçilmesiyle
birlikte gerçek zaman
parçalanır ve sinemasal
zaman ortaya çıkar.
Sinemasal zaman
aracılığıyla gerçek
zaman içinde dolaşmak,
büyük atlamalar
gerçekleştirmek, 100
dakikalık bir film
içinde binlerce , yılda
geçen bir öyküyü
anlatmak olasıdır. Bunun
tersine, 100 dakikalık
bir filmde çok daha kısa
zaman süresi içinde
geçen bir öykü de
anlatılabilir. Üstelik
aynı olay ve an, çok
değişik açılardan
tekrarlanarak
gösterilebilir.
Her filmin kendi içinde
bir temposu ya da ritmi
vardır. Bu tempo
hareketin hızıyla,
kamera hareketleriyle,
kesmelerin kısalığı ya
da uzunluğuyla, müzik ve
ses efektleriyle ve
öykünün içeriğiyle
sağlanır.
Ses ve sinema
Sinemanın önemli bir
anlatım öğesi de sestir.
Konuşmanın, ses
efektlerinin ve 'müziğin
filme sağladığı
gerçeklik duygusunun
yanı sıra ses,
yönetmenler tarafından,
hem görüntüdeki anlamlan
güçlendiren dramatik bir
öğe, hem de başlı başına
bir anlatım aracı olarak
kullanılabilir (bak. fon
müziği). "Kafa sesi" adı
verilen dış sesle
yönetmen, film
kişilerinin aklından
geçenleri ya da
bilinçaltındaki
izlenimleri verebilir.
Ses ile görüntü çakışıp
birbirini güçlendirdiği
gibi, çelişerek
alışılmışın dışında
anlamlar ve duygular da
oluşturabilir.
Sinemanın, daha doğrusu
konulu filmlerin temel
bir anlatım öğesi
oyuncudur. Sinema
oyunculuğu üzerine
değişik anlayışlar ve
tarzlar geliştirilmişse
de, sinema oyunculuğunun
tiyatro oyunculuğundan
temel farkı, sinema
oyuncusunun çok değişik
uzaklıklardan ve
açılardan
görüntülenebilmesidir.
Bu yüzden sinema
oyuncusunun
"oynamaması",
canlandırdığı karakterin
gerçek yaşamdaki halini
yansıtması, yani
"kendisi olması" istenir
(bak. oyunculuk).
Görüntülenecek mekânın
düzenlenmesine ilişkin
olan sanat yönetimi,
sahne düzenlenmesi, set
tasannu, kostüm ve
makyaj gibi öğeler ise
yapım tasarımı başlığı
altında toplanabilir. Bu
öğelere, son dönemde
gittikçe artan biçimde
kullanılan, sabit ya da
elektronik olarak
hareket ettirilebilen
maketleri ve özel
efektleri eklemek
gerekir. Tüm bu öğeler
yönetmene, gerçek
yaşamdaki mekân ve
görünümleri kendi amacı
doğrultusunda değiştirme
olanağı sağlar.
Yönetmen, somut,
"görünen" görüntüler
kullanarak gerçek
yaşamdan düşlere, düş
ürünü mekanlara,
hayallere geçebilir. Bu
da sinemasal mekân
anlayışını ve kavramını
ortaya çıkartır.
Sonuçta bütün bu anlatım
öğeleri sinemayı gerçek
zaman ve mekândan farklı
bir zaman ve mekân
kavramına sahip, özgün
bir anlatım aracı yapar.
Aynı öykü, bu anlatım
öğeleri değişik
biçimlerde kullanılarak
sayısız biçimde perdeye
aktarılabilir. Sinema
tarihindeki farklı
kuramlar ve sinema
akımları da bu öğelerin
farklı biçimlerde
kullanılması ve
değerlendirilmesi,
birinin daha çok
vurgulanıp ötekinin daha
az önemsenmesi sonucunda
ortaya çıkmıştır. Bu
öğelerin nasıl
kullanılacağına ve nasıl
bir sinemasal gerçeklik
yaratılacağına karar
veren kişi olan
yönetmen, bu yüzden
filmin son biçimini,
yapısını ve niteliğini
belirleyen, filme
imzasını atan kişidir.
Ote yandan her film
izleyici tararından
farkında olmadan
sinemanın temel anlatım
öğeleri aracılığıyla
algılanır ve duyumsanır.
Bu nedenle de filmler bu
anlatım öğeleri
açısından yorumlanmalı
ve tartışılmalıdır.
Sinema türleri. Sinema,
sanat dalı olmanın
dışında da çeşitli
toplumsal amaçlar için
kullanılır. Sürekli
üretilen birbirinden çok
farklı milyonlarca film
başlıca, konulu,
belgesel, deneysel ve
canlandırma olmak Özere
dört bölüme ayrılabilir.
Konulu filmler, "sinema"
dendiğinde ilk akla
selen ve bir öykü
anlatan filmlerdir.
Belgesel sinema ise
genelde nesnelerin ve
olayların gerçek yaşamda
oldukları gibi
görüntülenmesine
dayanır. Deneysel sinema
bir anlatım aracı olarak
sinemanın teknik ve
estetik sınırlarının
ötesini araştıran, yeni
anlatım biçimleri
deneyen filmleri içerir.
Yüzyılın en kitlesel ve
popüler anlatılarından
biri olan sinemada
konulu filmler,
özellikle ABD sinema
çevrelerince, konularına
göre türlere ayrılır
(bak.
bilimkurgu;
gangster filmi;
komedi filmi;
korku filmi;
müzikal film;
polisiye film;
tarihsel film;
western).
Filmlerin
sınıflandırılmasında
kullanılan bir başka
ölçüt de uzunluktur, tik
filmlerin 10 dakika
süren tek makaralık
yapımlar olmasına kandık
bugün, özellikle konulu
filmler için 80150
dakika arası bir süre
normal uzunluk olarak
kabul edilmekte, 60
dakika dolaymdakiler
orta uzunlukta filmler,
bunun altındakiler de
kısa filmler olarak
nitelendirilmektedir.
Kahramanlarının her
bölümde yeni bir öyküde
yer aldıkları, birbirini
izleyen bir dizi
biçimindeki filmlere
seriyal adı verilir.
Sinemanın ilk yıllarında
başlayan ve tutulan
kahramanların yeni
serüvenleriyle izleyici
karşısına çıkmasına
dayanan bu uygulamaya
1980'lerde yeniden
dönülmüştür.
Kaynak:
www.turkcebilgi.com
(Yukarıdaki bağlantılara
girmek için önce bu web
sitesine gitmeniz
gerekir.)
Kısa Film Üzerine
KISA FİLM
ÜZERİNE
Kısa
film denince aklımıza
ilk olarak gelen şey
adından da anlaşılacağı
gibi kısa süreli film
oluyor. Ama elbetteki
kısa filmi uzun
metrajdan ayıran tek
şeyin zamansal farklılık
olmadığını görmek, kısa
filmi daha iyi
anlamamızı
sağlayacaktır. Kısa
film nedir? sorusuna
cevap bulabilmek için
kısa filmin tarihine
kısaca değinmekte
fayda var.
Sinemanın
kısa filmlerle
başladığını
biliyoruz.İlk olarak
Lumiére kardeşler
Pariste Lumiére
Fabrikası İşçilerin
Çıkışı adlı kısa filmle
insanlarla sinemayı
tanıştırdılar. Uzunca
bir süre (farklı türler
doğana dek) yapılan kısa
filmler belgesel
nitelikteydi. 1920lerde
Amerikada Flaherty,
Almanyada Rutmann,
Fransada Cavalcanti,
Sovyetler Birliğinde
Vertov, Eisenstain ve
Pudovkinle başlayan
belgesel sinema
1930larda İngiliz
Griersonla gelişti ve
bir okul haline geldi.
Belgesel film 2.Dünya
Savaşı yıllarında büyük
bir önem kazandı. Bu
dönemde propagandist
belgesel filmler
üretildi, haber filmleri
önemini yitirdi. Somut
gerçekliklerin ele
alınmasından kaçınıldı,
gerçekler çarpıtıldı.
Sovyet kuramcısı ve
uygulayıcısı Dziga
Vertov
Kino-Glaz,Sinema-Göz
kuramıyla kameranın
objektifini, insan gözü
gibi her şeyi görmeye
çevirdi. Doğal yaşamın
içindeki insanı
gözlemleyen filmler
çekti. Vertovun bu
çalışmaları 1960larda
Fransada Cinema-Veritenin
doğuşunda etkili
olmuştur. Fransada
belgesel filmlerle
birlikte sanat filmleri
de önem kazanmıştı.
Belgesel filmcilerden
Alain Resnais Van Gogh,
Guernica, Gaugin
adlı kısa filmler çekti.
Yeni Dalganın
öncülerinden Truffaut,
Godard, Rivette, Astruc,
C. Marker ve birçok
yönetmen de sinemaya
kısa filmle başladı.
Özetlersek, kısa film
sinemanın temelini
oluşturmuştur ve bugün
de bir tür olarak
varlığını
sürdürmektedir.Kısa
filmin tarihine kısaca
değindikten sonra kısa
filmi uzun metrajdan
ayıran özelliklerini
ortaya koyarak kısa
filmi tanımaya
çalışalım. Kısa film bir
çok türü kapsar;
belgesel film, kurgu
film, sanat filmi,
konulu film, haber film,
reklam film, çizgi film,
klip vs
Tüm bu türlere
kısa denilmesinin nedeni
süresiyle ilgilidir.
Kısa filmi uzun
metrajdan ayıran en
belirgin özelliğin
zamansal sınırlılık
olduğu doğrudur. Bu
zamansal sınırlılık
birçok farklılığı da
beraberinde getirmiştir.
Her şeyden önce yönetmen
kısa süre içerisinde çok
şey anlatmak zorundadır.
Kısa filmin gücü az
görüntüyle çok şey
anlatmasındadır.
Yönetmen anlatmak
istediği şeyi kısa,
açık, sade ama çarpıcı
bir dille ortaya koymak
durumundadır. Bunu daha
çok görüntüler
aracılığıyla yapar.
Hikaye görüntülerle
yeterince
anlatılabiliyorsa,
diyalog ve metin, fonda
sürekli bir müzik gibi
anlatılan hikayeyi
destekleyecek
ayrıntılara yer
olmamalıdır. Tüm bu
anlattıklarımız kısa
filmin uzun metrajdan,
içerik olarak da
farklılıklar
gösterdiğini, kısa
filmin kendine ait bir
anlatım diline sahip
olduğunu gösteriyor.
Kısa film ile uzun
metrajlı film arasındaki
farklılıklar kullanılan
tekniklere dayanır. Kısa
filmde yönetmen anlatmak
istediklerini bir olay
çerçevesinde ele alır.
Uzun metrajlı filmde ise
karakterler olayın önüne
geçer. Yani kısa filmde
olay, uzun metrajlı
filmde ise karakterler
ön plandadır.Yönetmenin
kısa film yada uzun
metrajlı film
konusundaki tercihi,
anlatmak istediklerini
sunmada kullandığı dile
bağlıdır. Kısa zamanda
çok şey anlatma kaygısı
ve kısa filmin verilmek
istenenin en doğru ifade
edilmesini gerektiren
dili yönetmenin
yaratıcılığını zorlar,
yaratmak özgürlüğü
gerektirir. Bu yönüyle
kısa filmin yaratıcı ve
özgür olduğunu
söyleyebiliriz. Kısa
filmin özgür olmasının
temelinde, ekonomik
kaygıları reddetmesi
vardır. Uzun metrajlı
filmin aksine ticari
sinemanın dışında bir
alandır. Yönetmen ticari
amaçlar gütmediğinden
sadece yapmak istediği
için yapar. Prodüksiyon,
gösterim, sansür gibi
sıkıntıların olmayışı
yönetmeni daha bağımsız
ve özgür kılar. Kısa
filmin özgür, bağımsız
ve yaratıcı yönü
deneysel bir tür
olmasını sağlar.
Deneysel tür
yeniliklere,
farklılıklara açıktır,
yerleşik sinema
normlarını reddeder.
Kısa filmin konusu ve
yönetmenin konuyu
işleyişi yine uzun
metrajlı filmden
farklılıklar gösterir.
Öncelikle kısa film
özünde toplumsal
sorunları, insani,
kültürel ve tarihsel
değerleri ortaya koyan
bir yapıya sahiptir.
Yönetmen kendinden,
kendi yaşamından ve
yaşamındaki ufak
ayrıntılardan yola
çıkarak bunu yapar.
Yönetmenin malzemesi
kendisi, yaşamıdır,
yaşam koşulları,
yaşadığı yer ve
ilişkileridir. Ticari
kaygıların olmayışı
yönetmenin kendini özgür
bir şekilde ortaya
koymasını, tam anlamıyla
ifade edebilmesini
sağlar. Ümit Ünal kısa
filmin konusuyla ilgili
olarak Normalde sokakta
bağıramayacağınız
şeyleri kısa film
aracılığıyla ifade
edersiniz. Sözleriyle
kısa filmin muhalif,
aynı zamanda etkili ve
hatta devrimci bir
niteliğe sahip oluğunu
vurguluyor. Taner
Akvardar bir söyleşide
Martılara ekmek atmamış
adam kısa film
yapmasın! sözleriyle
kısa filmin doğallığını,
yaşamın içinden
gelişini, yaşamın
estetize edilmiş bir
hali olduğunu anlatmaya
çalışıyor. Tarkan Kaynar
sinemayı en büyük aşk,
kısa filmi ise umut
olarak tanımlıyor. Kısa
filmin, dinamizmi
gerektiren tüm bu
özellikleri genel olarak
gençlerin kısa filme
yönelmelerini
sağlamıştır. Ucuz oluşu,
teknik anlamda çok büyük
beklentilerin olmaması,
acemice ama amatör
tutkularla yapılması
yine gençlerin kısa
filmi seçmelerinin
nedenlerindendir.Sinema
pahalı bir uğraş
oluğundan gençler için
bir düştür.Kısa filmle
bu düş gerçeğe dönüşür.
Son olarak Flahertynin
bir sözü bu çerçevede
anlaşılmalıdır. Gerçek
büyük filmler ileride
gelecek büyük
şirketlerin değil,
amatörlerin, tutkulu,
ticari amaçları olmayan
kişilerin yapıtları
olacaktır. Ve bu filmler
sanat ve gerçekle
yapılacaktır.
NE
YAPMALI?
Kısa
filmin sınırlı bir
alanda kalması,
gelişimini sağlayacak
ciddi örgütlülüklerin ve
kısa filmcilere destek
sunabilecek kurumların
olmayışına bağlanabilir.
Bu eksikliklerin
sağlanması yönünde
yapılacak en önemli
katkı da; mükemmeli
beklemeden, imkanları
zorlayarak kısa film
çekmektir!!!!!
Zerin Efe
İ 2003 Kısa Film ve
Belgesel Atölyesi & ilef.net
http://film.ilef.net/yazi.php?yad=1878
Kısa film
atölyesi:
Atölyede, sinemanın en
heyecanlı ve en özgür
yapımı olan kısa film;
başlı başına bir tür,
bir akım ve bir yaklaşım
olarak ele alınmaktadır.
Amaç, sinemanın temeli
olan "kısa film" için,
kısa film çekmektir.
Bu atölyede katılımcı,
kısa film teorisine
girişin yanı sıra
zihnindeki projeyi filme
dönüştürmenin hem teknik
hem de kuramsal
"incelikleri" ile
tanışacak ve kısa film
çekecektir.
PROGRAM
Kısa film filmin kısası
mı?
Kısa filmci: "Komple"
sinemacı
Anlatım dili ve
auteur'lük üzerine
Hikâye anlatmak
Senaryo ya da "film
metni"
Çekim senaryosu ve
storyboard hazırlanması
Kısa filmde oyuncu
yönetimi
Kısa filmde oyuncular
tarafından yönetilmek
Çekim: Kamera, ışık ve
teknik detaylar
Filmin yeniden yapıldığı
yer; montaj
Adobe'un muhteşem
biraderleri ile tanışma:
Premiere ve After
Effects
Filmin bir kere daha
yeniden yapıldığı yer;
müziklendirme ve ses
efektleri
NOT: Atölye
katılımcıları, bireysel
projelerin
senaryolaştırılması
dışında, grup halinde
kısa filmler de
çekecektir. Ayrıca bu
atölye dahilinde video
kamera kullanımı ve non-lineer
(bilgisayarda) montaj
konusunda temel giriş
bilgilerini uygulamalı
olarak
öğrenebileceklerdir.
İLGİNÇ BİLGİLER
TÜRK SİNEMALARINDAN EN
CAN ALICI SÖZLER..
-Ne bağırıyon lan.... Süt oğlann...
-Reca ederim bu bahsi
kapatalım... Zera ders
çalışmam gerekiyorr....
-Atıl kurt..
-Güzel olduğunuz kadar
küstahsınız da.
-Anneciğim, ben bu
amcayı çok sevdim. Ona
baba diyebilir miyim?
-Bana annemi tekrar
anlatır mısın babacığım?
Senin annen bir melekti
yavrum.
-Neden ağlıyorsun
anneciğim? Hayır yavrum
ağlamıyorum. Gözüme toz
kaçtı.
-Benim de senin
yaşlarında bir oğlum
vardı evladım.
-Seni sevmiyorum,
seninle oyun oynadım,
bunu anlamadın mı hala.
(Aktor veya aktrist
amansız ince hastalığa
tutulduğu zaman
sevgilisine söylediği
ilk cümle.)
-Annen sen doğarken öldü
yavrum.
-N'olur gerçeği söyleyin
doktor yaşayacak mıyım?
-O kızla evlenirsen,
seni mirasımdan mahrum,
evlatlıktan men ederim.
-Nayır Necla, n'olamaz.
-Hayır siz
kovmuyorsunuz, ben
vazifemden istifa
ediyorum.
-Tanrım, bu resim... Bu
resim.
-Ben fakir bir gencim,
sen ise zengin bir
fabrikatörün kızısın.
-Biz ayrı dunyaların
insanıyız.
-Aman tanrım,
göremiyorum...
Göremiyorum... Kör
oldum.
-Görüyorum...
Görüyorum..
-Evlenince pembe
panjurlu bir evimiz
olacak.
-Aman Allahım, ne kadar
mesudum.
-Hayır... Durun... Kemal
suçsuzdur... Aradığınız
suçlu benim.
-Durun siz
evlenemezsiniz. Siz
kardeşsiniz!
-Bizim bu dünyada
yaşamaya hakkımiz yok mu
be hakim bey abicim.
Ha?
-Bu ses.. Bu ses..
Olamaz, git, git git
buradan..
-Vücuduma sahip
olabilirsin ama ruhuma
asla.
-Üstlendiğin vazife çok
mühim Kemal, bu görevi
layıkıyla yapacağından
eminim.
-Ben kor bir gencim,
hayatımı keman çalarak
kazanırım. Reca ederım
duygularımla oynamayın.
-Sen arkadaşımın
aşkısın.
-Sizi ebediyete kadar
bekleyeceğim.
-Lütfen haddinizi
biliniz.
-Metanetinizi muhafaza
ediniz. Tanrıdan ümit
kesilmez.
-Tanrım ne kadar
bedbahtım.
-Bana yıllar önce
cılgıncasına sevdiğim
bir kadını
hatırlattınız.
-Babanın kanını yerde
koma oğul.
-İşte bana yazmış
olduğun aşk dolu
mektuplar. Meğer hepsi
yalanmış. Al bunları.
-Hayır Tamer... Olaylar
sandığın gibi değil.
-Fakirsin sen.. Fakir..
Fakir..
-Beni paranla satın
alabileceğini mi
sandın?
-Bu resimdeki amca kim
anne?
-Sen kaç yiğidim, ben
onları oyalarım.
-Hayır... Hayır...
Tertemiz hislerimle
oynadın benim.
-Biliyordum.. Ölmediğini
biliyordum Rıfat.
-Oh ne saadet.
-Yaa Justinyanus, işte
buna Osmanlı tokadı
derler.
-Yettim yiğidim.
-Yavrum İstanbul sana
neler etmiş?
-Saadet dolu yuvamıza
kara bir gölge
düşürdün.
-Bizim gibi insanlar
şerefleri için yaşarlar,
namusları için ölürler.
Ama sen bunu
anlayamazsın.
-Ben artık yarım bir
insanım.
-Çocuğumun ameliyat
parası için yaptım her
şeyi.
-Ağlamak istiyorum.
-Demek ikimizde aynı
kadını sevdik.
-Olmadı Neriman,
yapamadım.. Seni
unutamadım.
-Ben sırtımda taş taşır,
yine seni okuturum
yavrum.
-Söyleyemedim anne,
babamın simitçi olduğunu
yine söyleyemedim.
-Son nefesimde her şeyi
itiraf etmek istiyorum.
-Katil benim.
-Demek aşkımız bir
yalandı.
-Parayla saadet olmaz
evladım, bunu sakın
unutma.
-Tanrım neden, neden ben
AMERİKAN FİLMLERİNDEKİ ORİJİNALLİKLER ....
Amerikan filmlerindeki
ortak ilginç özelliklere
hiç dikkat ettiniz
bilmiyoruz ama biraz
düşününce aşağıdaki
bütün maddelerin doğru
olduğu ortaya çıkıyor.
*Polis araştırmaları
sırasında en az bir kez
bir striptiz salonuna
uğramak şarttır.
*Amerika'daki bütün
telefon numaraları 555
ile başlar.
*Biri sizi sehirde
kovalıyorsa, senenin
hangi günü olursa olsun,
genellikle St. Patrick
Günü törenlerine
rastlarsınız ve
kalabalığa karışırsınız.
*Butun yataklarda L
teklinde çarsaflar
bulunur ve bu çarsaflar
kadının koltuk altı
hizasına kadar uzanırken
onun yanında yatan
erkeğin bel seviyesine
kadar uzanır.
*Bütün market alışverişi
çantalarında en az bir
somun Fransız ekmeği
bulunur.
*Kontrol kulesinde
konuşabilecek birini
bulan herkes bir uçağı
indirebilir.
*Herhangi bir binanin
havalandırma sistemi
mükemmel bir saklanma
yeridir. Sizi orada
aramak kimsenin aklına
gelmez ve siz de hic bir
güçlükle karşılaşmadan
binanın herhangi bir
bölümüne gidebilirsiniz.
*Silahı yeniden
doldurmanız gerekiyorsa,
daima muhimmatınız
bulunur...daha önce hiç
taşımıyor olsanız bile.
*Sehriniz tabii bir
felaket ya da bir
canavar tarafindan
tehdit ediliyorsa
belediye başkanının ilk
endişesi turistler veya
yakında açılacak bir
sergidir.
*En tehlikeli yaralarla
yaralanan biri gıkını
bile çıkarmaz, ama bir
kadın yaralarını
temizlerken inler.
*Bir pencere camı bariz
gözüküyorsa, az sonra
oradan biri dışarı
atılacaktır.
*Taksiye ödeme yapmak
icin cüzdanınıza
bakmanıza gerek yoktur;
elinize gelen ilk parayı
çıkarıp uzatın, tam
ücret kadar olacaktır.
*Mutfaklarda elektrik
düğmeleri bulunmaz.
Geceleyin mutfağa
girdiğinizde
buzdolabının kapısını
açmanız yeterlidir.
*Kelime işlemciler asla
cursor ekranı gostermez.
Onun yerine hep "Sifreyi
giriniz" yazar.
Bilgisayarlar her tuşa
basıldığında bip sesi
çıkarırlar.
*Anneler her sabah
yumurta, salam vs den
ibaret kahvaltı sofrası
hazırlarlar, ancak baba
ve çocukların kahvaltı
yapacak zamanları hiç
olmaz.
*Kabustan uyanan biri
daima dimdik oturur ve
hızlı hızlı solur.
*Elektronik zamanlama
gereçlerine sahip bütün
bombaların üzerinde
bombanın ne zaman
patlayacağını bildiren
büyük ekranlar vardır.
*Ziyaret ettiginiz
binanın tam önüne park
etmek daima mümkündür.
*Bir detektif bir davayı
ancak askıya alındığında
çözebilir.
*Bütün uzaylılar
Amerika'ya iner.
*Bir çok laptop
bilgisayar, istilacı
uzaylı uygarlıklarının
iletişim sistemlerini
bozacak kadar güçlüdür.
*Dövüş sanatları içeren
bir kavgada
düşmanlarınız sayıca ne
kadar çok olurlarsa
olsunlar etrafınızda
dans ederek dönüp
dururlar ve öncekiler
nakavt oldukça sırayla
kavgaya girerler.
*Biri kafasına yediği
darbeyle baygın düşse
bile asla bir beyin
hasarı veya travma
geçirmez.
*Polis departmanları
memurlarını kesinlikle
zıt karakterlileriyle
eslettirmek icin onlara
kisilik testleri
uygularlar.
*Yalnız başlarına
kaldıklarında yabancılar
Ingilizce konuşmayı
tercih ederler.
*Her ihtiyaç duyduğunda
elektrikli testere
bulman mumkundur.
*Bir kağıt atacı veya
bir kredi kartıyla her
kapı açılabilir; tabi,
bu kapı içinde bir çocuk
bulunan ve yanan bir
evin kapısı değilse.
*Hiç bir araba
kilitlenmez camları dahi
örtülmez. Dünyanın
arabası calınır ama
bunlar hariç.
*FBI, CIA'in bilgi
sistemleri birileri bize
girse de pat diye cevap
versek tarzında çok
misafirperver calışmalar
içindedirler....
|
Sunum ve eylem önerileri
1. Gazete çıkarma.
2. Dergi çıkarma.
3. Tv programı yapma.
4. Anket çalışması
yapma.
5. Kitap yazma.
6. Sunum hazırlama(power
point vb...)
7. Seminer veya
konferans verme.
8. Şirket kurma.
9. Tartışma veya
münazara düzenleme.
10. Pano hazırlama.
11.
Şiir
yazma,şarkı söyleme
12.
Pandomim
yapma.
13.
Heykel
yapma.
14.
Dans
grubu ile proje
hazırlama.
15.
Resim
yapma.
16.
Bir meslek dalını yapma.
17.
Turist
rehberliği yapma.
18.
Ebru
sanatı yapma
19.
Standup
program yapma
20.
Fıkra
yazma ve anlatma
21.
Kompozisyon yazma
22.
Rapor
hazırlama
23.
Sportif
faaliyetler yapma
24.
Opera
düzenleme
25.
Hacıvat_karagöz
oyunu hazırlama
26.
Orta
oyunu düzenleme
27.
Maket
yapma çalışması
28.
Bilgi
yarışması düzenleme
29. Bulmaca
yapma
30. Afiş
çalışması yapma
31. Kampanya
düzenlenme
32. Oyun
bulma ve oynama
33. Gezi
düzenleme
34. Gözlem
yapma
35. Deney
yapma
36. İnceleme
yapma
37. Çizgi
film yapma
38. Müzikal
yapma
39. Fotoğrafçılık
yapma
40. Hikaye
yazmak
41. Simulasyon
42. Bir
ürünü yapıp onun
ticaretini yapmak
43. Kısa
sinema filmi yapma
44. Kısa
reklam filmi yapma
45. Klip
yapma.
46. Radyo
programı
47. Tiyatro
hazırlama
48.
İnternette
Web site açma
49. Tepegöz
ile ders sunumu yapma
50. Animasyon
hazırlama.
51. Belgesel
filmi yapma
52. Radyo
Tiyatrosu yapma
53.
Masal
yazma.
54. Roman
yazma
55. Okul gazetesi
hazırlama
56. Reklam ve
propaganda y.
57. Bilgisayar
programı yapma
58.
Sergi
veya fuar düzenleme
59. Radyo programı
yapma.
60. Arama
Toplantısı düzenleme
61. Seramik veya Keramik
çalışması yapma.
DİĞERLERİ
|