| |
|
|
Ayna dediğin şey bir cam parçası, tek farkı arkasındaki sır. Gabar koynunda uyutmayı sever oraya giden çocukları… Uyutup bir daha uyanmasınlar diye kendi yanık türkülerini fısıldar kulaklarına… Kel başı, yüksek boyuyla masalların korkulu devlerine benzer...
Bir senfoni dinledim. Kocaman bir orkestranın; birçok farklı enstrümanın ve onlarca virtüözün, farklılıklarına rağmen nasıl olup da mükemmel bir ses çıkarabildiğini gördüm...
Üşüyor musun? Dışarıdaki ağacın duvara vuran gölgesinden mi korktun? Sivrisineğin biri, bütün dalış denemelerini kulağına doğru mu yapıyor? E ört üstünü rahat uyu... Dışarıda olan bitenler, başkalarına ait acılar seni rahatsız mı ediyor?...
Farklı düşünen herkes gibi ben de üzerime alındım. Gel gör ki gitmem, gidemem. Bu toprağın altında ve üstünde bağlarım var benim. Her gün mesai saatimi fiilen, günümün tamamını beynen bu ülke için harcıyorum...
“Kemalizmin ulusalcılık ilkesi, batının önde gelen ülkelerinde görülen vatanseverlik yani patriotism kavramı ile açıklanabilir. Çünkü patriotism sınırları belirlenmiş bir ülkede, emperyalizme karşı ülkeyi ve halkı savunmak anlamında...
Bir laftır gidiyor, "Pozitif ayrımcılık". Yapılması gereken alanları çok iyi analiz etmek gerekli, özellikle bu ülkede. Kime yapılmalıdır pozitif ayrımcılık? "Acz içinde bulunanlara"...
Sadece Kanaltürk'te yayınlanmayı başarabilen “Tehlikenin farkında mısınız?” ilanını görebildiniz mi? Bir gruba ait olmayan tek gazetenin memleketin gidişatı hakkındaki kaygılarını uyuyan çoğunlukla paylaşma arzusunun nesnel yansımasının, bir gruba ait olmayan...
Çok üzülüyorum. Susuzluktan imalat durmuş Gebze'de. Siz musluğu açınca rahatça yıkayabiliyor musunuz ellerinizi? Ben fotoselli musluk muamelesi yapmaya başladım. Ama kaç kişi farkında durumun?...
Bir topluluğa ait olmadan da güçlü olunabilir mi? Misal taraftarı olmadığınız iki takımın çok iyi oynadığı bir maçı seyrederken zevk almaz mısınız? Hele ki kendiniz nitelikli ve köklü bir geçmişi olan kalabalık bir topluluksanız...
Birdenbire başımıza gelen şeylere hazırlıksızlığımızın çaresizliğinde yakalanıverir, ne hissedeceğimizi bilemeyiz. Ama uzun uzadıya hazırlanıyorsak başımıza geleceklere eskir ya pekişir hissedilecekler. Ecevit 172 gündür komadaydı...
* Markalaşma ve Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Hülya Avşar bir televizyon kanalına Türkiye'nin ekonomi gündemiyle ilgili yaptığı açıklamada "Rakamlarla işlerin yolunda gittiğini ancak yakında ekonominin gerçek yüzünün ortaya çıkacağını belirterek...
Kana kan, dişe dişi duymuştum da "tecavüze tecavüzü" bilmiyordum ne yalan söyleyeyim. İşe bakar mısınız: Adamın kızı kaçırılıyor, tecavüze uğruyor. O da gidip karşı tarafın kızını kaçırıp tecavüz ediyor! Hem de çocuk yaşta bu kaçırdıkları. Hem de "mağdur" tarafın...
Dün yeni bir ceza kanunu yürürlüğe girdi. Artık Çevre suçları da "bir aydan beş yıla kadar hapis cezası" ile değerlendirilecek. Bu arada bağrımıza gömülen variller gömüldükleri yerden içimize sızmaya ve sorumluları ağır!!!! para cezalarıyla tedavi masraflarımızı...
Hani derin devlet var ya... İşte benim de bir derin medyam var. Yani ben bazen böyle olduğunu hissederim. Gazetede okuduğum bir haber, tvde söyleşi programlarında duyduğum birkaç yorum. Birden irkilirim. Kulaklarım dikilir. Çünkü derin medyayla karşılaştığımı anlarım...
Yaralı parmağa işemez hale gelmiş, bencillik gelişmişliktir zanneden halkımızın, ramazan ayında bir miktar yardımlaşır, etrafına bakar olmasından ben hiç rahatsız değilim. Ben bu ay böyle bir farklılık hissediyorum, bu yüzden de şirket sahiplerinin niyetinin...
Nedense ayağımın altında siyah beyaz karolar görmeye başladım. Bastığım her yer siyah beyaz. Bir taraftan atın huzursuz kişnemeleri, bir taraftan filin tepinmeleri diğer tarafta kalenin serin tavrı ile karşı karşıyayım. Hep bir adım sonrasını düşünmeyi düstur edinmişken kendime...
Din konusu, netameli konu. Pek tartışmaya gelmez. Esasen tartışılacak bir tarafı da yoktur zaten. Herkesin dini kendisine, kimi ilgilendirir? Bununla birlikte, ticaret erbabı politikacılarımızın, politikalarını din bezirganlığı üzerine kurmaları yüzünden...
Olup bitenler tedirginlik verici değil mi? Linçler, linci onaylar nitelikte yetkili demeçleri, başka bir yerde açık linç çağrısı. Ve korkan insanlar. Kendi mahkemesine gitmekten tedirginlik duyduğunu söyleyen yazarlar. Bunun üzerine barbarlık üstüne yazılar yazan "köşe kadıları"...
İstanbul Büyükşehir Belediyesi dediğiniz, devasa bir yapı. Hem emrindeki bütçeler hem kadrolar ve hem de ülkenin en büyük şehrinin yönetiminden sorumlu olması sebebiyle. Şimdiki tüccar başbakanın zamanında yaygınlaştırılan bir yöntemle...
Koş vatandaş koooşşşş. Kredi kartına on ay taksitle üçüncü sayfa haberlerinde yerini al. Aileler için özel indirim vaaarrrr. Bir Baretta alana bir Kırıkkale bedavaaaaa. Glock'larda özel indirim Bonus olarak susturucusu yanında bedavaaaaa...
Sonuna kadar okuyup bitiremediğim az sayıda metnin birinden söz etmek istiyorum. Marksist İktisat web sitesinde yer alan Alan Woods imzalı “Marksizm ve Din” başlıklı makale. Zahmet edip sonuna gelinememiş bir yazıya eleştiri yazıyor olmaktan dolayı özür diliyor...
Ne güzel hayal gerçekten... Sebebi farklı amacı aynı insanlar aynı amaca kilitlenip güzel bir dünya için mücadele etsinler... Peki bu sebebi farklı grupların mücadele yöntemleri nasıl olur? Aynı görünen “güzel bir dünya” amacı farklıların kafasında nasıl birbirinden farklı...
Duyduk duymadık demeyiiinnnnn. Karadenizde artan kanser vak’alarının Çernobil’deki patlamayla ilgisi yokmuş. Bakan'ım öyle diyor. Yani bütün dünyanın bildiği, kanıtladığı, belgelediği ve bilimsel olan bir gerçeği inkar ediyoruz...
Bir fikrim var... Hem tekstil sektörünü canlandıracak, hem de magazin denen ne idüğü belirsiz laylaylomun bir işe yaramasını sağlayacak. Şöyle ki: Vatanı milleti derinden etkilemesi gereken gerçekten önemli haberleri...
Düne kadar Hizbullah dendiğinde aklımıza gelen sarıklı cübbeli intihar bombacıları yerini kendi Kurtuluş Savaşlarının kahramanları görüntüsüne bıraktılar. "Din afyondur" diyen sosyalistlerle neredeyse aynı çizgi üzerinde durarak aynı düşmana karşı savaşıyorlar....
11.08.2006 tarihli Milliyet Gazetesi beyanınca; ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mc Cormack demiş ki "Kendimizi PKK ile mücadeleye adadık. Üzerinde çok çalıştığımız konu Irak, ABD ve Türkiye'nin katılımıyla oluşan üçlü mekanizmanın bütün problemleri çözmesi...
Dün tarihi bir gündü. 27.07.2006'yı ajandalarınıza sene-i devriyesi kutlanacak bir gün olarak kaydedebilirsiniz. Ülkemize miras kalmış en kıymetli eserlerden bir tanesi olan Topkapı Sarayı Bab-ı Hümayun araç girişine kapatıldı...
Kişisel gelişim hakkındaki kitapların gördüğü ilgiden, ailenin artan öneminden, kadınların çocuk da kariyer de yapabilmesinin zorluğunun farkında olup ne kariyerlere çocuk için ara verir olduklarından, “İstanbul'dan gitmek lazım nemrut görmek lazım”lardan sizin de sık sık kulağınıza çalınanlar oluyor mu?...
Muhittin'in “size istanbula kadar öpücükler yolluyoruz teşekkür nokta ederim virgül” dediği mektup önümde duruyor. Pembe üstüne mor çiçekli zarf ve mektup kağıdı... Bir de her tarafında “love” yazıyor. Muhittin “love”ın ne demek olduğunu bilmiyor zaten...
Yok yok... Gerçekten böyle hissediyor olamazlar. Dilleri böyle diyordur da aslında ne dediklerini bilmiyorlardır. Daha önce başıma gelmemiş, tam anlayamadığım bir şeyle karşılaştığımda en sık başvurduğum yoldur: empati. Yani bu adam böyle diyor, yapıyor ama niye acaba? Ben de olsam aynısını yapar mıydım?...
Epeydir yazamadım sana. Neden dersen bu aralar çok meşgulüm; bir
popülerim, bir revaçtayım sorma! Herkes peşimde, sürekli beni kucaklamak, kurtarmak, kollamak
istiyorlar. Gün geçmiyor ki bıyıklı amcalardan biri görünmesin ekranda, bıyıklarını
titreterek “kucaklamak”tan bahsetmesin...
Herhangi bir gazetenin*, iç sayfalarından
birinde, bir haber: "Rodi'nin adı yok" Başlığın altında,
şu satırlar yazılı: "Babası ona 'gün görsün' anlamına gelen Rodi
adını koydu. Ama nüfus müdürlüğü ve mahkeme bu ismi örf ve adetlerimize
aykırı bulunca, Rodi 5 yıldır 'adsız' dolaşıyor."...
Hatırlıyorum, 80'li yıllarda "İkibine Doğru"
adında bir dergi çıkmıştı... Gazetelerde, dergilerde, 2000 yılında
hayat böyle olacak diye uçan arabaların olduğu resimler olurdu. Biz
de çocuk aklımızla sanki daha uzun yıllar varmış da hakikaten dünya
sihirli bir değnek değmişcesine değişecekmiş gibi 2000'leri beklerdik...
İstanbul'da gurbette bulunan bir aile olarak
bayram tatili için memlekete gitmek üzere harekete geçtik. Yolumuzun
Bolu Dağı'ndan geçiyor oluşu ve malum benzin fiyatları sebebi ile
diğer alternatifleri değerlendirmeye aldık ve geçen seyahatimizde
yaptığımız tren tercihi beni de hanımımı da memnun ettiğinden bu yolculuğumuz
için de aynı alternatifi tercih ettik...
Ülkemizde yine buram buram popülizm kokan
ve yeni oluşan bir moda var... Koray Aydın ve Cumhur Ersümer bu modanın
öncüleri...
Geçtiğimiz son bir haftada Türkiye gündeminde
birbirinden büyük ve önemli iki olay gündemin tepesine oturdu... Biri
askeri diğeri ise diplomatik bu gelişmeler aslında ülkenin yakın ve
orta vadeli geleceği hakkında hayati önem taşıyor... Biraz yazarak
düşünelim ve... |
|
|