| |
|
|
DEREBEYLİĞİ
İstanbul Büyükşehir Belediyesi dediğiniz, devasa bir yapı. Hem emrindeki bütçeler hem kadrolar ve hem de ülkenin en büyük şehrinin yönetiminden sorumlu olması sebebiyle.
Şimdiki tüccar başbakanın zamanında yaygınlaştırılan bir yöntemle, belediyenin, üstüne vazife olan/olmayan işleri yapmak için kar amaçlı tüzel kişilik (şirket) kurması adet oldu. Yüzme havuzu yapmak ve işletmek (Spor A.Ş.) için, lale dikmek (Ağaç A.Ş.) için, hatta halka folklor oynatmak (Kültür A.Ş.) için bile belediyenin şirketi var. Haliyle bu şirketlerin başına geçircek birer tane de adama ihtiyacı var.
Neyse ki memleketimizin “imam hatip”lisi eksik olmuyor da bu kadroları layıkıyla doldurma konusunda sıkıntı yaşanmıyor.
Ve fakat, arada bir aksaklık olmuyor da değil.
Tutup bu şirketlerden birinin (Belbim A.Ş.) başına, uçkuru biraz düşük, yanısıra saman altından yürütülmesi gereken suyun mecraını doğru ayarlayamayan birini geçirirsen, böyle aksaklıkların olması da doğaldır.
Esasen uçkuru toparlayabilmek konusunda bu cemaatin top yekün biraz sıkıntılı olduğu ortada. Malum, cemaatin tüm erkek üyeleri, kendilerine tanınan(!) 4 adetlik eş kontenjanını sonuna kadar kullanmak hevesinde. Sorun burada değil zaten, bu duruma çoktan alıştık. Sorun, iş üstünde yakalanan partilinin, can havliyle, "Ne var o da benim eşim." beyanatı vermesi, sonradan aklını başına toplayıp yan çizmeye çabalarken, "Ne eşi canım, dereyi geçiriyordum." şeklinde beceriksizce yakayı ele vermesinden kaynaklanıyor. Yani bizim derebeyi, çaktırmadan işini görmeye devam etse, o sırada belediye ekiplerini gönderip, hanımının dükkanının (ana okulu) önündeki taşları yaptırsa falan, hiç sorun çıkmayacak, ama işte ah şu beceriksizlik...
Neyse, gelelim bundan sonrasına. Bizim derebeyi, dere başında gazetelere manşet olunca, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin büyük belediye başkanı Kadir Topbaş, hemen olaya müdahale etti ve ilgili kişiyi sorgusuz sualsiz görevden aldı. O sıralarda derebeyi de kendisinden randevu almaya çalışıyordu ki derdini anlatsın da paçayı sıyırsın.
Sayın Topbaş, derebeyinin ipini çekince hepimiz nasıl coşkulandık. Gerçi kendisi kameralara, "Özel hayatı bizi ilgilendirmez, ama hoş değil." diye açıklama yaptı ama çıkıp da kimse “Başkan, tamam da adamın özel hayatı bizi ilgilendirmiyorsa, niye görevden aldınız? Hukuk devletlerinde, "hoş değil" gerekçesiyle ve gazete manşetine dayanarak görevden alma mı yapılır?" diye sormadı. Olsun, coşkulanmıştık bir kere.
Bir düşünelim. Başkanın bu hareketi karşısında biz “İyi oldu, buldu cezasını.” diye kendimizi avuturken, parti tabanı ne düşündü? Ve acaba başkan, parti tabanını karşısına alıp, böyle efelik yapabilir miydi?
Yapamazdı... Eğer derebeyinin, derebaşındaki hanımı da türbanlı olsaydı! Öyle olmadığı için ve tam bu sebeple derebeyi parti tabanı nezdinde de pek muteber sayılmayacağı için, büyük başkan, hiç gözünün yaşına bakmadan, savunma yapmasına izin vermeden, hakkında soruşturma açılmasına gerek duymadan kapının önüne koyabildi derebeyini.
Farkı fark ettiniz mi?
Bu yazı, 21.09.2006 tarihli Haber MANŞET Gazetesi'nde de yayımlanmıştır.
|
|
|