| |
|
|
Oturup uzun uzun düşmüş Sakarya ile Galatasaray'ın seyircisiz oynadıkları maçı analiz edecek değilim. Maçı bahane edip, fırsat bulmuşken Galatasaray ile ilgili başka konulara temas edelim...
Yunanistan deplasmanından alınabilecek en mutlu skoru alan takıma da, teknik kadroya da, emeği geçen herkese de sonsuz teşekkürler. Moral çöküntü yaşayan ülkemiz futbolunu kendine getirecek bir sonuç oldu...
Galatasaray'da ilk yarıdaki birçok puan kaybının nedeni olan motivasyonsuzluk ve enerji eksikliği, ikinci yarının ilk maçında da aynen kendini göstermeye devam etti. Bunun, biz dışarıdakiler olarak sebebini asla anlayamayacağımız faktörleri var muhakkak ancak...
Şükür Allah'a, futbola hasretimiz sona erdi. Turkcell Süper Lig'imizin ikinci devresi, vatana, millete hayırlı, uğurlu olsun. Ve ikinci yarının açılış maçı, benim açımdan performansını en çok merak ettiğim takımlardan biri olan Erciyesspor ile lider...
Maçın başlamasına yakın Ali Sami Yen tribünlerine bakınca alışık olduğumuzdan çok daha az seyirci olduğunu görmüş, şaşırmış, kızmış, üzülmüştüm. Federasyonun kargaları güldürecek kıvamdaki sezon planlaması neticesinde tıpkı sahadaki futbolcular gibi...
Malum, Galatasaray maçlarını yazıyoruz. Haliyle de yazılarımızda ağırlıklı kısmı Galatasaray analizleri alıyor. Ama bu kanun değil, kural değil. Hele hele bugün izlediğim Bursaspor gibi bir rakip varsa karşıda, bizim de sevdamız hepsinden öte futbol oyununa ise...
Kusura bakmazsanız bugün sizlere gazı kaçmış Liverpool maçında alınan galibiyetle ilgili bir yazı yazmayacağım. Bu alınan galibiyeti küçümsediğim ya da önemsemediğimden dolayı yaptığım bir tercih değil. Maçın önüne çıkan öyle bir konu var ki, üzerinde durmamak mümkün değil...
Tıpkı 3 İstanbullu arasında bu sezon oynanan diğer derbiler gibi, bu maçta da istatistikler ve psikoloji galibiyete yakın olan taraf olarak maçtan önce kimi gösteriyorsa, kazanan o oldu. Yani sürpriz olmadı. Geçmişte oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçlarının bir kopyasını daha...
Şampiyonlar Ligi'nde oynamanın güzel tarafları olduğu gibi, eziyetli tarafları da var. En eziyetli kısmı da iddianızı kaybettikten sonra başlıyor. Siz boş verin UEFA şansını falan, Galatasaray için Şampiyonlar Ligi, PSV'ye İstanbul'da kaybedilen maçla birlikte “eziyet” hüviyetine büründü...
Şehirlerarası seyahatler sebebiyle biri (Rize'de olan) izlenmiş ancak yorumu yazılamamış, diğeri izlenememiş (Karşıyaka) ve doğal olarak yorumlanamamış son iki maçta alınan sonuçlar Galatasaraylıları memnun etmemişti. Buna karşın haftanın son maçını oynamanın avantajı...
Ligde arzuladığı yerin çok gerisinde kalan Galatasaray için hem özgüven, hem moral kazanılabilecek bir maçtı PSV maçı. İlk 3'te 2 geride kaldığında da bu özgüvenin belirtileri iyiden iyiye hissediliyordu. Ta ki yenen ilk komik gole kadar...
Macaristan maçı öncesi aday kadro, aralarında bizim de bulunduğumuz isimler tarafından bir "Fatih Terim takımı" için Türkiye şartlarında ağır denilebilecek ölçüde eleştirilmişti. Fatih Terim son derece deneyimli bir teknik adam ve onun oluşan bu eleştiri iklimini...
Maçta 70'li dakikalar oynanıyor ve takım 1-0 geriden maçı 3-1'e getirmiş. Tribünler maçı ve takımı bırakıyor, Hakan Şükür tezahüratlarına başlıyor. Dakika 75, hoca, sahada gerçekten tel tel dökülen ve yorgunluğu her halinden belli Hakan Şükür yerine...
Merakla beklediğim, A milli takımımızın Macaristan ve Moldova ile oynayacağı karşılaşmalarda forma giyecek oyuncuların yer aldığı aday kadro, dün itibariyle Fatih Terim tarafından açıklandı. Söyleyeceğimizi baştan söyleyelim, hoş biliyoruz ki söz konusu Fatih Terim olunca...
Maç kaybedersiniz, futbolun doğasında vardır. Ama öyle bir hata yaparsınız ki, maçtan çok daha önemli bir şey kaybedersiniz, oyuncunuzu. Gazetelerde bu maç üzerine yayınlanan hiçbir yorumu okumadan söylüyorum; her kim Gerets'i Ferhat'ı ilk 11 oynattı diye eleştiriyorsa...
Dünkü maçı izleyen yabancı bir göze sahadaki iki takımın 103 ve 101 yıllık Türkiye'nin efsane kulüplerinin her daim şampiyonluğa oynayan futbol takımları olduğunu söyleseniz, iki farklı tepki verebilirdi. Muhtemel ilk tepki; “Hadi canım, dalga mı geçiyorsunuz?”...
Geçen Cumartesi, çeyrek final maçları başlamadan hemen önce
futbolseverlere tahminlerini sorsaydınız, en az %90'ının yarı finalde İngiltere-Brezilya
maçını seyretmeye hazırlandığını görürdünüz. Ama tam aksine, Portekiz ve Fransa...
Brezilya yine gayet sevimsiz bir oyunla kazanıyor ve çeyrek finale
yükseliyordu. Ama bizce maçın gerçek kazananı İlhan Cavcav’dı. Turnuvadan hemen önce yaptığı,
Gana’nın 23 numaralı oyuncusu olan 20 yaşındaki Haminu Draman transferi ile yine turnayı
gözünden vurmuştu...
Bazen teknik direktörler tartışılacağını bilerek bazı tercihler
yaparlar. Turnuvanın en saygıdeğer teknik adamlarından biri olan Jose Pekerman da öyle yaptı.
Tüm dünya kamuoyunun izlemek için sabırsızlandığı Lionel Messi yerine Saviola’yı sahaya
gönderdi...
Galatasaray-Liverpool maçındaydım dün.
Uzun bir aradan sonra ilk defa maça gidebildim. Maçlara gidemiyor
oluşumda zamansızlık sebebi ile biletlere ulaşamamam en büyük gerekçemdi.
Karaborsadan hiç bilet almadım, almam da...
Kötü bir futbolcuydu. Kabiliyetli diyenler
var, bence değildi, ama kabiliyetli dahi olsa bu onun iyi futbolcu
olduğu anlamına gelmez, kötüydü. Yani onun futbolculuğu için söyleyebileceğim
daha başka birşey yok...
Akşam Liverpool-Galatasaray maçını seyrettim.
Çok güzel bir maç oldu. Liverpool'un pozisyonları oldu, deplasmanda
oynayan Galatasaray Heskey-Owen forvetine karşı önce müdafasını sağlama
alıp, kontrataklarla gole gitmeyi düşündü, 3-4 net gol pozisyonu buldu
atamadı, Mondragon kurtardı, falan filan...
Artık öyle bir hal almış ki F.Bahçe-G.Saray
maçları... Tüm basın ve şöhret meraklısı şereften mahrum bir kısım
yönetici, güzelim derbi maçını öyle bir hale getirmişler ki... Stada
giden deplasman seyircisi, kendi yöneticisinin fedakarlık edip de
tahsis ettiği otobüsün camını tekmeleyip indirebiliyor...
Senelerdir şurda burda konuşulur, TV'lerde
eski hakemler, yorumcular ve yöneticiler sık sık dile getirirler.
Hakem tayinlerinde şaibe olduğunu, kulüplerin bu tercihlere müdahil
olduklarını söylerlerdi de vallahi de billahi de inanmazdım...
Dünya kupası öncesi hazırlık maçları oynanmasını
son derece doğru buluyorum. Bir de hazırlık maçlarında futbolcularımıza
futbol oynatabilsek...
Galatasaray: Fenerbahçe deplasmanı ve Liverpool
maçları öncesi, sakat ve cezalısı bol bir kadro ile hiç ummayacağı
kadar güçlü bir Malatyaspor'un karşısına çıktı Galatasaray. İki renkdaş
takımın mücadelesinde ilk düdükle beraber sarı-kırmızı formalı olan
boğucu bir prese başlamıştı...
2000-2001 sezonu sonunda kesin olan bişey
vardı. O da bu sezon itibariyle Galatasaray'ın kadrosunda çok yönlü
bir revizyona gitmesi gerektiği...
Türk insanının uzun yıllardır iç çekerek
seyrettiği, “Asya ülkesi olsaydık her kupaya katılırdık, Avrupada
rakipler zorlu, katılamıyoruz” diye üzüldüğü dünya kupasına, tam 48
yıl sonra, 2002'de katılıyoruz...
Ankara'dan sonra üniversiteyi kazanıp gittiğim
Kayseri'de, Ankara'da bıraktığım sosyal yaşantıyı bulamamıştım. Kayseri'deki
gençler için boş vakitlerini geçirecekleri yer sayısı çok çok kısıtlı
idi. O yüzden belki 2 ya da 3 ayda bir gelen konserleri iple çekerdik...
Türk futbolu bugün hala bir vizyon sahibi
olamamışsa, hala “Dünya Kupası'nı kazanmalıyız” diyenler umut taciri
ilan ediliyorsa, hala futbolumuz küçücük dünyasında yurt içi başarıları
hedef edinmiş halde ise ve en kötü ihtimalle %25 şampiyonluk şansı
olan takımlarımız şampiyonluklarını “Efsane'nin Dönüşü” diye adlandırıyorsa,
bunun tek sebebi bilinçsiz ve bilgisiz futbol yöneticileridir...
Fenerbahçe'de sonunda olan oldu ve Mustafa
Denizli kovuldu... Bir kere şunu birkez daha çok net gördük ki, en
dürüstü bile olsa futbol yöneticilerinin sözlerine güvenmemek lazım.
Daha iki hafta önce, Trabzonspor maçının ertesinde çeşitli spor programlarını
telefonla arayan başkan Aziz Yıldırım teknik direktörüne, güya, sahip
çıkmış ve ne olursa olsun sezonu Denizli ile tamamlayacaklarını ifade
etmişti. Gördük...
Her sezon, adı, kim olduğu, yöneticilik
dışında ne iş yaptığı hiç bir önem taşımayan, ortak noktaları bir
büyük kulübümüzde yöneticilik yapmak olan medyatik şahısların, takımlarının
kötü gidişine, ya da tek bir mağlubiyetine kılıf aramak için birbirini
hedef gösteren açıklamaları yetti artık.
Bir önceki sezon Hakan Şükür, geçen sezon
da Okan, Emre ve Fatih Galatasaray ile anlaşmadan yabancı takımlara
imza attıklarında, adlarına anlam kazandıran Süper Kupa şampiyonu
takıma atılabilecek en büyük kazığı atmışlardı...
Türk milli futbol takımı, tarihindeki en
önemli maçlarından birine daha çıkmaya hazırlanıyor... Avusturya ile
eleme usulü karşılaşacak olan milli takım bu maçlar sonunda 2002 Dünya
Kupası finallerine katılacak ya da katılamayacak... |
|
|