| |
|
|
MİLLİ MAÇ YAKLAŞIRKEN
Türk milli futbol takımı,
tarihindeki en önemli maçlarından birine daha çıkmaya hazırlanıyor...
Avusturya ile eleme usulü karşılaşacak olan milli takım bu maçlar
sonunda 2002 Dünya Kupası finallerine katılacak ya da katılamayacak...
Hiç unutmuyorum, Dunya
Kupası eleme gruplarının kurası çekildiğinde, maçlar oynanmadan
milli takımı Dünya Kupası için Japonya'ya göndermiştik el birliği
ile... Avrupa futbolunda şu an en tehlikeli rakiplerin dağılan doğu
bloku ülkelerinin parçaları olduklarını düşünenler yanılmadılar...
Nitekim Slovakya, Makedonya, Azerbaycan ulusal takımları grubun
kaderini belirleyen skorlara imza atarak elendiler, İsveç birinci
oldu, biz de ikinci olduk...
Aslında milli takımımız
için en şanslı olduğumuz dönemdeyiz. UEFA şampiyonu oyuncularımız
Galatasaray ile birlikte Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde top koşturuyorlar,
bunun yanısıra yeniden kurulan Galatasaray Emre Aşık gibi, Sergen
gibi, Ümit Karan gibi yeni değerleri milli takımın emrine sunuyor,
Beşiktaş kadrosundan yeni yıldız adayları İlhan ve Nihat artık milli
takım kadrosunda...
Ancak kadro genişliği
her zaman avantaj olmuyor maalesef... Okan, Emre Belözoğlu, Fatih
ve Hakan Şükür gibi milli takımın değişmez oyuncuları aylardır kendi
takımlarında oynatılmıyorlar... Ama bu oyuncular olmaksızın bir
milli takım düşünmek imkansız, ancak sahada maç eksikliğinden kaynaklanacak
bir formsuzluk (ki kuvvetle muhtemeldir) bu çok kritik iki maçta
takımımız üzerinde önemli hasarlara yol açabilir...
Burada önemli bir faktör
var...Aslında çok da önemli bir tercih...Özellikle fiziken olduğundan
çok daha fazla zihnen de bitkin durumdaki Hakan Şükür'ün milli takıma
olacak olan katkısı, geçmişteki kadar olabilecek mi? Yoksa çok formda
olan Beşiktaş santraforu İlhan ismi de düşünülebilir mi? Bu tercihi
yapabilmek aslında cesaret isteyen birşey, Hakan Şükür Inter'e gidene
kadar yedek kalmayı hiçbir zaman bilmedi, yedek kaldığında ise çalışmadı,
kolayına kaçtı, hocalarını suçladı ve küstü... Çünkü kraldı, mütevazi
görünen kişiliğinin aksine birinin kendisini geçmesine hiçbir zaman
tahammül etmedi...
Bugün bu tercihi yapmak
için ciddi ciddi düşünmek zamanıdır... Senelerdir Türkiye'de yetişen
birçok santrafor, muhteşem formda Hakan Şükür'ün yedeği olmak zorunda
kalmışlardı... Buna örnek olarak Cenk, Oktay, Serkan, Ümit Karan
ilk aklıma gelenler... Ama aylardır doğru düzgün maç yapmamış Hakan
Şükür'e bu zor maçta, hem de İlhan gibi formunun zirvesinde bir
yedeği varken forma vermek hem onu hem de milli takımı tamiri imkansız
şekilde olumsuz etkileyebilir...
Derseniz ki Şenol Güneş
bu tercihi yapabilir mi? Bekleyip göreceğiz...
Bakın, bir futbol teknik
direktörünü tanımak için çalıştırdığı takımları iyi irdelemek gerek...
İyi niyetli, çalışkan her futbol adamı iyi teknik direktör demek
değildir... Fatih Terim ve Mustafa Denizli elde ettikleri başarıların
sonucunda milli takım teknik direktörü olmuşlardır... Fatih Terim'in
kurduğu milli takım 1994'ten bu yana 3-5 değişiklikle ama aynı iskeletle
Türkiye'yi temsil etmeye devam etmektedir. Hatta Fatih Terim'in
Akdeniz Oyunları şampiyonu Olimpik Milli Takım'dan sonra, Ümit Milli
Takım'dan A Milli Takım'a oyuncu yetişmemiştir.
Bu bilgiler ışığında
maalesef Şenol Güneş'in Milli Takım hocası olabilecek bir kariyeri
yok... Boluspor ve Trabzonspor'da çalışmış bir hoca Şenol Güneş...
Şenol Güneş dendiği zaman aklıma Avni Aker'de oynanan ve beraberlik
halinde dahi Trabzonspor'un şampiyonluk için avantaj elde edeceği
Fenerbahçe maçı ve bugün bile sayabileceğim (Victor-Cengiz, Ogün,
Osman- Lemi, Tolunay, Ünal, Orhan, Abdullah-Hami, Şota) son yılların
tartışmasız en güçlü Trabzonspor kadrosu ile yakalanamayan şampiyonluklar
geliyor...
Milli takım taktik
değiştirme ya da oyun sistemleri ile oynama yeri değil demişti bir
spor yazarı... Çok doğru bir tespit. Her zaman milli takım iskeletini
oluşturan futbol takımları oluyor, ki bu dönemde bu takım tartışmasız
Galatasaray, bu takımların oyun sistemine bağlı kalarak diğer takımların
yıldızlarını bu sisteme adapte etmek gerek... Şenol hocam henüz
takımı 4'lü savunma ile mi yoksa 3'lü savunma ile mi oynatacağına
bile karar vermiş değil... Allah muhafaza Dünya Kupası elden gidecek,
biz hala bunu tartışıyor olacağız... Ama bu göreve geldikten 2 sene
sonra tartışılacak bir mesele değil... Çoktan çözülmüş olmalı idi...
Artık yeni jenerasyon
teknik direktörler, aynen yeni jenerasyon spor gazetecileri gibi
kendilerini yenilemek ve dünya futbolunu takip etmek zorunda. Şampiyonlar
Ligi maçlarının yorumcuları Ziya Şengül ve Turgay Şeren, eski futbolculukları
sebebi ile saygı duyulan gazeteciler için şapkanın düştüğü gerçeklerin
ve bilgisizliklerinin ortaya çıktığı örnekler oldular... Artık spor
yazarı olmak için birinci koşul eski bir futbolcu olmaktan çok,
iyi incelemek, iyi analiz etmek ve iyi ifade etmek... Aynı şey teknik
direktörler için de geçerli... Bunu başarabilenler arasında Ersun
Yenal (Ankaragücü), Aykut Kocaman (İstanbulspor), Hikmet Karaman
(Kocaelispor) ilk akla gelen isimler... Araştırıyorlar, takip ediyorlar,
eskide kalmıyorlar... Mühim olan gelecekte bu isimlerin de Fatih
Terim gibi kariyerlere imza atacak şansı bulabilmeleri...
Aslında milli takımımız önümüzdeki cumartesi
ve çarşamba oynanacak eleme maçlarını oynamadan grup birincisi olarak
dünya kupası finallerine katılmalı idi, olmadı, ama bu maçlar sonunda
uzun bir aradan sonra milli takımımızı inşallah tekrar Dünya Kupası'nda
görmek futbolseverler için büyük bir keyif olacak...
|
|
|