MAÇIN GALİBİ CAVCAV
Brezilya yine gayet sevimsiz bir oyunla kazanıyor ve çeyrek finale
yükseliyordu. Ama bizce maçın gerçek kazananı İlhan Cavcav’dı. Turnuvadan hemen önce yaptığı,
Gana’nın 23 numaralı oyuncusu olan 20 yaşındaki Haminu Draman transferi ile yine turnayı
gözünden vurmuştu.
Maçın mesai bitiş saatimiz olan 18’de başlıyor olması, maçı işyerine
yakın bir yerlerde izlememiz mecburiyetini doğurmuştu. Biz de beş ‘beyaz’ Ganalı olarak
Osmanbey’de bir cafede yerimizi almıştık. Program belliydi. Gana bir sürpriz yapar ve
Brezilya’yı alt ederse hemen yakındaki Mansur Foroutan’ın evinin kapısını çalacak, meramımızı
anlatacak, gurula satın aldığı ancak balkonuna asmaktan imtina ettiği Gana bayrağını ödünç
aldığımız gibi tura çıkacaktık.
Aslında bu sonuca son derece yaklaştığımız anlar da olmadı değil ama
Adriano’nun başı-sonu ofsayt olan golü için yan hakemin orta alana koştuğunu görmemizle
birlikte (yani maçın 2-0 olduğu an), maçın bitiş düdüğünü müteakip evin yolunu tutacağımız da
belli oldu.
Maçın futbol ve sempati şampiyonu Gana’ydı. Ama sempati çeyrek final
için yeterli veri değil. Gol de atmanız gerekiyor. Tıpkı yakaladığı fırsatları tereddütsüz
değerlendirebilen Brezilyalılar gibi. Gana orta alanda topun hakimiydi. Nefis denebilecek
güzellikte paslaşıyor, tek toplarla sürekli rakip eksiltiyordu. Ama nereye kadar? Rakip
18’in yayına kadar. Oraya geldiklerinde elleri ayaklarına dolanıyor, arzu ettikleri
pozisyonları yaratamıyorlardı. Kaleyi buldukları bir iki tehlikede ise Dida engeline
takıldılar ve kaçınılmaz son tecelli etti.
Brezilya’da Carlos Alberto Parreira tam da tahmin ettiğimizi yaptı ve
teknik adamların birçoğunda gördüğümüz inat faktörünü devreye soktu. Japonya önünde başarıyla
forma giyen ve takım içindeki alternatiflerinden çok daha iyi durumda oldukları alenen ortada
olan Cicinho ve Juninho Pernambucano’yu kulübeye çekmesi açıkçası bence şaşırtıcı değildi.
Şaşırtıcı olan, biz beğensek de beğenmesek de bir yıldızlar karması
olan Brezilya takımının hala bir oyun ritmi yakalayamamış olması. Halen TV’de İspanya-Fransa
maçı oynanıyor ve her iki takımın da Brezilya kalesi önünde bugüne kadarki rakipler kadar
acemi ve heyecanlı olmayacaklarına eminim. (Maç 3-1 oldu, son golü atan Zidane, evde ayağa
kalkıp alkışlamak istiyorum, saygıdeğer sporcu demek Zinedine Zidane demek belki de…)
Aslına bakarsanız Carlos Alberto Parreira gayet kariyerli ve ülkemizde
de çalıştığı için yakinen biliyoruz, çok iyi bir futbol adamı. Bu kadar ısrarla tercih ettiği
sistem ve kadro ile ilgili bir bildiği mutlaka vardır. İşi ondan daha iyi bildiğimizi,
Osmanbey’de bir cafede maç izlediğimiz yerden iddia edecek değiliz. Ama onun da sistemi ve
kadrosunu denk bir rakip önünde test etme olanağı olmadığı kesin. Şimdi önce Fransa, sonra da
Fransızları geçebilirlerse diğer rakipler önünde göreceğiz, Parreira’nın ne denli gerçekçi bir
anlayış benimsediğini.
İki satır Fransa’dan bahsetmezsek de olmaz. Favori olan rakipleri
İspanya’yı, hem de mağlup duruma düşmelerine rağmen 3-1 ile geçmeleri dikkat çekici bir sonuç.
Aslında Zidane, Henry, Vieira, Makalele, Thuram, Gallas vs. gibi büyük isimler ile bizim süper
kaçak Ribery’i kadrosunda bulunduran bir takıma “kötü” diyenin dili yanmalı ama kazın ayağı
öyle değil. Gerek Japonya-Kore’de, gerekse Portekiz’de ortaya koydukları bitik performans
nedeniyle eleştirilirlerken söyleyecek sözleri olamazdı. Şimdi gruptan çıktılar ve dişlerine
göre rakiplerle oynamaya başladılar. İyi ile daha iyi ve motiva oynayacakları kesin. Bir de
Zidane’nın gerçek jübilesinin bir Dünya Kupası finali olmasını istiyorlar. Bakalım
başarabilecekler mi?
Son söz İlhan Cavcav’a. İlhan Cavcav futbolun kitabını yazmış bir isim
değil, sadece ilgili ve meraklı bir başkan. İşleri, özellikle de transferleri uzaktan kumanda
ya da menejer sırtından değil, bizzat takip ederek sonuçlandırmayı prensip edinmiş bir
yönetici. Biraz emek ve değer verdiğiniz zaman transferde nasıl doğrular yakalayabileceğinizin
kanıtı. Mosheau, Kona, Geremi, Thomas Zdebel, Josip Skoko, Süleyman Youla, Isaac Promise gibi
isabetlerin ardından şimdi de gerçek bir bomba daha yakalamış; Haminu Draman. Süper Ligimize ve
Gençlerbirliği’ne hayırlı olsun. Futbol kulübünde doğru işler, doğru transferler ile başlıyor.
Doğru transfer ise şansa bağlı ise 1-2 kereye mahsus oluyor, sistem ve mantık ilkeleri
doğrultusunda yapılırsa devamlılık arzediyor ve her daim kulüplerin en temel gelir kaynağı oluyor.
Bu yönden sayın Cavcav’ı bir kez daha tebrik ediyorum.
Bu yazı, 28.06.2006 tarihinde www.ntvspor.net'te de yayımlanmıştır.
|