FUTBOLU MESLEK EDİNMEK

Türk futbolu bugün hala bir vizyon sahibi olamamışsa, hala “Dünya Kupası'nı kazanmalıyız” diyenler umut taciri ilan ediliyorsa, hala futbolumuz küçücük dünyasında yurt içi başarıları hedef edinmiş halde ise ve en kötü ihtimalle %25 şampiyonluk şansı olan takımlarımız şampiyonluklarını “Efsane'nin Dönüşü” diye adlandırıyorsa, bunun tek sebebi bilinçsiz ve bilgisiz futbol yöneticileridir.

Ülkemizde genel olarak iki tür kulüp yöneticisi mevcut... Bir grup, kişisel reklamı için büyük takımlarımızın adını kullanan zenginler, diğer grup ise oy kaygısı ile kent takımlarını “sahipsiz bırakmamak” zorunda kalan belediye başkanları...

Ama bu iki grubun, istisnaları hariç (ki onlardan da bahsedeceğiz), bir ortak noktası var ki, futboldan hiç anlamamaları...

Futbolla biraz ilgili herkesin çok iyi izleyebildiği bir gerçek var... Mesela senelerdir bilinçsiz insanların yönetiminde transfer için kaynak yaratabilen birinci ya da ikinci lig takımlarının kadrosuna dahil ettiği, kaba bir hesapla 20 tane futbolcu var. Her sezon başka forma giyen bu futbolcuların kim olduklarını merak ediyorsanız, son 2-3 sezonun Vanspor, Konbassan Konyaspor, Yimpaş Yozgatspor, Siirt Jetpaspor, Malatyaspor ve Diyarbakırspor kadrolarına bakmanız yeterli. Bu oyuncuların sanmayın ki maaliyetleri ucuz, tersine çok da maliyetli oyuncular. Büyük takımlarımızın uzmanlık alanı (!) ise yabancı teknik direktör ve o teknik direktörlerin yaptığı oyuncu transferleri... Beşiktaş'ta Gordon Milne-Walsh, Wilkins, McDonald, Francesco Manessero, Osvaldo Nartallo, Daum-Sixten Veit; Galatasaray'da Saftig-Kuzmanovski, Graeme Souness-Mike Marsh, Barry Venison; Fenerbahçe'de Osieck-Damir Hotiç, Wagenhaus ilk akla gelenler.

Halbuki futbol yöneticiliği, hakikaten bu işi bir aşk edinmiş olanlar için hiç de zor değildir. Bu şekilde yöneticilik yapanlar ise her zaman kazanan olurlar, elbette kazanmak zordur ama çok da keyiflidir. İyi ve başarılı yöneticiliğin en temel kriteri de bence transfer ve altyapıya verilen önemdir.

Önce transferden başlayalım. Futbol için biraz vakit, biraz da para (para dediysek transfer için harcananların belki %1'I kadar verilecek uçak parası) harcayanlar, bakın ne sonuçlar elde etmiş.

Futbol için ucuz ama geniş iki pazar var. Biri Güney Amerika, diğeri ise Afrika. 1994'te, Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav, kalkıp Afrika'ya gidip, ligimizin ilk iki (ve hala en başarılılarından olan) Afrikalı oyuncularını transfer etmişti. John Leshiba Mousheau ve Andre Kona. Ondan iki sezon sonra, yine izlenerek alınan Geremi Njitab (şu an Real Madrid'de oynuyor) ve Geremi ile aynı sezon Gaziantepspor'a gelen Lima (şimdi Roma'da) ve Batista (Galatasaray'a 3.5 milyon Dolar'a transfer oldu) ile örneklerimizi sürdürebiliriz. Sizi sıkmadan son olarak da Galatasaray'dan Capone, Trabzonspor'a gelen Robson Da Silva ve Marco Aurelio'nun izlenerek alınmış oyuncular olduğunu hatırlatayım. Bu futbolcuların hepsinin ortak özelliği menejerlerden alınan kasetler yolu ile değil bizzat gidip yerinde izlenerek transfer edilmiş oyuncular olmaları ve daha da önemlisi nispeten ucuza maledilmiş oyuncular olmaları...

Altyapılarda ise yıllardan beri süregelen bir tercih sorunu var. Altyapının hedefi altyapı liglerinde başarılı ya da şampiyon olmak mı yoksa profesyonel takıma adapte edilen futbolcu sayısının fazlalığı mı? Kimse 80'lerin Beşiktaş altyapısının birinci ya da kaçıncı olduğunu hatırlamaz ama Rıza'nın, Gökhan'ın, Feyyaz'ın 0 lira transfer maliyeti ile o takımı ne kadar başarılı kıldığını çok iyi hatırlar. Aynı şey, Bülent Kokmaz, Tugay, Suat, Okan, Emre Belözoğlu, Kerem gibi oyuncular yetiştiren Galatasaray için de geçerli. Ama Turan Sofuoğlu yönetiminde Türkiye şampiyonu olan Fenerbahçe altyapısından hiç bir oyuncunun şu an sarı lacivertli formayı giymiyor oluşu altyapının hedefi ile ilgili yukarıda sorduğumuz sorunun açık cevabı oluyor sanırım.

Yukarıda bahsettiğimiz sebeplerle Türk ve hatta dünya futbolunun kazandığı isimlerden bir kaçı, Geremi, Lima, Batista, Ergün, Ümit Karan, Ayhan, Ömer, Hakan Bayraktar, Tolga, Ümit Özat, Serdar Topraktepe, Mousheau, Kona vs. vs.

Çok zor değil futbol yöneticiliği, ama her işin için geçerli olduğu gibi eğer işi bilen yaparsa zor değil... Aksi halde giden milli servet, gelen kocaman bir hiç oluyor.

09.01.2002
 
   
Hosted by www.Geocities.ws

1