DÜNYA KUPASI

Türk insanının uzun yıllardır iç çekerek seyrettiği, “Asya ülkesi olsaydık her kupaya katılırdık, Avrupada rakipler zorlu, katılamıyoruz” diye üzüldüğü dünya kupasına, tam 48 yıl sonra, 2002'de katılıyoruz.

Dünya kupasına katılma yolculuğumuz zor oldu. Hiç olmaması gereken Avusturya maçları oynadık, ama oynadığımız Avusturya maçları ülkemiz için stres değil moral kaynağı oldu.

Teknik Direktörümüz, seçildiği andan itibaren tartışma kaynağı oldu. Olması da gerekliydi zaten, çünkü düpedüz TORPİL ile A milli takım teknik direktörü olmuştu. Kendisini oraya taşıyacak tek artısı, federasyon başkanı ile hemşehri oluşuydu. Kulüpler bazında hiçbir başarısı yoktu, bilakis yaptıkları ile başarılı takımları şampiyonluğa ulaştıramamayı başarmıştı, milli takımlarda oyunculuk dışında bir geçmişi yoktu... Olmamalıydı, ama oldu. Başarılı oldu mu? Tartışılır, bence başarılı olmadı ama şu ya da bu şekilde hedefine ulaştı.

Buraya kadar yazdıklarım, şu anda tartışılacak şeyler değil, temmuz ayından sonra tartışılmalı. Şu anda 2002 dünya kupasını ve milli takımımızı konuşmalıyız. Nasıl hazırlanacağını, kadroda kimlerin yer alacağını, nasıl bir strateji belirleneceğini ve hatta teknik heyette kimlerin bulunacağını.

Teknik heyetle başlayalım. Federasyon, teknik heyeti sağlamlaştırmak için bir çalışma yapmıyor, yapmayacak da. Ama biz yine de önerelim. Görünen köy kılavuz istemez, Şenol Güneş-Ünal Karaman ikilisi, dünya kupası boyunca takımı yönetecek, alternatifler üretecek, değişiklikler yapacak tecrübeye sahip değiller. Bu kapasiteye sahip değildir demiyorum, çünkü tecrübe etmedik henüz. Ancak dünya kupası gibi bir organizasyona, hem de eleme grubu maçları karnesi kırık olan tecrübesiz iki teknik adamla gitmek RİSKTİR ve kumardır.

Bu organizasyon katılması zor olan ve 4 yılda bir gelen bir şanstır. Futbolumuz ve futbolcumuzun bu şansı elinin dışı ile itme şansı olmadığına göre, en iyisini düşünmeliyiz. Bugün teknik direktör değiştirmek haksızlıktır, kabul ediyorum. Ama Şenol Güneş'in kurmay kadrosu kuvvetlendirilmeli, hem de çok çabuk. Bunun için milli takımda tecrübeli isimler Fatih Terim ve Mustafa Denizli'den destek alınabilir. Onlar bu görevi kabul etmezler ise, onların yardımcısı olarak görev almış ve halen birinci ligde görev yapmakta olan Rasim Kara, Nurettin Yıldız ve Rıza Çalımbay Kore'de milli takımın yanında olabilir. Hatta Yılmaz Vural, Sakıb Özberk, Hüseyin Kalpar, eski ümit milli takım çalıştırıcılarından Erdoğan Arıca, Samet Aybaba... Bu saydıklarımdan 2 ya da 3 tanesi, neden Şenol Güneş ile birlikte görev yapmasın? Bunlar milli takımlarda görevli değiller diye soğuk bakılıyorsa, hiç değilse Almanya temsilcisi Erdal Keser ve ümit milli takım teknik direktörü Raşit Çetiner bu göreve gelmeli. Bizden söylemesi, aksi halde, Allah muhafaza Kosta Rika ve Çin karşısında alınabilecek olumsuz sonuçlar, Şenol Güneş ile beraber Haluk Ulusoy'u da yolcu eder.

Gelelim kadro ile ilgili görüşlerimize...

Rüştü, tartışmasız kalecimiz. 22 kişilik kadroda 3 kaleci olmalı ve diğer iki kaleci tercihi önemli. Rüştü'nün, umarız olmaz ama muhetemel bir yokluğunda yeri doldurulabilmeli. Bunun için ise hazırlık maçlarında alternatiflere zaman verilmeli. Adayları gözönüne aldığımızda geçmişteki 1-2 milli forma performansı ile Gaziantepspor'dan Ömer en şanslı aday ancak formu çok da tatmin edici değil. Fevzi'nin Antep'e transferi ise sezon sonuna kadar dengeleri değiştirebilir. Metin Aktaş çok formsuz ve performansı bence milli forma için yeterli değil. Ümit milli takımın as, Galatasaray'ın ise yedek kalecisi olan Kerem üçüncü kaleci için aday olabilir. Zaten başka da alternatif yok... Rüştü kesin, ikinci ve üçüncü kaleci ise Ömer, Metin Aktaş ya da Kerem... Şenol Güneş'in uzmanlık alanıdır, daha fazla da ahkam kesmemeli.

Defans... Dünya futbolunda günümüzde kabul gören tüm sistemler dörtlü savunma düzeni ile oynuyor. Ülkemizde de bunun örneği Galatasaray. Diğer örnekler 94 şampiyonu ve 98 finalisti Brezilya, 98 dünya şampiyonu ve 2000 Avrupa şampiyonu Fransa, ayrıca İtalya, İspanya, Barcelona, Real Madrid vs. vs... Ancak bu sistem, savunmanın göbeğinde çok iyi anlaşan ikililer ve önlerinde mükemmel bir önlibero gerektiriyor. Yukarıda saydığımız takımlardan örnek vermeye devam edecek olursak, önce Popescu, sonra da Emre Aşık ile Bülent Korkmaz, önlerinde Suat, 94 dünya kupası Brezilya kadrosundan Marcio Santos-Aldair, önlerinde Mauro Silva, 98 şampiyonu Fransa'da Desailly-Blanc ve önlerinde Vieira ya da Deschamps... Ancak milli takımımız bu sistemi birkaç kez denedi ve başarılı olamadı. Aslında bunu şöyle başarmak mümkün, Rüştü'nün önündeki savunmaya Galatasaray kökenli oyunculardan kurulu bir savunma oluşturursunuz, mesela Fatih Akyel-Emre Aşık-Bülent Korkmaz-Hakan Ünsal, önlerine de önlibero pozisyonunda Tugay, o zaman olabilir. Ancak Alpay gibi vazgeçilmez bir savunmacınız varsa ve Alpay yukarıda saydığımız Emre ya da Bülent ile uyumlu bir ikili olamıyorsa liberolu sistemle oynanmalı... Avusturya maçlarının başarılı geri üçlüsü Emre-Ü.Özat-Alpay'ın performansında formsuz olan Ümit Özat'ın durumu kritik. Libero'da ise kalede olduğu gibi alternatifimiz az. Ogün ya da Bülent Korkmaz'ı libero oynatmak riskli, çünkü ikisi de uzun zamandır bu pozisyonda forma giymiyorlarlar. Ümit Özat'ın forma girmesi için dua etmekten başka alternatifimiz yok. 22 kişilik kadroda 5 savunmacı yeterli olacaktır ve bu isimler E.Aşık, Alpay, B.Korkmaz, Ü.Özat ve Fatih Akyel olmalıdır. Kaptan Ogün'ün, 2001-2002 sezonunda performansı gözönüne alınırsa kadroda yer bulması zor görünüyor. Savunma için olası bir sakatlık halinde alternatif ise Beşiktaş'tan Ali Eren ya da Ahmet Yıldırım, Gaziantepspor'dan M.Polat veya Gençlerbirliği'nden Tolga olabilir.

Orta saha, alternatifi en çok olan mevkiimiz. Zaten bu sebeple, sakatlıklar yaşanmaması halinde kesin kadroda yer alır dediğimiz birkaç oyuncu kadroda yer bulamayacak. Düşünelim... Ön libero mevkii, mevcut formu ve Avusturya maçlarındaki performansı ile Tugay'ın. Tugay'ın sağında Milanolu Ümit Davala-Okan ikilisi, solunda ise Emre Belözoğlu, Abdullah ikilisi favoriler. Aynen yazdığım sıra ile alternatifler ise ön liberoda Tayfur ya da Ergün, sağında Sociedad'lı Tayfun-Nihat, solunda ise Sergen, H.Şaş, Hakan Ünsal ve yine Ergün alternatifler. Sezonun flaş ismi Tümer akla gelen bir diğer isim. Sayarsak 13 kişi ediyor. Kadroda orta saha 10 kişiden oluşmalı. Bu saydıklarımdan hangi üçü elenir bilemiyorum. Ama zor bir karar. Ergün'ün hem ön libero, hem de sol kanat için iyi bir alternatif olacağı düşünülürse sezon sonuna kadar büyük ihtimalle Galatasaray genç takımında antremana çıkacak olan Hakan Ünsal ile Tayfur kadroda yer bulamayabilirler. Nihat ve Tümer de kesilebilecek isimler arasında. Seçecek olanlara kolay gelsin...

Ve forvet... İleri ikilimiz %90 Yıldıray-H.Şükür ikilisinden oluşacak. Yedekleri ise bu sezonki formları ile Arif ve İlhan Mansız. Alternatif derseniz Galatasaray'lı Ümit Karan, Bursaspor'lu Okan, Beşiktaş'tan A. Dursun, Rizespor'dan Hasan Özer akla gelenler ama saydığımız dörtlü dünya kupasında bir sakatlık yaşanmazsa yer bulacaktır diye düşünüyorum.

Sonuç olarak milli takımın değişmezleri dediğimiz bazı isimleri dünya kupasında görmemek kimseyi şaşırmamalı.

Milli takımımız sadece Çin ve Kosta Rika gibi rakipler karşısında değil, Brezilya ve Fransa gibi rakipler karşısında da aslanlar gibi mücadele edebilecek bir kadroya sahip. Bulgaristan 94 dünya kupasında yarı finalist olabiliyorsa, Danimarka 92 Avrupa şampiyonu olabiliyorsa, Çek Cumhuriyeti Euro 96'da finalist olabiliyorsa, biz neden çeyrek ya da yarı final oynayamayalım.

Futbolun ölü sezonu olan Haziran ayında, bedenen ve zihnen bir sezonun yorgunluğunu üzerinde taşıyan oyuncuları bu turnuvaya hazırlamak, ciddi hazırlık isteyen bir organizasyon. Milli takım hocalarının, oyuncularla bağlarını koparmamaları ve sürekli konsantre edici bir rol üstlenmeleri gerekli. Ülke insanı da, basketbol takımımız için bestelenen 12 Dev Adam şarkısı ile organizasyonunun içine çekildiği gibi organizasyonu bir bütün olarak yaşamalı.

Ayaklarımız yere basmalı, ciddi ve planlı çalışmalı, tüm alternatifleri gözönüne alarak hazırlanmalı ve basketbol milli takımımızın yaptığı gibi başarmalıyız. Bunun için görev başta tüm basın ve Futbol federasyonu olmak üzere tüm futbol kamuoyuna düşüyor. Finali çok istersek, başarabiliriz...

30.01.2002
 
   
Hosted by www.Geocities.ws

1