KORAY AYDIN VAK'ASI

Ülkemizde yine buram buram popülizm kokan ve yeni oluşan bir moda var... Koray Aydın ve Cumhur Ersümer bu modanın öncüleri...

Bakanlığında yolsuzluk soruşturması açılan bakanımızın, yurtdışındaki örneklerinde olduğu gibi "soruşturmanın selameti açısından (!)" koltuğunu terketmeleri... Yazıyı Enerji Bakanlığı ve Cumhur Ersümer konusu ve ne pazarlıklar sonucu istifa edişine getirmek istemiyorum, dağılmaması açısından... Ancak gündemde olan Koray Aydın vak'ası üzerinde düşünelim biraz...

Bilindiği üzere, DSP-MHP-ANAP koalisyonu kurulduktan hemen sonra 17 Ağustos depremi gerçekleşti ve ülkemiz zor günler geçirmeye başladı. Bu dönemde, yıkılan evler ve evsiz kalan vatandaşlar trajedisi birçoğumuzun beynine silinmemek üzere kazındı. Depremden hemen kısa bir süre sonra evsiz kalan depremzede vatandaşlarımızın hayatlarını nerede ve ne şartlarla sürdürecekleri tartışmaları başladı, kalıcı konutlar yapılana dek çadırlarda mı yaşamalılardı, prefabrik konutlar yapılmalı mıydı, kalıcı konutlar ne zaman tamamlanacaktı... Bu tartışmalar, genç bir inşaat mühendisi olan, müteahhit, deneyimsiz bir siyasetçiyi ülke gündemine birinci dereceden soktu. KORAY AYDIN...

Görevinin altından kalkıp kalkmadığı konusu fikirlere açık bir konu. Mesela ben, prefabrik konut yapılmasını bazılarının aksine desteklemiştim. Çadırda yatmak ve bu şekilde bir kış geçirmek belki zor ama imkansız değildi, ancak evlerinden daha büyük bir yıkımı yüreklerinde ve psikolojilerinde yaşayan insanlara kendilerine ait "sıcak bir yuva" sunma fikri bence doğru bir fikirdi...

Buraya kadar olanlar, başarılı ya da başarısız siyasetçi için kriter kabul edilebilecek detaylardı.

Ardından başlatılan bir operasyon ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı üst düzey bürokratları teker teker gözaltına alınmaya başladı. Çeşitli itiraflar ve suçlamalar yöneldi Koray Aydın'ın üzerine... İlk şokta gözaltına alınanları kendilerinden olmamakla itham etti... Olmadı... Oklar üzerine çevrilmişti, bakanlığı döneminde ihaleler üstlenen firmalara inşaat malzemesi satan bir firmaya sahip olduğunun basında yer alması bardağı taşıran son damla olmuştu. Olması gerekeni yaptı, istifa etti. Bu bir erdem, büyüklük falan değildi. Bulunduğu makamın ticaretini yapan bir bakan daha fazla görevde kalamazdı, aslında o kalmak istedi ama oluşturulan kamuoyu baskısı ile makamında kalması olası değildi...

İstifa anı geldiğinde, iki gün önce istifaya direnen, yolsuzluk yapanları "kendilerinden" olmamakla itham eden adam gitmiş, yerine milletvekilliğinden bile istifa eden, aklayın beni diyen adeta bir aslan gelmişti...

Nitekim bu aslan kesilişin sebebi de hemen sonra ortaya çıktı. Belli ki üst düzey, muhtemelen Hüsamettin Özkan destekli bir karardı istifa, denmişti ki "Sen hele bir istifa et, kamuoyu sussun, sonra hallederiz." Zaten ilk adım atılmış ve istifa meclis genel kurulunda, neden bilinmez, kabul edilmemişti. Yani genel kurul demişti ki, "sen kendini aklamak istedin ama sen bilmiyorsun, aslında sen tertemizsin, mahkemeye gitmeye gerek yok, biz seni kamuoyu ve yargı adına aklıyoruz." Hemen ardından partisi MHP devreye girmiş, ona meclis grup başkanvekilliği vazifesini uygun görmüş, deli alkışlarla "tahtına" oturtmuş, güya iade-i itibar etmişti...

(Bir küçük analizi araya sıkıştırmadan edemeyeceğim... Türkiye'deki siyasi partileri yok olma yolunda ilerleten en büyük hataları bu işte, kendi kendine iade-i itibar veriyor, halkın itibarı mı bu, kesinlikle hayır, partinin kendi seçmeninin mi, ona da hayır, o zaman sorunun ne olduğu da ortaya çıkıyor, partiler ve halk birbirinden kopuk. O kadar kopuk ki iletişimlerini sağlayan en ufak bir bağ kalmamış.)

Konumuza ve güncel olana dönelim... Geçen hafta mecliste yapılan gizli oylama ile Koray Aydın için önce komisyon daha sonra da Yüce Divan yolu açıldı. Zaten bu olması gerekendi, ama garip karşılandı. Ülkemizde koalisyon ortaklarının birbirine olan bağlılıkları, birbirlerini hakkında ortaya çıkan ve yargıya intikal eden yolsuzlukları aklamaktan geçer biliyorsunuz. Bunun için dağolan koalisyonlar dahi olmuştu geçmişte. Yani koalisyon kurup ülke yönetmekten daha mühim olan birbirnin pisliğini temizlemektir. Devlet Bahçeli çıktı ve yolsuzluklar nedeniyle milletvekilliğinden istifa etmiş bir eski bakanının yargılanabilmesi için alınan kararı gayrı ahlaki olarak değerlendirdi.

Bu kadar yoz, bu kadar pis ilişkilerin içerisinde, Financial Times'da çıkan analizde de belirtildiği gibi, bazı dünya dengeleri öyle gerektirdiği için vazifesinin başında olan, IMF ve Kemal Derviş ile doğrudan, ABD tarafından dolaylı destekli bir hükümete rağmen, hala ayakta kalan bir Türkiye...

Böyle bir ortamda, kim nasıl çıkacak da, hadi seve seve çıkar şu yastığının altındakileri Halis Toprak'ın bankası battı, onu kurtaracağız diyecek, diyebilecek bilmiyorum. Bir sihirli değnek mi lazım, yoz siyasi ilişkilerden bu ülkeyi temizleyecek, siyaseti yolmak amaçlı değil hizmet olarak bilen vatandaşları ortaya çıkaracak...

30.11.2001
 
   
Hosted by www.Geocities.ws

1