BU NE ÇADIRI?
Din konusu, netameli konu. Pek tartışmaya gelmez. Esasen tartışılacak bir tarafı da yoktur zaten. Herkesin dini kendisine, kimi ilgilendirir?
Bununla birlikte, ticaret erbabı politikacılarımızın, politikalarını din bezirganlığı üzerine kurmaları yüzünden, tartışmalarımızdan din konusu hiç eksik olmuyor artık.
Ramazanın gelmesiyle, diğer şehirleri bilmiyorum ama İstanbul'un her yeri, göçebelerin konak yeri gibi çadırlarla doldu. Hayırsever (!) belediyelerimiz, vatandaş orucunu açabilsin diye, yerel hizmet olarak iftar çadırları kuruyor.
Neresinden başlasam bilemiyorum.
Her şeyden önce bu bir yerel hizmet midir? Yani mesela yol yapmak, imar planı hazırlamak ya da mesela şehir içi ulaşımı sağlamak gibi belediyenin görev ve sorumluluğunda olan işlerden midir?
Peki, bu hizmetin kaynağı nereden temin edilmektedir? Bir çok çadırın üstünde, o günün iftar yemeğinin falanca şirket tarafından verildiği belirtiliyor. Bu falanca şirketler, o iftar yemeği masrafını kendi rızalarıyla mı karşılıyorlar? Yoksa belediyeden birileri arayıp, bir iki gün iftar vermelerini isteyince “Ne olur ne olmaz, belediyeyle kötü olmaya gelmez.” diyerek mecburiyetten mi katlanıyorlar bu masrafa?
Ya hayırsever belediyelerin, bu hizmeti yalnız Müslüman vatandaşlarına sunmasına ne demeli? Yani mesela niye paskalya yortusunda Hristiyanlara paskalya çöreği veya paskalya yumurtası dağıtılmıyor? Belediyeler, yalnız Müslüman vatandaşların belediyesi mi?
Nihayet, yılın yalnız bir ayında, yalnızca iftarda yemek verilen bu insanlar, kalan on bir ay boyunca ne yiyip içmektedir? Fakirin fukaranın karnını doyurmaksa amaç, ramazan dışında acıkmıyor mu bu fakir fukara? Balık tutmayı öğretmek yerine, bir ay boyunca balık vermek nasıl bir kandırmacadır?
Tüm kabahat bu çadırları kuranlarda değil elbet. Her verilen rüşveti almaya pek meraklı olan bizler, saatlerce o iftar çadırlarının kapısında kuyruk bekleyip, üç tas yemek için birbirimizi ezerken, onurumuz hiç zedelenmiyor. O üç tasa muhtaç olmaktan bahsetmeyin lütfen. On bir ay karnını doyuran insan, bir ay daha doyurabilir. Ve on bir ay açlıktan ölmeyen insan, bir ay daha aç kalırsa bir şey olmaz.
İşin kötüsü, seçim zamanı, hiç utanmadan, hiç sıkılmadan, gidip bu çadır ağalarına oy vereceğiz. Gerçi bu ülkenin %7'si oyunu, döner-ekmeğe satmış insanlardan oluşuyor, iftar yemeğine mi satmayacak?
Yapılacak bir şey yok. Biz bu muameleye razı olduktan sonra, belediye başkanları, bizim paramızla kurdukları çadırda, masanın baş köşesine kurulup, göstermelik iftar seanslarını daha çok düzenlerler. Hem karnımızı doyurup, hem de sevap kazanırlar.
Allah kabul etsin!..
Bu yazı, 29.09.2006 tarihli Haber MANŞET Gazetesi'nde de yayımlanmıştır.
|