KURDELE

Dün tarihi bir gündü. 27.07.2006'yı ajandalarınıza sene-i devriyesi kutlanacak bir gün olarak kaydedebilirsiniz.

Ülkemize miras kalmış en kıymetli eserlerden bir tanesi olan Topkapı Sarayı Bab-ı Hümayun araç girişine kapatıldı.

“E ne var bunda” diyeceksiniz. “Aferin daha yeni mi akıllarına gelmiş” de diyebilirsiniz. “Daha birkaç sene önce i ki yüz altmış milyar TL (eski parayla) karşılığında tamir edilen kapıyı elbette egzoz dumanından titreşimden vs. (ki bunlar teknik konular biz pek umursamıyoruz bakanlıkça) hasar gören kapımızı kapattık ne laf ediyorsunuz” da diyebilirsiniz.

Amenna... Hiç birine diyeceğimiz yoktur. Minnetimizi ve şükranlarımız sunmaktan başka.

Gel gör ki bu iş “Acelemiz var” diye diye dolanan ve fakat tüm acelesine rağmen bulduğu her fırsatta şekerleme yapmayı ihmal etmeyen Sayın Turizm Bakanımız Atilla Koç tarafından törenle ve kurdele keserek yapıldı. (Ki benim bildiğim kurdele kesimi açılışlarda yapılırdı, mantık olarak burada kesik bir kurdelenin birleştirilmesi gerekirdi diye düşünüyorum... ironi olurdu.) Hatta acelesi olan ve espritüel bakanımız bu töreni nüktedan neslinin genlerine sahip olduğunu da belirtircesine kocaaaaa saray kapısının sol kanadını iterekten kapatıvermiş (Sembolik kapatma hareketi sayesinde kurdele birleştirmeye gerek kalmamış.)

Şimdi hepsi güzel hoş... Yapılması gereken bir şey yapılmış. Da neden törenle. Görevlerini, hatta geç kaldıkları esas işlerini törenle yaparak “bakın bunu da yaptık” diyen bir yönetimin icraatlarında, vazifeler lütuf oluyor ise lütufları nasıl adlandıracağız. Mesela bu durumda ben de her akşam işten eve gidip yemek yaptığımda tören yapılmasını isteme hakkına sahip mi oluyorum?

Zaten bu hükümetle kan uyuşmazlığımızın başlangıç noktası bu. Benim idrak kabiliyetimle taban tabana zıt bir reklam anlayışları var. Ne yapsalar “iyiliğimize” yapıyorlar. Eyvallah. Ama izanım yetersiz kalıyor olmalı ki o iyi tarafı ben görünceye kadar (bazen de göremeden) olan oluyor. Misal Sağlık Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen reformlar sayesinde ülkede sosyal güvenlik açısından sorun kalmayacaktı. Ortalık güllük gülistanlık olacaktı. İlaç konusundaki yolsuzlukları tamamen ortadan kaldıracaklar ve cebimizden fazladan para çıkmasını önleyeceklerdi. Bu sözlerini; kronik hastalığı ve devamlı ilaç kullanma zorunluluğu olan insanları, haftada üç kez test ve onay yollarında telef ederek “sorunsuz” hale getirerek tuttular. Ruhları şad olsun şu anda bir çoğu huzur içinde uyuyorlar. Bu arada milletvekili eşleri (hanım olanlar) hala prostat ameliyatı olabiliyor mu ayrıca merak ediyorum.)

Olağan görevlerini de törenlerle kutluyorlar (Sahi bir bakanın katıldığı törene erkândan kimler katılmak zorunda? Bu zaman içindeki mesai kaybı, onca aracın yakıt masrafı, tören hazırlıkları...)

Yoruldunuz mu? Ben de yoruldum. Bu kadar ince düşünürken bu kadar duyarsız yönetilmekten ve üstelik “Ne şahane bir ülkede yaşıyorsunuz, daha ne istiyorsunuz?” imalarını duymaktan çok yoruldum.

Kim bilir belki bu da bizim olağan görevimizdir. Kurdelesi olan var mı?

28.07.2006
 
   
Hosted by www.Geocities.ws

1