BAŞIM ALIP NERELERE GİDEM BU ZALIMIN ELİNDEN
Farklı düşünen herkes gibi ben de üzerime alındım.
Gel gör ki gitmem, gidemem.
Bu toprağın altında ve üstünde bağlarım var benim.
Her gün mesai saatimi fiilen, günümün tamamını beynen bu ülke için harcıyorum.
Bu ülkeyi sevecek ve bu ülkeye hizmet edecek çocuklar yetiştirmek için azami ölçüde çaba sarf ediyorum.
İyi insan, iyi vatandaş olabilmek için ne gerekiyorsa yapıyorum.
Oy vermediğim insanlar memurum olduğu halde kurallara uyuyorum.
Onlardan da uymalarını bekliyorum. Beklediğim tek şey ses çok da olsa düzenli çıkması.
Bir orkestra gibi yaşayabilmek.
22 Temmuz gecesi "bana oy vermeyenleri de anlıyorum, verdikleri mesajı alıyorum" dediğinde art niyet arayıp "niye söyledi ki şimdi bunu tabii ki ülkenin başbakanı olacak, işaretlenmiş insanların olup diğerlerinin olmayacak hali yok ya" diyen 'yoldan çıkmış' iç sesimi susturmaya çalışmış, bu 'aba altından sopa gösterme değildir' diye kendisini yatıştırmaya çalışmıştım.
İç sesimin haklılığını Beyefendi bizzat ispatladı ekranlarda, "beğenmiyorsanız gidin, onaylamıyorsanız gidin, istemiyorsanız gidin" diyerek. Daha bir kaç gün önce de Melih Gökçek Ankara'nın 60.000 kişi daha az olsa şahane yönetileceğini söylemişti. (Gerçi muhaliflerin sayısı 60.000'i geçiyordur muhakkak ama şükretmeyi bilen bir nesil işte.)
Taşlarını ayıkladığın pirinçten herkes pilav yapar. Önemli olan, taşla pirinci aynı potada eritebilmektir hâlbuki. Maharet budur.
Bir de şu "çok afedersin" meselesi var.
Erdoğan şöyle diyor Dündar'a: "Sizin bazı meslektaşlarınız Sayın Gül'ün Cumhurbaşkanlığını onaylamıyor ÇOK AFEDERSİNİZ "O benim Cumhurbaşkanım değil" diyorlar"
Dilimizde ve kültümüzde "çok afedersiniz" kalıbı küfre yakın kabalıkta söylenen sözler aktarılırken kullanılır.
Yani ÇOK AFEDERSİNİZ "ananı da al git" derken mesela...
Annem de ben de evlatlarım da buradayız. Deveyi gütmeye ve adam etmeye de kararlıyız.
|