MARKS VE DİN HAKKINDA
Sonuna kadar okuyup bitiremediğim az sayıda metnin birinden söz etmek istiyorum. Marksist İktisat web sitesinde yer alan Alan Woods imzalı “Marksizm ve Din” başlıklı makale. Zahmet edip sonuna gelinememiş bir yazıya eleştiri yazıyor olmaktan dolayı özür diliyor, okunan kısımlar hakkındaki hislerimin paylaşımı ve serbest çağrışımlar olarak kabul edilmesini diliyorum.
Yukarıda sözü edilen makalede, "Peki başka bir yaşama inanmanın ne zararı olabilir? Pek bir zararı yok gibi görünebilir. Ama insanları yanlış eğitmek ve onları, hayatlarını bir yanılsama etrafında inşa etmeleri için teşvik etmek, arzu edilir bir şey midir? Dünyayı ve kendimizi değiştirmek için gerekli bilgiyi, tüm yanılsamaları ardımızda bıraktığımız ve dünyayı ve kendimizi gerçekte olduğumuz gibi gördüğümüz ölçüde elde edebiliriz." deniliyor. Yobazlığın her türü gelişmeye engel teşkil eder ve yobazlık kendi gibi olmayanı suçlamakla hayat bulur.
Aynı metinde, "Varolmayan "öteki dünya" için zamanını boşa harcamaktansa bu dünyayı yaşanacak bir yer haline getirmek için çaba harcamak gerekir. Çünkü bu dünyaya doğmuş insanların büyük çoğunluğu için, sorun ölümden sonra yaşamın olup olmadığı değil, aksine ölümden önce yaşamın olup olmadığıdır." deniliyor. Ölümden önce yaşamın olup olmadığı hakkında duyarlılık ya da çaba sahibi olmak da ölümden sonrakinin varlığına inanmamakla mümkün sanılamaz.
Önce şunu söylemem gerekir, ben dünyanın sosyalizmle yaşanabilir bir yer haline gelebileceğine inananlardanım. Çok uzun süredir var olan bu inancıma paralel olarak gene çok uzun bir süredir bir yaratanın bulunduğuna ve ölümden sonra bir yaşam olduğuna inanmaktayım. Buna inanmanın bana her zaman iyi gelmiş olduğunun da farkındayım.
Marks'ın felsefesinden ziyade iktisadi dolayısıyla da toplumsal yaşam sistemleri hakkındaki fikirlerini kendime yakın bulmakta, bunun birbirinden ayrılabilir görülmesine şaşanlara da şaşmaktayım.
Neden insanlar çok farklı inanışlara sahip oldukları halde, aynı gelişmiş insan modelini örnek almayı başarıp, aynı dünya idealini hayal edemesinler... Tabi hayal edilen idealde inanışların empoze edilmiyor olması, herkesin istediği bireysel hayatı sürdürmesinin toplumsal hayatın gidişinden bağımsız olmayı başarması da benim kastettiğim "ideal"in içindedir.
İnsanların farklı inanışlara sahip oldukları halde, aynı gelişmiş insan modelini örnek almayı başarıp, aynı dünya idealini hayal edilebilmeleri neden gerekli olabilir sizce? Çünkü bu, insanları gruplandırma sıkıntısından kurtulmamızı sağlar. Çünkü bu, lafı edilip duran sonsuz bir hoşgörünün gerçek olmasını sağlar. Çünkü bu, hoşgörünün getireceği geniş ufuklu insanları çoğaltır. Çünkü bu, kendi oluşum kodlamasına en uygun inanç ya da inançsızlık sistemini geliştirip bu sayede kendini iyi hisseden ve bu kez de bunun sayesinde daha iyi bir dünya için çalışmak isteyen insanların çeşitliliğini, dolayısıyla da aynı noktadan geçen sonsuz sayıda doğrudan -yani yoldan- birini seçmiş olan herkesi birleştirmeyi başarır.
|