KRİŞUNAMATRİ
Bu
mektuplar
biraz zaman ayırabildiğiniz
anlarda okunmamalı.
Aynı
zamanda bir eğlenti olarak görülmemeli. Bu mektuplar büyük
bir
ciddiyetle yazılmıştır ve onları okumak sizin için bir
şey ifade ediyorsa
o zaman içindekileri incelemek gayesiyle bunu
yapın, tıpkı bir çiçeği inceler
gibi. Önce çiçeği özenle seyredin ; taç yapraklarını,
sapını,
kokusunu ve güzelliğini. Bu mektuplar bu şekilde etüt
edilmeli , sabah okunup günün geri kalan kısmında
unutulmamalı. Zaman ayrılmalı, onlarla oynanmalı.,
Sorgulanmalı,
araştırılmalı. Bir süre onlarla yaşamalı,
sindirmeli, öyle ki onlar artık yazarın değil,
sizin olmalı....
**Her
mesleğin bir disiplini var; her eylemin bir yönü ve her düşüncenin
bir sonu. Bu, insan zihninin hap solduğu dönüşümdür.
Bildiklerinin kölesi olan zihin sürekli bilgisini, eylemini
ve kendi sonunu arayan düşünüşünü bu saha içerisinde
genişletmeye çalışır. Eğitim sadece bilimsel alanlar
hakkında bir şeyler öğrenmek
değil, kendi kendini eğitmektir.
**Okul
öğrenme eyleminin gerçekleştiği
bir yerdir ve bu yüzden
kutsaldır.
Tapınaklar ,kiliseler
ve camiler kutsal değildir. Çünkü oralarda insanlar öğrenmeyi
bırakmışlardır.
**Siyasal,
hukuksal olarak yaşadığımız
dış dünyaya düzen
getirmeye çalışıyoruz , ancak içimiz şaşkın,güvensiz,
çekingen ve çelişmelerle dolu. İçte
düzen olmadan
insan hayatı için daima bir tehdit var olacaktır.
**
İnsan niçin düzensizliği kabullendi ve hoş gördü ? Niçin
dokunduğu her şey
bozuluyor,karışıyor? İnsan niçin doğa düzeninden uzaklaştı,bulutlardan
,rüzgardan,hayvanlardan
ve nehirlerden ? Neyin düzen ve neyin düzensizlik olduğunu
öğrenmeliyiz. Düzensizlik,özde çatışmadır, insanın
kendisiyle çelişkide olması ve “olmamakla” “olacak”
arasındaki ayırımdır. Düzen,düzensizliğin asla var
olmadığı bir
durumdur.
**Eğer
bir kimse tamamıyla dürüst ve acıksa bu dürüstlük ve açıklığı
diğerine aktarır.
**Dikkat
tüm hayatınızı özel çıkar merkeziniz olmadan görebilmenin
şeklidir.
**Eğer
bugün ki eğitim sürekli mücadele,çatışma ve korku içindeki
bir hayata hazırlıksa
tüm bunların ne anlama geldiğini kendimize sormalıyız.
Hayat arada bir alevlenen
sevinç, mutluluk ve dökülen
ağlanmış gözyaşlarıyla acının ve korkunun bir akımı
bir devranımıdır? Ama biz hayata bir anlam kazandırmak
istiyoruz. Galiba hayatın kendisinin bir anlamı yok. Ve böylece
biz monoton bir hayattan kaçmak için
tanrılar,çeşitli
dinler ve eğlentiler uyduruyoruz. Buna milliyetçilik ve
birbirimizi öldürmenin değişik tarzları da dahil.
**Olan
olması gerekenden çok daha önemlidir. Ne olduğumuzu
anlamak ne olduğumuzu yapmaktan daha
önemlidir.
**Fark
etmenin içinde duyarlılık yatar
**Okul
bittiğinde eğitiminde
bittiğini düşünür gibiyiz. Var oluşumuzun bütününü sürekli
ve sonsuz bir kendini eğitim süreci olarak algılıyor değiliz
sanki. Demek çoğumuz eğitimi
çok kısa bir zaman
dilimiyle sınırlıyor ve hayatlarının geri kalanının
oldukça karışık geçiriyor ve yalnızca
mutlak önemli olan bir
kaç şey öğreniyor,bir rutine düşüyor ve tabii ki
ölümü bekliyor. Gerçekten
hayatımız bu: Evlilik, çocuklar
iş, geçici eğlenceler,
acı ve ölüm.
**Niyet,
bir hedefe sonuca ulaşmaktan çok daha önemlidir. O bir kase
gazyağında yanan fitildir. Söndürülemez, hiç bir yel onu
üfleyip yok edemez. Fitil kuvvetlidir ve yağ dıştaki bir
kaynak tarafından beslenmiyor. Bir kaynağı yok ve böylece
alev ,fitil ve yağ sonsuza kadar var.
**
Karışık,düzensiz
ve güvensiz olan bir insan düzen sağlamaya kalkarsa yalnızca
daha çok kargaşa yaratır.
**Her
şekilde insanı medenileştirmeyi,evcilleştirmeyi denedik ve
bu da pek başarılı olmadı. Her savaş barbarlığın bir göstergesidir,
ister kutsal bir savaş olsun, ister siyasal. Bunun içinde şu
soruya dönmeliyiz:Planlayıcı düşünüşün neticesi
olmayan bir düzen var mı dır?
ALGININ
ÇİÇEK AÇAN TOHUMUNDAN DOĞRU, DÜRÜST DAVRANIŞ YETİŞECEKTİR.....
**
Doğa hayatımızın bir parçası. Tohumdan,topraktan yetiştik
ve tüm bunların bir parçasıyız.
Ancak bizimde diğerleri
gibi hayvan olduğumuz anlayışını çabuk
yitiriyoruz. Her ağaç
için bir duyarlılığınız olabilir mi , onu seyredebilir
,güzelliğini görebilir ve onun verdiği seslere kulak
verebilir misiniz ?
O küçük bitkiye,ota
karşı , duvara tırmanan küçük sarmaşığa yapraklardaki
ışığa ve karşısındaki bir sürü gölgeye karşı
duyarlı olabilir misiniz?
Tüm bunların
bilincinde
olunmalı ve doğayla
olan liturya anlayışı çevrenizde olmalı.
Doğayı incitirseniz kendinizi incitirsiniz.......
**
“Öğrenmek
için özgürlük ve merak gereklidir”......
**Eğer
kendi kendinizi gözlemlerseniz size ne olduğunuzu söyleyen
bir kitaptan daha çok fazlasını öğrenmiş olursunuz. Ne
olduğunuzu öğrenin bir başkası tarafından değil;
kendinizi gözlemleyerek. Ve yargılamayın
“bu iyi;ben böyleyim
;değişemem” demeyin.
**
Demek ki öğrenmek önemli oluyor. Öğrenmeyi bırakan bir
beyin mekanikleşiyor. Tıpkı bir kazığa bağlanan hayvan
gibi yalnızca bağlı olduğu ipin uzunluğu kadar hareket
edecektir.