Anadolu'nun
Binlerce Yıllık Sesi Bağlama
Anadolu halk müzigini
tek bir enstrümanla anlatacak olsak aklimiza ilk olarak
baglama gelirdi herhalde. Anadolu´da baglama girmemis yöre
ve ev yoktur. Baglamanin atasi, Dede korkut hikayelerinde adi
cok sik gecen kopuzdur. Yaklasik 2000 yillik bir gecmisi olan
ve birden cok telli saz türünü kapsayan kopuz, Orta Asya´daki
Türk boylari tarafindan kullanilmis, ilk zamanlar o bölgenin
"gezginci ozanlari" araciligiyla Anadolu´ya
gelmistir. Bölgede yasayan samanist Türkler, kopuzu kutsal
kabul etmis, calmasini bilmeyeni kendilerinden saymamistir.
Hatta savaslarda belinde kopuz olan savasciya düsmanin el sürmedigi
söylenirmis. kopuz, baglamadan farkli olarak teknesi deriyle
kapli, perdesiz, iki veya üc telli, telleri at kili, koyun,
kurt bagirsagindan yapilmis kirislerden olusan bir enstrümandir.
Calinis sekli, bugün baglamada da kullanilan, tezene yerine
parmaklarla vurarak calma sekli olan "selpe", "pence"
gibidir. 10, yüzyildan sonra Türk boylarinin Anadolu´ya
yerlesmesiyle, kopuzdan türeyen ve yakin zamanda kadar kimi yörelerde
rastlanan iki telli "Türkmen dütarlari" calinmaya
baslanir. Tarihci Hammer´e göre 15, yüzyilda, uzun sapli
bir kopuz türü olan "kolca kopuz"a ilk madeni tel
Anadolu´da takilir. Böylece kopuzdan baglamaya gecis enstrümani
olan "cögür"ün ilk adimi atilmistir. Evliya
Celebi´ye göre, cögür ilk kez kütahya´da kapilir.
Kopuzun deri olan gögsü madensel telin basincini
karsilayabilmek icin ahsaba dönüstürülmüs, sapi uzatilmis
ve perde takilmistir. Bes kil telli cögür, madensel telli (ücerden
dört gruplu oniki telli) büyük gövdeli, uzun sapli bir
calgiya dönüsmüstür. Günümüzde cögür, orta boy
baglamada kücük bir sazdir. Tüm bunlar olurken, bes telli
kopuzun da mevlana celaleddin-i Rumi tarafindan "altin
telli sestar" (Seshane) haline getirildigi sanilmaktadir,
"Sestar" sözcügü. Yunus Emre´nin Pir Sultan
Abdal´in siirlerinde de gecer. Evliya Celebi´ye göre kopuz,
seshanenin yavrusudur. Baglama adina, ilk olarak 18, yüzyil
metinlerinde rastlaniyor. Bu dönemde Anadolu´ya gelen Jean
Benjamin de Laborde, seyahatnamesinde, "Baglama yahut
tamburanin bicimi tipki cögürünkü gibi, ama ondan daha kücüktür
... " der. Burada adi gecen enstrüman, baglama ailesinin
en kücük elamani olan cura da olabilir.
Anadolu´da yaygin olan kullanilan üc tür baglama: Uzun
sapli baglama, kisa sapli baglama ve cura.
Baglama teknesi dut agacindan oyulabildigi gibi dilim dilim
yapistirilmis ardictan da yapilmaktadir. Gögüs kapaginda
ladin, sap kisminda ise kelebek agaci kullanilmaktadir.
kopuzun Anadolu´da gecirdigi evrimlerden ve sapina perde
baglanmasindan sonra ortaya cikan baglama. Türkmenler
tarafindantipki kopuz gibi kutsal bir enstrüman sayiliyor.
Nitekim, Alevi ve B ektasiler´in dinsel törenleri olan
"Cem" , baglamanin öpülüp basa koyulmasiyla
baslar ve tüm tören boyunca deyisler baglamayla calinir.
Alevi Bektasi dedeleri de bir nevi "gezginci ozan"
sayilabilirler. Bu dedeler, kücük olusu ve rahat
tasinabilirligi nedeniyle yanlarinda daha ziyade cura taside,
"sokaklarda herkesin rastgele tingirdattigi, üc madenli
telli, kücük degersiz bir sazdir" sözleriyle gecer.
Jean Thevenot ise, curayi, Türkler´in bircok baglama cesidi
icinde en yaygin kullanlandiklari enstrüman olarak göstermistir
1960´larin sonuna dogru, baglamanin sesi müzik yapilan
mekanlarda daha cok duyurrmak ve rock müziginde de
kullanabilmek icin elektro baglamalar yapilmaya baglandi.
Elektro baglamalar, baglamanin yapisal özellikleri korunarak,
icine yerlestirilen elektro gitar manyetikleriye üretildi.
Baglamanin atasi üc cögür calan kadin gravürü.
Anadolu´da bugün kullanilan baglama türlerinden biri
"Divan"dir. Divan, baglama ailesinin tekne büyüklügü
ve sap uzunlugu bakimindan en büyük sazidir. Genelde sade ve
süslemesiz calinir. Pes sesleri karsilamasi icin kullanilir.
Üc sira, yedi tellidir. Diger bir baglama türü
"Tambura" adiyla bilinir. Iki telli Kazak, Kirgiz
calgisi olan "Dombra" nin bugünkü halidir. Kisa
sapli baglama ile ayni büyüklükte tekneye sahiptir. Uzun
sapli baglama gibi calinir. Tambura´da tipki Divan gibi üc
sira, yedi tellidir. Bir baska tür olan kisa sapli baglama,
Alevi-Bektasiler´in kutsal saydigi, uzun saplisiyla birlikte
Anadolu´da en cok bilinen baglama türüdür. Uzun sapli
baglama, halk arasinda "Bozuk" adiyla da bilinir.
Yapisal olarak kisa sapliya benzese de, uzun sapli oldugunda
perde sayisi daha fazladir. Gerek uzun sapli, gerekse kisa
sapli baglamalar, üc sira yedi tellidir. Baglama ailesinin en
kücük sazi "Cura"dir. Teknesi kücük, sapi
oldukca kisadir. Uzun ve kisa sapli baglamalar gibi kullanilir.
Uc sira, alti tellidir. Yukarida saydiklarimiz disinda bugün
unutulmaya yüz tutmus pek cok yöresel baglama türü vardir.
Teke yöresinin ünlü saz ustasi Ramazan Güngör´ün
caldigi üc telli baglama ile Aski Nesimi Cimen´in caldigi
iki telli cura bunlardan en taninmislaridir. Günümüzde
yayinlanan kimi albümlerde bu sazlar "renk" olarak
kullanilmaktadir. Baglamalar, Anadolu´nun her yöresinde
farkli yapisi, tezene vuruslari, akort sistemini etkiler.
Baglama tezeneyle calinabildigi gibi daha önce de
belirttigimiz tezenesiz, yani parmaklarla vurarak calma sekli
olan "selpe" yöntemi ile de calinabilir. Yörelerin
farkli sekilde tavirlari vardir. Örnegin Ege´deki Tahtacilar´da
baglamanin gögsüne sert vurulurken, dogudaki Aleviler´de
daha yumusak calinir. 1960´larin sonuna dogru, baglamanin
sesini müzik yapilan mekanlarda daha cok duyurmak ve rock müziginde
de kullanabilmek icin elektro baglamalar yapilmaya baslandi.
Elektro baglamalar, baglamanin yapisal özellikleri korunarak,
icine yerlestirilen elektro gitar manyetikleriyle üretildi. Günümüzde,
baglamanin standart ölcüleri icin hala calisilmaktadir.
Teknesinin hangi agactan, kapaginin ne kadar incelikte,
sapinin ne kadar uzunlukta olacagi tartismalari süredursun,
genel bir baglama yapisi yavas yavas ortaya cikmis görünüyor:
Eskiden kullanilan, ancak günümüzde pek bulunamaya dut
agacindan oyma tekneler yerine, dilim dilim yapistirilmis
ardic; gögüs kapagi icin ladin; sap icin kelebek agaci
kullaniliyor. Baglama nin tekne büyüklügü ve sap uzunlugu
alicinin istedigi kara sesine göre belirleniyor...
Bir nevi "gezginci ozan" olan Alevi ve Bektasi
dedeleri kücük olusu ve rahat tasinabilirligi nedeniyle
yanlarinda daha ziyade cura tasirlardi
