Merhaba, Ben Jawa Ali...
İlk motosikletim: Jawa Ceylan... bana Jawa Ali adını kazandıran motor; herşey böyle başladı zaten!
O ilk günlerde gençliğin verdiği heyecanla yeni aldığım Jawa'ma
atlıyor, alıp başımı yollara düşüyor ve interlandımı yavaş
yavaş İstanbul - Tekirdağ yönüne doğru genişletiyordum.
Sonunda ilk yolculuğuma çıktım; Tekirdağ'da ağabeyim Erol
Yüksek ve amcam Yusuf Yüksek vardı. Hem onları ziyaret etmek, hem de biraz
gezmek amacıyla yola koyuldum: Yıl 1984; aylardan Haziran'dı... Ama yollar
sürekli yağan yağmurla görünmez olabiliyorlardı! Arasıra güneş de çıkıyordu tabii, ama genelde ilerlemek zordu.
Yolda tanıştığım İsviçre'li Roman Steiner ile sonunda Tekirdağ'a vardık. Bana motorculuğu
öğreten ağabeyimin -bizi karşısında görünce- nasıl şaşırdığını eminim tahmin edersiniz.
Roman, Tekirdağ'da bizden ayrılarak yoluna devam etti. Ben ise kalarak İstanbul'a dek
her yeri karış karış gezdim. Bu arada bana İstanbul'u gezdiren Jawa'cı arkadaşım Jawa Erol'a
minnet borçluyum. Böylece birbuçuk aylık tatil sani 1.5 günde bitti!
Trabzon'a doğru yağmurlu bir havada yola çıktım. Jawa Erol bana İstanbul çıkışına dek eşlik
etti. Trabzon'a kadar ise üzerimden yağmurluğu çıkarmadan geldim. Ama
motorculuk zaten her türlü hava koşuluyla "kucaklaşmak" demek değil mi?
Yolculuğum sona erdiği halde doğduğum kente hoşnutlukla dönüyordum; çünkü motorumla bu denli
km. yapamayacağımı öne sürenlerin sözlerini boşa çıkartmıştım. Tabiidir ki "bu motorla bu
yola çıkılmaz" diye beni caydırmaya uğraşanlar oldukça mahçuptular.
Aynı yıl Almanya'dan gelen kardeşim Turan'a ailemin israrı üzerine Edirne'ye dek eşlik
ettim. Turan minibüsle geldiği için benim motoru minibüsün içine yerleştirdik, Edirne yol
ayrımına kadar birlikte gittik. Orada Turan'ı uğurladıktan sonra eniştem Fuat ile bu kez de
Ege ve Akdeniz turumuz başladı. Bir hafta içinde Anamur'a indik. bu bizim için
hayli uzun bir süreydi; çünkü oradan Trabzon'a ulaşmak birbuçuk günümüzü aldı. İki gece ve bir
gündüz süresince yol yapmış, sabah 03.00'de uykusuz ve bitkin şekilde
eve dönmüştük. Yine de yatmayarak sabaha dek sohbetimizi sürdüğümüzü de ekleyeyim.
Bir yıl sonra 1985'de yeniden tura çıktım. Bu kez hedefim Marmaris'ti. Ama ben yolu
uzatarak önce Tekirdağ'a gittim; oradan güneye inerek Marmaris'e ulaştım. Bu üçüncü turumdu.
Marmaris'de bir hafta geçirdim ve bu süre sonunda yeniden Tekirdağ üzerinden Trabzon'a döndüm.
Böylece iki yılda üç tur gerçekleştirmiştim... hem de Jawa Ceylan
ile! Böylece adım Jawa Ali'ya çıktı ve o zamandan bu güne dek böyle kaldı.
1985 sonunda Şükrü Efe'nin R 60 BMW'sini alarak yüksek hacimli
bir motora ani bir şekilde geçtim. Geziler artık çok daha zevkli olacaktı.
Ama ilk gezim ancak 1986'da gerçekleşti. Samsun civarına yaptığım kısa süreli bir yolculuktu bu.
Motorumda hiçbir eksik yoktu; hayır, takım/bakım açısından değil, evimde olan eşyalardan
hiçbir eksik yoktu! Yanıma tencere, tava, tabak, bardak benzeri
mutfak malzemeleri ile bir buzluk almıştım. Nasıl? Bunlar doğal mı? Peki, ya çadır ve piknik tüpüne ne dersiniz?
Hatta hatta telsizimin de olduğunu söylesem? Ha, unuttum; bir de televizyon taşıyorduk!
Kamplarda bizi görenler hangi araçla geldiğimizi soruyorlar;
"motorla geldik" deyince de, "bunca şeyi motorla mı getirdiniz?" diye şaşıp kalıyorlardı.
1990 yılında kardeşim Turan bizim gezileri dinleye dinleye
kendi de Türkiye turu yapmaya karar verdi. Bu seferki
Ege-Akdeniz turumuza o da arabasıyla katıldı ve bizim
rehberliğimizde 20 günlük bir Türkiye turunu gerçekleştirerek Trabzon'a döndü.
1990 yılında
eşimin
memleketi olan Kıbrıs'a yerleştikten sonra motoru da Trabzon'da bırakmıştık.
Bu nedenle gezileri artık önce gemiyle yapıyorduk. Girne'den feribotla Taşucu'na, oradan
otobüsle Trabzon'a, ardından motoru alıp Ege ve Akdeniz turuna... Eylül ayında sonlanan
gezimiz, motoru Trabzon'a bırakarak Kıbrıs'a dönmemizle noktalanıyordu.
1991 yılında tura ayırdığımız bütçe ile bir "handy-cam" satın aldık. Artık gezilerimiz el kamerası
ile daha canlı ve kalıcıydı; ama o yılın tur süresi zorunlu olarak
kısaldı! Bu nedenle bir sene
Trabzon ve çevredeki
şehirlere kısa süreli gezilerle yetinmek zorunda kaldık.
1992, Almanya'da yaşayan kardeşim Turan'ın, Honda Goldwing 1000cc.
motosikleti ile Türkiye'ye geldiği yıl oldu. Yanında karısını da getirmişti. Onlarla
İstanbul'da buluştuk. Turan'ların yanında bir aile daha vardı: dostu Sinan, eşi ve
çocukları... Tabii ki onlar araba üzerindeydiler! Sonuçta bir araba ve iki motor yola koyulduk;
Çanakkale
üzerinden indik Marmaris'e.
Önce Sinan ayrıldı Marmaris'te; 12 günlük bir yolculuktan sonra da Turan ve eşi Trabzon'a
döndüler. Biz bir süre daha gezdik; sonra Trabzon'da yeniden Turan
ile buluşup çevreye kısa geziler yaptık. Sonunda onları üzülerek uğurladık.
1993'de eşimle yeniden
hazırlıklarımızı tamamlayıp yola koyulduk. Hedefimiz yine güneydi
ama
bizi bir şanssızlık bekliyordu: Bodrum yakınında bizi
yağ lambası yanmaya başladı. Motor arızalanmıştı yani, yola devam
etmek olanaksızdı artık. Çok kısa sürmüştü bu kez turumuz.
Genelde bir veya birbuçuk ay yollarda olmaya alışmış bir insan için
bir haftalık tur çok kısa sayılır. Oysa motorla yolculuk kolay olmadığı için birçok motorcu bir
haftalık turlarda bile zorlanmaktadır.
1995,
1996,
1997,
1998,
1999,
2000,
2001
yıllarında sadece araba yolculuklarına çıktık.
Bir kez daha hoşgeldiniz.