|
Bazen kadere karşı gelinmiyor!
Merhaba, ben Jawa Ali.
1956'da Trabzon'da gözlerimi dünyaya açtım ve ilk, orta,
lise eğitimimi doğduğum kentte tamamladım. Üniversite için seçimim
ise Ankara (A.D.M.M.A) Kimya bölümüydü. Son sınıfı
okurken ailemin israrı üzerine onların yanına Almanya'ya
gittim. Almancayı tam olarak bilmediğim için bir yandan hazırlık
sınıfına devam etmek, diğer yandan da başka birçok işle ilgilenmek
zorundaydım. Böylece 2.5 yıl geçti; askerlik zamanım gelmişti.
Zorunlu olarak yeniden Türkeye'ye döndüm ve askerliğimi bitirdim.
Artık görevlerim tamamlanmıştı ve yeniden yarım bıraktığım
eğitimime dönebilirdim. Bu nedenle yeniden Almanya'ya doğru yola
çıkacakken ailem Türkiye'ya kesin dönüş yaptı ve Trabzon'a
yerleştiler. Almanya benim için ulaşılamayacak kadar uzaktı artık.
Motosiklet
üzerindeki başarım ve doyumsuz yaşamıma karşın kafam
karmakarışıktı... düzgün getirisi olan bir işim yoktu; maddesel
kısıntılar nedeniyle yolculuklarım çok güç koşullarda geçmekteydi.
Yaşadığım kenti sevsem de sürekli yağışlı iklimi nedeniyle iş bulmak
çok güçtü. (zaten malum; Karadeniz bölgesi boyunca iş bulmak genelde
zordur). Düşlerimde yağışlı iklimi olmayan yerlerde yaşamak; örneğin
Akdeniz ve Ege bölgelerine yerleşmek vardı. Güneşin sürekli
parladığı, motorculuğun acı vermediği ve kolay iş bulabileceğim bir
diyarı özlüyordum.
Bu süreçte karşıma Kıbrıs
vatandaşı olan ve üniversiteli bir kız çıkmıştı (K.T.U).
Hoşlandık birbirimizden, giderek çok iyi anlaştığımızı da gördük.
İkimiz de motor sevgisini paylaşmaktaydık. Bu ortamda, böylesi bir
kıza gönlüm bağlandı tabii.
Artık gezilere
birlikte gidiyorduk. Onunla ilk gezimizi 1987 yılında BMW ile Ege ve
Akdeniz'e yaptık.
1990 yılında eşimin memleketi olan Kıbrıs'a yerleşmeye
karar verdik. Sıcağı ve güneşi yakalamıştım sonunda. Oysa ilk
yüzleşmem tam şok yarattı üzerimde. Öylesine sade... belki de basit!
Ama zamanla alışınca tadına varmaya başladım; çok iyi yanları vardı
Kıbrıs'ın: Havaların hep güneşli olması bir avantajdı tabii; ama bir
güzellik vardı ki bu yeni diyarda, çok az şey onunla yarışırdı:
Benzin çok ucuzdu!
Özellikle Almanya'da yaşamış biri olarak Girne dışındaki
yerler bana pek hoş gelmese de Girne tek başına yetti. Bu nedenle
birsürü maceradan sonra Girne'de bir ev bulup yerleştik. Ama ne ev:
Susuz, elektriksiz, sıvasız ve eşyasız!
1993 senesinde Kıbrıs Yenierenköy'de evlendim. Hem de bir
köy düğününde!.. Düğün pistinde üç tur attıktan sonra başlayan
düğün, gece yarısını geçtikten sonra bitti. Oysa bizim önümüzde
Girne'ye dek almamız gereken 130 km.lik yol vardı. Eve ancak sabaha
karşı varabildik. Bu arada düğünümde beni yalnız bırakmayan
ağabeyim Erol'a ve ailesine minnet borçluyum.
Sonunda kendimce bazı şeyleri "ciddiye almanın" zamanı geldiğini
düşünmeye başladım. Evli biriydim artık. Öte yandan ekonomik açıdan
da zayıf düşmüş, işsizlikten bıkmıştım. Mutlaka birşeyler yapma
zorunluluğunu hissediyordum. Böylece benim için çok önemli bir karar
aldım: Motorumu satıp iş kuracaktım.
O yıl motorumu sattım; artık motorsuzdum. Diğer yandan da
-borçlanarak da olsa- bir iş kurmuş olmam beni mutlu ediyordu.
Sonunda aynı yıl (1993) eşim de öğretmenliğe başladı; artık ikimizin
de bir işi vardı. Yine de bu değişim yaşamımın bir sayfasını
kapatmıştı.
Oğlum Davidson Fuat 1996 yılında dünyaya geldi. 2001
Mayıs'ında ise Harley Tan doğdu.
Oğullarımı birer gezgin olarak yetiştirmeye çalışıyorum. Onlarla
her yıl bir gezi muhakkak yapıyorum. Yaşları çok küçük olduğu için
bu önemli bir davranış kanımca... ya da bir diğer deyişle iyi bir
"alıştırma süreci".
Bu arada benim için önemli olan bir hobimden öz etmeden
geçemeyeceğim: Avcılıktan (oysa ne yazık ki 2002 Nisan
ayında bize avcılığı öğreten babamız avcıbaşı Hurşit Yüksek'ı
kaybettik). İlerki sayfalarda avcılık
maceralarımı bulabilirsiniz.
Zaman içinde 1995-1996 yıllarında geçirdiğim iki ameliyatın
izleri giderek belirmeye koyuldu. Bu durum benim iş yaşamından
bunalmama neden oluyordu. Kollarımdaki romatizmal ağrılar (ki
romatizma her gezginin yakın arkadaşıdır) giderek arttı. Ben de
sonunda emekli olmaya karar verdim!
Gerçekte bu kararı vermem güç olmadı; çünkü iş yaşamında belirli
bir noktaya geldiğime inanıyorum. Bundan böyle tek arzum geçmişteki
yaşamıma geri dönmek: Motorlu uzun yollara; motosikletli
maceralara... Ancak biliyorum ki koşullar eskisinden çok farklı:
Yaşlılık, rahatsızlıklarım, çocuklar... Özellikle
de çocuklar!
Çocuklarla motorcu gezginlik nasıl bir araya gelecek? Hala bir
formül arıyorum. Aklıma yatan tek çözüm Trabzon'a arbayla giderek
çocukları halalarına bırakmak ve motoruma atlayarak Türkiye turuna
çıkmak. Bu nedenle Trabzon'da bırakmak üzere bir motor almak
istiyorum. Tercihim BMW 1100GS. Birde Girne'de gezmek için
bir chopper sahibi olmayı arzulyorum. Bunun markası önemli
değil. 2002 kışından başlayarak bu konu üzerine yoğunlaşacağım; ama
ne demişler?.. Kısmet.
Şimdilerde motorlu günlerime dönmenin heyecanını duymaya
başladım, ama tabiidir ki geçen yıllar nedeniyle koşullar biraz daha
farklı. Örneğin gözlerimde görme bozukluğu başladı. Yaşlandık
herhalde! Yine de kararlıyım geri dönmeye. Hemen ekleyeyim; çevremde
bu eski sevdamı daha bir körükleyen etkenler de var: Trabzon'daki
arkadaşlarımızın motorculuğa dönmesi; bu konudaki
yayınlardan/dergilerden/yazılardan etkilenmem ve içimdeki o bitmek
bilmez macera tutkusu!
Sonuç olarak diyorum ki:
Motorculuğa "kemale ermiş" bir
motorcu olarak geri dönmekteyim!!! Bir kez daha
hoşgeldiniz. |