| Yıl |
Oku |
| 1984 |
 |
| 1984 |
 |
| 1985 |
 |
| 1986 |
 |
| 1987 |
 |
| 1988 |
 |
| 1989 |
 |
| 1990 |
 |
| 1991 |
 |
| 1992 |
 |
| 1993 |
 |
| 1994 |
Yapılmadı |
| 1995 |
 |
| 1996 |
 |
| 1997 |
 |
| 1998 |
 |
| 1999 |
 |
| 2000 |
 |
| 2001 |
 |
| 2002 |
 |
|
1999 Girne, iç Anadolu, Trabzon, Uzungöl, Bayburt (av) Gezisi
1999 Yılının ocak ayına geldiğimizde artık gezilerimizde karavan olarak da kullanabileceğimiz Isuzu marka 14 kişilik bir minibüs katılmıştı iş hayatıma. Ne yazıkki hiçbirzaman bu hayalimi gerçekleştiremeyip bu araba ile karavan olarak geziye çıkamadım. Kaderine bakın ya da benim gibi bir motorcunun yaptığı işe! Her fırsatta bir motor alacak yerde neler yapıyordum. Demek ki bu sistem insanları ne denli etkiliyormuş.
Öte yandan bu yeni araç ile hayatımı biraz daha büyüterek rahatlatmış olacağım düşüncesini aklımdan çıkaramıyordum. Bence bunun asıl nedeni bir zamanlar yaşadığım ekonomik zorlukları bir daha yaşamamaktı. Neticede gezilerimiz devam ediyordu ya, bizde “mutluyuz” diyerek teselli buluyorduk.
Sadece benzin parasına yetecek kadar kısıtlı bir bütçeyle çıktığımız ve arıza nedeniyle yarıda kestiğimiz gezileri düşünüyorduk bu arada. Bu yüzden yine yeni borçlanmalar devam ediyordu. Zaten son birkaç yılımızı sürekli borçlarla yaşamıştık.
Taksi'ye bir şöför koyarak işimi biraz hafiflettim. Haziran ayı geldiğinde eski aracımı 1993 model 300 TD. Estate Mercedes ile değiştirme imkanını da buldum. İş açısından epeyce rahatlamıştım doğrusu. Yine de - ne kadar borçlu olsak da- gezgin ruhumuzu durduramıyorduk! Bu nedenle münibüsü şoföre bırakarak henüz bir aylık olan yeni arabamızla Ağustos'un ortalarında çıkyık yola bagaj hacminin büyüklüğü sayesinde çok rahat olarak! Buna ek olarak, klima ve güçlü motoru ile çok daha neşeli geçiyordu yolculuğumuz.
Gece yarısı Niğde'ye vardığımızda sabah erkenden kalkıp yola devam etmek üzere mola vermiştik. Arabada uyuyacaktık. Saat ise 24.00 idi. Niğde'nin merkezinde bir kaç tur atarak güvenli bir park alanı arayarak en uygun yerin valilik konağının yanındaki park alanı olduğunu gördük. Hemen oraya arabamızı park ederek uyumaya başladık. Her taraf oldukça aydınlıktı ve valilik binasının önünde 24 saat nöbet tutan güvenlik görevlilerinin varlığı bize güven veriyordu.
Gece yarısı ansızın Çiğdem'in çığlığı ile irkildim. Her taraf zifiri karanlığa boğulmuş, tüm ışıklar sönmüş ve siren sesleri yeri göğü inletmeye başlamıştı. Ne oluyordu acaba?
Birden önümüzden birkaç ambulans, ardından da itfaiye araçları geçmeye başladı. Süratli bir şekilde, siren çalarak geçen araçları bu kezde polis arabaları izledi iyice meraklanmıştık!
Arabanın iç ışıklarını yaktım ve Çiğdem’i biraz sakinleştirmeye çalışırken çeşitli kurgular üretmeye koyudum. Acaba savaşmı çıkmıştı?
Bir süre sonra ortalık sakinleşti bizde uyumaya devam ettik. Ceryanlar kesildiği için çevre yine karanlıktı tabiiki. Şansa bakın ki, aydınlık olsun diye park yaptığımız valilik ve çevresindeki bölgenin elektrikleri kesilmişti.
Sabaha kadar karanlıkta bekledik, günün ilk ışıklarıyla da yolumuza devam etmeye başladık. Bir süre sonra, bir servis lokantasında yemek molası için durduğumuzda üç adet olan cep telefonlarımızın çalışmadığını fark ettik. Şimdide bu sorun çıkmıştı karşımıza. Elektrik arızaları dolayısıyla şebekeler çalışmadığını düşünerek yolumuza devam ettik. Öğlen yemeği ve telefon etmek için durduğumuz bir lokantada ise bütün telefonların kilitlendiğini gördük. Adeta şok olmuştuk. Yahu neler oluyordu?
Sonunda gerçeği öğrendik: İstanbul'da deprem olmuştu... Korkunç bir deprem! Sesi sonuna kadar açılmış bir şekilde deprem haberlerini veriyordu lokantadaki televizyon. Üzerinde fazla durmadık ilk önce, ancak boyutlarını öğrenince moralimiz bozuldu birdenbire.
Yola koyularak varmaya çalıştık memleketimize. Trabzon'a vardığımızda herkesin moralinin çok bozuk olduğunu gördük. Ara sıra gelen cenazeleri gördükçe daha da üzülüyorduk.
Rutin av partilerimizi yine gerçekleştirsek de, o yıl gezimizin çok neşeli geçtiğini söyleyemem Av dönüşü yine sanayi bölgesinden geçtiğimizi de ekleyeyim: Yeni arabamın da eksozları takılmıştı Bayburt’un yamaçlarına!
O yıl hüzünlü ve buruk bir gezi yaparak dönmüştük evimize, seneye kısmet, ya nasip diyerek!
|