Yine feribota yüklemiştik motorumuzu... 2.5 günlük bir deniz yolculuğu ile Karadeniz kıyılarını
seyrederek İstanbul’a gelmiş ve gemimiz sonunda boğazın muhteşem görüntüsüne
demir atmıştı.
Önce -tabii ki- Tekirdağ’da bulunan ağabeyim Erol’u ve amcam Yusuf
Yüksekli’yi ziyaret ettik; 1-2 günlük misafirlikten sonra yolculuğumuza başladık.
Çanakkale’den feribotla karşıya geçtik. Girişteki 2 km.lik araç kuyruğu ise bizi hiç
durduramadı. Motorun avantajlarını yaşıyorduk böylece.
Yaklaşık 1.5 ay süren gezimiz önceki yıl gibi çok neşeli geçti; hiçbir arıza yaşamamıştık.
Gezide satın aldığımız küçük bir TV ve bir buzluk da en önemli gereksinimlerimizdendi; çünkü
hatırlarsınız; o yıllarda herkes gibi biz de Brezilya dizilerine abone olmuştu!
Yine de gezginlik adlı olgu her an sürprizler içinde yaşamak demek… bizi de yolculuğun sonunda
böylesi bir “tatsız sayılabilecek- sürpriz bekliyordu:
Karadeniz’de sel olmuş ve birçok köprü yıkılmıştı. Öyle ki, yollar günlerce
kapalı kaldı. Dönüş yolunda, sel öncesine gelen günde, Ordu civarında konakladığımızda
hava ile ilgili olarak pek sorun yoktu. Oysa yola koyulduğumuzda köprülerin tamamen yok
olduğunu görünce şok olduk! Yolların girişlerini derelerin içinden veriyorlar ve buralardan
ancak cesareti olanlar geçiyordu. Ben de daldım …2 dereyi de geçtim… ama 3. derenin
suları öylesine azgındı ki, sele kapılmamak için çaresizce gazı sonuna dek açtım. 1. vitesle
bir sağa, bir sola sallanıyordum neredeyse. Sürükleyecekti deli sular beni. Tam bu
boğuşma içindeyken silindirlerin birine su atlayınca motor teklemeye başladı. Ben de
hemen ayaklarımı tüm gücümle yere bastım ve onların yardımıyla karşıya geçmeyi başardım.
Geriye dönüp baktığımda herkes beni alkışlıyordu!
Memlekete varığımızda durumun çok daha endişe verici olduğunu üzülerek gördük. Birçok insanı
sel götürmüş, dere yatakları değişmiş, bu nedenle Doğu Karadeniz bölgesi afet bölgesi
ilan edilmişti. Ama başımıza gelen zorluklar gezi sevgimizi hiç etkilemedi ve herzamanki gibi
bu gezide de bir sonraki gezinin planlarını yapmaktan geri kalmadık.
Trabzon’a vardığımızda kardeşim Turan’ın Gold Wing 1000cc. ile Almanya’dan geldiğini
görünce Turan ile bir dizi kısa Karadeniz turları yaptık. Kardeşimin giderken grenajını
bana bırakması ise benim yaratıcılığımı tahrik etti ve onu BMW’ye uyarlayarak motorumu
da boyadım. Artık motorum yeşildi!