Ziyaretçi Defteri
Haberler
Sizden Gelenler
Bayburt Şiirleri
Link Ekle
Linkler
e-mail

Bayburt Hakkında

Bayburtun Köyleri
Ermeni Mezalimi
Ermeni Mezalimi-2
Coğrafi Konum
Ekonomi
Yemeklerimiz
Yeraltı Şehri
Nöbetçi Eczaneler

Belediyeler

Bayburt Bel.
Arpalı Bel.
AydıntepeBel.
Demirözü Bel.
Konursu Bel.
Gökçedere Bel.

Önemli Linkler

Telefon Rehberi
SSK Hiz. Dökümü
O.S.Y.M
M.E.B.
Vergi Numarası
Kimlik Numarası

 

 Editöre e mail Yolla

ÇORUH DÜŞÜNCELERİ

Orhan Şaik GÖKYAY “Bayburt Türküsü” isimli şiirinin ikinci dörtlüğünde şöyle seslenir Bayburt’a:

            Döne döne akan suları vardı

            Bana bana akan suları vardı

            Yana yana akan suları vardı

            Bağrı yanık yatar buldum Bayburt’u

Ömrümün birkaç sonbaharına damgasını vurmuştur Bayburt’um ve özellikle de Çoruh kıyıları. Bir kaç arkadaşla birlikte geçirdiğimiz mazinin aynasından gülümseyen Çoruh kıyıları gezintilerimiz, ılık bir rüyadan gözlerime serilen o günler değişken koyu yeşil bir dünyadan el eder sürekli ve farklı bir gerçeklikle “hal”ime. Gözlerim öyle bir cazibe ile serilir ki her şey sanki kare kare bir anın fotoğraflanmasını ani sevinçlerle yaşamak gibidir bu.

Aslında her şey bir şeydir ve bir şey olmanın rüyasını sürekli görmektedir. Bu rüya hali ise bir sona doğru dairevi bir şekilde ilerlemektedir. Bu ilerleyişte fanilik ile içe içe bir yanılsama ise gerçeğin soğuk görünen yanıyla örtüşmekte böylece sürekli bir eksen çizilmektedir.

Ömrün genç sonbaharlarına zaman aralıklarından konuk olan Faruk Nafiz ÇAMLIBEL  ise salt gerçeği çok güzel mısralaştırmıştır.  

            Sorardım sırrını hiç düşünmeden

            “Bu fânî gönlümün sevinci neden ?”

            Beni günden güne meğer genç eden

            Dâimâ değişen mâcerâlarmış !

Ömrün geriye dönüşlerinde oluşan kayıtları, daha  doğrusu kayıtların uykusundan uyanarak bizlere nanik yapmasını, zamana göre de bu kayıtların sürekli değişik şekil almasını, bir şeyleri fısıldayıp durmasını hep merak etmişimdir. Çoruh bu merakın yakazası ve kalbidir. Değişen maceralar, Çoruh ve gençlikle özdeşleşen boyut ise bu yakazanın tatlığı ve bu kalbin damarlarıdır.

Kıyılarında gezdiğim sonbaharlarda  bir tükenmez ve bakir gençlik coşkusu her zaman kendine yer bulmuş, alev alev bir tutku büsbütün benliğimi esareti altına almıştır.

Sararan yaprakların ayaklarımıza dolaştığı hafta sonları okul tatillerini geçirdiğimiz  Çoruh kıyıları bir nazlı gelin gibi bize el sallamış, yeşilin kendine has tonuyla ıraklara gençlik hayallerimizi ve ruhumuzu taşımıştır o yıllarda.

Hafta sonlarını sabrın kaynak olduğu sabırsızlıkla bekler, Cumartesi sabahları yeniden dünyaya gelmiş bir halet-i ruhiye ile yola koyulurduk. Çoruh’a yaklaştığımız zaman önce özlem giderir daha sonra topladığımız yassı taşları nehrin yakaza halindeki sularında yüzdürür, biraz da çocukluk karışımı içimizden geçenleri sevdiğimiz nehrin sularına bir şiir okurcasına sunar, kıyılarda olmanın verdiği anlatılmaz neşve ile nehri takip edip aşağılara doğru yüreğimizdeki yeniden yaşama dönüş muştularıyla yürürdük.

O yıllar Çoruh öyle nazenin bir şiirdi ki zamanı bir asr vaktine çeker, orada saltanatını kurar, sonsuzluğun derinliğinde aram eder, “hû” deminde döner durur, efsanevi bir varoluşun özünü simgelerdi ruhlarımıza.

Çoruh hayata yeni alışmaya başladığımız o yıllarda ruhumuza esen bir meltem olur, kıyılarında dolaştığımız müddetçe bizi güzel ve tatlı iklimlere götürür, sulara karışan her gazel yeniden ötelere doğru inşa ederdi ruhlarımızı. Yüreklerimiz yeniden yoğrulur, yapılırdı Çoruh’un bağrında.

Her şeyden azade bir uçurtma olurduk. Her şeyden ırak bir oyun olurduk. Her şeyden müberrâ yapardı bizi Çoruh. Her şeyden hoşnut, her şeyden müstağni olurduk. Söğüt ağaçları ile örülü kıyılarında zamanın bitmek bilmeyen şarkısını dinlemek ise başka dayanılmaz bir hazzı yaşatırdı bize Çoruh.

Çoruh içimizde bitmek tükenmek bilmeyen bir sevda, bizi harimine alan bir güzel dilber, sonsuzluk besteli bir ab-ı hayat, zamanı eleyen bir raks, mekanı genişleten bir iksir, ve bir özdü mahmur ve narin…

Kıvrım kıvrım ve aynı zamanda sert akar Çoruh. Sertliğinde bir Bayburtlu olmak hülyasını taşır durmadan. O bir Bayburt delikanlısı gibi yumuşaklığını sert olmak üzerine kurmuştur.

Çoruh öyle bir aşktır ki dünya eksenli hiçbir aşka benzemez. Yine dünya yörüngeli hiçbir kayd onu sınırlamaz ve Türkiye’de hiçbir nehir onun sertliği ile yarışamaz. O vakarını sert akıyor olmaktan alır. Bu vakarın içinde maneviyat gizlidir. Nehirler sultanıdır Çoruh. Aslında yatağında taşıdığı su değil de  şehit kanıdır. Sanki 1828’lerin, 1918’lerin görünen tanığıdır o.

Şanı yüce nehir, destan nehir bütün esrarına karşın pek bilinmez. Zira bilinmek de onun istediği bir şey değildir. O nehirlerden bir nehir gibi akar görünür; ama bu akışta bütün bir Bayburt kendine öyle bir yer bulmuştur ki ne aramakla bulunur, ne de bulunmaz olmakla bilinebilir.

           

 

Editör Yazıları

Kurban Bayramı

Şubat Ayı

Ocak Ayı

 www.senolbayburt.cjb.net

 

Hosted by www.Geocities.ws

1