BAYBURTLU İRŞADİ (1806-1877)
İrşâdî Baba Buhâra ve Horasan erenlerinden
Seyyid Emîr Külâlî Hz'nin soyundan Selim Baba'nın oğludur. Sadrettin
Konevî devrinde Buhâra'dan gelip Konya'ya yerleşmişlerdir.
Zamanla alîmler ve mutasavvıflar yatağı Konya'da ulemânın çoğalması
ve aralarındaki ihtilâfların zuhuru neticesinde Selim ailesi Konya'dan
Erzincân'a gelmiş, burada zamanın Gavs-ul a'zamı Vehbi Hayyatî
(Terzi Baba) Hz.'nden Tarîk-ı Âliye intisâb etmişlerdir.
Erzincân'dan gelerek kendi adlarını verdikleri Seyyid Ya'kup yaylasını
kurar ve Selim Baba'nın ölümüne dek burada kalırlar. Bugün aynı
yerde Seyyid Ya'kup Hazretleri'nin ziyâreti bulunmaktadır. Selim
Baba'nın ölümünden sonra çeşitli nedenlerden dolayı İrşâdî Baba,
Zargidi (Gümüşdamla) köyünden ayrılarak Sıptoros (Oruçbeyli) köyüne
yerleşir.
Fakîr bir ailenin çocuğu olan İrşâdî 1806 yılında doğar. Her müslümân
çocuğu gibi çocukluğunu kışın medreselerde Kur'an okumakla, yazın
ise ailesine çiftçilik işlerinde yardım ederek geçirir.
Ahlâklı ve çalışkan olan İrşâdî, kısa zamanda hocaların takdirini
kazanır. Molla olabilmek için Sünür ve Bayburt-Yakutiye medreselerinde
tahsilini tamâmlayarak icâzet alır.
Büyük İrşâdî Baba bir yandan tasavvufî derinliğe erişmek için
çalışırken, bir yandan da Ahmediyye ve Mevlid gibi eserler meydâna
getirir. İrşâdî Baba'nın başlayıp da bitiremediği "KISAS-ÜL
ENBİYÂ" kitabı torunu Ağlar Baba tarafından manzûm olarak
tamâmlanır. El yazması Dîvân'ını ise seferberlikte kaybeder.
İrşadî Baba, şiirlerinde çok yalın bir dil kullanmış, şiirlerini
lirik ve didaktik olarak hece ölçüsü ile yazmıştır. Bazı ediplerimiz
İrşâdî Baba'yı literatürde incelerken ona halk şâiri demişlerdir.
Gerçekte İrşâdî Baba bir halk şâiri değil büyük bir mutasavvıf
ve Hak âşığıdır. Sembolik olarak her şâirin gerek beşerî, gerekse
mânevî bir sevgilisi vardır. İrşâdî derûnî aşkı tatmış, Allah
sevgisini kalbinde sindirmiştir. Bu sevgi onu öyle dalgınlaştırır
ki, bir gün bitkin bir hâlde köyün altından akan derenin durgun
ve derin bir yerine (göle) geldiğini dahi fark etmez ve göle düşer.
Bu hâl kendisini utandıracak şekilde köy halkının dikkatini çeker.
İşte İrşâdî'nin hayatındaki, önemli değişikliğin başlangıcı bu
olay ve onu tâkip eden gecedir. Kalbi ilâhî aşkla dolan İrşâdî
kendine geldiğinde, aşkının Allah'a teveccüh ettiğini ve suya
düştüğü o gölden meleğin kendisine aşk rüzgârı estirdiğini i'tirâf
eder ve şu şiiri söyler:
Bir gece hubda verildi dîl-i umrânlık bana
Gussadan hiç âzâd olmam gelse sultanlık bana
Kûşe-i Vahdete girdim bu cihân fâni imiş
Ettiğim cürm ü hatalar geldi pişmanlık bana
Çarh-ı gerden yüz cevâhir eser bir gün bâdımız
Hoyrat girer bağımıza kurutur yaprağımız
Tenimiz hâke kavuşur unutulur adımız
Yeşil atlas giymedense yeğdir uryanlık bana
Şol kişi derde bahâdır dâim yıkar hasmını
Dünyâya mağrûr olanın Allah bozar resmini
Zikredeli ol Cenâb-ı Kibriyâ'nın ismini
Bu yalancı fâni dünyâ geldi zindânlık bana
Dokuz türlü alet ister taşı hakkâk delmeğe
Mürşidimiz ta'rif eyler doğru yola gitmeğe
Bu İrşâdî arzu çeker Hakk-ı pâyân gelmeye
Gerçi nasîp eyler ise Hazret-i Mevlâm bana
İrşâdî Baba ile zamanın büyük alîmi Balahor (Aksar)
köyünden Hacı Oslu arasında görüş ayrılığı varmış. Alîm Hacı Oslu;
İrşâdî Baba'nın sigarasının Germişo ağacından kesilen çubuğa takıp
içmesine çok kızıyormuş. İrşâdî Baba'nın ölümünden sonra kıymetini
anlamış ve takdir etmiştir. Fakat bu sırrı sonunda duymuş ve İrşâdî'ye
şöyle anlatmıştır.
İrşâdî Baba mânevî âlemde, Hacı Hoca Oslu'ya o gün öleceğini bildirir.
Cenâzesinin onun tarafından yıkanıp kaldırılmasını ister.
Aynı gün İrşâdî Baba hastalanır. Yakınlarına günün tamâm olduğunu
söyler. Cenâzesinin Hacı Hoca Oslu çağrılarak yıkanmasını ister.
Ölümünü müteâkip iki kişi Siptoros köyünden kalkıp, Hacı Oslu'nun
köyüne vardıklarında bakarlar ki Hacı Oslu'da hazırlanmış köye
gelmek üzere...
Durumu Hoca'ya arz ederler. Hoca: "Zaten İrşâdî bu vazîfeyi
bize verdi. Bende îfâ-yı vazîfe için biraz sonra gelecektim"
der. Nihâyet Hacı Oslu gelir. Cenâzeyi yıkarken çok ilginç bir
olayla karşılaşır. İrşâdî'yi sağa çevirmek ister, sola çevrilir.
Oslu Hoca da "hey koca İrşâdî bir çubuğun arkasına gizlendin
de seni kimse tanıyamadı." diyerek İrşâdî Baba'nın büyüklüğünü
i'tirâf eder.
İrşâdî Baba'nın halk arasında birbirinden ilginç menkıbeleri anlatılmaktadır.
1877 yılında vefat eden İrşâdî Baba'nın Kabr-i Şerîfi Oruçbeyli
köyü mezarlığındadır.
İrşâdî Baba, dâr-ı fenâdan dâr-ı bekaya göç ederken ismini unutturmayacak
bir çok eserler bırakmıştır. Cenâb-ı Mevlâ ondan ve bütün müslümânlardan
râzı olsun.