İrşâdî Baba'nın köyü Siptoros'un
(Oruçbeyli) câmii Osmanlı-Rus savaşında Ermenilerce yıkılır.
Seferberlikten dönen halk bu duruma çok müteessir olurlar. İrşâdî
Baba bir gün Ermenilerin kilise olarak kullandıkları ma'bedin
damına çıkıp ezân okur ve burayı câmiiye çevirmek ister. Ezânı
duyan köylülerle Ermeniler yarı hayret, yarı kızgınlık içinde
kalırlar. (1. Cihân Harbi'nde Bayburt ve çevresi; uzun müddet
Ermeni ve Rus çetelerinin işgalinde kalmış, büyük mezâlimden sonra,
Şehît Osman tepesinde patlayan bir top ve bi-l-âhare Türk askerinin
şehre girmesiyle, Ermeniler yakıp yıkarak bölgeyi terk etmişlerdir.)
O târihte Bayburt, Erzurum vilâyetine bağlıdır. Ermeniler bir
çok rüşvet ve hediyeler vererek bu olayı valiye dâva ederler.
Bir celp çıkaran vâli, İrşâdî Baba'yı Erzurum'a getittirir. İrşâdî
Baba derviş kıyafetinde vâlinin huzûruna çıkar. İrşâdî Baba'yı
kıyâfeti bakımından uygun bulmayan vâli: " Şu seme adam mı
kilisenin damına çıkıp ezân okudu... Bütün bunları bu adam mı
yaptı?." Diyerek hiddetlenir, bağırır, çağırır... İrşâdî
Baba, bu sözlere çok kırılır. Bu ânda vâlinin hiddeti kursağında
kalır. Velînin kerâmeti zuhur eder... Velîlerin kerâmeti haktır
ve gerektiği zaman zuhur eder. İrşâdî Baba'nın azametinden olduğu
yerde kaskatı kesilen vâlinin alt dudağı çatlayarak, göğsüne doğru
kan akmaya, aynı zamanda da bina' sallanmaya başlar. Durumu anlayan
vâli; İrşâdî Baba'nın eline sarılarak ağlamaya başlar, özür diler.
"Babacığım sen doğru köye git, Kiliseyi câmii yapıp ibâdetinize
devâm edin, bize de hayır duâlarda bulunun." der ve İrşâdî
Baba'ya izzet ve ikrâmda bulunur. Öte tarafta hayretler içerisinde
kalan Ermeni şikâyetçilere dönerek; "Alın bu hediyelerinizi
gidin buradan. Köyde başka bir kilise yapın, bir daha da bana
şikâyete gelmeyin..." diyerek makâmına oturur... İrşâdî Baba
Hazretleri, kendisine daha önce "SEME"diye hitâp eden
vâliye şu şiiri söyler:
Âbdal arayup gezerim
Âriflerin câsûsiyem
Sûretime bakma benim
Sîretimin nâmûsiyem.
Müftülerin fetvâsıyam
Âşıkların elmasıyam
Şâh-ı merdân kalesiyem
Hiçbir gülle eğmez beni
Mey doldurup kanarım
Teşneye bâde sunarım
Türlü çiçeğe konarım
Selvi kovan arısiyem
Kendimi yerde sanarım
Virânelere konarım
Çakmak taşında yanarım
Gürgen kavı kurusiyem
İbrişim ipek teliyem
Hiçbir güzel eğmez beni
Bir ânka tüccar mâlıyam
Hiçbir kervân çekmez beni
Ağrı dağı tartmaz beni
Bin pehlivân eğmez beni
Her bir kotan sökmez beni
Devr-i Âdem harosiyem.
Ben hubbân yanık değilem
Uyur uyanık değilem
Ben boz bulanık değilem
Akan sular durusiyem
İrşâdî'ye derler seme
Attı gammı, düştü deme
Hû çektiğim bir ademe
Amân vermez darısıyem