HİCRÂNÎ (1908- 1979)
Vecd deryasında yani aşk, muhabbet, kendini unutacak
kadar öteler buudlu bir aşk hâlinin insanda tecelli bulmasıyla
şiirlerini yazmaya başlayan Hicrânî, 1908 yılında Bayburt'ta doğar.
Asıl adı Hacı Taştan'dır. Ameşoğullarından olan babasını adı İlyas
Efendi, anasının adı ise Feruze'dir.
Hicrânî'nin köy imam-hatibi Mehmet Efendi'den aldığı kısa bir
eğitimden başka disiplinli zâhirî bir eğitimi yoktur. Âşık ve
halk ozanı olan Hicrânî 1920'li yıllardan sonra şiir yazmaya başlar.
Yani âşıklık dergâhına girişi çok genç yaşlarda olup izdivacından
da öncedir. Akçaabat'ın Zevane köyünde tütün işçisi olarak çalıştığı
zaman, bir cuma namazı sonrasında tarlada uyuyakalması ve uykuda
bâde içmesiyle henüz yaşamının ilk gençlik yıllarında sözün seçkin
âlemine girer. Yüreğine düşen ateş ve vecd hâlinin tahakkukuyla
söz âleme merhaba deyişi aşağıdaki dizelerle somutlaşır.
Dokuz yüz otuz bir yeni tarihte
Çektiler koluma bağ göre göre
Rem ile birleşti mızrağı sevda,
Vurdu bedenime dağ göre göre.
On beşimde nev-civanlık varıdım,
Yaşım yirmi dörtte ber-güzarıdım
Yirmi beşte bir od düştü eridim,
Sızdı yüreğimden yağ göre göre.
Sırrımı söylesem korkam yad duyar,
Sevda kasap oldu derimi soyar,
Kaçırdık gençliği düştüm ihtiyar
Karıştı saçıma ağ göre göre.
Hicrânî'yem sevda şahı başımda.
Almış kemendimi gezer peşimde
Oturup kalkmamda her duruşunda
Tedbil olmaktadır sağ göre göre.
Doğduğu Ahpunus (Çamlıkoz) köyü sakinlerinden Müştak
kızı Safiye ile on sekiz yaşında iken dünya evine girer ve bu
eşinden dört kız, üç erkek çocuğu olur. Üç kızı ile eşi Safiye'yi
1943 yılında kaybeder. Bu kaybedişle iki yıl dağınık ve perişan
bir şekilde civar yerleşim yerlerini dolaşır.
Yaşamını yitiren hanımı Safiye'nin kız kardeşi Havva hanım Hicrânî'nin
1945 yılında evlendiği ikinci eşidir. Bu eşinden altı çocuğu olan
Hicrânî maişetini köy halkının yardımları ve köydeki bahçeden
kazanır.Yokluk, mihnet ve acı hayatına damgasını vurur.
1956 tarihinde Bayburt'a göçer ve Veysel Efendi mahallesine yerleşir.
İlhan YARDIMCI'nın verdiği bilgiye göre Bayburt ve çevredeki yerleşim
birimlerinde gördüğü yakın ilgi üzerine 1962 tarihinde Ahmet TURGUT'tan
aldığı bir arsa üzerine mütevazı ve son mekânını yapar. Soyadı
TAŞTAN olan şairimiz, hanımı Havva ve altı çocuğu ile Tuzcuzâde
mahallesinde bir dağ yamacında kurulu "külbe-i ahzân"ında
dünya yokluğu ile mücadele ederek yaşar.
Yakın illeri ve İç Anadolu'yu dolaşarak zamanının isim yapmış
âşıkları ile görüşür, atışır ve rekabet eder. Zamanla Bayburtlular
ve çevre halkı tarafından sık sık ziyaret edilen bir zât olur.
Astım hastalığının onu rahatsız etmesi üzerine ülkenin çeşitli
illerindeki hastahanelerde tedavi görür, gerekli çabalara karşın
hastalığı onmaz; o her zaman olduğu gibi şifayı rabbinden bekler.
Astımdan kaynaklanan soluk alma güçlüğü ise şiirlerini okurken
zorlanmasına sebebiyet verir. Daha sonra beyin kanaması geçirip
felç olması, şiirlerini söyleyebilmesine de engel olur.
Güçlü bir söyleyiş tarzı olan bu büyük Hakk ve Halk aşığımız 1979
yılında gerçek sevgilisine yürür. Yaşamı çilenin ve yokluğun yüreklerde
yükselen bir anıtı gibidir.
Geride tasavvufî olsun, dünyevî olsun bir çok şiir bırakmıştır.
Gönlü gerçek aşk olan Allah aşkıyla lerzendedir. 30'lu, 40'lı
ve 50'lili yılların Bayburt nesli şairimizi çok iyi tanımış ve
şiirleriyle hem-hâl olmuştur.
Bayburt'un Tuzcuzâde mezarlığındaki mezar taşında şu dizeleri
yazılıdır:
"Öyle bir dilbere olmuşum meftun
Şirin'siz Ferhad'ım Leylâ'sız Mecnun"
Yaşadığı devrin meşhur âşıklarından olan Hicrânî'nin
şiirleri kendisinin Kayseri'de 1949'da bastırdığı kitabından ayrı
olarak,
Büyük Ozan Bayburtlu Hicrânî-İlhan YARDIMCI-1968
Âşık Hicrânî-Sabri Özcan SAN-1987
gibi kitaplarda bir araya getirilmiştir.