Bu kısımda size her
sayıda pisagor, yaşamı ve eserlerinden oluşan bazı
önemli bilgiler sunacağım. İşte bu bilgiler belki
de yaşamın temelini ve oluşumunu anlatan
bilgilerdir, kim bilir... Pisagor deli değildi.
Öle görünüyordu okadar. Pisagor Batı Kültürünün
ilk dehasıydı ve öle görünüyor ki bu kültüre
rengini verende oydu. Pisagor ilk matematikçi ilk
filozof ve ruh göçüne inanan ilk kişiydi. Sayıları
ilk kullanan, dünyanın ussal açıklamasını arayan
ilk kişi olmasından değildi bu. Matematikçi,
filozof ve ruh göçü kelimelerini bu günkü anlamda
kullanan ilk kişiydi ve sonra bunları kendine
uyarladı. Kozmos kelimesini de o buldu ve dünyaya
da bu ismi verdi.
Bertrand Russell onu
"Hem akıllı hem deliyken dünyanın gelmiş geçmiş en
önemli entelektüellerinden biriydi." diye
tanımlamıştı. Pisagor un temel ilkesi şuydu "her
şey sayıdır". Dünyanın sayıların yanı sıra başka
şeylerden de oluştuğu açık ama, iki buçuk bin yıl
sora bile Albert Einstein eserini benzer bir
kavrayış üzerine temellendirecekti. Bunu ve
Eistein'ı ayrı bir başlık altında inceleyeceğiz.
Öte yandan saf aklın
birçok örneği Pisagora mal edilmiştir. Bunlar
içerisinde kuşkusuz en çok anımsanmaya değer
olanı teoremidir. Bu teorem "bir dik üçgende dik
kenarların kareleri toplamı hipotenüsün karesine
eşittir."
Ama Pisagor un
dehasının en önemli örneği, kendi ismiyle bilinen
teoremi ispatlamış olmasıdır. Bu, matematiğe ispat
kavramını ve bununla birlikte tümden gelimli
uslamlamayı soktu. Bu durumda "mantık"
Aristoteles’in icadından hemen hemen iki yüz yıl
öncesinden Pisagor un yaratmış olduğu matematikte
kullanılıyordu.
Pisagor M.Ö. 565
yılında Doğu Ege'de bulunan Yunan adası olan
Sisam'da doğdu. Zengin bir tüccarın oğlu olduğu ve
bazı kitaplarda onun müzik tanrısı Apollo'nun oğlu
olduğu söylenir. Ben bu iki şık arasındaki tercihi
okura bırakmanın faydalı olacağını düşünüyorum.
Pisagor Antik Yunan
Kültürünün başlangıcında büyüdü. Şimdiki Türkiye
olan Ionya ana karasında ilk filozoflar görülmeye
başlamıştı. Bunlarda biri, Pisagor un öğretmeni
olan Anaksimendros olacaktı.
Batı Felsefesi,
Pisagor un doğumundan yirmi yıl kadar önce
Milet'li Thales tarafından başlatılmıştı. Dünyanın
tek bir tözden oluştuğu savıyla ilk çıkan Thales
olmuştu. Ve bu savında nihayetinde bütün dünyanın
sudan oluştuğu sonucunu çıkarmıştı.
Anaksimendros Milet
Okulunun ikinci filozofuydu ama ustası Thalesden
daha ilginç bir düşünürdü. Anaksimendros işini
Thalesden öğrenmiş olabilirdi ama imgelemi çok
daha genişti ve çok daha bilimsel bir bakış
açısına sahipti. Antik düşünürler arasında dünya
haritasının ilk çizen kişiydi o. Anaksimendros'un
güneş gözlemleri güneş saatini icat etmesine neden
oldu. Khronos zaman tanrıydı ama şimdi onun
sayesinde bir alet olmuştu. Ve artık simgesel
olarak insanoğlu zamanı kontrol altına almıştı..
Anaksimendros
dünyanın tek bir tözden oluştuğunu savunmuş ve bu
öğeye "sınırlanmamış olan" demiştir. Pisagor'un
sayı kavramına sadece benzemekten öte çok yakın.
Ama çağlar kendine uygun insanı bekler....
Öyleyse Pisagor'un
öbür tuhaf düşünceleri nereden kaynaklanıyordu?
Bunların tohumlarının öbür öğretmeni olan
Pherekydes tarafından atıldığı görülüyor.
Pherekydes, perimasalı anlatıcısı ile filozofun
tuhaf bir karışımıydı. Kimileri ruh göçü
öğretisinden onu sorumlu tutar. Pisagor ilkin
matematik ve aritmetik üzerinde çalıştı. Ve bu
çalışmalarını ve bilgilerini Mısır'a yaptığı
seyahatler sırasında edindiği biliniyor.
Mısırlılar aritmetiğin yanı sıra Geometriyi de
keşfetmişlerdi. "geometri" araziyi ölçmek anlamına
geliyordu. Ve ilk önce arazilerin sınırlarını
ölçmekte kullanıldı. Böylesine sürekli bir
uygulama geometrinin gelişmesine yol açtı. Yazıcı
Ahmes, M.Ö. 1650 'de bir dairenin yarıçapını
8/9'un karesine eşit olduğunu bulmuştu. Pi
sayısını bulamamıştı ama formülü yüzde iki yanılma
payıyla pi sayısını verir. Bu Mısır Mimarisi için
yeterli doğrulukta bir değerdi.
Pisagor yaptığı
yolculuklarda matematiksel bilginin yanısıra,
başka şeylerde öğrendi. Ortada herşeyi özümsemek
isteyen genç bir beyin vardı. Ama bu aklın itici
psikolojisi tuhaf bir biçimde bölünmüş gibidir.
Tomurcuklanan bir matematiksel deha, kurtarıcılık
iddialarıyla dolu dinsel bir ruhla bir aradaydı.
Sorun şu ki, biz Pisagor’un kişiliği hakkında çok
az şey biliyoruz. Anne babalarıyla ilişkisini ve
hatta onları tanıyıp tanımadığını bile bilmiyoruz.
Aklıma çok yakın dönemlere ait iki örnek geliyor.
Aziz Augustine ilk bin yılın en büyük filozofuydu
ve insanı dinini değiştirecek biçimde hayli sert
ve yaratıcı bir piskoposdu. Pascal, 17.yy. en iyi
din düşünürüydü ve önde gelen matematikçilerin
arasındaydı. Ama hiç biri kendi dinini yaratmadı
yada “dünyanın gelmiş geçmiş en önemli
entelektüellerinden biri” olamadı.
Bu sırada Sisam
tiran Polykrates tarafından yönetiliyordu. Kurnaz
ve insafsız biri olan Polykrates, Sisam’ın ticari
çıkarlarını çeşitlendirmeye karar verdi. Sonradan
görmüş parasının hesabını bilemeyen zenginlerin
çoğu gibi Polykrates de, bir kültür adamı olarak
tanınmak istiyordu. Sonuç olarak sarayı Ege’de
yaşayan bütün entellektüeller ve sanatçılar için
çekim odağı oldu.
Çok geçmeden Pisagor
saraya yerleşti. O günlerde yöneticiler
entelektüellerinin fikirlerini almakta çoğunlukla
hevesli olduklarından, Pisagor’un devlet
yönetiminde siyasi bir rol oynamış olma olasılığı
çok yüksektir. Sisam’ın siyasi ve diplomatik
durumu hiç de sorunsuz değildi. Pisagor’un
yeteneklerini sonuna kadar sınayacaklardı. Ve bir
çok devlet Sisam içi tehdit oluşturuyordu. Bunun
üzerine Polykrates Mısır’la ittifak yaptı ve daha
sonra, siyasi düşmanlarını Mısır’ın üzerine
yollayarak birden taraf değiştirdi. Bu durum
Pisagor’u rahatsız ediyordu ve sonunda beklenen
oldu ve Polykrates’in yanından ayrıldı. Bu her ne
kadar bu sonradan pişman olacağı bir gaf olsa da,
Pisagor kendini para kesesi bir tiranda üstün
görüyordu. Ve saray kuralları oldukça açıktı.
Pisagor bir hata yaptı ve cezasını ödemeliydi.
Patronuna yaptığı bu
hatanın sonucu olarak, bir daha geri dönmemek
üzere Sisam’dan sürgün edildi. Hâlâ süren bir
söylentiye göre, ilk önce hapse atıldı ve adanın
güneyinde bugün Pisagor Zindanı olarak bilinen
gözlerden uzak, karanlık bir mağaraya kapatıldı.
Sisam’dan sürgün
edildiği sırada Pisagor, ileri gelen
entelektüellerden biri olarak tanınmaya
başlamıştı. Bu Yunan’lı akranları tarafından
alışıldık yollarla ortaya kondu. Anaksimandros’un
rakip öğrencilerinden, Anaksimenes’in Pisagor’u
“bilgiyi arayanların en çalışkanı” olarak
tanımladığı söylenir. Ionya’lı filozof
Herakleitos’un “çok bilgi sağduyuyu öğretmez,
öğretseydi Pisagor Dünyanın en sağduyulu adamı
olurdu.” Sözü bile, bu büyük dehayı anlatmaya
sadece bir başlangıçtı.
Pisagor sonra
İtalya’ya yerleşti. Burda kısa zamanda okul kurdu
ve çok sayıda izleyici edindi. Yunanca’da “bilgiyi
seven” anlamına gelen filozof kelimesini ilk o
kullandı. Önceki filozofları kendilerini bilge
kişi anlamına gelen sofist olarak tanımlıyorlardı.
Ancak 19.yy. da Hegel, bir sofist ile bir filozof
arasındaki kesin farkı belirleyebildi. Hegel bu
farkı, şarapsever bir uzamanla, şarap düşkünü bir
ayyaş arasındaki farka benzetti.. Bunun, o dönemde
Pisagor tarafından belirlenmesi nekadar hayranlık
uyandırıcı öyle değil mi?
Pisagor bu dünyanın
en büyük teoreminide işte bu adada buldu... Ayrıca
soyutlama, ispat, tümdengelimli uslama gibi
matematiğin bu üç önemli unsurun yaratıcısı da
Pisagor’dur. Pisagor Teoremi’nden sonuçlanan bir
başka büyük keşif de irrasyonel sayılardı. Pisagor
Teoremine göre kenarları 1ve 1olan bir dik üçgenin
hipotenüsü Ö2 ’dir. Yani bunun anlamı, kenarları 1
ve 1 olan bir üçgenin hipotenüsünün kesin olarak
çizilemeyeceği anlamına geliyordu. Yani, kök iki =
1,4142135623.... idi ve bu sonsuza kadar hiç
tekrarlanmadan gidiyordu. Yani başka bir değişle
bu, iki kenarı 1 ve 1 birim olan üçgenin
hipotenüsü o birimler cinsinden hesaplanamıyordu.
Bu gerçekten inanılmaz, bir keşifti....
Pisagor özellikle
müzikal uyum alanında olmak üzere, uygulanabilir
araştırmalarda yapmıştır. Gerilmiş tellerdeki
müzikal uyumun belli orantılara karşılık geldiğini
keşfetmiştir. Hatta en güzel uyumlar en güzel
orantılara karşılık geliyordu. Oktavın orantısı
2/1 dir. Bir notadan beş derece tiz veya pes olan
aralık 3/2 oranına karşılık gelir ve do ile fa
arasındaki aralığın oranı 4/3 tür.
Pisagor’un
araştırmaları matematiğe inancını her geçen gün
daha da güçlendiriyordu. Onun için bu yalnızca
entelektüel bir uğraşıdan öte, dünyanın
açıklamasıydı. Uyum, orantı, sayıların
özellikleri, belli şekillerin ve basitliğin
güzelliği.... Bütün bunlar sanki her şeyi yöneten
bir tür sayısal doğadan söz ediyordu. Bütün bunlar
Pisagor’un astronomi çalışmalarında daha da
belirginleşti...
Gök cisimlerinin
periyodik hareketleri Pisagor un matematiğe olan
inancını gittikçe güçlendiriyordu. Başlangıçta,
dünyanın evrenin merkezi olduğu sayılıyordu. Ama
Pisagor Yedi gezegen olduğunu ve bunların
periyodik hareketlerinin müzikteki oktavlara
benzediğini düşündü. Gezegenle bir Lir in yedi
teli gibiydiler ve “kürelerin müziği” diye
adlandırdığı göksel bir uyum üretiyorlardı ..
Ama her zaman yersiz
sorular soran bazı akıllılar olacaktır. Bu göksel
müziği biz niye duyamıyoruz? Bunu duyan herhangi
bir kimsenin olup olmadığını nasıl bilebiliriz?
Pisagor, bu tür itirazları da yanıtlamanın bir
yolunu bulmuştu. Kürelerin müziğini duyamıyorduk
çünkü; doğduğumuz andan beri bu sesi duyuyor, ama
bu sesi sessizlik sanıyorduk...
Bütün bunlar, güzel
şiirsel bir hayal olarak geçiştirilebilirdi ama,
Pisagor matematikçi bir kafaya sahipti ve
çözümlemeleri şaşırtıcı sonuçlar verdi. Şöyle akıl
yürüttü. Bu müziği üretebilmek için bütün
gezegenlerin farklı hızlarla hareket etmesi
gerekiyordu. Daha hızlı hareket edenler oktavda
tiz sesi üretirdi. Pes tonları üretenler ise hiç
kuşkusuz dünyaya daha yakın ve yavaş gezegenlerin
çıkardığı seslerdi...
Pisagor’un güzellik
düşüncesi, bizim matematiksel basitlik düşüncemize
benziyordu. Ona göre, en güzel cisim küreydi ve
daire en güzel şekildi. Öyleyse kürelerin en güzel
uyumu, dünyanın çevresinde dairesel yörüngelerde
hareket eden yuvarlak gezegenler tarafından
üretilebilirdi. Gözlemlerini ve matematiksel
önyargılarının bir sonucu olarak Pisagor, dünyadan
uzaklıkları sırasıyla gezegenlerin düzenini
hesapladı. Ay , Merkür, Venüs, Güneş, Mars,
Jüpiter, Satürn. Bu bilinen en eski güneş sistemi
kuramıdır. Çağının tahminleri ve hiçbir alet
kullanmadığı göz önünde tutulursa oldukça çarpıcı
bir başarı. Pisagor’un astronomiye katkısı,
görüldüğü gibi çarpıcı matematiksel keşifleri
kadar esaslıdır. Yani aslında 18.yy. da Kopernik
tarafından parçalar yerli yerine oturtulmuştu ve
bunda en büyük etki, dünyanın bir ateş çevresinde
döndüğünü ileri süren Pisagorcu düşüncelerdi...
Tüm
hakları saklıdır. İzinsiz çoğaltılamaz veya kopyalanamaz. Copyright
::Maverick:: Online ..:: 2003 ::..