|

Kar yağar karın
üstüne
Çocukluğum, yoksul bir
çevrede geçti. Her evde toz şeker bulunmazdı. Övünmesini seven bir
arkadaşımızın, içine toz şeker serpiştirilmiş dürümünü yerken, “Şekersiz
yiyemem. Anam beni böyle alıştırmış.” dediğini unutamam. O yıllar
toz şeker bulamazdık, şimdi doktorlar şekerden uzak durmamızı
öğütlüyorlar. Velhasıl ağız tadına hasret gideceğiz.
“
..... Çıktılar damlarını kürümeye, / Toprak damlarını / Konular
komşular... / ‘Bre Hasan’ dedi Osman, / Bir hoş, keyflice; / ‘Şeker olsaydı
yağan, yağan kar, / İnceden ince..’ / Bir acı gülümsemeydi Hasan’ın
dudaklarında yayılan; / Ağzından püskürürken buhar, / Karşılık verdi
üzgün, manidâr: / Hiç buralara yağar mıydı/ Şeker olsaydı kar!..”
Konumuz.şu günlerde yurdumuzun büyük bir bölümünü örten kar. Cenab
Şehabeddin’in kar musukisi, “Elhan-ı Şita”sını
hatırlarsınız: “Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş, /Eşini gâib
eyleyen bir kuş gibi kar /Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar ...” Bu
şiiri okurken gözlerimin önünde kar, bazen lâpa lâpa yağar, bazen şöyle
bir savrulur, bazen bir tipi olur yüzüme çarpar. Kar musikisini en güzel
anlatanlardan biri şüphesiz ki Yahya Kemal’dir:
“Bin
yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu;
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu. ...”
TRT'de
metin yazarlığı yaptığım günlere dönebilsem de “kar”la
ilgili bir program yazsaydım, Önce, ninemin anlattığı, gökyüzünde yaşayan
kar kadınlarının, bohçalarında biriktirdikleri sulu pamukları boşaltınca
karın yağdığı masalını, bir yere sıkıştırırdım. Haritayı karşıma alıp,
Rumeli’den “Kar yağar alçaklara” adlı türküyle
başlardım. İnerdim Kütahya’ya, “Kar mı yağdı Kütahya’nın başına” türküsünü
eklerdim. Gelirdim İç Anadolu’ya, Kayseri Pınarbaşı Emayıl köyünden “Kar
yağar burum burum”u da alırdım. Doğu Anadolu’nun kapısını
Sivas’ta açar, eşlemeli türkülerin güzel bir örneği olan “Kar
yağar bardan bardan”ı kadınlar ve erkekler korosuna karşılıklı
söyletirdim. Trabzon Çaykara’ya çıkarak “Kar yağayi yağayi” yi
kemençe eşliğinde söyletirken, Elazığ’a iner, “Karmı yağmış şu
Harput’un Başına” türküsünü de peşine eklerdim. Elazığ’dan
Diyarbakır’a geçer “Kar yağar karın üstüne”yi alırdım.
Zaman olursa Bayburt’tan da “Kara Basma İz Olur”u
eklerdim. Uzun havasız program olmaz. Neriman Altındağ Tüfekçi’yi konuk
eder, ona da “Karlı dağlar karanlığın kalktı mı”yı
söyletirdim. Bir aksilik olur diye “Pencereden kar geliyor, aman
anam gurbet bana dar geliyor”u yedekte tutardım. Programın sonu
hareketli olmalı, deyip; “Kar yağıyor yağıyor/ Mantomu giyeceğim”le
yarım saatlik bir programı bitirdim.
Kar ne
kadar çok yağarsa yağsın, yaza kalmaz, diye bir atalar sözümüz vardır.
Karın çok yağması bereket anlamındadır Anadolu’muzda. “Kar yılı,
var yılı” sözü bunun için söylense gerek. Karlı günlerde,
doğduğum yörede söylenen “Ben yanarım yavruma, yavrum da yanar
yavrusuna” deyimini hatırlarım. Size öyküsünü anlatayım:
Adam,
evinin damındaki karları kürümekte, anası da oğlu üşür hastalanır diye
kaygılanmaktadır. Birkaç kez, aşağıdan seslenir:
“Oğul
yeter artık. Üşüyüp hastalanacaksın.” Adam aldırmaz, damın
başında oyalanır. Yaşlı kadın kundaktaki torununu kucakladığı gibi,
getirip karların üzerine bırakır. Bunu gören adam:
“Ana,
ne yapıyorsun? Delirdin mi” diye damdan inip yavrusuna koşar.
İşte bunun için: “Ben yanarım yavruma. Yavrum da yanar yavrusuna”
derler.
Kar
kürümek denilince, Behcet Necatigil’in kalbine kargışını anımsadım: “Fari
kalbim, farı da / Kapına yığılacak karları / Kürüyeme!”
Çocukluğumuzda kar, yılın altı ayında birlikte olduğumuz,
hayatımızın bir parçasıydı. Çocuklarımızda, okulların tatil olmasıyla,
kartopu, düşmeler, kaymalar, kardan adamlarla oyun, bir sevinç kaynağı
oldu. “Kömürden gözlerine / Değince bir genç kızın bakışı / Eridi
yüreği / Kardan adamın” dizeleri, bir yabancı şairin ama kim
olduğunu hatırlayamadım.
Necati
Cumalı’nın; “Gençtik âşıktık deliydik / Seviştikçe ağardı
karanlıklar/ Bunca dağın karlarını erittik” dediği yıllara
gitmek için neler vermezdim ki. O yıllarda, “Her yerde kar var” şarkısı
moda olmuştu. “Tombe La Neige” şarkısının Türkçe
versiyonunu Adamo, kendi aksanıyla bazı sözcükleri eğerek, yayarak
söylüyordu. Bu onun için doğaldı. Ama Ajda Pekkan’dan tutun da Yeşim’e,
Nilüfer’e kadar birçok sanatçının da onu taklit ederek sözcüklerimizi
yamultarak söylemelerine içerlerdim.
“...
Serpil serpil duyuyorum / Bardaktan boşanırcasına / Kopmuş takvimlere
inat, / Duygu duygu kanat kanat / Ellerime Kar yağıyor” diyor
Feyzi Halıcı. Günümüz şairlerinden Ayten Mutlu, “ellerinden
yağardı / en güzel yalanından dünyanın / bedenimde titreyen kar
taneleri" diye başlıyor şiirine.
Kar
taneleri, şairlerimize esin kaynağı, Gönül Halıcı’nın da şiir kitabına ad
olmuş. Nazlı birer gelin gibi süzülürler yere. Göğün ve Güneş’in elçileri
gibidirler. Her birinin ayrı bir geometrik şekli olduğu söylenir.
Neşesini duyumsarız. Melankolik bir manzara oluverir. Herkese göre değil
elbette. Kimine göre kar yağınca, trafik tıkanır. Uçak seferleri aksar.
Belki İMKB’de seanslar iptal edilir. Birçok okul tatil edilir.
Yetkililer, vatandaşları araçların zincirsiz trafiğe çıkmaması ve dona
karşı su saatlerinin korunması konularında uyarırlar. Binlerce köy yolu
ulaşıma kapanır. Vapur, İETT ve Halk Otobüslerinin seferleri durdurulur.
Donarak, tipiye tutularak, çığ altında kalarak ölenlerin haberleri okunur.
Belediyeler eleştiri odağı olur.
Olumsuz
yönlerine rağmen kar, İsmail Uyaroğlu’nun dediği gibi “ Ne
yoksulları üşütmek / Ne çocukları sevindirmek için / Şairlere şiir /
Yazdırmak için yağar / Beyaz bir esin perisi”dir. Siz de bu
gözle bakabilirsiniz:
En güzel
kar şiirlerinin birisi Ahmet Muhip Dranas’ındır. “Kardır yağan
üstümüze geceden” dizesiyle başlar. Bin bir anıyı çağrıştırarak
sürer:
Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah
aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın
kar üstümüze buram buram...
Bedirhan
Gökçe’de beyazın çağrıştırdıkları içinde kar vardır: “ Kar da
bembeyaz yağar, anamızın sütü de / Gelinlik de beyazdır, giydiğimiz kefen
de, / Birinde ağlarız biz diğerinde güleriz, / Beyazdan ak beyazı,
buyurun sıyırın işte...”
Benim bir
şiirimde türkülerdir karbeyaz olan: “Dostun tezgahında, sitemler
dokur, / Vuslata yetirir, dualar okur / Anam sütü gibi tertemiz olur; /
Ak-pak karbeyazdır türkülerimiz."
Evet
anılar: Pencerelerimizde beyazın en ak renkleri. Çocuklar, çığlık
çığlığa, cıvıl cıvıl.. Bıyıkları beyaza kesmiş ak sakallı dedelerin
paltolarının eteklerinden evlerin sofalarına dökülen yumuşacık kar
taneleri. Anaların karla süpürdükleri halılar. Kat kat yorganla ısınmanın
tadı. Öte yandan, acı gerçek
her zaman vardı. Titreyen çocuklar, kimsesiz kuşlardan daha iç burkucu.
Morarmış parmaklarıyla çöplerden yakacak kağıt, plastik toplayan çocuklar.
Kar’ın
esin kaynağı olduğu yüzlerce şiir şöyle dursun, kardelen ya da
karçiçekleri üzerine yazılmış şiirlerin bir antolojiyi dolduracak kadar
çok olduğunu biliyor musunuz? Biliyorum yine mi nostalji diyeceksiniz.
Siz, ağustos ayında, kar kuyularından getirilip satılan karın ve onun
pekmezle yapılan helvasının tadından haberiniz var mı?
Ahmet ÖZDEMİR
|