Ana Sayfaya Dön

KIŞ YAZILARI

Şiirler

Beyaz ipek gibi...

Kış bahçesi

Kardanadam

Dışarda kar

Makaleler

Kış mektubu

Kış

Kar yağar karın...

Kış depresyonu

Anılar

Hasan Dağı kış...

O kış gecelerinin...

Matterhorn

Küçük Ali

Kışın kokusu

Öyküler

Kırmızı arabanın...

Uzun bir kışın...

 

 

 

KIŞ KONULU WEB SAYFALARI

kayakrehberi

kayakci

artistikbuzpateni

kayakfederasyonu

kayakturkiye

KIŞ KONULU KİTAP TANITIMI

 

İRTİBAT

E-mail

Ziyaretçi defterine yaz

Ziyaretci defterini oku

Ziyaretci haritasına yaz (Türkiye)

Ziyaretci haritasına yaz (dünya ülkeleri)

Sign Guestbook

Read Guestbook

Guestmap  (all over the world)

 

 

 

HASAN DAĞI KIŞ TIRMANIŞI

Saat 03.30'da Ali'nin sesiyle uyandım "Günaydın". İyi de be kardeşim, gecenin köründe günün aydın olması mümkün mü? Çadırın içindeki sıcaklığın –5 C olduğunu öğrenince tulumun karanlığı daha tatlı geldi. Fakat kalkmak gerekiyordu. Bugün zirveyi denemeliydik. Kafamı çadırdan çıkartıp havaya göz attığımda, beklenen güzelliği gördüm. Günüm aydınlandı ve iliklerime kadar ısındım. Çünkü tüm yıldızlar görücüye çıkmıştı. Hava mükemmel görünüyor ve Hasan Dağı solumda durup bizi kabule hazırlanıyordu. "Buyrun beyler" der gibi.

Bayram tatilinde Erciyes mi, Hasan Dağı mı derken katılımcıların zamanlamasına bağlı olarak Hasan Dağı’na karar verildi. Fakat birkaç gündür Yurdumuz kötü hava koşulları etkisindeydi ve sürekli kar yağışından söz ediliyordu. Buna bağlı olarak beni düşündüren iki olumsuz konu vardı. Birincisi; yağan taze karın batar ka rolması ki bunu geçen yıl "Aladağlar Kış Transı" faaliyetinde çok sık yaşamıştık. İkincisi, yaşamakta olduğumuz kötü hava şartları öncesinde havaların iyi gitmesi sonucunda mevcut karın üst yüzeyinin eriyip donarak çığ düşmesine uygun bir zemin oluşturmasıydı.

20 Ocak Çarşamba sabahı Helvadere’ye vardığımızda çevrede çok fazla kar olmadığını gördük. Sütkilise mevkiinde kamp kurmayı planlıyorduk. Minibüsümüz Helvadere’den sonra Sütkilise’ye kadar kat etmemiz gereken yolun yarısında kalınca çantalarımızı sırtladık ve bir saatlik yürüyüşle Sütkilise kamp yerine vardık. Toplam 11 sporcuyduk ve 7 çadırdan oluşan kampımızı kurduk. Hava sürekli kapalıydı ve sis vardı. Yağış ve rüzgar yoktu ancak 17.30 gibi sıcaklık -5 C'ye düştü.

Ertesi günü yol yorgunluğunu atmak için dinlenerek ve çevrede yürüyüş yaparak geçirdik. Kamp yerine ulaşım kolay olduğu için nevalemiz bol ve çeşitliydi. Havanın kapalı ve sisli olmasına karşın kampın tadını çıkardık.

Zirve yürüyüşüne saat 05.00'de başladık. Bir gün önceki yürüyüşte bu güne hazırlık olsun diye gün aydınlanıncaya kadar yürüyeceğimiz mesafede iz açmıştık. Havada önemli bir değişiklik olmadığından izler korunmuş, bizler de bunun rahatlığını yaşıyorduk. Sütkilise’nin batısında, yaklaşık kuzey-güney yönünde uzanan vadinin sağ sahilindeki patikadan (kar olmasına karşın patika belli oluyordu) yürüyüşümüze başladık. Vadi içindeki kaynaktan su ikmallerimizi yapıp sol sahildeki sırta çıktığımızda saat 06.30 olmuş ve gün aydınlanmıştı.

Yeni yağan toz karın kalınlığı 10-12 cm idi. Ancak rüzgar bunu kimi yerde tamamen süpürmüş, kimi yerde ise bol miktarda biriktirmişti. Saat 08.00 gibi kramponları taktık, fakat bir süre sonra kulvarın altında batar kara girdik ve kar kalınlığı zaman zaman dizimizi aştı.

İki yıl önce zirveye Büyük Hasan ile Küçük Hasan arasındaki doğu sırtını takip ederek çıkmıştık. Bu kez kuzey yüzünde, büyük A yapan kayalıkların ikinci solundaki kulvardan çıkmaya karar verdik. Kulvarın hemen altında batar karla mücadele ettikten sonra, kramponların rahatlığıyla ve sona doğru zaman zaman da kısa traverslerle kulvarı tamamladık. Ancak iyi bir rüzgar bizi karşıladı. Sıcaklık, rüzgar faktörüyle yaklaşık -20 C . Yine de evvelki yıla göre çok daha iyiydi. Çünkü o zaman tipi vardı ve sıcaklık iki katından daha düşüktü.

Kraterin güney kenarını takip ederek doğu zirvesine ulaştığımızda saat 11.35'i gösteriyordu ve biz güzelliği yakalamıştık. Havanın bu kadar açık ve temiz olması, Anadolu’yu avucuma sığdırmaya çalışıyordu. Hemen önümde Erciyes, onun güneyinde Aladağlar silsilesi ve Büyük Demirkazık sivrisi, biraz daha sağıma dönüp güneye yöneldiğimde Bolkar Dağları ve onlarda yaşanan anılar hemen sıralanmaya başlıyor. Bu şeridi takip ederken bir yandan da makinemdeki film şeridine kareler oturtmaya çalışıyorum. Arkadaşlara bağırıyorum "Erciyes görünsün" ama, rüzgardan kimse duymuyor, kızgınlıkla deklanşöre basıyorum.

Üzerinde bulunduğumuz ve Ihlara Vadisi, Melendiz Çayını besleyen havza görevini üstlenmiş dağ grubuna Melendiz Dağları denilmektedir. Tuz Gölü’nün güneydoğusunda bulunan tüf (volkanik kül) alanına egemen olan Melendiz Dağları volkanik grubunun en yükseği Hasan Dağı olup, yüksekliği 3268 m'dir. Hasan Dağı, Melendiz dağlarında bulunan bir "Somma"dan (tahrip edilmiş büyük bir volkanın alt kısmı) yükselir ve iyi korunmuş olan krateri obsidiyenlerle (volkanik camlarla) kaplıdır (Blumenthal'den). Pliosen devresinde (5-6 milyon yıl önce) faaliyete geçmiş ve 1900 sene öncesi tarihsel zamanlara kadar aktivitesini sürdürmüş olan Hasan Dağı, koni şeklinde tabakalı bir volkandır. Yazın sıcağı çekilmeyen, ancak kışın uygun hava koşulları yakalandığında kuzey kulvarları çıkışlarının büyük zevk verdiği volkan konisi birbiri üzerine gelen tüf ve lav tabakalarından oluşmuştur. Yeryüzündeki yanardağların %99'u bu gruba girmekle birlikte, ülkemizde de bugün sönmüş halde gözüken, fakat en yeni jeolojik çağlarda aktif durumda olan Büyük ve Küçük Ağrı, Süphan, Nemrut, Tendürek ve Erciyes dağları da koni şeklinde basit veya bileşik volkanlardır.

Yoğun rüzgar nedeniyle zirvenin tadını fazla çıkaramadan doğu sırtını takip ederek inişe geçtik. Bu arada Hacettepe'den dağcı dostlarla karşılaştık. Selamlaşıp yolumuza devam ettik. Aşağı indikçe rüzgar etkisini kaybetti. Hava hala açık ve güneşliydi. Yumuşayan karda yapılan iniş de büyük zevk verdi. Kampa vardığımızda saat 15.10'u gösteriyordu. Karlar eritilmiş, kahvelerimiz hazırdı. Faaliyeti başarıyla tamamlamış olmanın verdiği tatlı yorgunlukla, kahvelerimizi yudumlarken, çıktığımız rotanın ve Hasan Dağı’nın güzelliğini seyretmekten kendimizi alamadık.

Cumartesi sabahı kalktığımızda kamp alanı ve Hasan Dağı güneşin sıcaklığını yaşarken ova tamamen sis altındaydı. Uzun bir kahvaltı faslından sonra kampımızı toplayıp, saat 11.15 gibi Sütkilise’den ayrıldık. Helvadere’ye vardığımızda ilgi odağı olduk. Çevremizi saran beldelilerle yapılan söyleşilerde beldenin eski adının "Harlıdere" Köyü, tarihteki adının ise "Nora" olduğunu öğrendik.

Helvadere’den ayrıldığımızda huzurluydum. Etkinlikte aksayan bir şey yoktu. Herşey yolunda gitmiş ve özellikle zirve yaptığımız gün havanın ve Hasan Dağı’nın bize sunduklarıyla büyük zevk almıştım.

Teşekkür ediyorum, güzelliklerini bizden esirgemeyen, cömertçe sunan Hasan Dağı’na ve teşekkür ediyorum, faaliyeti ekip uyumuyla tamamlayan, karşılıksız paylaşan dağcı dostlarıma.

Ertuğrul TUGAY

 

 

Ana sayfa

 

 

 

Ruşen Ergün tarafından 29.12.2003 tarihinde yapıldı. Her hakkı saklıdır.

(created on 12.29.2003 by Rusen Ergun.All rights reserved)

 

 

 

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1