|

HASAN DAĞI KIŞ TIRMANIŞI
Saat
03.30'da Ali'nin sesiyle uyandım "Günaydın". İyi de be
kardeşim, gecenin köründe günün aydın olması mümkün mü? Çadırın içindeki
sıcaklığın –5 C olduğunu öğrenince tulumun karanlığı daha tatlı geldi.
Fakat kalkmak gerekiyordu. Bugün zirveyi denemeliydik. Kafamı çadırdan
çıkartıp havaya göz attığımda, beklenen güzelliği gördüm. Günüm
aydınlandı ve iliklerime kadar ısındım. Çünkü tüm yıldızlar görücüye
çıkmıştı. Hava mükemmel görünüyor ve Hasan Dağı solumda durup bizi kabule
hazırlanıyordu. "Buyrun beyler" der gibi.
Bayram
tatilinde Erciyes mi, Hasan Dağı mı derken katılımcıların zamanlamasına
bağlı olarak Hasan Dağı’na karar verildi. Fakat birkaç gündür Yurdumuz
kötü hava koşulları etkisindeydi ve sürekli kar yağışından söz
ediliyordu. Buna bağlı olarak beni düşündüren iki olumsuz konu vardı.
Birincisi; yağan taze karın batar ka rolması ki bunu geçen yıl
"Aladağlar Kış Transı" faaliyetinde çok sık yaşamıştık.
İkincisi, yaşamakta olduğumuz kötü hava şartları öncesinde havaların iyi
gitmesi sonucunda mevcut karın üst yüzeyinin eriyip donarak çığ düşmesine
uygun bir zemin oluşturmasıydı.
20
Ocak Çarşamba sabahı Helvadere’ye vardığımızda çevrede çok fazla kar
olmadığını gördük. Sütkilise mevkiinde kamp kurmayı planlıyorduk.
Minibüsümüz Helvadere’den sonra Sütkilise’ye kadar kat etmemiz gereken
yolun yarısında kalınca çantalarımızı sırtladık ve bir saatlik yürüyüşle
Sütkilise kamp yerine vardık. Toplam 11 sporcuyduk ve 7 çadırdan oluşan
kampımızı kurduk. Hava sürekli kapalıydı ve sis vardı. Yağış ve rüzgar
yoktu ancak 17.30 gibi sıcaklık -5 C'ye düştü.
Ertesi
günü yol yorgunluğunu atmak için dinlenerek ve çevrede yürüyüş yaparak
geçirdik. Kamp yerine ulaşım kolay olduğu için nevalemiz bol ve
çeşitliydi. Havanın kapalı ve sisli olmasına karşın kampın tadını
çıkardık.
Zirve
yürüyüşüne saat 05.00'de başladık. Bir gün önceki yürüyüşte bu güne
hazırlık olsun diye gün aydınlanıncaya kadar yürüyeceğimiz mesafede iz
açmıştık. Havada önemli bir değişiklik olmadığından izler korunmuş,
bizler de bunun rahatlığını yaşıyorduk. Sütkilise’nin batısında, yaklaşık
kuzey-güney yönünde uzanan vadinin sağ sahilindeki patikadan (kar
olmasına karşın patika belli oluyordu) yürüyüşümüze başladık. Vadi
içindeki kaynaktan su ikmallerimizi yapıp sol sahildeki sırta
çıktığımızda saat 06.30 olmuş ve gün aydınlanmıştı.
Yeni
yağan toz karın kalınlığı 10-12 cm idi. Ancak rüzgar bunu kimi yerde
tamamen süpürmüş, kimi yerde ise bol miktarda biriktirmişti. Saat 08.00
gibi kramponları taktık, fakat bir süre sonra kulvarın altında batar kara
girdik ve kar kalınlığı zaman zaman dizimizi aştı.
İki
yıl önce zirveye Büyük Hasan ile Küçük Hasan arasındaki doğu sırtını
takip ederek çıkmıştık. Bu kez kuzey yüzünde, büyük A yapan kayalıkların
ikinci solundaki kulvardan çıkmaya karar verdik. Kulvarın hemen altında
batar karla mücadele ettikten sonra, kramponların rahatlığıyla ve sona
doğru zaman zaman da kısa traverslerle kulvarı tamamladık. Ancak iyi bir
rüzgar bizi karşıladı. Sıcaklık, rüzgar faktörüyle yaklaşık -20 C . Yine
de evvelki yıla göre çok daha iyiydi. Çünkü o zaman tipi vardı ve
sıcaklık iki katından daha düşüktü.
Kraterin
güney kenarını takip ederek doğu zirvesine ulaştığımızda saat 11.35'i
gösteriyordu ve biz güzelliği yakalamıştık. Havanın bu kadar açık ve
temiz olması, Anadolu’yu avucuma sığdırmaya çalışıyordu. Hemen önümde
Erciyes, onun güneyinde Aladağlar silsilesi ve Büyük Demirkazık sivrisi,
biraz daha sağıma dönüp güneye yöneldiğimde Bolkar Dağları ve onlarda
yaşanan anılar hemen sıralanmaya başlıyor. Bu şeridi takip ederken bir
yandan da makinemdeki film şeridine kareler oturtmaya çalışıyorum.
Arkadaşlara bağırıyorum "Erciyes görünsün" ama, rüzgardan kimse
duymuyor, kızgınlıkla deklanşöre basıyorum.
Üzerinde
bulunduğumuz ve Ihlara Vadisi, Melendiz Çayını besleyen havza görevini
üstlenmiş dağ grubuna Melendiz Dağları denilmektedir. Tuz Gölü’nün
güneydoğusunda bulunan tüf (volkanik kül) alanına egemen olan Melendiz
Dağları volkanik grubunun en yükseği Hasan Dağı olup, yüksekliği 3268
m'dir. Hasan Dağı, Melendiz dağlarında bulunan bir "Somma"dan
(tahrip edilmiş büyük bir volkanın alt kısmı) yükselir ve iyi korunmuş
olan krateri obsidiyenlerle (volkanik camlarla) kaplıdır
(Blumenthal'den). Pliosen devresinde (5-6 milyon yıl önce) faaliyete geçmiş
ve 1900 sene öncesi tarihsel zamanlara kadar aktivitesini sürdürmüş olan
Hasan Dağı, koni şeklinde tabakalı bir volkandır. Yazın sıcağı
çekilmeyen, ancak kışın uygun hava koşulları yakalandığında kuzey
kulvarları çıkışlarının büyük zevk verdiği volkan konisi birbiri üzerine
gelen tüf ve lav tabakalarından oluşmuştur. Yeryüzündeki yanardağların
%99'u bu gruba girmekle birlikte, ülkemizde de bugün sönmüş halde
gözüken, fakat en yeni jeolojik çağlarda aktif durumda olan Büyük ve
Küçük Ağrı, Süphan, Nemrut, Tendürek ve Erciyes dağları da koni şeklinde
basit veya bileşik volkanlardır.
Yoğun
rüzgar nedeniyle zirvenin tadını fazla çıkaramadan doğu sırtını takip
ederek inişe geçtik. Bu arada Hacettepe'den dağcı dostlarla karşılaştık.
Selamlaşıp yolumuza devam ettik. Aşağı indikçe rüzgar etkisini kaybetti.
Hava hala açık ve güneşliydi. Yumuşayan karda yapılan iniş de büyük zevk
verdi. Kampa vardığımızda saat 15.10'u gösteriyordu. Karlar eritilmiş,
kahvelerimiz hazırdı. Faaliyeti başarıyla tamamlamış olmanın verdiği
tatlı yorgunlukla, kahvelerimizi yudumlarken, çıktığımız rotanın ve Hasan
Dağı’nın güzelliğini seyretmekten kendimizi alamadık.
Cumartesi
sabahı kalktığımızda kamp alanı ve Hasan Dağı güneşin sıcaklığını
yaşarken ova tamamen sis altındaydı. Uzun bir kahvaltı faslından sonra
kampımızı toplayıp, saat 11.15 gibi Sütkilise’den ayrıldık. Helvadere’ye
vardığımızda ilgi odağı olduk. Çevremizi saran beldelilerle yapılan
söyleşilerde beldenin eski adının "Harlıdere" Köyü, tarihteki
adının ise "Nora" olduğunu öğrendik.
Helvadere’den
ayrıldığımızda huzurluydum. Etkinlikte aksayan bir şey yoktu. Herşey
yolunda gitmiş ve özellikle zirve yaptığımız gün havanın ve Hasan
Dağı’nın bize sunduklarıyla büyük zevk almıştım.
Teşekkür
ediyorum, güzelliklerini bizden esirgemeyen, cömertçe sunan Hasan Dağı’na
ve teşekkür ediyorum, faaliyeti ekip uyumuyla tamamlayan, karşılıksız
paylaşan dağcı dostlarıma.
Ertuğrul TUGAY
|