Ana Sayfaya Dön

KIŞ YAZILARI

Şiirler

Beyaz ipek gibi...

Kış bahçesi

Kardanadam

Dışarda kar

Makaleler

Kış mektubu

Kış

Kar yağar karın...

Kış depresyonu

Anılar

Hasan Dağı kış...

O kış gecelerinin...

Matterhorn

Küçük Ali

Kışın kokusu

Öyküler

Kırmızı arabanın...

Uzun bir kışın...

 

 

 

KIŞ KONULU WEB SAYFALARI

kayakrehberi

kayakci

artistikbuzpateni

kayakfederasyonu

kayakturkiye

KIŞ KONULU KİTAP TANITIMI

 

İRTİBAT

E-mail

Ziyaretçi defterine yaz

Ziyaretci defterini oku

Ziyaretci haritasına yaz (Türkiye)

Ziyaretci haritasına yaz (dünya ülkeleri)

Sign Guestbook

Read Guestbook

Guestmap  (all over the world)

 

 

 

Kış mektubu

Yaz, solgun renklerini, tozlu yüzeylerini, her şeyin ama her şeyin üstünü örten ağır, bunaltıcı terini alarak üstümüzden çekip gidiyor.  Sabahın serinine açıyorum ki gözlerimi hayatın renkleri geri geliyor. Sabahın çiğine uyanıyorum ki mucizeler mevsimi alnımdan öpüyor. Hafifçe ürperen tenime bakıp bir şarkı tutturuyorum Kış’a. Göçebe ruhum en dingin halinde bu an. Zamanın en olmak istediğim yerindeyim. Bu yol Kış’a çıkıyor çünkü, biliyorum. Bu mevsim ona ulaştırıyor.  Bir körebe oyunu bu, diyorum rüzgâra,  açık mavi sayfaları okumamaya karar verdiğim günden beri bir körebe oyunu. Özlemin yer değiştirdiği, özlemin dişilleştiği bir körebe oyunu.  Tutup geçmişi hüzün seven kadına hediye edesim geliyor. Tutup geçmişi heba eden pamuk elli adamdan koparıp alasım hüznün etekleri önüne seresim geliyor. Bu mevsim Kış’a hüzün halısının üstünden yürüyüp, varasım geliyor.

Daha ilk satırlarda kırılıp dökülüyor kollarım, daha ilk satırlarda bir yorgunluk çöküyor ki sormayın. Edebiyatla uyuyup edebiyatla uyanıyor şair ve aşkına da aşığına da şiirden konfetiler hazırlıyor durmadan.  Tamam, diyorum ben de, tamam o zaman; el ele tutuşup şiirin altından geçelim biz, el ele tutuşup Anais’in günlüğüne dalalım, el ele tutuşup “frensiz yaşayanlar”ın gözünden bakalım hayata. Ama ben süt banyolarını severim, henüz bilmiyorsun sen. Ama ben, pahalı ve baş döndürücü parfümler sürerim allerjiden deli deli kaşınmama rağmen. Ben, kırmızı, seksi kanepeler isterim gündüz düşlerine dalmak için.  Geceden kalan rüyaları yorumlamak, geceden kalan hazları hatırlamak için altın yıldızlı, masmavi bir tavan isterim.

Ve Kış delisiyim ben. Yolculuklarım çoktur. Meselâ tutar bir şiirin arkasından koşarım, tutar sabah çiğinde yalnızlaşan Alıç’a, sabah çiğinde mahzunlaşan Zeytin’e adarım kendimi.  Avuçlarımda baloncuklar çıkana kadar oynaşırım toprakla. Çoğu zaman acılı ve yorgun olur geri dönüşlerim. Ama bak, mutlaka dönerim.  Kırlangıçlar mutlaka döner, bilirsin. Uzun süren yaza öfkelenir, gökyüzünün düz maviliğine sinirlenir, rüzgârsız ve tozlu mevsime içerler saklarım kendimi, sen bile bulamazsın. Uzun uykulara dalarım, uyku beşiktir, sallar. Düşlere sığınır, alıp beni buralardan götürmelerini, alıp beni buralardan kaçırmalarını isterim. Uykuyu bir elbise gibi giyerim üstüme, sen bile artık dokunamazsın.  Pembe bulutlu aynalara bakarım en son ve en önce. Orada kendimi görürüm. Orada bir çift yabancı göz, bir çift yeşil zeytin, bir çift şiir, bir çift şair görürüm. Orada iki kadın, orada yalnız bir kadın, orada  ürkek bir aşık görürüm.  Pembe bulutlu aynamda bazen, upuzun saçların arkasına saklanmış bir çift siyah göz görürüm. Bir yerden hatırlarım onu; ilk düşümdü. Bir yerden hatırlarım onu her şeyden ve herkesten önceydi.

Sonra apansız gelir sonbahar. Sonra hep beklediğim halde şaşkına döndürür beni bulutlu gökyüzü. Ve ilk yağmurlar, ilk çimlenen tohum, ilk yeşil dal, yol kıyılarında görünen ilk otlar. İçim içime sığmaz, tutamazsın. Bir menekşelik gelir yapışır yakama, bir hercailik.  Böyle zamanlarda mutlaka bir... bir  şey başlar.  Ya da biter. Ama her bitiş yeni bir başlangıç değil mi sence de?  Bir özgürlük ve yalnızlık, yapayalnızlık tutkusu gelir çöker yüreğime. Bütün bağlarımı koparma, bütün bağlantılarımı kesme arzusuyla tutuşurum.  Bir ben kalayım isterim, bir BEN kalabileyim kendimle. Böyle zamanlarda ne insan, ne hak, ne hukuk, ne kavga, ne ülke. Bir ben bir de bulut, bir ben, bir de yağmur, bir ben, bir de mor dağlarım uzanacak önümde.  Avucumda sımsıkı tuttuğum bir menekşe tohumu, birkaç hanımeli soğanı, bir de sahici su zambağı olsun isterim. Toprak olayım besleyeyim hepsini, yağmur olup sulayayım, acıktıkça, susadıkça  bozkırıma koşayım.

Böyledir işte akış, hayat böyledir. Gün olur ressamdan bir paket çıkar yola, haberi gelir, beni uçurur. Pek kadıncadır armağanlara sevinmek, bilirim; ama bu konuda istisna değilim ne yazık ki ve ne iyi ki. Coşkunluğumdan kapıp elime fırçayı sürrealist bir sonbahar ağacı çizmeye kalkarım duvarıma. Sürrealist bir Alıç, sürrealist bir ilişki, evimin duvarında, boydan boya.

Elimde fırça üstünü boyamak isterim koyulukların, elimde fırça bir uçurum, bir delilik, bir ölüm çizmek isterim. Elimde fırça kendi ölümümden korkup geleceğe bir uçurtma boyamak isterim.

Oysa koşturuyor parmaklarım tuşların üzerinde ve gene, gene bir deliliğin eşiğindeyim.

 

 

Tijen ZEYBEK

 

 

 

 

 

 






 

Ana sayfa

 

 

 

Ruşen Ergün tarafından 29.12.2003 tarihinde yapıldı. Her hakkı saklıdır.

(created on 12.29.2003 by Rusen Ergun.All rights reserved)

 

 

 

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1