Ana Sayfaya Dön

KIŞ YAZILARI

Şiirler

Beyaz ipek gibi...

Kış bahçesi

Kardanadam

Dışarda kar

Makaleler

Kış mektubu

Kış

Kar yağar karın...

Kış depresyonu

Anılar

Hasan Dağı kış...

O kış gecelerinin...

Matterhorn

Küçük Ali

Kışın kokusu

Öyküler

Kırmızı arabanın...

Uzun bir kışın...

 

 

 

KIŞ KONULU WEB SAYFALARI

kayakrehberi

kayakci

artistikbuzpateni

kayakfederasyonu

kayakturkiye

KIŞ KONULU KİTAP TANITIMI

 

İRTİBAT

E-mail

Ziyaretçi defterine yaz

Ziyaretci defterini oku

Ziyaretci haritasına yaz (Türkiye)

Ziyaretci haritasına yaz (dünya ülkeleri)

Sign Guestbook

Read Guestbook

Guestmap  (all over the world)

 

 

Kışın Kokusu

 

İstanbul'un çok eski bir mahallesinde geçti çocukluğum. Daracık sokakları, birbiri üzerine düşecekmiş gibi duran kargacık-burgacık evleriyle gerçek bir "kenar mahalle"ydi... İnsanları yoksul ama sıcacıktı. Kış aylarında, odunu kömürü olmayanlara mahallecek yardım ederdik. Bunu da hiç hissettirmeden yapar, gece oldu mu, kapılarının önlerine birer kucak odun bırakırdık.


Banyoların bile sobayla ısındığı zamanlardı onlar. Annem, kış aylarında banyoyu haftada bir kez, pazar günleri yakar, hepimizi sırayla yıkardı. Yıkanmak istemeyen babamla ise tatlı tatlı didişir, sonunda ikna etmeyi başarırdı. Banyodan önce odanın sobasını iyice doldurur, üzerine su dolu bakır güğümü koyardı; banyo sonrası hemen çay demlemek için... Banyo işi bittiğinde su kaynamış olur, annem hemen çayı demler, bizi sobanın etrafında toplayarak giydirirdi. En çok benimle uğraşırdı. Saçlarım uzun olduğu için havluyla dakikalarca kurular, sonra tarar, iki yanlarından sıkıca örerdi.


Kış ayında, pazar günleri bir ayin gibi yaşanırdı evde. Annem, cuma pazarından mutlaka kestane alır, babamın izinli olduğu tek gün olan pazara kadar saklardı. Ve nedendir bilmem, ille de banyodan sonra kestane patlatılırdı. Kardeşlerimle birlikte sobanın karşısındaki divana kurulur, annemin kestaneleri maşayla tek tek çevirmesini izlerdik. Annem, patlayan kestaneleri biraz soğutur, her birimize kardeş payı dağıtırdı. Bir de sobanın üstünde mutlaka bir limon veya portakal kabuğu bulunurdu. Kestane kokusuna bu kabukların kokusu karışır, nefis bir aroma yayılırdı odanın içine. O koku hala burnumdadır.


O zamanlar kar da çok yağardı. Sokakların beyaza kestiği günlerde, kardeşlerimle ve mahallenin bütün çocuklarıyla, sokakta kızak kaymayı çok severdim. Boş bir arsa vardı sokağımızda. Oldukça yokuş bir arsaydı. Okul sonrası bütün çocuklar burada toplanır, kimimiz, pazardan alınma sandıkların, kimimiz ise üst üste dikilmiş naylonların üzerinde kayardık çığlık çığlığa. Üstümüz başımız ıslanır, dudaklarımız morarırdı... Yine de evlere girmezdik geç vakitlere kadar. Pencerelerden sarkan annelerimizin bağırmalarına aldırmaz, birkaç dakika daha kalabilmek için olmadık bahaneler uydururduk. İçeriye girdiğimizde ise ya kulaklarımız çekilir, ya popomuza bir şaplak yerdik.


Ben en çok, sokağımızdaki lambanın ışığında uçuşan kar tanelerini seyretmeyi severdim. Onların canlı olduğunu düşünür, elime alır almaz eriyen bu minik tanelerin, sadece elimde öldüğünü varsayardım. Oysa düştükleri ve biriktikleri yerde ölmüyorlardı. Çünkü birikip birikip bembeyaz bir örtü yaratan bu taneler çok uzun bir süre kalabiliyorlardı yerde. Dolayısıyla, bu birikmiş karları elime alıp kartopu yaparsam onlara zarar vermiş olmazdım. Hiç işte çocuk aklı!
Kaymanın ötesinde, mahallenin çocuklarıyla kartopu savaşları da yapardık. Bir keresinde, mahallenin haşarı çocuklarından biri içine taş koyduğu bir kartopunu atmış, başımda hafif bir sıyrık olmuştu. Tabii hafif olması yaygara koparmama engel olmamıştı. "Annnneeeeee" diye avaz avaz bağırarak ağlamış, bütün mahallenin çocuklarını başıma toplamış, kadınların pencerelerden sarkmalarını sağlamış, kayıplara karışan o çocuğun annesiyle annemin ağız dalaşı yapmalarına neden olmuştum.
Ne güzel günlerdi... ne güzel... dayanışmanın, komşuluğun olduğu, yoksulluğun paylaşıldığı günler...

Emine BAŞA

(Sevgili Arkadaşım bu güzel anıyı bizlerle bu sayfada da paylaştığın için teşekkürler.)

 

 

 

 

 





 

Ana sayfa

 

 

 

Ruşen Ergün tarafından 29.12.2003 tarihinde yapıldı. Her hakkı saklıdır.

(created on 12.29.2003 by Rusen Ergun.All rights reserved)

 

 

 

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1