Ana Sayfaya Dön

KIŞ YAZILARI

Şiirler

Beyaz ipek gibi...

Kış bahçesi

Kardanadam

Dışarda kar

Makaleler

Kış mektubu

Kış

Kar yağar karın...

Kış depresyonu

Anılar

Hasan Dağı kış...

O kış gecelerinin...

Matterhorn

Küçük Ali

Kışın kokusu

Öyküler

Kırmızı arabanın...

Uzun bir kışın...

 

 

 

KIŞ KONULU WEB SAYFALARI

kayakrehberi

kayakci

artistikbuzpateni

kayakfederasyonu

kayakturkiye

KIŞ KONULU KİTAP TANITIMI

 

İRTİBAT

E-mail

Ziyaretçi defterine yaz

Ziyaretci defterini oku

Ziyaretci haritasına yaz (Türkiye)

Ziyaretci haritasına yaz (dünya ülkeleri)

Sign Guestbook

Read Guestbook

Guestmap  (all over the world)

 

 

 

 


Küçük Ali  

Hava alabildiğine soğuk. Yağmur damlaları iğne gibi insanın vücuduna batıyor. Sis ortalığı kaplamış göz gözü görmüyor. Sıcaklık sıfırın altına doğru düşüyor. Yağmur yerini karla karışık bir havaya bırakıyor. Derinlerden derenin çağlaması duyuluyor. Derenin çağlaması yerini yer yer kurt ulumalarına bırakıyor. Karasu yaylasında çam ağaçlarının arasında küçük Ali koyunlarını otlatıyor. Karasu yaylası köyden elli bilemediniz altmış kilometrelik bir mesafede. Ormanlık alan içerisinde dar ve yüksek patikalardan geçilerek varılıyor karasu yaylasına. Etrafı yüksek dağlarla çevrili, ortada geniş ve alabildiğine büyük bir düzlük. Yaban hayatın zirvede olduğu mükemmel bir yer burası. Küçük Ali koyunlarını yaz boyunca bu eşsiz yerde otlatmış artık köye inecektir ama, bir türlü ayrılamaz buralardan, onun için karasu yaylasının önemli bir yeri vardır hayatında herkes büyük şehirlere gitme kaygısı taşırken o hep yukarılara dağların zirvelerine el değmemiş doğanın koynuna atmak ister kendini onun için, saflık, doğallık oralardadır. Karasu, doğal ve botanik güzellikleriyle Alp dağlarını, Heidi’nin masallarında anlatılan güzellikleri bünyesinde barındırmaktadır.

Küçük Ali’nin doğuştan konuşma yeteneği yoktur ama, zekası insanları kendisine hayran bırakacak derecededir. Küçük el radyosuyla her türlü haberi dinler, dünya üzerinde varolan her türlü ülkesel ve siyasal gündemi takip ederdi. Ali, yaşlı annesini kaybedeli beş ay olmuştur. Babası, Kore savaşında şehit düşmüştür. Babasını resimlerden tanımıştır. Zavallı anneciğiyle birlikte binbir yokluklar içerisinde hayatlarını idame ettirmişlerdir ancak, annesi amansız bir hastalığa yakalanır ve hayata veda eder. Ali o günlerden sonra köyü terk eder. Köylüler onun içten içe ağlamalarının hala dağlardan yankılandığını söylerler. Zaman zaman onunla karşılaşanlar, ne kadar tarifsiz bir sevgiyle varolduğunu, insanın onun yanından ayrılası gelmediğini söylerlerdi. Uzun zamanlardan beri köydeki evine hiç uğramaz . Evi virane olmuştur. Bahar başlarında bir köy çobanı tarafından şahin tepesinde görüldüğü söylenirdi. Baharın ilk aylarında karların erimeye başlayıp; derelerin çağladığı, kuşların cıvıl cıvıl öttüğü , kırlarda binbir renkli çiçeklerin açıp, toprağın yeniden hayat bulduğu dönemlerde köyün baş tarafında her tarafa hakim olan şahin tepesine geldiğini söylerlerdi. Uzun uzun köyü seyredip sonra gözden kaybolduğunu anlatırdı köyün çobanı.

Aradan yıllar geçmiştir. Ali’den hiç haber alınamaz. Çocukluk arkadaşlarından birkaç tanesi Karasu yaylasına gitmeye karar verirler. Yanlarına erzaklarını alıp, amansız ve zahmetli bir yolculuktan sonra Karasu yaylasına varırlar. Yolda yaban ayılarıyla, tilki ve tavşanlarla karşılaşırlar. Yayla dağların koynunda sakladığı el değmemiş cennet parçasıdır. Ortasında billur gibi bir ırmak akar. Irmak içerisinde çok güzel alabalıklar barındırır. Pınarlarda buz gibi soğuk suları vardır. Yabani yemişler, renk renk kuşlar vardır . Uzaktan yaylada bir kulübe görürler. Yavaşça sokulurlar. Etrafta havlayan köpekler vardır. Kulübeye yaklaştıklarında amansız bir kokuyla karşılaşırlar telef olan koyunlar etrafa amansız bir koku yaymaktadır. Kulübenin kapısını kırıp içeri girerler. Ali’yi yorgun ve bitap düşmüş bir halde bulurlar. Ali kışın çok ağır geçtiği günlerde rahatsızlanmış, yatağa düşmüştür. Hayvanlarının bakımını yapamayınca, büyük bir kısmı telef olmuştur. Dışarı çıkanlar ise kurtlara yem olmuştur. Ali bir deri bir kemik kalmıştır. Arkadaşları Ali’yi ikna ederler, daha doğrusu zorla bir sal yapıp atın arkasına bağlarlar. Hayvanların arda kalanlarını da peşlerine katıp köyün yolunu tutarlar. Köye vardıklarında Ali’yi şehirde hastaneye yatırırlar. Aradan birkaç ay geçtikten sonra Ali eski sağlığına kavuşur. Köy halkı, Ali’nin hastane masraflarını karşılar. Ali yine yaylaya dönmek ister ama, arkadaşları izin vermez. Ali’yi evlendirirler. Eski aile ocağını bir güzel restore edip oturulacak hale getirirler. Ali’nin şimdi iki kızı bir oğlu var bir kızı hemşire, bir diğeri evde annesine yardımcı oluyor. Büyük olan oğlu –öğretmen- Ali ise hayatının en güzel günlerini yaşıyor. Köy kahvesindeki maç sohbetlerine ve okey muhabbetlerine doyum olmuyor….

 

Osman Erusta

 

Ana sayfa

 

 

 

Ruşen Ergün tarafından 29.12.2003 tarihinde yapıldı. Her hakkı saklıdır.

(created on 12.29.2003 by Rusen Ergun.All rights reserved)

 

 

 

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1