|

Küçük Ali
Hava alabildiğine soğuk.
Yağmur damlaları iğne gibi insanın vücuduna batıyor. Sis ortalığı kaplamış
göz gözü görmüyor. Sıcaklık sıfırın altına doğru düşüyor. Yağmur yerini
karla karışık bir havaya bırakıyor. Derinlerden derenin çağlaması
duyuluyor. Derenin çağlaması yerini yer yer kurt ulumalarına bırakıyor.
Karasu yaylasında çam ağaçlarının arasında küçük Ali koyunlarını
otlatıyor. Karasu yaylası köyden elli bilemediniz altmış
kilometrelik bir mesafede. Ormanlık alan içerisinde dar ve yüksek
patikalardan geçilerek varılıyor karasu yaylasına. Etrafı yüksek dağlarla
çevrili, ortada geniş ve alabildiğine büyük bir düzlük. Yaban hayatın
zirvede olduğu mükemmel bir yer burası. Küçük Ali koyunlarını yaz boyunca
bu eşsiz yerde otlatmış artık köye inecektir ama, bir türlü ayrılamaz
buralardan, onun için karasu yaylasının önemli bir yeri vardır hayatında
herkes büyük şehirlere gitme kaygısı taşırken o hep yukarılara dağların
zirvelerine el değmemiş doğanın koynuna atmak ister kendini onun için,
saflık, doğallık oralardadır. Karasu, doğal ve botanik güzellikleriyle
Alp dağlarını, Heidi’nin masallarında anlatılan güzellikleri bünyesinde
barındırmaktadır.
Küçük Ali’nin doğuştan
konuşma yeteneği yoktur ama, zekası insanları kendisine hayran bırakacak
derecededir. Küçük el radyosuyla her türlü haberi dinler, dünya üzerinde
varolan her türlü ülkesel ve siyasal gündemi takip ederdi. Ali, yaşlı
annesini kaybedeli beş ay olmuştur. Babası, Kore savaşında şehit
düşmüştür. Babasını resimlerden tanımıştır. Zavallı anneciğiyle birlikte
binbir yokluklar içerisinde hayatlarını idame ettirmişlerdir ancak,
annesi amansız bir hastalığa yakalanır ve hayata veda eder. Ali o
günlerden sonra köyü terk eder. Köylüler onun içten içe ağlamalarının
hala dağlardan yankılandığını söylerler. Zaman zaman onunla
karşılaşanlar, ne kadar tarifsiz bir sevgiyle varolduğunu, insanın onun
yanından ayrılası gelmediğini söylerlerdi. Uzun zamanlardan beri köydeki
evine hiç uğramaz . Evi virane olmuştur. Bahar başlarında bir köy çobanı
tarafından şahin tepesinde görüldüğü söylenirdi. Baharın ilk aylarında
karların erimeye başlayıp; derelerin çağladığı, kuşların cıvıl cıvıl
öttüğü , kırlarda binbir renkli çiçeklerin açıp, toprağın yeniden hayat
bulduğu dönemlerde köyün baş tarafında her tarafa hakim olan şahin
tepesine geldiğini söylerlerdi. Uzun uzun köyü seyredip sonra gözden
kaybolduğunu anlatırdı köyün çobanı.
Aradan
yıllar geçmiştir. Ali’den hiç haber alınamaz. Çocukluk arkadaşlarından
birkaç tanesi Karasu yaylasına gitmeye karar verirler. Yanlarına
erzaklarını alıp, amansız ve zahmetli bir yolculuktan sonra Karasu
yaylasına varırlar. Yolda yaban ayılarıyla, tilki ve tavşanlarla
karşılaşırlar. Yayla dağların koynunda sakladığı el değmemiş cennet
parçasıdır. Ortasında billur gibi bir ırmak akar. Irmak içerisinde çok
güzel alabalıklar barındırır. Pınarlarda buz gibi soğuk suları vardır.
Yabani yemişler, renk renk kuşlar vardır . Uzaktan yaylada bir kulübe
görürler. Yavaşça sokulurlar. Etrafta havlayan köpekler vardır. Kulübeye
yaklaştıklarında amansız bir kokuyla karşılaşırlar telef olan koyunlar
etrafa amansız bir koku yaymaktadır. Kulübenin kapısını kırıp içeri
girerler. Ali’yi yorgun ve bitap düşmüş bir halde bulurlar. Ali kışın çok
ağır geçtiği günlerde rahatsızlanmış, yatağa düşmüştür. Hayvanlarının
bakımını yapamayınca, büyük bir kısmı telef olmuştur. Dışarı çıkanlar ise
kurtlara yem olmuştur. Ali bir deri bir kemik kalmıştır. Arkadaşları
Ali’yi ikna ederler, daha doğrusu zorla bir sal yapıp atın arkasına
bağlarlar. Hayvanların arda kalanlarını da peşlerine katıp köyün yolunu
tutarlar. Köye vardıklarında Ali’yi şehirde hastaneye yatırırlar. Aradan birkaç
ay geçtikten sonra Ali eski sağlığına kavuşur. Köy halkı, Ali’nin hastane
masraflarını karşılar. Ali yine yaylaya dönmek ister ama, arkadaşları
izin vermez. Ali’yi evlendirirler. Eski aile ocağını bir güzel restore
edip oturulacak hale getirirler. Ali’nin şimdi iki kızı bir oğlu var bir
kızı hemşire, bir diğeri evde annesine yardımcı oluyor. Büyük olan oğlu
–öğretmen- Ali ise hayatının en güzel günlerini yaşıyor. Köy kahvesindeki
maç sohbetlerine ve okey muhabbetlerine doyum olmuyor….
Osman
Erusta
|