|
GÖRÜŞME (Mülâkat)
Herhangi bir sosyal konu
ya da sorun üzerinde,
uzman kişi ya da
kişilerle yapılmış
konuşmaları yansıtan
yazı türüne denir.
Toplumun tamamını ya da
bir kısmını ilgilendiren
her alanda "görüşme"
yapılabilir. Bu tür
yazılar, genellikle
gazete ve dergilerde
yayımlanmak için
hazırlanmaktadır.
(S. SARI-CA - M. GÜNDÜZ, Güzel Konuşma Yazma, s. 278)
Görüşme yaparken ve yazarken dikkat edilecek
özellikler şunlardır:
(a) Görüşmenin konusu
ilgi çekici ve toplumsal
açıdan önemli olmalıdır.
(b) Hangi alanda ya da
konuda görüşme
yapılacaksa, o alanın ya
da konunun uzmanları
seçilmelidir. Görüşme
için, mümkün olduğunca
birinci kaynak kişi ya
da kişiler tercih
edilmelidir.
(c) Görüşmeye katılacak
kişi ya da kişilerle ön
görüşme yapılmalıdır. Bu
ön görüşmede (telefon
ya da mektupla da
olabilir.),
görüşmenin amacı ve
özellikleri
belirtilmelidir.
Özellikle, görüşmeye
katılacak kişiye ne
zaman, nerede görüşme
yapılacağı hakkında
bilgi verilmelidir.
(ç) Görüşmeyi düzenleyen
kişi, görüşme başında
nazik bir ifadeyle
konuya giriş yapmalıdır.
Örnek:
"Sizi / sizleri, buraya
kadar yorduğum, kıymetli
zamanlarınızı aldığım
için özür diliyorum.
Şimdiden vereceğiniz
bilgiler için size /
sizlere çok teşekkür
ederim."
gibi.
(d) Görüşmeyi düzenleyen
kişi, görüşmenin sonunda
da yine nazik ve kibar
bir ifade kullanmalıdır.
Örnek:
"Verdiğiniz önemli
bilgiler için size /
sizlere çok teşekkür
ederim."
gibi.
(e) Görüşmeyi düzenleyen
kişi, soracağı soruları
önceden plânlamalıdır.
Konunun ya da olayın
bütün boyutlarını
yansıtacak şekilde
sorularını özenle
seçmelidir.
(f) Görüşmeye katılan
kişi ya da kişilerin
duygu ve düşünceleri
olduğu gibi yazıya
geçirilmelidir. Bu
nedenle, görüşme teyp ya
da video kasetine
alınmalı; daha sonra
kasetteki ifadeler
yazıya çevrilmelidir.
1. GÖRÜŞME ORTAMINI
HAZIRLAMAK
"Görüşme ortamı,
görüşmenin havasına veya
tonuna denir. Görüşme
ortamı sıcak uçtan soğuk
uca kadar uzanan bir
süreçtir. En iyi ortam
görüşme amacına ulaşmaya
yardımcı olan ortamdır."
Ne tür bir ortam
amaçlanırsa amaçlansın
ilk birkaç dakika çok
önemlidir. Bu dakikalara
buzları çözen dakikalar
denir.
"Buzlan çözme,
görüşmenin kimin
tarafından
başlatıldığına da
bağlıdır. Eğer iletişim
görüşülen tarafından
başlatıldıysa buzları
eritme çabasını da o
göstermelidir. Görüşenin
yapacağı yalnızca
dinlemektir. Eğer ortam
uygun değilse görüşen
hissettirmeden
değiştirmeye
çalışmalıdır"
Görüşenin başlattığı
iletişimlerde buzlar
biraz daha kolay çözülür
ve sorumluluğun çoğu
görüşene düşer.
"Başlangıçta üretken bir
ortam yaratmak ve
başlangıç stresini
azaltmak için görüşmenin
şu iki yönüne önem
verilmelidir: Resmiyet
ve iyi ilişki"
Resmiyet, görüşülenin
sosyal durum ve rol
ilişkilerine denir.
İyi ilişki, hem görüşen
hem de görüşülen
arasındaki uyum ve
anlayışa denir. Bu iki
faktör birbiri ile
yakından ilgilidir ve
görüşmenin diğer yönleri
ile de bağlıdır.
Resmi bir ortam kesin
ast-üst ilişkisinden
doğar. Diğer taraftan
ortam gayri resmi
olduğunda katılımcılar
birbirlerine eşittirler
ve birbirlerine öyle
davranırlar. Diğer
taraftan görüşmelerin
çoğu gayri resmi bir
ortamda daha iyi
yürütülür."
"Uygun resmiyet düzeyini
belirlemek için beceri
sahibi birçok görüşen
sözlü olmayan teknikleri
kullanır. Örneğin
görüşen gayri resmi bir
ortam için başlangıç
stresini aşmak üzere
görüşülenin elini sıkıp,
onlara gülümseyerek
rahat bir koltuk
gösterebilir. Resmi
görüşmelerde ise, daha
resmi bir karşılama,
daha kurallara uygun bir
oturuş düzeni
seçilebilir. Sandalyeler
arasındaki aralık
resmiyet derecesinin iyi
bir göstergesidir. Eğer
gayri resmi bir ortam
yaratmaya çalışılıyorsa
karşımızdaki kişiye
yakın oturulur. Diğer
taraftan resmi bir ortam
yaratmak için koltuklan
birbirinden uzak tutup
araya bir masa veya
başka bir engel
konulabilir. Eğer daha
az resmiyet isteniyorsa
görüşülene bir fincan
kahve ikram edilebilir,
sigara içebilecekleri de
söylenebilir.
Bunlar gibi resmiyeti
azaltıcı taktikler
görüşülene bir misafir
gibi veya görüşenin
eşiti gibi hissetmesini
sağlayabilir. Resmiyeti
arttırıcı taktikler ise
tam tersini
sağlayabilir. Plânlanmış
resmiyet derecesini
sağlayan bir dizi sözlü
teknikler vardır:
Örneğin her görüşülene
ismiyle hitap etmek ve
ismini sık sık
kullanmaktır. Resmi veya
gayri resmi ortamlar
görüşülenin adının veya
soyadının
kullanılmasından belli
olur. İlk isminin
kullanılmasıyla sıcak,
gayri resmi bir ortam
yaratılmış olunur.
Soyadı ile Bay veya
Bayan tanıtıcılarının
kullanılmasıyla daha
resmi bir ortam
yaratılmış olur.
Gayri resmi görüşmelerde
buzları çözerken kısa
bir sohbetten
yararlanılabilir.
Burada amaç
görüşülenleri
konuşturmaktır, insanlar
bir kere konuşmaya
başladılar mı daha rahat
hissederler ve
birbirleri ile olan
ortak noktaların farkına
varabilirler. Resmi bir
görüşme ortamında sohbet
atlanarak hemen konuya
geçilebilir. Çok uzun
sohbetler görüşmeyi
amacından saptırabilir.
Bazı görüşenler
klişeleşmiş açışlar
kullanmaya çalışırlar.
Özellikle resmi
görüşenler ve fazla
görüşme yapmayanlar bu
yönteme başvurur. Bunun
yerine her birey için
ayrı bir açış
düşünülmelidir.
Klişeleşmiş açışlar
görüşülenlere aceleye
getirildikleri duygusunu
verdiğinden başlangıçta
gereken samimiyet
de kurulamayabilir.
Resmiyet derecesi
buzları çözme döneminde
başlatılıyorsa da
görüşme ilerledikçe
değişebilir. Sonradan
davranışlarda çok ani
değişiklikler
yapılmamalıdır. Ani
değişiklikler akıl
karıştırabilir ve
huzursuzluk verebilir.
2. İYİ İLİŞKİYİ
GELİŞTİRMEK
Görüşmenin ilişki düzeyi
en az resmiyet düzeyi
kadar önemlidir. Buzlan
çözmenin bir parçası
olarak ilk yapılacak
iş; karşıdaki kişiyi
incelemektir. Bu gözlem
sonucu kişilerin
giyimlerini, yüz
ifadelerini, vücut
yapılarını, saç
uzunluklarını,
mücevherlerini ve
gözlerini inceleyerek
ilk izlenimlere sahip
olunur. Bu izlenimlere
dayanarak onlar
sınıflandırılır ve
yargılanmaya başlanır.
Sınıflandırma
genellikle ilişki
geliştirmeden önce
gelir.
İlk izlenimlerin kişiyi
yanıltmasına izin
verilmemelidir. İlk
izlenimler çok yanlış
olabilir, bunun için
karar vermeden önce
karşıdaki kişiye konuşma
olanağı tanınmalıdır.
"Bekle ve gör" tavrı
benimsenmelidir. Aradaki
uyumu arttırmak için
görüşen de aynı şekilde
çaba göstermelidir.
Görüşülenlerin dikkât
etmeleri gereken diğer
bir faktör de sözcük
dağarcıklarıdır. Bazı
kişilerin sözcük
dağarcıkları oldukça
geniştir ve böylece
fikirlerini ve
kavramlarını kolaylıkla
ifade edebilirler. Yine
aynı şekilde, görüşen
kendi kullandığı
sözcükleri, görüşülene
uydurmaya çabalamalıdır.
Başlangıç sırasında
oluşturulan izlenimler
karşıdaki kişinin dünya
görüşü hakkında bir
fikir verebilir.
"Görüşen, görüşme
rehberini önceden
varsayımlara dayanarak
hazırladığından
sonradan rehberdeki bazı
soruların görüşülenin
sözcük dağarcığına göre
yeniden gözden
geçirilmesi
gerekmektedir."
Sorular ve cevaplar
görüşme sürecinin
belkemiğini oluşturur.
Soru sorma biçimi de en
az soru türü kadar
önemlidir.
"Soru sorma ne kadar
önemli olursa olsun
görüşme süresince soru
sorarak çok zaman
harcanmamalıdır.
Soru sormanın bilgi
almaktan başka şu
yararlan da vardır:
Birinci olarak,
görüşmenin kontrol
altında tutulmasına
yardımcı olur. İkinci
olarak, sorunun tipi
kısmen cevabı hazırlar.
Üçüncü olarak, sorular
katılımı teşvik eder.
Dördüncü olarak, sorular
uygun resmiyet ve ilişki
seviyesini devam
ettirir. Beşinci olarak
sorular, görüşenlerin
kendileri ve konu
hakkında sahip
olduklarından başka
farkında olmadıkları
bilginin de ortaya
çıkmasını sağlarlar."
Tüm bu amaçlara
soruların sözlerinin ve
biçimlerinin seçimi ile
ulaşılabilinir.
Soruları hem hazırlarken
hem de sorarken
görüşülen hedef olarak
alınmalıdır. Sorular; bu
kişinin hedeflerini,
alışkanlıklarını,
geçmişini ve sorunlarını
yansıtmalıdır. "Balinsky
ve Burger bu konu ile
ilgili aşağıdaki
öğütleri verirler.
Bir görüşmenin başarıya
ulaşmasında iyi bir
görüşen sorularını
aşağıdaki gibi formüle
edecektir:
Sorularıyla derine
inmeli fakat
sorgulamaman,
Soru sorulmalı fakat
kafa tutulmamalı,
Önerilerde bulunulmalı
ama talep edilmemeli,
Meydana çıkarılmalı"
"iyi bir görüşen
sorularla "ne kadar
bilgi elde ettim" ile
değil "görüşmeyi ne
kadar incelikle
yönlendirdim?" sorulan
ile kendini değerlendirmelidir"
1. GÖRÜŞMEDE SÖZLERİN
SEÇİMİ
Görüşmede söz seçimi çok
önemlidir. Görüşmede
önemli olan sözcük
anlamları; görüşen ve
görüşülenin
zihinlerindeki
anlamlardır. Bu nokta
hem soru sorarken hem de
cevapları kaydederken
önemlidir.
Görüşülenin sözcük
dağarcığını keşfedip
kullanmak görüşene
düşer. Soruların
sürekli olarak
açıklanması istenirse,
yanlış sözcüklerin
kullanıldığı en
belirgin biçimde ortaya
çıkar. Kolayca anlaşılır
sözcükler benimsenip
kullanılmaya başlayınca
görüşmenin akışı da
düzelebilir.
Mümkün oldukça karmaşık
sözcükler yerine daha
basitleri tercih
edilmelidir.
"Basit sözcük
kullanmanın
sakıncalarından biri,
kısa tümcelerin
uzun tümceler haline
dönüştürülmesidir.
Dillman örnek olarak
aşağıdaki sorunun
basitleştirilirken ne
kadar uzun hale
dönüştürüldüğüne dikkâti
çeker."
"Reçete ile satılan
ilâçlar üzerindeki satış
vergisi % 5'ten
% l'e indirilmeli
mi?" Basitleştirilmiş
hâli, "doktorun
önerilerine uygun
olarak alınan ilâçlar
üzerindeki satış vergisi
bütün ilâçlar için
harcanan her lira
üzerinden % 5
yerine % l
ödenebilecek biçimde
azaltılmalı mı?"
şekline
dönüştürülebilir.
Sözcük seviyesinin karmaşıklığı
görüşülenlere uygun
olarak dikkatlice
seçilmelidir.
Örneğin birçok İngilizce
sözcük çok anlamlıdır.
Çok anlamlı ve belirsiz
olduklarından farklı
kişiler için farklı
anlamlara gelebilirler.
En belirsiz sözcükler en
soyut olanlarıdır.
"Özgürlük", "mutluluk",
"sorumluluk" soyut
sözcüklere iyi birer
örnektir. Eğer
görüşülenlere "işinizde
özgürlüğünüz ve
sorumluluğunuz var mı?"
diye bir soru
sorulduğunda belirsiz
bir soru sorulmaktadır.
Soru belirsiz yani çok
anlamlıdır. Çünkü
görüşülenler soruyu
birçok farklı biçimde
yorumlayabilirler. Daha
az belirgin bir soru,
"işinize istemediğiniz
zaman gidip gelebilir
misiniz?"
olabilir.
"Çok anlamlı sorular çok
anlamlı cevaplara yol
açar. Görüşülenler bu
sorulan farklı şekilde
yorumlayarak bu yüzden
farklı cevaplar
verebilirler.
Bazen de çok anlamlılık
soru sormada bir teknik
olarak kullanılır.
Birçok açık uçlu soru
görüşülenlere
istedikleri gibi
cevaplama olanağı
verdiği için özellikle
çok anlamlı biçimde
sorulur. Bu amaç için
kullanıldığında çok
anlamlılık olumsuz
değildir, fakat sorunun
çok anlamlı olduğunun
farkında olunmalıdır.
Belirli cevaplar
beklendiğinde sorular
çok anlamlı biçimde
formüle edilirse ortaya
sorunların çıkabileceği
unutulmamalıdır."
"Sözcüklerin kişilere
göre anlam değiştirdiklerine
dikkât edilmelidir."
"Görüşmeyi işlerinin bir
parçası olarak devamlı
kullanan kişilerin
işleriyle ilgili özel
terimleri vardır. Bu
kullanıma özel
terminoloji denir.
Özel terminoloji
birtakım kısaltmaları da
içerir. Mümkün olduğunca
özel terminoloji ve
kısaltmalardan
kaçınılmalıdır."
Özet olarak, önce
görüşülenlerin
bildikleri sözcükler
kullanılmalı, ikinci
olarak, kullanılan
sözcüklerin anlamlarının
hem görüşen hem de
görüşülen için aynı
olmasına özen
gösterilmeli, üçüncü
olarak, sözcük anlamları
hakkında varsayımlar
yapılmamalı, dördüncü
olarak, soyut ve çok
anlamlı sözcüklere
dikkât edilmeli, beşinci
olarak da özel terminoloji
kullanılmamalıdır.
2. SORULARI FORMÜLE
ETMEK
"Görüşen her sorunun
belirli bir ortam içinde
geçerli olacağını
unutmamalıdır. Ortama
uyacak biçimde sorular
formüle edilmelidir.
Soruları hazırlayan
giriştir. Giriş sorudan
önce gelen bir tümcedir
ve görüşülenin soruyu
anlamasına yardımcı
olur.
Görüşen, görüşülenlerin
belirli temel
varsayımlarla görüşmeye
katıldığını
unutmamalıdır. Eğer bu
varsayımlar görüşenin
umduğu varsayımlarsa, o
zaman soru girişi
olmayabilir. Diğer
taraftan bu varsayımlar
yanlışsa veya görüşen
onların yanlış
olduklarını düşünüyorsa,
o zaman gerçeklere
dayanan bir girişe
gereksinim vardır.
Gerçeklere dayanan
giriş, görüşülenin bir
soruya cevap vermesinde
yardımcı olacak verileri
sağlar. Gerçekler
görüşülenin hafızasını
harekete geçirerek karmaşıklığı
da önleyebilir.
Giriş aynı zamanda da
soruları
yönlendirebilir. Eğer
giriş çarpıtılmışsa veya
önemli gerçekleri
kapsamıyorsa
görüşülenlerin
düşündükleri biçimde
değil de,
yönlendirildikleri gibi
cevaplar vermeleri ile
sonuçlanabilir.
Gerçeklere dayanan giriş
dikkatli ifade edilmeli
ve tam ve önyargısız
bilgi kapsayıp
kapsamadığı kontrol
edilmelidir."
Bir soru formüle
edilirken görüşülen
harekete geçirilmeli.
Bir diğer giriş türü de
güdüsel giriştir.
Güdüsel giriş
görüşülenin merakını
uyandırır. Örneğin "Bu
işin en heyecan verici
özelliklerinden birisi
de ilerlemek için
sınırsız bir potansiyel
oluşudur", "Ayrıca bu
alanda çok deneyimli
olduğunuzu biliyorum"
biçiminde girişler
görüşüleni bu alanda
cevap vermeye iter. Veya
girişte bir ödül
vadedilerek görüşülen
güdülenebilir,
"işletmede birini terfi
ettirmeden önce öğrenmek
isteyeceğimiz..." gibi
bir giriş, kişiyi soruya
cevap vermeye teşvik
edebilir.
Bir giriş aynı zamanda
sorunun ürkütücü yönünü
azaltarak da güdüsel
olabilir. Görüşülene,
girişte bir kaçamak
sağlayarak soruların
ürkütücü yönleri
azaltılabilir. "Evde
bazı sorunlarının
olduğunu biliyorum,
fakat ..." veya "işleri
bu şekilde yapan ilk
insan sen değilsin, ama
..." biçiminde girişler
kaçamak sağlayan
girişlerdir.
"Görüşülenlerin
isimlerini kullanarak
veya onlara "sen" diye
hitap ederek onların
teşvik edilmesi
mümkündür, insanların
kendileriyle
ilgilenildiği zaman daha
ilgili ve katılımcı
olduğu unutulmamalıdır."
Etkili bir görüşme
sağlamanın çok önemli
bir yönünü sorulan
formüle etme
oluşturmaktadır. Giriş,
soruları formüle etmede
en etkin yollardan
biridir. Soruları
formüle etmek cevapları
biçimlendirmeye benzer.
Formüle etmenin başlıca
amacı, görüşülene bir
soruyu doğru
cevaplandırmasında
yardımcı olmak üzere
bilgi ve güdü sağlamak;
cevaplan
biçimlendirmenin amacı
ise; beklenen cevabı bir
yolunu bularak görüşenin
not almasıdır.
"Sorular mümkün
olduğunca amaca yönelik,
açık, doğal, kısa,
düşündürücü,
sınırlandırılmış ve
önyargısız olmalıdır.
Bir soru eğer belirli
bir amacı elde etmek
için tasarlanmışsa
amaca yönelik
sayılır. Soru, görüşenin
tasarladığı biçimde
görüşülen tarafından
anlaşılıyorsa açık
sayılır. Soru; basit
sözcükle ifade edilmişse
kısa,
görüşülenlerin soruyu
dikkâtle düşünmelerini
sağlıyorsa
düşündürücüdür,
gereken cevabın derinliğini
ve alanını belirliyorsa
sınırlandırılmış,
tercih edilen bir cevaba
doğru yönlendirmiyorsa
önyargısızdır."
3. SORULARI İFADE ETME
TÜRLERİ VE KARŞILAŞILAN
SORUNLAR
Soruların uzun olması
görüşülenin zihnini
karıştırabilir. Bu yüzden
uzun olan ifadelerde ilk
cümlede konu
biçimlendirilmeli,
ikinci cümlede
soru sorulmalıdır.
"Görüşenler bazen uzun
sorulardan kaçınmak için
çok kısa soru
sorabilirler. Bu
görüşülenlerin ya soruyu
anlayamamalarına ya da
soru çok kesin bir cevap
istiyorsa onların bu
ayrıntıyı
hatırlayamamalarına,
dolayısıyla sorulara
cevap verememelerine yol
açabilir, örneğin "Ne
haber?" sorusu çok
kısadır. Görüşülen ne
tür bir cevap
beklendiğini
bilemeyebilir. Bu tür
kısa sorular "neden ne
haber" gibi bir soruya
yol açabilir.
Soruları ifade ederken
karşılaşılan diğer bir
sorun da aynı soruda
birden fazla düşüncenin
tanıtımıdır. Örneğin
"işletmelerin çevreyi
kirletmeleri hakkında
ne düşünüyorsunuz ve bu
konuda ne yapılmasını
önerirsiniz?", vb.
ifadeler sorulara
açıklık kazandırmak için
kullanılırsa da soruyu
daha da belirsiz hale
dönüştürebilirler.
Görüşülenler de
dolayısıyla sorunun bir
tarafını cevaplarlar. Bu
sorun soruları
birbirinden ayırarak
ifade etmekle
çözümlenebilir."
"Olumsuz sorular
görüşüleni savunmaya
iterler. "... hakkında
neleri sevmezler?", "En
kötü...", vb. sorular
olumsuz soru
örnekleridir. Mümkün
olduğunca sorular olumlu
bir biçimde ifade
edilmelidir.
Görüşülenleri savunmaya
iten soru ifade
biçimlerinden biri de
aşırı derecede kırıcı
olan sorulardır.
"Doğruyu söylüyor
musun?" veya "Son
işinden atılmış
miydin?", vb. sorulan
örnek olarak
verebiliriz. Bu
genellikle kapalı
sorular sorulduğunda
meydana gelir.
"Belki", "biraz",
"olabilir", "oldukça",
vb. sözcükler ve "Mümkün
olabilir mi?", "Şunu
söyler misiniz?", "Nasıl
oldu da...?", "Ne
dereceye kadar...",
"Neye bağlıyorsunuz?"
vb. ifadeler sorunun
kırıcı tesirini azaltmak
için kullanılabilir."
Bazen görüşülenlere
sorular dolaysız olarak
sorulduğunda onlar
bilgi vermekten
kaçınabilirler. Bu,
özellikle utandırıcı ve
endişe verici olarak;
düşünülen bilgiler için
geçerlidir. Bu tür
sorular; uyuşturucu
kullanımı, yaş, gelir,
medeni hal, vb.
kapsayabilir.
Görüşülenler eksik veya
yanlış bilgi vererek
kendilerini korumak
isteyebilirler. Bu tür
durumlarda görüşenin
bir dizi önemli karar
alması gerekecektir.
Bunlardan ilk kararı,
bilginin bir görüşme
yolu ile alınıp
alınamayacağı oluşturur.
Eğer görüşen bilginin
görüşme yolu ile
alınamayacağını
düşünüyorsa, bilgiyi
belgeler, gözlemler veya
üçüncü kişilerle
görüşmeler yolu ile
almaya çalışır. Eğer
görüşen bilginin görüşme
sırasında
alınabileceğini ve tam
olmasa da bilgiyi bu
yolla almanın önemli
olduğunu düşünüyorsa, o
zaman dolaysız soru ile
mi yoksa dolaylı bir
ifade kullanarak mı
bilginin
alınacağını
belirlemelidir.
"Dolaylı yaklaşım açıkça
ortaya çıkıp soruyu
sormadan bilgi almaya
çalışan bir yaklaşımdır.
Bilgi edinmenin dolaylı
yöntemleri çok ve
çeşitlidir.
Soruyu üçüncü şahıs yolu
ile ifade etmek en
yaygın yöntemlerden
biridir. Üçüncü şahıs
sorulan, soru odağını
görüşenden başka bir
kişi veya kişilere
yönelterek görüşülenin
cevaplarını kamufle
edebilmesini sağlar.
Örneğin bir üniversite
bölüm başkanı belirli
bir hoca hakkında bir
öğrenciden bilgi almaya
çalıştığında dolaysız
olarak öğrenciye, "Prof.
... bu dersi size göre
nasıl veriyor?" diye de
sorabilir veya dolaylı
olarak üçüncü şahıs
sorusu kullanıp,
"öğrencilerin çoğuna
göre Prof. ... bu dersi
nasıl veriyor?" diye
sorabilir. Varsayıma
göre, görüşülenler
soruya kendi düşünce ve
duygularına göre cevap
vereceklerdir. Fakat
üçüncü şahıs sorusu
sorulduğunda onların
endişelerini azaltmış
olacaktır. Bildiğimiz
gibi bir soru ne kadar
az kişisel olursa o
kadar dürüst cevap alma
şansı artar."
Bir görüşmede ön yargılı
soru yöneltici sorudur.
Yöneltici soru dolaylı
ve dolaysız olarak
görüşülene "doğru"
cevabı önerir.
Görüşme uzmanlarının
çoğu hiçbir zaman
yöneltici soru
sorulmamasını önerirler.
"Yöneltici soruların
kullanımı ile ilgili
birbirinden ayırd
edilmesi gereken üç
durum vardır: İlki,
yöneltici sorunun daha
doğru bilgi alınmasına
yardımcı olduğu
hallerdir. İkincisi,
soru yöneltici olsun
olmasın, yasal bilginin
ortaya çıktığı
durumlardır,
Üçüncü ve belki
de en yaygını, yöneltici
sorunun kasten ve kasti
olmayarak cevabı
çarpıttığı veya
etkilediği durumlardır.
Birçok durumda,
yöneltici sorunun
kullanımı cevabı
gerçeklerden
uzaklaştırabilir.
Yöneltici soruların
hangi durumlarda
pozitif, hangi
durumlarda negatif
etkileri olabileceğim
bilmek çok önemlidir."
"6 farklı yöneltici soru
türleri vardır. Birinci
olarak, önceki
sorulardan kaynaklanan
yöneltici sorulardır.
İkinci ve en geniş
yöneltici soru türü,
yöneltici girişler
içerir. "Biz
işletmemizde
çalışanların her üç
senede bir yer
değiştirmeleri
gerektiğine inanıyoruz.
Sizin yer değiştirmeye
bir itirazınız var mı?"
örneğinde olduğu gibi
beklenen cevap girişten
anlaşılmaktadır.
Bazen yöneltici bir
giriş istenilen bir
amaçla ilgili cevaba
yöneliktir. Örneğin
"Birçok kişi aileleri
için mali güvence
isterler". Bir başka
örnek; "Patronunuz,
sizin benimle bir iki
dakikalık bir görüşmeye
vakit ayırabileceğinizi
söyledi. Bir iki
dakikanız var mı?", vb.
Üçüncü tür yöneltici
sorular, tahrik edici
sözcükler kullanıldığı
için yöneltici
niteliğini taşırlar.
Bildiğimiz gibi,
dillerde pozitif veya
negatif değerler taşıyan
birçok sözcük vardır. Bu
sözcükler görüşülenleri
pozitif veya negatif
yönde etkiler. Tüm
sorulan bu tür
sözcüklerden arındırmak
olanaksızdır. Yapılacak
en iyi şey bu tür
sözcükleri kullanırken
her iki türün birbirini
dengelemesine dikkât
etmektir.
Dördüncü olarak; bir
soru, eğer uygun
cevaplar arasından bir
veya birkaç türü
atlarsa veya eşit
olmayan türleri içerirse
yöneltici olur. Örneğin
"Evli misiniz, bekâr
mı?" sorusu "Evli mi,
bekâr mı, dul mu,
ayrılmış mı, boşanmış
mı?" sorusu ile
karşılaştırıldığında
önceki soruda geçen bir
dizi kategorinin
atlanmış olduğu
görülecektir.
Beşinci tür yöneltici
sorular yüklü olarak da
bilinir. Yüklü soru ya
görüşülene cevabı dikte
eder ya da soruya nasıl
cevap verebileceği
düşüncesi ile
görüşülenle soruyu baş
başa bırakır. "Bu
duyduğunuz en iğneli
ifade değil mi?", "Hiç
kimse buna gerçekten
inanamaz, değil mi?"
türünden sorular
görüşülene cevabı dikte
eden sorulardır.
Görüşülene cevabı
bırakmayan sorular ise;
"Bu şekilde çalışırsanız
daha ne kadar sizi işte
tutacağımızı
düşünüyorsunuz?" vb.
sorulardır.
Ne tür görüşme yapılırsa
yapılsın dikkatli ifade
kullanmak çok önemlidir.
Sorular amaca yönelik,
açık, doğal, kısa ve
düşündürücü biçimde
formüle edilmelidir.
4. SORULARA UYGUN CEVAP
ALMAK
Çok basite
indirgendiğinde iyi bir
cevap, görüşen
tarafından istenen
bilgiyi sağlayan cevap,
kötü bir cevap da
istenen bilgiyi vermeyen
cevap olarak
tanımlanabilir. Bir
cevap hem kötü olabilir
hem de istenen bilgiyi
sağlayabilir. Bunun
nasıl mümkün olduğunu
anlayabilmek için önce
bir cevabın kötü olma
olasılıklarını
inceleyelim.
Genelde cevaplar ya
görüşenden ya da
görüşülenlerden
kaynaklanarak doğru,
yanlış ve kısmen doğru
olarak üç sınıfa
ayrılır. Bir cevabın
doğruluğu hem soruyu
soranın ne demek
istediğine hem de
görüşülenin o soruyu
nasıl algıladığına
dayanır. Bazen görüşülen
soruyu yanlış anladığı
için yanlış cevap
verebilir. Yanlış
anlama; kullanılan
sözcüklere, sorunun
ifade edilişine, vb.
nedenlere bağlı
olabilir. Yanlış
cevaplar görüşülenin
direnmesinden,
saldırganlık
hissetmesinden, vb.
nedenlere bağlı
olabilir.
"Tümüyle bakıldığında
doğru veya yanlış
cevaplan halletmek
kolaydır. Kısmen doğru
olan cevaplan halletmek
en zor iştir. Çarpıtmak,
atlamak, gerçekten
ayrılmak, kısmen doğru
cevaplan üretir. Daha
önceden hazırlık
yapılmamışsa ve her soru
için ne tür cevap
istendiği bilinmiyorsa,
bu cevapların üstesinden
gelmek özellikle zordur,
örneğin bir kişinin
neden istifa ettiğini
ortaya çıkarmak isteyen
bir görüşen evrakları
kontrol eder ve son iki
ayda aynı bölümden üç
kişinin daha
ayrıldığını öğrenir ve
tüm ayrılanların
hepsinin de hanım
olduğunu öğrenir.
Ayrıca o bölümün
yöneticisi ile ilgili
bazı olumsuz ifadeler de
işitmiştir. Görüşmeye
başlayınca ayrılan
kişiye neden ayrıldığı
sorulduğunda daha iyi
bir iş bulduğunu söyler.
Görüşen biraz daha
araştırınca görüşülenin
yeni işinin o kadar da
iyi olmadığını öğrenir.
Ne kadar ısrar edilse de
görüşülen detayları
vermeyebilir. Sonunda,
görüşülenin ayrılmadan
önce vereceği bilginin
kendi aleyhinde
kullanılmayacağı ve
isminin gizli
tutulacağı görüşmeci
tarafından
söylendiğinde, bunun
üzerine yöneticisinin
davranışlarının onu
rahatsız ettiği
öğrenilir."
Eğer hazırlıklı
olunmasaydı, onun daha
önceki gerekçelerinden
biri kabul edilecekti.
Yöneticinin sorun
çıkardığını bilmiş olma
kısmen doğru olarak
kalacaktı, fakat
nedenleri
öğrenilemeyecekti.
"Bir cevabın doğru ama
aynı zamanda kötü cevap
olması, çok hızlı
telaffuz edilmiş
olmasından, çok az veya
çok fazla detaylı
olmasından, açık
olmamasından, sıkıcı
olmasından, veya
görüşenin hatalı
değerlendirmesinden
kaynaklanabilir.
Görüşülen bir kişi
olarak görüşmenin
görüşen için de önemli
olduğu unutulmamalıdır.
Bu yüzden her cevabın
görüşeni dinlemeye,
anlamaya ve kaydetmeye
özendirecek nitelikler
taşımasına gayret
edilmelidir.
Görüşülenler cevapların
niteliklerini arttıracak
bir dizi şey
yapabilirler. Önce,
görüşenleri cevapları
için hazırlamalıdırlar.
Bu da cevaba bir giriş
yapılarak elde
edilebilir. Bu tür bir
giriş görüşene bir
cevaptan ne kadar emin
olunduğunu iletir.
Yavaşça ve düşünceli
bir tonda konuşmak
görüşenleri hazırlamanın
yollarındandır.
Her cevap sırasında her
cevabın niteliğini
arttıracak bir dizi
önlemler alınabilir:
Örneğin cevabın açık
olmasına dikkât
edilebilir. Örnekler,
ayrıntılar kullanmak bir
cevabın açık olmasına
yardımcı olur. Açıklık
kısa fakat özlü olmayı
gerektirir. Cevapların
içindeki tahmin ve
atıflar alabildiğince
azaltılmalıdır.
Görüşülenler görüşenlere
not almaları için
olanak tanımalıdırlar.
İyi cevapların bir
niteliği de kamçılayıcı
olmalarıdır. Cevaplar
eğer çeşitlilik ve
yenilik kapsamıyorlarsa
kamçılayıcı olurlar.
Kamçılayıcı cevaplar
görüşenlerin erkenden
sonuca ulaşmalarını
önler.
Sıkıntı ve
dikkatsizliğin en yaygın
nedenlerinden biri çok
fazla ayrıntıdır.
Gerekliyse görüşenlere
her cevap için ne kadar
ayrıntı istedikleri
sorulmalıdır. Tüm bu
niteliklerin yanında tüm
görüşmelerde her soruya
olabildiği kadar tam ve
dürüstlükle cevap
vermenin iyi cevapları
meydana getirdiği unutulmamalıdır."
Bilindiği gibi her
görüşenin kendine özgü
bir üslûbu olduğu gibi
her görüşülenin de
kendine özgü üslûbu
vardır.
Görüşenler
görüşülenlerden görüşme
sırasında kişiliklerini
ortaya çıkarmalarını
beklerler. Kişiliği ne
olursa olsun görüşülen
başka bir kişiliğe
bürünmemelidir. Sorular
cevaplanırken
olabildiğince doğal
olmaya çalışılmalı.
"İyi cevaplar dikkatli
dinlemeyi ve düşünmeyi
gerektirir. Görüşenler
eksik ve yanlış cevaplar
verilecek hallerde hemen
cevap vermeden dikkatli
düşünülmesini tercih
ederler. Bir soruyu
cevaplarken sözcükler
dikkatli seçilmelidir.
Geçici veya niteleyici
bir dil gerektiğinde, bu
cevabın bir parçası
halinde sunulmalıdır.
Geçici ifade, "Emin
değilim, ama...", "Tam
olarak düşünmedim,
ama...", "inanıyorum
ki...", vb. ifadeleri
kapsar. Dikkatli dinleme
karışık bir soruyu
aydınlatma yeteneğini
de kapsar. Görüşülen
hiçbir zaman "Ne demek
istediniz?" diye sormaktan
çekinmemelidir. Soruyu
cevaplamadan önce
anlaşıldığından emin
olunmalıdır, iyi
cevaplar iyi sorular
gibi dikkatlice ifade
edilmelidir. Amaca
yönelik, açık, doğal,
'kısa, düşündürücü, özlü
ve önyargısız
olmalıdır. Her cevap
dikkatlice düşünülmeli,
görüşen ile tartışmaktan
ve iğneli konuşmaktan
olabildiğince
kaçınılmalıdır.
Görüşülenler
görüşenlerin görüşme
akışını ve hızını
kontrol etmelerine izin
vermelidirler.
Görüşülen üslûbunu
olabildiğince görüşenin
üslûbuna uydurmalıdır."
"Seçme görüşmesiyle
ilgili soru hazırlama,
bir yandan adaylar
üzerinde dikkati
korumayı öte yandan da
görüşmenin gidişini
kontrol altında tutmayı
içerir. Görüşmeciler
oldukça geliştirilmiş
bir rehber
kullandıklarında,
dikkâtleri rehberindeki
sırayı bozmamaya,
atlamamaya yönelebilir
ve bu yüzden de
mekanikleşebilir ve
ifadesiz bir yüze sahip
olabilirler.
Dolayısıyla katıldıkları
açılıştaki gayri resmi
havayı da bozabilir.
Üstelik bir sonraki
soruya hemen geçmek
istemeleri yüzünden,
adayın bir önceki soruya
vermekte olduğu cevabın
da yarım kalmasını
sağlayabilir. Bu durumun
sonucu olarak da
aldıkları cevaplan
değerlendirmede
yanlışlık yapma
olasılıkları fazla
olabilir. Bu arada bir
konudan öteki konuya
geçişte tamamlanan
konunun bir özetinin
yapılması ve adaya yeni
bir konuya geçilmekte
olduğu hususunda kapama
sorusu
sorulması unutulabilir.
Konuyu kapama sorusu,
adaya işe alınıp alınmamasını
etkileyebilecek, bir
diyeceği ya da kendisi
hakkında karan etkileyebilecek
önemde bir anlatacağı
olup olmadığının
sorulmasıdır. Başvuran
adaylardan işe uygun
olmaları ile ilgili
verilecek kararı
etkileyici değerdeki ek
bilgiler istenmesi son
derece önemlidir.
Bilindiği gibi rehber
görüşenin davranışlarını
kısıtlamamalı, iyi
bir karar almasına
yardım
edebilecek sorular
sorulmasına ve bilgi
toplamasına yardımcı
olmalıdır."
"Başvuran adaylar
görüşene tam, açık ve
dürüst bilgi vermelidir.
Görüşenin bunu sağlama
yollarından biri;
onların sırtını
sıvazlamak,
onları
yüreklendirmektir. "Çok
güzel", "Bunun için
takdir edilmeniz
gerekir", "Son derece
ilginç", vb. sözler
söylemek, adayı
yüreklendirir ve açık
kalple konuşmasını
sağlar. Adaya böylece
cesaret verilirse, o da
rahatlar ve
kendiliğinden detaylı
bilgi verebilir.
Görüşenin
yüreklendirici
davranışlarının, sahte
olmaması önerilmektedir.
Eğer başvuranlar kendi
başarılı yönlerinin
görüşen tarafından
anlaşıldığını ve kabul
edildiklerini anlarsa
eksik yanlarını açıklama
konusunda
da istekli olabilirler."
"Bir aday kendi eksik ya
da kusurlu yönleri
konusunda açıklama
yapmaya başlarsa,
görüşen bunlara önem
vermiyormuş gibi
davranarak
verilen bilgiyi
derinleştirebilir;
etraflıca öğrenebilir.
Görüşenin bunu yaparken
üzerinde fazlaca
durmaması
önerilmektedir. Bazı
görüşenler kendi
.geçmişlerinden örnek
vererek adayın eksik ya
da kusurlu yanından
dolayı duyduğu endişeyi
azaltmak ve onu
rahatlatmak yolunu
benimseyebilirler.
Görüşen her zaman
tarafsız ve kabul edici
durumda bulunmalı.
Aşağıda usta seçme
görüşenlerinin
davranışlarını belirten
örnekler
bulacaksınız."
1.
O, "evet" ya da
"hayır"la
cevaplanabilecek sorular
sormaz. Bir çok sorulan,
adayın cevaplarken
açıklamalar yapması
gereken türdendir.
Ayrıca şu sırayı izleyen
sorulan yineleyerek
sorar:
"Bu konuya nasıl ilgi
duydunuz?" ve "Bu konuda
neler hissettiniz?".
2.
Başvuran aday cevabım
tamamladıktan sonra,
görüşen en az birkaç
saniye sessiz kalır. Bu
sessizlik, adaya daha
çok konuşma olanağı
verir. Bu bakımdan,
görüşmeye ne zaman
katılmamak gerektiğini
bilmek, çok yerinde
sorular sormak kadar
önemlidir... Her sessiz
saniyeyi konuşarak
doldurmak zorunda
bulunduğunu sanan bir
görüşen bilmelidir ki
kendi içinde hissettiği
konuşma istekliliği,
çoğu zaman adayı
düşünmesinden değil,
kendi kendini rahatlatma
çabasından doğar.
3.
Başlangıçta birkaç
farklı konuya girerek
bunlardan hangisinin
adayı konuşturacağı
kararlaştırılır. Ama
yine de adayın en
hoşlanmadığı
konulara dönerek,
alamadığı cevabın önemli
olup olmadığını
kararlaştırmaya
çalışır.
4.
Adayın kilit değerindeki
bazı cümlelerini soru
sorar gibi bir tonla
kendisine tekrarlar ve
böylece açıklama
istediğini belirtir.
5.
Her defasında bir soru
sorar.
6.
Sorularını en açık
şekilde ve doğru cevabın
ne olduğunu belirlemeksizin
sorar.
7.
Davranışı ilgiliymiş
gibidir. Devamlı
dikkatlidir ve ne
davranışlarıyla ne de
sözleriyle adayın
söylediklerine karşı bir
sabırsızlık işareti
göstermez.
8.
Bir dostluk havası
oluşturmadan önce, çok
kişisel sorular sormaz.
9.
Aday konu dışına çıkarsa
görüşen onu hemen konuya
getirmeye
çalışmaz.
10.
Adaya uyacak bir dil
kullanır.
|