..:: Anasayfaya
Dönüş ::..
Psikolojinin Alt
Alanlarını Tanıyalım:
Adli Psikolojik
Değerlendirme *
Dr. E. Gülçin Demir**
Psikolojinin gelişimiyle birlikte, "Adli
Psikoloji" adı verilen yeni bir uzmanlık alanı
oluşmuştur. "Adli Psikoloji" ya da "Adalet
Psikolojisi" adı verilen bu bilim dalı kısaca,
genel psikoloji biliminden elde edilen bilgilerin
hukuk olaylarına uygulanması olarak tanımlanabilir
(Erem, 1992). Adli psikoloji gelişmekte olan bir
bilim dalıdır. En yaygın olarak kullanıldığı
ABD'de bile adli psikoloji alanındaki eğitim ve
uzmanlaşmanın istenilen düzeyde olmadığı
belirtilmektedir. Ülkemizdeki uygulamalar ise,
henüz başlangıç aşamasındadır. Adli psikolojinin
hukuk sistemimiz içinde gereken yeri alabilmesi
için bir yandan yasal düzenlemelere ve bu alanda
daha örgütlü ve sistemli çalışmalara, diğer yandan
bu alanda yetişmiş psikologlara gerek vardır. Bu
alanda yetişmiş psikolog sayısının azlığı
nedeniyle, diğer alanlarda çalışan psikologlar
zaman zaman mahkemeler tarafından bilirkişi olarak
atanmakta ve adli psikoloji alanında görev yapmak
zorunda kalmaktadırlar. Bu makalede bilirkişi
olarak atanan psikologların görevlerini daha etkin
olarak yapabilmeleri amacıyla, adli psikoloji
alanında kullanılan bazı kavramlara açıklık
getirilmeye çalışılmıştır.
Suç kavramı
Toplumsal yaşam için gerekli olan yasalara aykırı
davranışa suç, bu tür davranışta bulunan kişilere
de suçlu adı verilmekte ve toplumu korumak, bu
kişilerin bir bedel ödemesini sağlamak ve onları
ıslah edebilmek amacıyla, para cezası, hürriyeti
bağlayıcı cezalar gibi çeşitli yaptırımlar
uygulanmaktadır ( İçli, 1994).
Evrensel bir olgu olan suça, toplumların tarihsel
gelişim süreçleri içinde bütün toplumlarda ve her
türlü sosyal yapıda, her zaman rastlanmaktadır.
Evrenselliğinin yanı sıra, suçun en önemli
niteliklerinden biri de göreceliğidir. Suç olarak
kabul edilen eylem toplumdan topluma ve aynı
toplumda zaman içinde farklılıklar
gösterebilmektedir. Bir toplumda suç olarak
tanımlanan bir eylem diğer bir toplumda suç olarak
tanımlanmayabilmektedir. Aynı toplumda da toplumun
sosyal değişme ve gelişme süreci içinde bir
dönemde suç olarak tanımlanan bir eylem daha sonra
suç olmaktan çıkarılabilmekte ya da suç olarak
tanımlanmayan bir eylem daha sonra suç olarak
kabul edilebilmektedir (Yücel,1986).
Ceza kavramı
Toplum tarafından konulan kurallara uyulmaması
durumunda karşılaşılan yaptırıma "ceza" adı
verilmektedir. Ceza da toplumdan topluma ve
toplumun kurallarına göre farklılık
gösterebilmektedir. Ceza ancak kanunla
koyulabilir. İşlenmiş bir suçun karşılığı olarak
ceza, yalnızca suçu işleyene yöneliktir ve
yargısal bir kararla hükmedilebilir (Öztürk,
1994).
Türkiye'de ceza adaleti sistemi
Türkiye'de suçlar ve cezalar 1926 tarihli Türk
Ceza Kanunu'nda (TCK) belirtilmiştir. Basın
kanunu, trafik kanunu, orman kanunu vb. gibi bazı
özel kanunlarla öngörülen suç ve cezalar da
vardır. TCK, suçları cürüm ve kabahatler olarak
ikiye ayırmaktadır. Cürümler, Alacakaptan'ın
(1975) tanımına göre, bireylerin veya toplumun
güvenliğine saldırı niteliği taşıyan eylemlerdir.
Cürümler, kabahatlerden daha ağır suçlardır ve
idam, ağır hapis, hapis, ağır para cezası ve kamu
hizmetlerinden yasaklılık gibi daha ağır şekilde
cezalandırılmaktadır. Kabahatler ise, kamunun
iyiliğini ve gelişmesini sağlamaya yönelik
kanunları ihlal eden, başka bir deyişle yasak
edildikleri için suç sayılan eylemlerdir (Alacakaptan,
1975). Kabahatler hafif cezaları gerektiren
suçlardır. Kabahatler için, hafif hapis, hafif
para cezası ve muayyen bir meslek ve sanatın
tatili cezaları öngörülmektedir (Öztürk, 1994).
Cezaların nasıl yerine getirileceğini 647 Sayılı
Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun belirlemektedir.
Bu kanuna göre; cezalar ölüm, hürriyeti bağlayıcı
ceza ve para cezası olarak üçe ayrılmaktadır. Bu
cezaların uygulanabilmesi için hükmün kesinleşmesi
gerekmektedir.
Suç işledikleri düşünülerek gözaltına alınan
bireyler ilk sorgulamaları yapıldıktan sonra
cezaevine gönderilmektedir. Cezaevlerinde bulunan
bireyler, haklarında verilmiş olan kararlara göre
ikiye ayrılmaktadır: Tutuklular, suçlu oldukları
düşünülerek gözaltına alınan fakat, suçlu olup
olmadıkları kesinlik kazanmamış, bu durumlarının
açığa kavuşması için sorgulamaları devam eden
kişiler; hükümlüler ise, sorgulama sürecinde
yetkili yargı organları tarafından suçlu
olduklarına karar verilen ve cezalandırılmış olan
kişilerdir (Öztürk, 1994) .
1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri (Yargılaması) Usulü
Kanunu (CMUK) ise, ülkemizde suça ilişkin iddia,
savunma ve yargılama kurallarını belirleyen
kanundur. Ceza muhakemesi, suçlunun insan
haklarına saygılı bir biçimde hak ettiği cezaya
mahkum edilmesi ve haksız yere cezalandırılmasını
önlemek amacıyla yapılır.
Ceza hukuku açısından yargılama için yeterlilik,
ceza sorumluluğu, infaz için yeterlilik olmak
üzere kişilerin her üç aşamada da psikolojik
yönden değerlendirilmesi gereklidir.
Yargılama için yeterlilik
Ceza hukukumuzda suç işlediği düşünülen bir
kişinin yargılanabilmesi için bazı koşullar
öngörülmüştür. Bu koşullardan biri yargılama için
yeterliliktir. Yargılama yapılabilmesi için
sanığın suçlamayı ve kendisini savunması
gerektiğini anlaması gerekmektedir. Yargılama
yapılabilmesinin koşullarından biri sanığın ruhsal
bozukluğunun olmamasıdır. Hukuk sistemimize göre,
her akıl hastalığı yargılanmaya engel değildir.
Ceza yargılamasına engel olabilmesi için,
hastalığın a) suç işlendikten sonra ortaya
çıkması, b) savunmanın yapılmasına engel teşkil
etmesi gerekir (Öztürk, 1994). Yargılama için
yeterlilik, sanığın dava sırasındaki ruhsal
durumunu ifade etmektedir. Geçmiş davranışlarını
ya da suç anındaki davranış biçimlerini kapsamaz.
Ceza sorumluluğu
Ceza sorumluluğu kavramı kişinin geçmiş yani, suç
işlediği andaki ruhsal durumunu ifade etmektedir.
Ceza kanunlarında yer alan ceza sorumluluğu
kavramına göre, bir kimse davranışlarının
sonuçlarını değerlendirebilecek durumda değil ise,
işlediği suçlar nedeniyle bu durumdaki kişilere
ceza verilemez. Yani bütün insanlar ceza hukuku
açısından suç faili olamazlar. Bu nedenle
kişilerin ceza sorumluluğu kavramı ortaya
atılmıştır. Kişilerin ceza sorumluluğunu tümüyle
ya da kısmen ortadan kaldıran durumlar vardır.
Türk Ceza Hukukuna göre, bireylerin suçlu
olabilmeleri için kusurlu olmaları gerekmektedir.
Kusurluluk için, üç alt ögenin bir arada bulunması
gerekir: a) failin isnat yeteneğine sahip olması,
b) failin kasıtlı ya da yasanın açıkça
belirtildiği yerlerde taksirli hareket etmesi, c)
failde kusurluluğu ortadan kaldıracak bir neden
olmaması.
Hukukçulara göre, "İsnat Yeteneği" suçun işlendiği
anda failin anlama ve isteme yeteneğine sahip
olması demektir. Burada anlamadan kastedilen, suç
olduğunu bilmek değildir. Anlama yeteneği bir
kişinin yaptığı hareketin toplum içindeki yerini
bilmesi ve toplum halinde yaşama kuralları ile
kendi davranışı arasında çelişki olduğunu
anlamasıdır. İsteme yeteneği ise, çeşitli
şekillerde davranma yeteneğinden birini serbestçe
seçme yeteneğidir. Bir kişinin isnat yeteneğine
sahip olabilmesi için bu iki özelliğe de sahip
olması gereklidir.
Ceza sorumluluğu kavramının kapsamı ülkelere göre
değişmektedir. Yasalarımız yaş küçüklüğünün,
sağırlık ve dilsizliğin, ruhsal bozukluğun, alkol
ya da uyuşturucu madde bağımlılığının isnat
yeteneğine etki ettiğini kabul etmektedir (Özgen,
1988). Bu nedenle, bu durumda olanların
eylemlerinde ceza sorumluluklarının olup
olmadığının tespit edilmesi, ceza sorumluluğunu
azaltan veya bunu ortadan kaldıran nedenler göz
önüne alınarak verilecek cezanın ya da uygulanacak
emniyet tedbirinin saptanması gerekmektedir.
Küçüklük Hali: Yasalarımız yaş bakımından, 11
yaşını bitirmemiş, 11-15 yaş, 15-18 yaş ve 18
yaşından büyükler biçiminde ayrım yapmaktadır.
TCK 53. maddesi ile konuyu özel olarak düzenleyen
2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna (ÇMK) göre
eylem sırasında 11 yaşını bitirmemiş olanların
ceza sorumluluğu yoktur (ÇMK.m.11/1). Bunlar
hakkında kovuşturma yapılamaz ve ceza verilemez.
Ancak, işledikleri suç kanunen bir yıldan fazla
hapis cezasını veya daha ağır bir cezayı
gerektiriyor ise, haklarında ÇMK’nın 10.
Maddesinde yazılı emniyet tedbirlerinden biri
uygulanır. (ÇMK.m.11/2).
11-15 yaş arası grup için TCK’nın 54. maddesinde
varolan düzenlemenin ÇMK’nın 12. maddesiyle
getirilen yeni düzenleme nedeniyle örtülü olarak
yürürlükten kalktığını söyleyebiliriz. Bu yaş
grubunda bulunanların suç işlemeleri halinde,
haklarındaki kovuşturma ve soruşturmalar, ÇMK’da
hüküm bulunmayan hallerde CMUK hükümlerine göre
yapılır (m.18). Soruşturmalar Cumhuriyet Savcısı
veya görevlendireceği yardımcıları tarafından
bizzat yapılır (m.19); yani bunlar hakkında zabıta
(polis veya jandarma) soruşturma yapamaz. Bu
kişiler hakkında işledikleri iddia olunan suç
nedeniyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına
karar verilmesi, tedbir uygulanmasına engel
değildir (ÇMK.m.19/2), çünkü amaç çocuğun
korunmasıdır. Ayrıca ÇMK’nın 10. maddesinde
sayılan tedbirler saklı kalmak kaydı ile aşağı
haddi 3 yılı aşmayan hürriyeti bağlayıcı cezayı
gerektiren fiillerden dolayı, kovuşturma ve
yargılama safhasında küçükler hakkında tutuklama
kararı verilemez (ÇMK.m.19/3).
11-15 yaş gruplarında olanların işledikleri suçlar
nedeniyle, haklarında ceza ve tedbirin
uygulanabilmesi için, işlediği suçun anlam ve
sonuçlarını kavrayabilme yönünden çocuğun ve
gencin bedenî, aklî ve ruhî durumu ihtisas sahibi
kimselere tespit ettirilir (ÇMK.m.20/L). Ceza ve
tedbirlerin uygulanmasından önce gerekirse çocuğun
aile, terbiye, okul durumu, gidişatı, içinde
yetiştiği ve bulunduğu şartlar veya bunlar gibi
gerekli görülen sair hususlar Çocuk Mahkemeleri
nezdinde görevlendirilmiş olan sosyal hizmet
uzmanları ve yardımcıları, pedagog, psikolog veya
psikiyatrist gibi uzmanlar tarafından araştırılır.
Çocuk Mahkemelerinde görevlendirilmiş olan bu
personelin iş durumlarının müsait olmaması veya
görevin bunlar tarafından yapılmasında engel
bulunması ya da atama yapılmamış olması hallerinde
Çocuk Mahkemeleri, araştırmanın yapılması için
resmi veya özel kurum ve kuruluşlarda çalışan bu
uzmanları, bunların da bulunmaması halinde bu
araştırmayı yapabilecek nitelikte olan kimseleri
görevlendirir (ÇMK.m.20/2). Yukarıdaki fıkralar
gereğince yapılan araştırma ve inceleme sonucu
gerekirse çocuğun bir müşahade merkezinde müşahade
altına alınmasına da karar verilebilir (ÇMK.m.20/son).
Çocuklar hakkındaki tedbirler, en geç 18 yaşını
bitirmeleriyle sona erer (m.15); hüküm zamanı 18
yaşını bitirmiş olanlar hakkında tedbir uygulanmaz
(m.16)
Sonraki Sayfa >>>