..:: Anasayfaya
Dönüş ::..
Zeka Konusundaki Son
Gelişmeler-II
Zekanın Ölçülmesi:
Şimdiki Durum ve Gelecek
Özet Çev: Adnan
Erkuş*
Bu makalede, son yirmi yıldır yayınlanan çok
sayıda zeka testini, a) psikometrik-yetenek
testleri, b) nöropsikolojik testler ve c) dinamik
testler şeklinde sınıflandıracak ve bunların
eğitim ortamına uygulamalarını ele alacağız.
80'li yılların ortalarından bu yana, yeni ya da
yeniden yapılandırılmış en az yarım düzine
bireysel olarak uygulanan zeka testi yayınlandı;
bu durum pek yavaşlayacak gibi de görünmüyor. Bu
etkinlikler gereklidir, ancak zekanın ölçülmesinde
ilerleme açısından yeterli değildir; bu konudaki
ilerleme, teknolojideki gelişme hızının çok
gerisinde kalmaktadır. Son zamanlardaki
eleştiriler, değerlendirilen yetenek alanının çok
dar olduğu yönündedir (Gardner, 1993; Greenspan ve
Driscoll, 1997; Sternberg, 1997) ve buna göre,
yeni geliştirilen araçlar, öyle göründüğü gibi,
büyük ilerlemeleri de göstermemektedir. Yeni
geliştirilen testler, içkişisel zeka, yaratıcılık,
pratik zeka gibi zekanın çeşitli yönlerini
değerlendirmemelerine rağmen; ölçülecek yetenek
ranjını, işitsel ve görsel işleme, bilgi işleme
hızı, anlık bellek, planlama, dikkat ve öğrenme
gibi boyutlara taşımışlardır.
Zeka testleri, özellikle klinik ve eğitim
ortamlarında tanı koyma, yordama ve doğru bir
tedavi (ya da eğitim) uygulamak için kişinin güçlü
ve zayıf yanlarını belirlemede önemli araçlardır.
Testlerin geliştirilme çabaları ise bu amaçlara
daha iyi hizmet edecek bilgiyi sağlamaya
yöneliktir ve bu bakımdan da önemli eksiklikler
bulunmaktadır.
Ölçme Araçlarının Şimdiki Durumu
1. Psikometrik-yetenek testleri: Psikometrik-yetenekler,
yaygın olarak faktör analiziyle tanımlanmış
bilişsel yetenekleri ifade eder. Sözel ve uzamsal
yetenekler, tümevarımsal muhakeme ve bellek bunun
örnekleridir. Bu kategorideki zeka bataryaları,
faktör analizi sonuçlarına dayanarak belirlenen
yeteneklerin yapısı modeline uygun yorumlar
sağlarlar. 1990'lardaki tüm psikometrik-yetenek
bataryası geliştiricileri çok faktörcüdür. Vurgu,
yine genel zekaya (g) olmakla birlikte, WISC-III (Wechsler,
1991), sözel kavrama, algısal organizasyon, işleme
hızı ve çeldirilemezlik şeklinde 4 faktör puanı
önermektedir. WAIS-III ise, kapsamına akıcı zekayı
(yani, yeni sorunları değerlendirebilme) da
eklemiştir. Stanford-Binet Zeka ölçeğinin 4.
versiyonu (Thordike, Hagen ve Sattler, 1986),
kristalize zeka (yani, sözel ve sayısal muhakeme),
soyut-görsel muhakeme ve kısa süreli belleği ölçer
hale getirilmiştir. İki yeni bataryadan Kaufman
Gençlik ve Yetişkinlik Zeka Testi (Kaufman ve
Kaufman, 1993), anlık ve orta süreli (intermediate-term)
belleği de ölçen akıcı ve kristalize zekaya
odaklaşmakta, Woodcock-Johnson Bilişsel Yetenek
Testleri-R (Woodcock ve Johnson, 1989) yedi
yetenek boyutunu ölçen çoklu faktör modeline
dayanmaktadır. Son olarak, Ayrımlaşmış Yetenek
Ölçekleri (Differential Ability Scales: Elliott,
1990) ise, altı ayrı yetenek boyutu üzerine inşa
edilmiştir. Ancak şu var ki, çok faktörlü zeka
modeli, genel bir "g" kavramının reddi anlamına
gelmemelidir. Yukarıda sözü edilen zeka
bataryalarının tümü, genel faktörü temsil eden bir
puan üretirler. Woodcock-Johnson Bilişsel Yetenek
Testleri dışında tümünde, modelin altında yatan
böyle bir puan vardır. Ayrıca, hala çoğu temel ve
uygulamalı psikolojik araştırma "g" yapısını
kullanmaya devam etmektedir. Genel zekaya karşı
çoklu yetenekler tartışmasında, her birinin kendi
açıklayıcı gücünün olduğu, yüksek derecede bir
genel faktör içindeki hiyerarşik yetenekler modeli
geniş kabul görmektedir. Ancak bu yeteneklerin
eğitim ve meslek uygulamalarındaki ilişkilerine
dair araştırmalara gereksinim olduğu da açıktır.
Bu araçların ikinci büyük sorunu, yapı geçerliği
ve onların kaynaklandığı puanların çapraz-test
eşdeğerliğidir; hala, aynı yapıyı ölçmeyi
amaçlayan farklı testlerin puanları, bazen bir
diğerine pek de yakın olamamaktadır.
2. Nöropsikolojik-işleme modellerine dayanan
testler: Luria'nın (1973, 1980) fonksiyonel
süreçler modeline dayanan testler (Kaufman
Çocuklar için Değerlendirme Bataryası (K-ABC;
Kaufman ve Kaufman, 1983) ile Das-Naglieri
Bilişsel Değerlendirme Sistemi (CAS; Naglieri ve
Das, 1997)), psikometrik-yetenek geleneğinden
türetilen testlerden; genel çerçeve, geliştirme ve
yorum açısından önemli derecede farklıdırlar.
Luria'nın beynin fonksiyonel organizasyonu
betimlemesi çok değişikliğe uğramasına rağmen,
hala etkilidir. Bu model, her biri beynin bir
alanıyla ilişkili üç fonksiyonel düzey önerir:
Genel uyarılmışlık ve dikkat en alt düzeyde;
sonraki düzey "bilgileme" (information), planlama
ve kurgulama üst düzey fonksiyonları eşzamanlı ve
ardışık olarak işleme. Das ve arkadaşları (1994),
planlama, dikkat, eşzaman ve ardışıklığı PASS
modeli olarak tanımlamıştır. Bu modelde
bilgilemenin rolü, süreçlere bir temel ya da aracı
olarak hizmet etmektir. K-ABC, iki kodlama
sürecini (eşzamanlık ve ardışıklık); CAS ise,
bunlara ek olarak dikkat ve planlama alt
testlerini içermektedir. Faktör analitik
çalışmalar, K-ABC Ardışık İşleme alt ölçeğinin
temel olarak kısa süreli bellek yeteneği ile dil
işlemeye; Eşzamanlık ölçeğinin ise, görsel
işlemeye karşılık geldiğini göstermiştir. Ancak
Das ve arkadaşlarına (1994) göre, ardışık işlemeyi
bellek dışı görevlerle ve eşzamanlı işlemeyi de
görsel olmayan görevlerle de ölçmek mümkün olsa
gerektir. Kuramsal olarak PASS ve psikometrik
sistemlerin yapısı çakışmakla birlikte, bunlar
birbirlerinden bağımsızdırlar. CAS yazarları ise
yetenekleri, ağırlıkla, bilgi ve becerinin
etkilediği ve güçlü bir şekilde görevin kapsamıyla
sınırlı kapasiteler olarak tanımlamışlardır.
Onlara göre, eşzamanlı ve ardışık işleme tek
başlarına yetenek değil, daha çok yetenek
kategorileridirler. Ayrıca, PASS ölçüleri, bireyin
nöropsikolojik durumunu ya da beyin bütünlüğünün
göstergeleri değildir (1994). Nöropsikolojik
araçların sağlamlığı ve yorumu için söz konusu
süreç/işleyiş ölçülerinin psikolojik doğasını
açıkça tanımlamak gerekmektedir. Aynı şekilde,
psikometrik yönelimli zeka testleri gibi,
nöropsikolojik testler için de yapıları (construct)
açıklayan araştırmalar uygun olacaktır. Henüz bu
tür testlerin epey sorunu var görünmektedir.
3. Dinamik değerlendirme: Dinamık değerlendirme,
bazı temel sayıltıları ortak olan farklı
yaklaşımları ifade eder. Bunlardan biri, "statik"
ölçmenin (yani, hiç ya da çok az eğitim içeren
ölçme) geçerliğinin, gerekli olan düşünme
türlerinden olumsuz olarak etkilenmesidir. Diğeri,
doğrudan doğruya öğrenmeyi değerlendiren bir
ölçünün, öğrenmede başarının iyi bir yordayıcısı
olması gerektiği ve özellikle eğitim planlamasında
kullanışlı olması gerektiğidir. Dinamik
değerlendirme işlemleri birkaç tür bilgi sağlamayı
amaçlar: a) statik testler tarafından ölçülen
yeteneklerin en geçerli ölçüleri; b) farklı
yetenek ölçüleri, özellikle de öğrenme yeteneği ya
da çekipçevirebilirlik (modifiability); c) bireyin
kullandığı ya da kullanmada başarısız olduğu
bilişsel süreçleri anlama ve d) birey için en
etkili olan eğitim yöntemlerine ilişkin ipuçları (Campion
ve Brown, 1987; Embretson, 1987; Haywood, Brown ve
Wingenfeld, 1990). Bazı dinamik sistemler de,
yukarıdakilere ek olarak, bireyin bilişsel
işleyişinde süregelen kazançları ortaya çıkarmayı
amaçlar. Dinamik değerlendirme yaklaşımı,
nöropsikolojik yaklaşımın tersine, yeteneklerin
yapısıyla daha az; zeki davranışın, yani öğrenme
yeteneğinin farklı yönüyle daha çok ilgilenir.
Vurgu, daha çok, söz konusu
süreçlerin/işleyişlerin öğretilebilirliği
üzerinedir. Dinamik değerlendirme teknikleri,
kullandıkları uygulama işlemlerine göre iki gruba
ayrılabilir: Bunlardan biri, bireyin zayıf
bilişsel süreçlerini ortaya çıkarmak, etkili
müdahale (intervention) yöntemlerini belirlemek ve
bireyin bilişsel süreçlerini geliştirmek için
ölçmeci tarafından standart olmayan klinik
müdahaledir. Bunun en güzel örneği, hem bir araç
hem de tedavi yöntemi olan, Öğrenme Potansiyeli
Değerlendirme Aracı’dır (Feuerstein, Rand ve
Hoffman, 1979). Bu işlemlerle elde edilen eğitim
sonrası puan, başlangıç puanından daha geçerli
olmasına rağmen, müdahalenin standart olmaması,
puanların yorumlanmasını güçleştirir. Gerçekte,
dinamik değerlendirmenin klinik biçimleri,
puanların psikometrik özelliklerine pek önem
vermez; bu nedenle, aynı değerlendirmede gözlenen
farklara tutarlı biçimde ulaşmak güçtür. Diğer
grup, müdahale sonrası gelişim miktarı ile
objektif ve standart ölçülere dayanır. Bu gruba
örnek, yeni Swanson Bilişsel İşleme Testi'dir (Swanson,
1996). Bu ölçek; müdahaleyle geliştirilen miktar,
eğitim öncesi-sırası ve sonrasında çalışma belleği
performansına ilişkin puanlar verir.
Ölçmedeki Yeniliklerin Eğitimdeki Sonuçları
Bireysel zekayı ölçmenin eğitimdeki uygulamaları;
a) öğrencileri bilişsel güçlülükleri ve
zayıflıklarına göre sınıflamaya katkıda bulunma
(genellikle, başarı düzeyleri gibi diğer
bilgilerle birlikte), b) eğitimle ilgili sorunları
saptama, c) öğretme yöntemlerini seçme ve d)
bilişsel yetersizlikleri iyileştirme çabalarına
rehberlik (özel eğitim gibi) etmeyi içerir.
Psikometrik yönelimli bataryalar, oturmuş
yeteneklere ilişkin güvenilir bilgi vermelerine
rağmen, araştırmalar, genelde belirli akademik
alanlardaki başarıyı yordamada tek-puan elde
edilen testlerin çok da iyi olmadığını
göstermektedir(Jensen, 1992). Ancak, psikometrik-yetenek
testlerinin bireyler hakkında yordama olmasa da
tanı açısından epeyce bilgi verdiği de bilinen bir
gerçektir (Keith, 1994).
Eğitim ile yetenekler arasında karşılıklılığa
ilişkin bazı öneriler bulunmakla birlikte, akıcı
ve kristalize zeka (Gf-Gc) modelinin eğitimde
programlamaya uygulanmasına ilişkin önemli bir
ilerleme sağlanamamıştır. Bazı istisnalar dışında,
çok ayrımlaştırılmış yetenekler görüşünün bireysel
eğitim için pek kullanışlı bulunmadığı da
belirtilmektedir (Brody, 1985). Psikometrik-yetenek
görüşüne sahip olanların tersine, nöropsikolojik
görüşü savunanlar, araçlarının; tedaviye rehberlik
etme, bireysel eğitim ile tanı ve sınıflamayı
geliştirmede çok değerli olduğunu
vurgulamaktadırlar. CAS yazarlarına göre, bilişsel
süreçlere odaklaşma, kişisel değişmelere
duyarlılık açısından artan bir potansiyel
oluşturmakta ve daha etkili tanı konmasına
yardımcı olmaktadır. Bu kuramsal spekülasyonlara
ilişkin görgül çalışmalar ise, birbiriyle tutarlı
olmayan sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Tutarlı
sonuçlara ulaşmak için daha epey yol alınması
gerektiği açıktır.
Dinamik değerlendirmenin eğitimle, diğer
yaklaşımlara göre, daha güçlü bir ilişkisi vardır.
çünkü bu yaklaşım, bir değişken olarak öğrenme
üzerine odaklaşır ve bazı türlerinde, çok daha
fazla öğretme-geliştirme işlemine sahiptir. Yine
bu yaklaşım, müdahaleyi takip eden test
performansını başlangıçtaki performanstan daha
geçerli bir yetenek göstergesi olarak ele
aldığından, daha iyi bir sınıflama yapabileceğini
öne sürmektedir. Dinamik değerlendirme
yaklaşımının ağırlıkla klinik versiyonları,
çocukların problem çözme davranışlarını gözleyerek
bilişsel yetersizliklerine tanı koymaya önem
verir; diğerleri ise, daha çok bu yetersizlikleri
ortadan kaldırmaya odaklaşır. Dinamik
değerlendirme yaklaşımının özellikle eğitimde çok
daha etkili olacağı öne sürülebilir.
Son Gelişmelerin Gelecekteki Olası Etkileri
Zekayı ölçmenin gelişimi, kuramsal, temel ve
uygulamalı araştırmalarla biçimlendirilecektir.
Çok zor olmasına rağmen, zekanın ölçülmesine
ilişkin radikal değişiklikler önemli bir
potansiyele sahip olarak görünmektedir.
Sternberg'in (1985) Üç-Aşamalı Zeka Kuramı’na
ilişkin deneysel ölçümleri; Detterman ve ark.,
(1992) Bilgi İşleme Görevleri Test Bataryası
bunların örnekleridir. Gardner'ın (1993) Çoklu
Zekalar Kuramı (Gardner, becerilerin ve gerçek
dünyadaki tercihlerin gözlenmesine odaklaşmasına
rağmen), objektif ölçme araçları için bir temel
olabilir. Greenspan ve Driscoll'un (1997) "kişisel
yeterlik" modeli, zihinsel yeterlik alanına sosyal
ve pratik zekaları katmaktadır. Ceci (1990) ve
Keating (1990), bireyin o anki performansını
etkileyen faktörler olarak "bağlam" ve "yaşantısal
ardalanı" (experiential background)
vurgulamaktadır. Psikometrik-yeteneklerin yapısına
ilişkin model çalışmalarında ileri aşamalar olarak
birbirine çok benzer olan Carroll'un (1993)
"üç-tabakalı modeli" (three-stratum model) ve Horn-Cattell
Gf-Gc modeli (Horn, 1994) göze çarpmaktadır. Her
ikisi de akıcı ve kristalize zeka, kısa süreli
bellek, geri getirmede esneklik, görsel ve işitsel
bilgi işleme, işlem hızı ve doğru karar verme
hızını içeren sekiz yetenek tanımlamaktadır. İki
model arasındaki temel fark, sadece, üç-tabakalı
modelin "g" yi temsil eden bir üst düzeyi
içermesidir. Carroll, modelini, yüzlerce bağımsız
araştırmacının faktör analizi sonuçlarını biraraya
getirerek oluşturmuştur; bu da, yapı geçerliği
için çok değerli bir gelişmedir. Bu yazı boyunca
sözü edilen tüm kategoriler için yapı
geçerlemesinin ne kadar gerekli olduğu açıktır.
Bunun için "çapraz testler değerlendirmesi" (cross-battery
assessment) önemli görünmektedir (Flanagan ve
McGrew, 1997): Testlerin alt testlerinin
birbiriyle ilişkisi gibi.
Diğer önemli gelişme, yapısal eşitleme modelinin
çözümleme tekniğidir ki, bununla, farklı
araçlardan elde edilen puanların eşdeğer olup
olmadığı (test puanlarının altında yatan
yetenekler arasındaki ilişkileri anlamak, kuramsal
modelleri karşılaştırmak) ve farklı alt evrenlerde
aynı modelin geçerli olup olmadığı belirlenebilir.
Bu konuda Keith'in (1997) çalışmaları dikkat
çekicidir. Önemli bir gelişme de Embretson'un
(1992) dinamik değerlendirme bağlamında, "çekipçevirme
yeteneği" (modifiability) üzerine yaptığı deneysel
çalışmadır; ki bu çalışmayla, geleneksel görüşün
tersine, eğitim sonrası gelişmenin başarının iyi
bir yordayıcısı olduğu gösterilmiştir.
Sonuç olarak, zekanın ölçülmesi girişimleri
kristalize zekadan akıcı zekaya yönelmiştir.
Şimdiki durum, eski ölçme araçları üzerine olan
güveni sarsmış görünmektedir. Çoklu yetenekler
görüşünün popüler olmasının nedeni bakış açımıza
esneklik getirdiğindendir. Özellikle klinik, iş ve
eğitim ortamlarında pratik yararlar ön plana
çıkmıştır.