..:: Anasayfaya
Dönüş ::..
Pasif-Agresif
Kişilik Bozukluğu (PAKB)
A.T. Beck ve A.
Freeman
Özet Çeviri: Araş. Gör. Ayşegül Durak Batıgün*
Pasif-agresif kişilik bozukluğunun göze çarpan en
belirgin özelliği, dıştan gelen herhangi bir
isteğe, engelleme ve tepki gösterme
davranışlarıyla karşı koyulmasıdır. Sözkonusu bu
davranışlar işi erteleme, kalitesiz iş yapma ve
unutma biçiminde kendini gösterir. Bu insanlar
mesleki ve sosyal alanlarda standartların altında
bir performans gösterirler. Tahmin edilebileceği
gibi bu özellikler pek çok kişide görülebilir ama
PAKB olan bireylerde kronik ve esnetilemeyen bir
davranış örüntüsü haline gelmiştir.
PAKB olan bireyler herhangi bir konuda insanlarla
doğrudan yüzyüze gelerek sorunları çözmekten
kaçınırlar ve bunun tehlikeli olabileceğine
inanırlar. Kaçınan (avoidant) kişilik bozukluğu
olan bireyler, başkaları tarafından reddedilme ve
yanlış değerlendirilme korkusu nedeniyle atılgan
davranışlardan kaçınırken, PAKB olan bireyler
yüzleşmeyi başkaları tarafından kontrol edilme ve
davranışlarına müdahale olarak yorumlarlar. Bu
kişilerden istemediği bir işi yapması
istendiğinde, bu isteğe gücenme ve bu gücenmişliği
davranışlarla ifade edememe özellikleri birleşerek
pasif olarak işi engelleyici bir tarz ortaya
çıkar. Buna ek olarak, iş ile ilgili sorular soran
kişiye/kişilere kızma, onların önerilerini
önemsememe ve göz ardı etme gibi davranışlar
gözlenir. İşte ve okulda yapmak zorunda oldukları
görevlerinin bulunması nedeniyle de kızgınlık ve
gücenmişlikleri artar. Otorite figürleri
genellikle keyfi ve adaletsiz olarak algılanır. Bu
özellikleri ile tutarlı olarak diğer kişilerle
problemleri olduğunu kabul etmez ve bu
problemlerinin, yaşadıkları güçlüklerinin nedeni
olduğunu göremezler.
Milon (1969) bu özelliklere ek olarak, bu
kişilerin sürekli olarak karamsar ve kötümser bir
ruh hali içerisinde olduklarını, başka bir
deyişle, her ne olursa olsun olayın negatif yönüne
odaklandıklarını belirtmektedir.
Tarihsel Bakış
Pasif-agresif kişilik kavramı üzerinde uzun yıllar
çalışılmış, ancak terim II. Dünya Savaşı’na kadar
netlik kazanamamıştır. 1945'de "immaturity
reaction" kavramı askeri birimler tarafından
çaresizlik, pasiflik, tepkilerde yetersizlik veya
saldırganlık gibi rutin askeri stresleri
tanımlamak için kullanılmıştır. 1949 yılından
sonra ise, Askeri servislerin yayınladığı teknik
bültende bu tür davranış özelliklerini tanımlamak
amacıyla “pasif-agresif” terimi kullanılmıştır.
DSM-I' de ise kendi içinde üç alt kategoriye
ayrılmıştır: Pasif-agresif, pasif-bağımlı ve
agresif. Pasif-bağımlı tip olarak adlandırılan alt
kategori çaresizlik, kararsızlık ve başkalarına
yapışma gibi özellikleri taşıyan ve bizim bağımlı
kişilik bozukluğu olarak tanımladığımız bozukluğa
benzemektedir.
Pasif-agresif ve agresif tip ise engellenmeye
karşı gösterilen tepki açısından farklılık
gösterirler. Tahmin edileceği gibi agresif tip
sinirlilik, kızgınlık ve tepinme nöbetleri gibi
reaksiyonları ve davranışları kapsarken, pasif-agresif
tip somurtma, inatçılık, ağırdan alma, yetersizlik
ve engelleme gibi pasif yollarla saldırganlığın
gösterilmesini kapsar. DSM-II’de pasif-agresif alt
tipi ayrı bir kategori halinde, DSM-I’de yer alan
diğer iki kategori ise “diğer kişilik
bozuklukları” adı altında sınıflandırılmıştır.
DSM-III’de ise yalnızca pasif-agresif kişilik
bozukluğunun ayrımı yapılmakla kalmamış,
bağımlılık özellikleri taşıyan kişiler de “bağımlı
kişilik bozukluğu” adı altında ayrı bir kategoriye
yerleştirilmişlerdir.
Psikopatoloji ile uğraşan ilk teorisyenler,
PAKB’nun özelliklerine çok benzeyen bir kişilik
tipi tanımlamışlardır. Örneğin Kraepelin (1913) ve
Bleuler (1924), olaylara negatif bir tarz ile
tepki gösteren kişilerden söz etmektedirler.
Kraepelin, bu kişilerde aşırı duygusal
dalgalanmalar ve negatif deneyimlere aşırı tepki
gösterme gibi özelliklerin görüldüğünden söz
ederken, Bleuler, müdahale edildiğinde kendilerini
engellenmiş hissetme ve sinirlenme gibi
özelliklere değinmektedir.
Diğer psikoanalitik teorisyenler de benzer
özellikler üzerinde durmaktadırlar. Örneğin Reich
(1945), sürekli olarak şikayet eden ve diğer
insanlara karşı pasif saldırganlık sergileyen bir
mazoşistik kişilik tipini tanımlamaktadır. Bu
kişiler, hoş olmayan duyguları ve bağımsız
uyaranları tolere etme yetisinden yoksundurlar.
Araştırma ve Deneysel Veriler
PAKB ile ilgili olarak çok az araştırma yapılmış
olmasına rağmen, bunlardan iki tanesi bozukluğun
özelliklerini test etmeye yöneliktir. Whitman,
Trosman ve Koening (1954), DSM-I kriterlerini göz
önünde bulundurarak, ayaktan tedavi gören 400
hasta ile yaptıkları bir çalışmada en sık
rastlanan kişilik bozukluğu tanısının pasif-agresif
tip olduğunu ve bunların %23’ünün bağımlı tip,
%19’unun ise pasif-agresif tip kriterlerini
karşıladığını belirtmektedirler. Ayrıca erkekler
kadınlardan iki kat daha fazla PAKB kriterlerine
uymaktadırlar. Bu kişilik bozukluğu ile en sık
birlikte görülen bozukluklar ise anksiyete (%41)
ve depresyon (%25) dur. Hem pasif-agresif hem de
pasif-bağımlı alt tiplerinde, suçluluk ve
misilleme korkusu nedeniyle saldırganlık açık bir
biçimde gösterilememektedir. Bu nedenle, tedavi
planı yapılırken, saldırganlık korkusu ve
bağımlılık konuları tedavinin anahtar bileşenleri
olarak göz önünde bulundurulmalıdır.
Small, Small, Alig ve Moore (1970), DSM-II
kriterlerine göre PAKB tanısı alan 100 hastayı 7
ve 15 yıllık aralarla izleyerek bir çalışma
gerçekleştirmişlerdir. Bu çalışma bulgularına
göre, duygusal ve somatik şikayetlerin sürdüğü
dönemlerde kişilerarası ilişkilerde yaşanan
güçlük, semptomatolojinin temel özelliği olarak
karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca depresif ve alkol
bağımlılığı olan kişilerde pasif-agresif kişilik
özelliğinin yüksek oranda görüldüğü de
belirtilmektedir.
Bilişsel Terapi Yaklaşımı
PAKB olan bireylerin otomatik düşünceleri, onların
olumsuz bakış açısı ve bağımsızlık gibi
özelliklerini ve dirençlerini yansıtır. Örneğin
insanlardan gelebilecek herhangi bir isteği fazla
sırnaşıkça ve talepkar bulabilirler. Tepkileri
ise, bu isteği gerçekten yerine getirip
getirmemeyi isteyip istemediklerini düşünmeden,
otomatik olarak reddetmektir. Diğer insanların
kendilerini kullanmak istediklerini düşünür ve
değersiz oldukları duygusuna kapılırlar. Bu
olumsuzluk, düşüncelerinde bir saplantı
halindedir. Bu kişiler birçok olaya olumsuz olarak
yaklaşırlar. Nötr ya da olumlu olaylarda dahi
olumsuz yönleri arar ve bunlar üzerinde
yoğunlaşırlar. Bu durum, depresyonda görülen
olumsuz düşünce tarzından farklıdır: Depresif
kişiler, çevre veya gelecek ile ilgili kendine
zarar verici veya negatif düşünceler üzerine
odaklanırlarken, pasif-agresif kişiler diğer
insanların kendilerini takdir etmedikleri veya
kendilerini kontrol etmeye çalıştıklarını
varsayar, bunların üzerine odaklanırlar.
Birisinden negatif bir geribildirim aldıklarında
kendilerinin yine yanlış anlaşıldığını düşünürler.
Olumsuz otomatik düşüncelerin bu denli çok olması,
bu hastaların hissettikleri öfkenin bir
belirtisidir. Bu hastalar olayların bir "kesin"lik
çerçevesi içinde gelişmesini isterler ve belirsiz
bir durum ile karşılaştıklarında toleransları çok
düşük olur. Bu katılık, obsesif-kompulsif
kişilikte görülen doğrudan hedefe yönelme
saplantısından farklıdır. Pasif-agresif davranış
bozukluğu olan kişinin önem verdiği şey, elde etme
olayından çok başkalarına bağımlı olmama halidir.
Belirleyici bazı otomatik düşünce tarzları
aşağıdadır:
-
Bana bunu yapmamı
ne cesaretle söylerler.
-
Ben ne yapmak
istersem onu yaparım.
-
Yaptığım bu iş
için kimse bana kredi vermiyor.
-
İnsanlar beni
kullanıyorlar.
-
Hiçbir şey benim
istediğim gibi gitmiyor.
-
İnsanlar bana daha
çok saygı göstermeliler.
Tüm bunlara ek olarak, bu hastalar atılgan
davranışlar gösterme konusunda zorluklar yaşarlar.
Yani, başkaları ile çatışmaya girmenin kötü birşey
olduğuna, onaylanmama ve kabul görmemeye yol
açabileceğine inanırlar. Kendilerini gösterme
konusunda başarısız oldukları halde başkalarının
isteklerine boyun eğmeyi de gücendirici birşey
olarak algılarlar. Kendilerinden yapılmasını
istenenleri doğrudan veya dolaylı olarak
yapmazken, başkalarının işini de pasif olarak
bozmaya çalışırlar. Kendi çelişkilerini açıkça
ortaya koymaktan ve boyun eğmekten kaçınırlar.
Kuralları, insanların onları razı etmek için
kullandıkları birer araç olarak görür,
başkalarının da o kurallara uymak zorunda
olduklarını göz ardı ederler. Durumu yalnızca
kendi cephelerinden görürler ve kendilerine
haksızlık edildiğine inanırlar. Örneğin bir hasta
kendisine fatura verilmediği için sinirlenmiş, bir
randevu ayarlamaktan da kaçınarak terapistin
telefonlarını ve mektuplarını da cevapsız
bırakmıştı. Öfkeli telefon konuşmaları
başlayıncaya kadar, sorunun, faturasını alamaması
olduğunu açıklamamıştı. Güdülerini gizleme
konusunda son derece ihtiyatlı olan paranoid
kişilik bozukluğuna sahip bireylerin tersine, bu
hasta kendisine haksızlık edildiğini
düşünmekteydi. Park yasağının olduğu bir yere
arabasını park ettiği için arabası polis
tarafından çekilen bir hasta da, bu konu ile
ilgili kural çok belirgin olmasına rağmen
arabasının çekilişine çok sinirlenmişti.
Pasif-agresif kişiler, kısmen de olsa zayıf olan
sosyal ve mesleki performansları nedeniyle
karamsar bir bakış açısına sahiptirler. Hayatın
çekilmez olduğuna inanırlar ve olumsuz deneyimleri
üzerinde yoğunlaşırlar. Sanki herşeyi bir
olumsuzluk süzgecinden geçirmektedirler.
Genellikle olumsuz bir tutum içerisinde olan
depresif hastalardan farklı olarak, çok çalışmanın
kendilerine yaşamsal ödüller sunmasını
beklemezler. Bu kişiler kendilerini kaderin bir
kurbanı olarak görürler ve kendi tavırlarının
yaşamlarını ne denli etkilediğini açıkça
göremezler. Olaylar iyi gitmeye başladığı zaman,
olumsuz bir şeyin gelmek üzere olduğunu
düşünürler. Bu tip düşünce biçimlerinden bazıları
aşağıda verilmiştir:
-
İnsanlar beni
anlamıyor.
-
Hayat çekilmez.
Hiçbir şey benim istediğim gibi değil.
-
Eğer izin verecek
olursan insanlar seni kullanır.
-
Ne yaparsan yap,
hiçbir şey istediğin gibi gitmez.
-
İnsanlara açık
olmak tehlikelidir.
-
Kurallar keyfi ve
beni boğuyorlar.
Davranış
PAKB olan bireylerin davranışları, onların
bilişsel örüntülerini yansıtır. İşi erteleme ve
kalitesiz iş yapma gibi pasif-karşıtsal bir
davranış, bir işi yapmak zorunda olmanın yarattığı
gücenme duygusundan kaynaklanan bilişler ile
ilgilidir. Erteleme yönünde bir tutum takınmak,
direnci göstermenin en kolay yoludur. Bazı
durumlar ile karşı karşıya kaldıklarında ters bir
sonuç ile karşılaşma riskini göze alamadıklarından
ve etkin bir biçimde davranma yeteneğinden de
yoksun olduklarından dolayı, talepler karşısında
pasif olarak geri çekilme yolunu seçerler. Yerine
getirmeleri gereken bir görev ya da yükümlülük ile
ilgili istenmeyen bir sonuç ile
karşılaştıklarında, bu sonuçlara nasıl uyum
sağlayacakları ve başa çıkacaklarını düşünmek
yerine, otorite sahibi kişilere kızar,
sinirlenirler. Bu kızgınlık nadir olarak dışa
vurulur ama aslında pasif bir misilleme yoluyla
(örneğin sabotaj) ortaya çıkar. Terapi sırasında
bu durum, seanslara para ödememek veya terapist
ile işbirliğine girmeyi reddetmek şeklinde kendini
gösterir. Randevusunu unutan pasif-agresif bir
hasta buna örnek olarak verilebilir. Terapist bu
hastaya ilk uygun zaman olan 2 gün sonrası için
randevu vermiş ama hasta, hem ilk randevunun
kaçırılmasına hem de ikinci randevunun hemen
verilmemesine sinirlendiği için telefonu
kapatmadan önce "eğer hala yaşıyor olursam
gelirim" demişti. Hastanın gösterdiği bu tepki, ya
terapistin ilk görüşmelerinden önce hasta ile
ilişki kurmasını gerektirecek veya ilk randevuya
kadar terapistin endişelenmesine neden olacaktır.
Duygu
Pasif-agresif davranış bozukluğu olan hastalarda
görülen en belirgin negatif duygusal haller
kızgınlık ve sinirliliktir. Keyfi standartlara
uymalarının beklendiğini ve her zaman yanlış
anlaşıldıklarını veya takdir edilmediklerini
düşündükleri için bu durum pek şaşırtıcı değildir
(Örneğin bir hasta, kasabasındaki sokak
işaretlerinin okuyamayacağı kadar küçük olmasından
dolayı kızgındı). Bunun yanısıra hedeflerini
kişisel ve profesyonel olarak sınıflandırmada
güçlük çekerler. Davranış ve tutumlarının,
yaşadıkları problemlerin nedeni olduğunu görmedeki
başarısızlıkları, onların kızgınlık duygularını
daha yoğun yaşamalarına ve çevrelerinin onların
işini bir kez daha bozduğuna inanmalarına neden
olur.
Yaşadıkları kızgınlık ve öfkenin yanısıra, dışsal
kontrole karşı hassas olmaları nedeniyle diğer
kişilerin getirdiği öneriler kendi özgürlüklerine
müdahale olarak yorumlanır. Diğer insanlarla
birlikteyken, hem bu kişiler tarafından kontrol
edilmeyi beklerler hem de buna şiddetle karşı
çıkarlar.
Terapiye Başvurma Nedenleri
Pasif-agresif kişilik bozukluğu olan hastaların
terapiye başvurma nedenlerinin başında, diğer
insanların beklentilerine direnç göstermeleri ve
bu insanlardan şikayetçi olmaları gelmektedir. Bu
durum evlilik ilişkisinde olduğu kadar
işçi-işveren ilişkisinde de ortaya çıkabilir. Eş
tarafından yapılan şikayetler genellikle hastanın
ev işleri ile ilgili herhangi bir sorumluluk almak
istememesi ile ilgilidir. Bir kadın, kendisinin de
kocasının davrandığı gibi davranıp, isteklerini
cevapsız bırakarak ilişkiyi bitirmekle tehdit
edene kadar kocasının davranışlarını
değiştirmediğini söylemişti. Bu noktada hasta, eşi
kendisini tekrar ilişkiye adayana kadar onunla
geçici bir işbirliğine girişmiş, sonra eşinin
isteklerine karşı geri çekilmesi ve direnişi
yeniden başlamıştır. Bu tip hastalar bazen de
işverenleri tarafından, iş yerinde kuralları
önemsemedikleri ve işi ağırdan aldıkları için
tedaviye girmeye zorlanırlar.
Bu hastaların tedaviye başvurmalarının başka bir
sebebi de depresyondur. Depresyona neden olan
faktör ise hem kişilerarası ilişkilerde hem de iş
yaşantısında sürekli olarak ödülden yoksun
kalmalarıdır. Örneğin dıştan gelen taleplere karşı
gösterdikleri direnç, hayatlarında hiçbir şeyin
doğru gitmediği yolunda bir inanca kapılmalarına
neden olabilir. Dahası, çevrelerine bakış açıları
(örneğin, başkaları tarafından kontrol edilmeye
yatkın olmaları), onları tüm dünyaya karşı olumsuz
düşünceler beslemeye sevk eder. Bu durum ise
genellikle kronik bir distimik bozukluk ile
sonuçlanır. Hatta, bu hastalar bir başarısızlık
veya kayıp ile karşılaştıklarında yaşadıkları
depresyonun şiddeti daha da artar.
Sonraki
Sayfa >>>