DİKLİK VE PARALELLİK GERİSİ YALAN !!!
Basketbol  
  Forumlar  Ziyaretçi Defteri  Sohbet Ortamı  Programlar Destekleyenler  Ben Kimim?  
 
Kendi sonuna çılgıncasına koşan bir dünya da, benim sonumun anlamı olabilir mi? Kendi yitirdiği sevgisinin peşinde olan dünyada, benim delice sevgimin bir anlamı olabilir mi? Yağı bitmiş bir kandille ya da sönmeye yüz tutmuş bir mum ışığıyla, bunca karanlık geceyi nasıl aydınlatabiliriz? İnsanoğlunun utandırıldığı aşağılandırıldığı bir başka ölüm ülkesi var mı acaba? Yüzsüzler toplumumu kurmaya hevesleniyoruz. İki yüzlü maskaralar mı avutacak bizleri? Böyle masalsı bir yaşamı yeniden yaratmak sanıldığı kadar zor mu acaba? Ruhlarımız cennetin özlemiyle yanıp tutuşurken, bedenlerimizde ölümün korkusuyla tir tir titreşirken, hangi büyülü masal avutabilir bizleri? Böyle bir gizliliği nasıl taşırdı yüreğim? Neden saçlarımda gezinen, yanaklarımı okşayan, içimi ısıtan nefes yok yanımda? Neden beni korkularımla yapayalnız bıraktılar... beni seven, kollarıyla sarıp sarmalayan tatlı okşayışlarıyla anlatmadığım hazlara götüren o tanıdık yüzler, o rüyalarımın görkemli varlıkları neredeler? Söyle bana ben bu utançlar için hangi Tanrı'ya yalvaracağım... Göğsünüzün bir yerinde tutkunun sesini duydunuz mu? Uçurumların en derin boşluklarından bile dinlenen yankılarına, titreşimlerine hiç tanık oldunuz mu, o sinsi gecelerin? Arzuyla titreyen bedeninize ayak uyduran dişlerinizin sesini duymasınlar diye, başınızı gömmeye çalıştığınız yastıklarınızı ne denli ısırdınız? Başınızın üstüne çektiğiniz yorganın içindeki oksijeni tüketip de, yalnızca gözlerinizle yaşadığınız anlarda ne yaptınız? Aristo'nun da söylediği gibi, bizi en çok korkutan rüzgarlar saklı yerlerimizi açan rüzgarlar mıdır? O, gizli gizli yaşanılmasından haz duyulan, konuşulmasından özenle kaçınılan o özel dünyalar neden yaratıldı? Yaşanılmasından sürekli haz duyulan o gizemli dünyalar için mi bu rüzgarlar? Hangi cesur yürek, hangi onurlu alın, hangi erkeksi duyarlılık, fethettiği ancak sahibi olamadığı bir ülkenin zaferleriyle övünebilir? Sağlıklı gözüken insanların yüreklerinde ki korkuyu ölçebilir misiniz? Ve söze dökülebilmiş düşünceler mi yoksa söze dökülememiş gerçekler mi sizi daha çok korkutuyor? Tanrı şeytanı cennetinden kovabildi ama yeryüzü de bir başka şeytan dünyası oldu çıktı. İçinde giderek yok olduğumuz bu dünya gerçekten de şeytanın boynuzlarına, delilerin çıngıraklarına bizleri takıp gezdirdiği dünya mı oldu acaba? Çığlıklarımız delilerin çıngıraklarının sesine karışmış, bedenlerimiz ise, delilerle şeytanlar arasında kaybolmuş gibi. Kendime ait olmayan bu yerden bir an önce çıkmak istiyorum. Başka dünyalar ve onun insanlarını arıyorum...  
 
         
             
 

 
 
Özel.yetenekli.çocuklar
Gençlik.Çağı
Depremin.Psikolojik.Etkileri
Obsesif.kişilik.bozuklukları
Pasif.kişilik.bozuklukları
Zeka
Anksiyete.Bozuklukları
Panikatak
Şizofreni
Bunaltılar
Depresyon
Sosyofobi
Hastalık.Hastası
İntihar
Freud'dan.Bugüne
Mola
Bilinçaltı.Psikolojisi
Anne.Babalar.ve.çocuklar
Psikoterapi
Histeri
Aşınan.Kimlikler
İntihar.Uyarı
Narsist.kişilik.bozukluğu
Sanrısal.kişilik.bozukluğu
Psikolojinin.alt.dalları
 
 
 
 
 
 

..:: Anasayfaya Dönüş ::..

AŞINAN KİMLİKLER, DAĞILAN KİŞİLİKLER

Benlik, kişilik ve kişilik bozuklukları üzerine kültürel bir okuma

 

      Benlik kavramı farklı kültürel bağlamlarda muhtelif biçimlerde anlaşılabilir. Bu mefhumlar kültürlerin ontolojik geleneklerinden köken alır ve günlük yaşayıştaki davranış örüntülerinden çocuk yetiştirme uygulamalarına dek geniş bir alana nüfuz etmişlerdir. Bu yazıda kültürel çevrenin kişilik özelliklerini nasıl şekillendirebileceği  konusunda kroskültürel psikolojinin kimi bulguları gözden geçirilecek ve kişilik bozukluğunu ortaya çıkaran muhtemel toplumsal vasat tartışılacaktır. Aynı zamanda evrensel bir benlik olup olamayacağı yönündeki tartışmalar dikkate getirilecektir. Kuzey Amerika/Avrupa uygarlığının ardındaki arkasındaki bireyci etos, Doğulu kolektivist, ilişki yönelimli etosla ve bunun şekillendirdiği uygulama ve kavramlarla karşılaştırılmaktadır. Öte yanda, günümüz Batı toplumunun bireyci ikliminde narsisizm gibi kişilik özelliklerinin kabul görüp beslendiği düşünülmektedir. Batıda ailenin ve geleneksel anlam sağlayıcı sistemlerin çöküşüyle birlikte belirli kişilik bozuklukları bir salgın boyutuna varmıştır. Kapitalizmin insanî bağlılığı ve itimadı yok etmesi adına ‘karakter aşınması’ denen bir durumu ortaya çıkarmakta ve insanları hayatlarına bir anlam katmaktan mahrum bırakmaktadır. İzleyen satırlarda benliğin ve kişiliğin kültürel bağlamda nasıl şekillendiğini ve çağdaş toplumun kişilik bozuklukları için nasıl olup da uygun bir fidelik hâline geldiğini tartışıyorum.


Kişilik ve benlik

Kişilik, psikolojide nispeten kalıcı olan, sebat eden bir dizi davranışsal ve bilişsel özellik, vasıf veya eğilim olarak düşünülür. Kişiler bu özellik, vasıf ve eğilimleri farklı durum, bağlam ve etkileşimlere taşırlar ve bu da bireyler arasıdaki farkları ortaya çıkarır. Kuzey Amerika ve Avrupa psikolojisinde kişiliğin bağlam, durum ve etkileşimler karşısında genellikle kararlı ve tutarlı bir yapı gösterdiği düşünülür. Kroskültürel psikoloji daha çok Batı toplumlarında geliştirilen ölçeklerin, diğer toplumlarda geçerlik ve güvenilirlik çalışmaları yapılarak, toplumsal mukayeselerde kullanılmasından elde edilen verilere dayanmaktadır. Bir dile çevrilen ölçeğin o toplumda aynı şeyi ölçüp ölçmediği çok titiz çalışmalarla belirlenebilecek bir durumdur (Matsumoto 2000). Sözgelimi kontrol odağı, özsaygı gibi psikolojik yapıların kolektivist kültürlerde farklı tezahürlerinin olabileceği, ancak meselâ Amerika’da geliştirilen bir özsaygı ölçeğinin o kültürün özsaygı anlayışını yansıtacağı (Amerikalı kişilerle Uzakdoğuluları karşılaştıran çalışmalarda ilki daima daha yüksek özsaygı düzeyi göstermektedir) tartışılmaktadır (Matsumoto 2000). ABD ve Japonya’da kontrol odağı kavramının farklı algılandığı gösterilmiştir. Kuzey Amerika’da bu kavram kişinin çevreyi kendi gereksinim ve isteklerine göre adapte etmesi olarak anlaşılırken Japonya’da tam tersine kişinin çevreye adapte olması anlaşılmaktadır (Kağıtçıbaşı 1990). 

Kültür ve kişilik

Kültür ve kişilik ilişkisini araştıran çalışmalar iki tarz açıklamaya izin vermiştir. İlkin farklılıkların toplumlar arasındaki biyolojik farklılığın yansıması olduğu düşünülmüştür. Eysenck kendi kişilik boyutlarını kan gruplarıyla ilişkilendirmiştir. Bir başka çalışmada Çinli bebeklerin Kuzey Avrupalılara göre daha sessiz ve ketlenmiş olduğu bulunmuştur. Farklılıklara yönelik bir başka açıklama, toplumların kişilik özelliklerini davranışsal beklentileri yoluyla şekillendirdiklerini söyler. Kültürel antropologlar kültürün kişiliği şekillendirdiğini öne sürerler. Ancak toplumlar içinde kişilik özellikleri bakımından büyük değişkenlikler olduğu bugün bilinmektedir. Daha dengeli bir yaklaşım; kültürlerin bazı davranış biçimlerini diğerlerine yeğ tutarak, farklı davranış örüntülerini pekiştirerek veya biçimleyerek toplumsal beklentilerle uyuşmayan bazı kişilik özelliklerinin sıklığını azaltacağını söyler. Kültür; bazı özellikler için sosyal tolerans seviyesini artırırken bazıları için azaltır (Paris 1997).

Batının ruhu, ruhun batısı

Etnik ve kültürel çoğulculuğun dünya yüzünde yaygınlık kazandığı bir zaman diliminde Kuzey Amerika’da geliştirilen kişilik ve psikopatoloji yapılarının sıklıkla kültüre bağımlı olduğu ve beyaz/erkek/Anglo-Germanik/Protestan/eğitimli/orta-üst sınıf değerlerini yansıttığı düşünülmektedir. Meslekî tanı ölçütleri dünyanın %80’ini ve ABD toplumunun dörtte birini oluşturan diğer toplumları görmezden gelmektedir. Bu durum, bireyleri ve onların kişilik gelişimlerini özgül kültürel biçimlerde gören etnosantrik bir psikoloji anlayışını öne çıkarmaktadır. Kişilik bozukluğuna dair tanı ölçütleri insan davranışının kültürel normlarını ve toplumsal bağlamın temel etkisini ihmal etmektedir. Evrensel olduğunu iddia eden bir psikiyatrik nozoloji, somatik ve psikolojik belirtilerin kültürler arasında değişkenlik gösteren niteliğini dikkate almamaktadır (Lewis-Fernandez ve Kleinman 1994). Oysa evrensel geçerliği olduğu öngörülen aile dinamiği, kişilik kuramı ve gelişim psikolojisinin bazı temel kavramları, aslında sadece bir kültüre özgü de olabilirler. Örneğin, bireysel özerklik, ayrışma ve bireyselleşmeye ilişkin sınırlar belki de evrensel insan olguları değil, Batı kültürüne ait yapılardır. Bu kuramlara göre aile içinde kişinin bireysel özerklik ve ayrışma bakımından diğer bireylerden belirgin sınırlarla ayrılmış olması, sağlıklı aile etkileşimi için gerekli görülmektedir. Bireyleri arasındaki sınırların belirsiz ve çakışık olduğu içiçe geçmiş ‘ağ gibi’ aileler ise patolojik sayılmaktadır. Oysa Batılı olmayan bazı toplumlarda kişilik tanımı, bağlamsal ve ilişkisel olarak yapılmakta; psikolojik kişilik sınırları ve ayrılma-bireyleşme süreci vurgulanmamaktadır (Kağıtçıbaşı 1990). Bireysel bağımsızlığın Batının ve özellikle Kuzey Amerika’nın değerler sisteminin temel taşlarından birisi olduğu hatırlanırsa sözkonusu psikolojik kuramların etnosantrik bir öz taşıdıkları daha iyi anlaşılacaktır. Kuzey Amerika’da ruh sağlığı ve hastalığına ilişkin meslekî kavramların üç temel önerme etrafında şekillendiği ve bu durumun bir tarafgirliği yansıttığı belirtilmektedir:

a)      Benliğin (self) egosantrik oluşu,

b)     Zihin-beden ikiliği,

c)      Kültürün biyolojik gerçekliğin üzerine binmiş rast gele bir durum olduğu.

Egosantriklik benliğin sınırlı ve özerk bir varlık olarak görülmesi durumudur. Radikal ben-merkezcilik, psikolojik normallik ve anormalliğin benliğin içinde yattığını söyler, böylece psikiyatrik hastalığın toplumsal kökenleri ve seyri ve kişiliğin, kişiler arası etkileşimle şekillenmesi dikkatten kaçırılmış olur. Tam aksine, dünyanın büyük bir çoğunluğu sosyosantrik bir dünya görüşüne yaslanmaktadır. Bu dünya görüşünde birey değer ve anlamını içinde yer aldığı toplumsal ilişkiler ağından devşirir. Kişiler arası sorumluluk ve sadâkat; bireysel özelliklerin önüne geçer ve  kendini ifade kişilerarası bir hüviyete bürünür. Sözgelimi Çin toplumunda kendini gösterme ya da kendini öne çıkarma ancak aile çıkarlarına hizmet ediyorsa meşrû görülür (Lewis-Fernandez ve Kleinman 1994).

Evrensel bir benlikten söz edilebilir mi?

       Bugün üzerinde en çok tartışmanın yürütüldüğü psikoloji kavramlarından birisi de self ya da benlik kavramıdır. Psikoterapi kuramları sıklıkla evrensel ve tarihaşırı (transhistorical) bir benlikten söz ederler. Yorumlayıcı bakış açısı ise; belirli bir kültürde ve paylaşılan bir ahlâkî anlamlar ağında,  belirli bir kültürel grubun yerel psikolojisinden hareketle insan olmanın ne olduğuna verilen cevabı esas alır.  Ben olmak ya da benlik tanımı gereği tarihsel ve kültürel bağlamdan, içinden neşet ettiği toplumun değer ve yargılarından etkilenir. Benlik insanoğlunun kozmostaki yerinin ne olduğuna ilişkin o kültürün inancını cisimleştirir. Buradan bakıldığında benlik paylaşılan anlayışların ufkunda durur, dolayısıyla da tarihten ve kültürden bağımsız bir benlik yoktur, evrensel bir benlik değil yerel benlikler vardır (Sayar 2003). Doğulu ve Batılı benlikler arasında önemli farklar gören araştırmalar ve analitik kavramlaştırmalar da işte bu evrensel bir benlik olamayacağı önermesinden hareket ederler. Benliğin özerk, bütün ve sürekli olduğu düşüncesinin Batılı bir düşünce

olduğu ve benliğin bağlamsal ve ilişkisel olarak yaşantılandığı diğer kültürlerde, bu düşüncenin geçerli olmadığı dile getirilmiştir (Sayar 2003) . Benlik, Kağıtçıbaşı’nın (1996a)  tanımıyla kişi ve bir dereceye kadar kişilik mefhumlarını içerir. Toplumsal bir etkileşimden ortaya çıktığı için toplumsal bir üründür ve ve zamanın herhangi bir noktasında toplumsal olarak yerleşiktir. Bu durum benlik ile kişilik mefhumlarını birbirinden ayırır, ikincisi değişen sosyal durumlardan nisbeten daha az etkilenen, daha kalıcı ve  istikrarlı özelliklere atıfta bulunur. Benlik kendisi üzerine düşünür, kişi onun farkına varır (benlik algısı) ve etkileşime açıktır. Bir toplumsal ürün olarak benlik, kültürel olarak paylaşılan kişi modelidir (Kağıtçıbaşı 1996a). Benlik kavramı farklı kültürel bağlamlarda muhtelif şekillerde anlaşılmaktadır. Farklı disiplin geleneklerinden ortaya çıkan çok sayıda araştırma benlik kavramının çeşitliliği üzerine ikna edici kanıtlar sunmaktadır. Özellikle antropolog ve psikologların yürüttüğü kültüraşırı çalışmalar bu çeşitlilik üzerine çok sayıda veri sağlamaktadır. Temel ayrım çizgisi; ötekilerle arasındaki sınır açık olan kendine yeter, bireyleşmiş, ayrı ve bağımsız bir benlikle akışkan sınırları olan ilişkisel, karşılıklı bağımlı benliktir (Kağıtçıbaşı 1996a). Mutlak bir varoluşsal düzeyde herhangi bir toplumdaki herhangi bir kişi ayrı bir varlık olduğunun farkındadır, benliğe ait olanla ait olmayan arasında şöyle veya böyle bir çizgi çekilir. Bu çizginin nerede çekildiği ve ne kadar keskin ve açık çekildiği farklılıkları belirleyen ana unsurdur. Bireyci Batılı kültürel etosu yansıtan ve pekiştiren Batı psikolojisinde bu çizgi benlik ve diğerleri arasında açık bir sınır oluşturacak kadar dar ve keskindir (Kağıtçıbaşı 1996a).

  Tarihsel dönüşümler ve benlik algısı

      Tarihsel dönüşümler benlik algısı üzerine doğrudan tesir edebilecek sonuçlar doğurabilirler. Çocukluğun Batıda modernleşme ile ‘icat edilen’ bir şey olduğu öne sürülmüştür. Şehirli sınıflar ve bunların içinden çıkan burjuva ile başlayarak çocuklara karşı yeni bir tür şefkat oluşmuş, cocukluk olarak görülen süre uzamış, eğitim için okullara gönderilmeye başlanmıştır (Berger ve Berger, 1983). Çocukluk gibi ergenliğin de icad edilmiş bir hayat safhası olduğu ve ergenliğin ayrı ve ruhsal sıkıntılarla seyreden bir süreç olduğu düşüncesinin 19. yüzyıl sonu ve  ve 20.yüzyıl başında Batıda benlik düşüncesinin köklü bir dönüşüme uğramasıyla ortaya çıktığı tartışılmıştır (Fabrega ve Miller 1995). Yazarlara göre daha önce Avrupada, içe bakış ve insanın içsel mücadeleler yaşaması, kendine ait bir farkındalığa ulaşması için zarurî sayılmıyordu. Benliği yapan şey daha çok kişinin toplum ve iş hayatında tuttuğu yerle ilgiliydi. Benliğin dış ortamdan soyularak, mahrem ve içsel bir uzayla temsil edilmesi düşüncesi modern zamanlara denk düşmektedir. Bu değişiklikle birlikte sosyal dünyanın anlaşılma biçimindeki fikir birliği de bir kırılmaya uğramış, insanlar artık kendilerini varlığı oluşturan büyük halkanın bir parçası olarak görmek yerine münferit varlıklar olarak algılamaya başlamışlardır. Batı toplumlarında ailenin giderek çözülmesinin yanısıra bağımsız iş imkânlarının da çoğalması, bu tekilleşmeyi pekiştirmiş ve insan benliğine ilişkin tanımları değiştirmiştir. Bu dönemde, daha önceden psikolojik açıdan ayırt edici vasıfları haiz olmadığı düşünülen ergenlik yeni bir tanıma kavuşmuştur. Artık bu dönem yetişkinlerin ergen kişilerin üzerine titrediği ve kararsızlık, içe dönüklük, incinebilirlik gibi özelliklerle giden sorunlu bir hayat safhası olarak görülmeye başlanmıştır (Fabrega ve Miller 1995). Bugün kabul edilmektedir ki ‘Avro-Amerikan kimliği’ni belirleyen bireycilik, bu toplumlardaki tarihsel gelişimin özel bazı şartlarına bağlı olarak zuhur etmiştir (Smith 1994). Bu durum dünyanın büyük çoğunluğunun kolektivist tarzı ile tam bir zıtlık içindedir. Bireyciliğin merkeze alınmasının psikoloji biliminin gelişimine yol açan ana etkenlerden birisi olduğu tartışılmaktadır. Smith (1994) şöyle yazar : “Benliğin modern versiyonları Aydınlanma ve Romantik hareketin entellektüel bağlamında, yanısıra kapitalizmin ve 18./19. yüzyılların  sınaî ve siyasî devrimlerinin sosyal bağlamında şekillenmiştir.Yüzyılımızda, zengin bir bilinçli ve hatta bilinçdışı iç dünyası olan özerk, kendine yeter bireye yapılan vurgu psikolojinin bir bilim ve meslek olarak kabul görmesinden kısmen sorumlu olabilir”.

                                                   Sonraki Sayfa >>>

 

 

 

 

 


 

   
   Tüm hakları saklıdır. İzinsiz çoğaltılamaz veya kopyalanamaz. Copyright  ::Maverick:: Online ..:: 2003 ::..

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1