..:: Anasayfaya
Dönüş ::..
Değerlendirme Stratejileri
Pasif-agresif kişilik bozukluğu olan bir hasta ile
görüşme yapılırken, hastadan tüm bilgileri almanın
güç olacağı gözönünde bulundurulmalıdır. Bu
hastalar, sorulara eksik veya kısa cevaplar
verebilir ya da başka bir tanı grubundaki hastanın
kolayca cevaplayabileceği bir soru karşısında
sinirli bir tavır sergileyebilirler. Her ne kadar
soruları cevaplandırırken aktif bir görünüm
sergileseler de, ya doğrudan cevap vermekten
kaçınır ya da gereksiz bir sürü detay üzerinde
dururlar. Bunu yaparken de "bu soruya cevap vermek
zorunda değilim" veya "bu soruları soran kişi beni
kontrolü altına almaya çalışıyor" şeklinde
düşünebilirler. Bu olumsuz tutum tarzı,
hayatlarının çok zor olduğu, hiçbir şeyin kendi
istedikleri gibi gitmediği yolunda bir
değerlendirme yapmalarına neden olur. Yaşadıkları
güçlüklere nasıl katkıda bulunduklarını düşünmek
yerine, başkalarını suçlamayı tercih ederler.
"İnsanların beni yönetmelerine izin vermeyeceğim"
şeklindeki bir tutum, kuşkusuz PAKB tanısı koymak
için yeterli değildir. Kişinin akademik, sosyal ve
mesleki aktiviteleri ile ilgili bilgileri de almak
gerekir. Bu hastalar, genellikle "yanlış
başlangıç" ve hedeflere ulaşma yolundaki başarısız
girişimlerini anlatacaklardır. Bu örüntü depresif
bir hastada görülenden daha kroniktir.
Patronlarının onlara haksızlık ettiğinden, iş
hayatında gerekli özgürlüğün verilmediğinden veya
farklı muamelelerin kurbanı olduklarından dolayı
işlerini kaybettiklerini söyleyebilirler. Paranoid
hastalar da farklı muamele gördüklerinden ve
diğerleri tarafından sömürüldüklerinden
bahsetmelerine rağmen, PAKB olan hastalardan daha
ihtiyatlıdırlar. PAKB olan hastalar, işlerini
kendi yöntemleriyle halletmekten çok, diğerlerinin
onlara ne derece karıştığı ile daha yakından
ilgilidirler.
Bir tanı konulduğunda, hastanın sosyal
becerilerinin değerlendirilmesi, tedavi planının
yapılmasında yardımcı olur. Bazı hastalar
kendilerini uygun bir biçimde ifade edebilme
becerisine sahip olmalarına rağmen, işlevsel
olmayan tutumları nedeniyle bu becerileri
kullanamayabilirler. Yani, birçok pasif-agresif
hasta uygun sosyal davranışlar sergilerken,
bazıları uygun sosyal tepkiler gösterebilecek
beceriye sahip olmayabilirler. Böyle bir durum,
tedavi planının önemli bir bileşeni olabilir.
Klinik Stratejiler
Kişilik bozukluğu olan hastalar tedaviye
başladıklarında, davranış ve düşünceler üzerindeki
uzun süreli değişimlere genellikle ilgi duymaz,
bunun yerine depresyon gibi bir Eksen I bozukluğu
veya diğer insanlardan gelen baskılar nedeniyle
tedaviye başlarlar. Bu durum özellikle,
yaşadıkları güçlüklerin kendilerinden değil de
diğer insanlardan kaynaklandığına inanan PAKB olan
hastalar için geçerlidir. Bu nedenle yapılacak ilk
iş, hastayı tedaviye başvurmaya iten sebebin
saptanması olmalıdır.
Pasif-agresif hastalar ile çalışırken
izlenebilecek ilk strateji, bu hastalara
işbirlikçi bir tavır ile yaklaşmaktır. Bu her ne
kadar bilişsel terapide uygulanan genel bir kural
da olsa, PAKB olan hastalarda otorite figürlerini
reddetme eğilimi bulunduğu için, ayrı bir önem
taşır. Önemli olan, tedavide aktif olarak seçim
yaptıklarını ve terapist tarafından manipüle
edilmediklerini ya da yönlendirilmediklerini
farketmeleridir. Terapist, hastanın kendi seçtiği
konular ya da problemler üzerinde konuşmasını
sağlayabilir, daha sonra ise hasta, sorunlarının
neler olduğunu bulabilmesi için kendi
stratejilerini geliştirmesi yönünde teşvik edilir.
Bu yöntem, hastanın bağımsızlık konusundaki
arzularını gerçekleştirmek, aynı zamanda da pasif
yaklaşımlarını kırmak konusundaki çalışmalar
esnasında yardımcı olur.
PAKB olan hastalarla ilgili olarak tedavide
izlenebilecek ikinci strateji, onların otomatik
düşüncelerinin farkına varmalarını sağlamaktır. Bu
hastalarda içgörünün zayıf olması, zihinsel
süreçlerinin, duygu ve davranışlarıyla nasıl bir
ilişki içinde olduğunu görmelerine engel olabilir.
Oldukça yaygın olarak kullanılan bu strateji,
tedavi planının özünü oluşturabilir ve bilişsel
modelin rasyonelinin anlatıldığı tedavinin erken
aşamaları bu strateji için en uygun zamanlardır.
Düşüncelerinin daha fazla farkına varmaları
sayesinde bu hastalar, negatif duygu ve işlevsel
olmayan davranışlara yol açan otomatik
düşüncelerini tanımlamayı öğreneceklerdir.
Önemli olan diğer bir strateji, terapistin
tedavide tutarlı davranmasıdır. Zaman, ücret v.b
konulardaki kurallar titizlikle uygulanmalıdır. Bu
hastalar, problemlerinin kaynağı olarak diğer
insanları gördükleri ve onları suçladıkları için
izlenen bu strateji, hastanın tutum ve
davranışlarının nasıl olumsuz sonuçlar doğurduğunu
ona göstermekte yardımcı olur. Örneğin hasta bir
seansa geç geldiğinde (ki bu tip hastalar bunu sık
sık yaparlar) terapist terapiyi her zamanki
saatinde bitirecektir. Bu geç kalma durumu, eğer
terapist ve terapiye karşı tipik bir pasif-agresif
tepki ise, terapist bu konu üzerinde durabilir.
Buradaki otomatik düşünce “zamanında orada olmak
zorunda değilim, hiç kimse bana ne yapacağımı
söyleyemez” türünde bir düşünce olabilir. Konu
üzerinde konuşma yoluyla terapist hastaya düşünce
ya da davranışları doğrudan olmayan (indirect)
yollar yerine, doğrudan (direct) iletmesini
öğrenmesinde yardımcı olabilir.
PAKB olan hastaların tedavisinde yardımcı olacak
diğer bir strateji de, onların diğer insanlarla
olan ilişkilerine odaklanmaktır. Örneğin hasta,
birisine karşı kızgınlık duyuyor ve tepkisini
işini iyi yapmayarak gösteriyorsa, bunun altında
“insanlar cezalandırılmalı” ya da “her ne olursa
olsun istediğim gibi yapacağım” türünde inançlar
yatabilir. Bunların avantaj ve dezavantajları
belirlenmeli ve alternatif stratejiler
üretilmelidir.
Özel Teknikler
Bu genel stratejiler ile birlikte, PAKB olan
hastaların biliş, duygu ve davranışlarını
tanımlamakta kullanılabilecek birkaç özel teknik
de mevcuttur. Özellikle otomatik düşüncelerin
belirlenebilmesi için pek çok yöntem vardır.
Duygusal değişimler esnasında oluşan otomatik
düşünceler seanslar sırasında tanımlanabilirken,
seanslar arasında geçen süre içerisinde oluşan
otomatik düşünceler ev ödevleri ile yakalanabilir.
Örneğin bir hasta seans sırasında sinirlenebilir
ve “hiçbirşey yapamıyorum, beni baskı altında
tutuyorsunuz” türünde bir şikayette bulunabilir.
Bu durum, hastanın getirilen önerilere veya
taleplere karşı direnç oluşturduğunu gösterebilir.
Bu noktada terapist ve hasta, bu düşüncelere neden
olan bilişleri yakalamaya çalışmalıdır. Genellikle
iki tür biliş vardır. Bunlardan ilki depresyon ve
sinirlilik gibi negatif duygulara yol açar,
ikincisi ise hastanın kendisinden istenenlere,
taleplere karşı geliştirdiği bilişlerdir (Örneğin:
Niçin insanlar beni bu işleri yapmaya zorluyor?).
Bu bilişler tanımlandıktan sonra terapist ve
hasta, bunların geçerliliği ile ilgili verilerin
olup olmadığını değerlendirebilir ve alternatifler
ya da daha geçerli açıklamalar üretebilirler.
Otomatik düşünceleri belirlemek amacıyla hastaya
verilen ev ödevlerini hastanın yerine getirmesi,
hastanın anksiyete ve depresyonunda rol oynayan
otomatik düşüncelerinin saptanmasında yardımcı
olur. Bu ödevlerin yapılmaması da yararlıdır
çünkü; yapılmamasına neden olan bilişler üzerinde
çalışma imkanı sağlar. Örneğin kendisinden hafta
içerisindeki otomatik düşüncelerini kaydetmesi
istenen bir hasta, bunları kaydetmeyi birkaç kez
düşündüğünü ama her seferinde de “niçin? Bunun
faydalı olabileceğine inanmıyorum, hiçkimse bunu
yaptığım için bana birşey vermeyecek” gibi
düşüncelere kapıldığını belirtmişti.
Bu hastalar ile işbirliği kurmak, önemli
tekniklerden birisidir. Her seansın başlangıcında
o seansın içerik ve yapısı hasta ve terapist
tarafından birlikte planlanmalı, gündem
oluşturulmalıdır. Her bir seansın sonunda ve özel
müdahalelerden sonra geribildirim verilmelidir.
Bu, hastanın izlenen prosedürün mantığını anlayıp
anlamadığından emin olmayı sağlar ve terapist ve
terapi hakkında varolabilecek olumsuz bilişlerin
ortaya çıkma olasılığını artırır.
Davranışın analiz edilmesi de genellikle yararlı
bir yöntemdir. Örneğin, “bu toplantıya
gitmemeliyim” veya ”toplantı kötü bir zamanda”
gibi düşüncelerle işyerindeki toplantıya gitmeyen
bir hasta, bu gitmeme davranışının, işyerinde
kendisine yapılan haksızlığın ve bundan
kaynaklanan mutsuzluğunu aktarmanın iyi bir yolu
olduğuna inanıyor olabilir. Bu davranışın analizi,
toplantıya gitmemenin aslında olumsuz sonuçlar
doğurduğunu ortaya çıkartabilir. Bu noktada hasta
ve terapist, memnuniyetsizliği toplantıya gitmemek
gibi dolaylı bir yolla aktarmaya çalışmak yerine,
doğrudan aktarma yollarını tartışabilir.
Hastalığın Tekrarını Önleme
Hastalığın tekrarını önlemek için başvurulabilecek
en iyi yöntem takip seansları düzenlemektir. Diğer
kişilik bozukluklarında da olduğu gibi PAKB olan
hastaların işlevsel olmayan düşünceleri, bu
düşünceleri tetikleyen ortamlar ile
karşılaşmadıkları sürece ortaya çıkmayabilir. Bu
nedenle hastayı olumsuz olarak etkileyebilecek
olan durumlar iyi tesbit edilmelidir. Otomatik
işlevsel olmayan örüntüler kadar, akılcı ve
işlevsel bilişler ve davranışlar da saptanarak
kaydedilebilir. İzleme seansları, hastanın yeniden
işlevsel olmayan örüntüler içerisine girmesini
engelleyecektir. Bu seanslar esnasında başarılı
stratejiler yeniden gözden geçirilebilir, problem
alanları belirlenebilir ve potansiyel sorunlar
tartışılabilir. Hastaya terapinin, çeşitli
durumlarla etkili bir biçimde başa çıkabilmek için
bir araç olduğu anlatılmalıdır. Stresli bir durum
ile karşılaşıldığı zamanlarda, bu stresle başa
çıkabilmek için hastanın terapiye tekrar ihtiyaç
duyması normal bir durumdur.
Terapistlerin Karşılaşabileceği Sorunlar
PAKB olan hastalarla çalışmak, onların olumsuz
tutumları ve problemleri ile başa çıkmada
alternatif yolları kullanma konusundaki
gönülsüzlükleri nedeniyle, şüphesiz çok zordur.
Buna ek olarak bu hastalar tedavi esnasında ücret,
seanslara zamanında gelme ve güvenirlik gibi
pratik konularda da güçlük çıkartırlar. Bu
sorunları en aza indirgemek için, terapi sırasında
hasta ile işbirlikci bir yaklaşıma girmek doğru
olacaktır. Örneğin hastaya verilecek bir ev ödevi
ile ilgili olarak onun da fikri alınmalı, ne kadar
yararlı olacağını kendisinin bulmasına
çalışılmalıdır. Hastanın kendi küçük hedeflerini
geliştirmesini sağlamayı denemek en iyisidir,
ancak bu, terapinin ilk aşamalarında
beklenmemelidir. Terapistin, PAKB olan hastaların
tavırlarını, sonradan edinilmiş ve öğrenilmiş
hastalıklı davranışlar olarak kabul etmesi ve
kişisel yaklaşmaması daha yararlı olacaktır. Bu
hastalarla çalışılması güç de olsa, önemli
gelişmeler sağlanabildiği gözlenmiştir