|
KİON VE COYOTTE - VI Dr. Hakkı Açıkalın
Peri Masalı’na devâm... Ertesi gün saat dörtte, Blondine küçük chariot’suna bindi ve babası krala iki saat içinde döneceğine söz verdi. Bağçe büyüktü. Gourmandinet devekuşlarını, Leylâklar Ormanı’nın karşı tarafına doğru harekete geçirdi. Saraydan epeyce uzaklaşıp görünmez olduklarında istikâmeti değiştirdi ve Leylâklar Ormanı istikâmetine yöneldi. Üzgün ve sessizdi. İşlediği suç ağırdı ve bilinci bunu kaldıracak seviyede değildi. «Neyin var Gourmandinet ?, diye sordu Blondine ; konuşmuyorsun ; hasta mısın yoksa ? — Hayır prenses, iyiyim. - Ne kadar da solgunsun ! neyin olduğunu söyle bana, zavallı Gourmandinet. Sana söz veriyorum, mutlu olman için herşeyi yapacağım. - Blondine’in bu güzelliği kalbini yumuşatıp onu kurtarmak üzereydi; fakat, Fourbette tarafından vâ’dedilmiş şekerleri hatırladığında bu güzel hareketi tahrib etti. Cevâb vermeden evvel, devekuşları Leylâklar Ormanı’nın parmaklıklarına dokundular. «Oh! Güzel leylâklar ! diye bağırdı Blondine ; ne muhteşem bir râyihâ ! Bu leylâklardan oluşan kocaman bir buketim olmasını ve onları babama takdim etmeyi ne kadar isterdim ! İn, Gourmandinet, ve bana birkaç dal leylâk topla. —İnemem prenses ; devekuşları benim yokluğumda alanı terqedebilirler. —Eh! Önemi yok, ben onları tek başıma saraya götürürüm. —Fakat kral sizi terqettiğim için bana çok kızar prenses. Siz gidip toplasanız ve kendi tercih ettiğiniz çiçeklere ulaşsanız daha iyidir. —Doğru, senin babam tarafından eleştirilmene razı gelmem, zavallı Gourmandinet. Ve, bu kelimeleri söylerken arabadan yavaşça iner, parmaklıkları aralar ve leylâkları toplamaya koyulur. Bu ânda, Gourmandinet’nin el ayağına dolanır : kalbine büyük bir korku düşer ; Blondine’i geri çağırarak herşeyi telâfi etmek ister: Fakat, Blondine ondan 10 adım uzakta olmasına ve onu rahatlıkla göreblimesine rağmen Gourmandinet’nin sesini duyamamakta ve gitgide ormanın derinliklerine doğru hareket etmektedir. Gourmandinet uzun süre onun mutlu ormanda leylâk topladığını görmeye devâm eder. Nihâyet Blondine gözden kaybolur. Uzun süre işlediği suçtan dolayı gözyaşı döker, açgözlülüğünü lânetler, kraliçe Fourbette’e belâlar okur. Sonunda, Blondine’in saraya dönme saatinin geldiğin hatırlar ; ahırlara arkadan girer ve kendisini bekleyen kraliçenin yanına ulaşır. Kraliçe, onu solgun ve gözleri ağlamaktan kızarmış vaziyette Blondine’in kaybolduğunu düşünür. - Tamam mı ? Gourmandinet kafasını ‘evet’ anlamında sallar ; konuşmaya takâti yoktur. Gel, işte ödülün ! Ona her çeşit şekerle dolu bir paketi gösterir. Bu paketi bir uşak vasıtasıyla katırlardan birine yükler. Katır, kraliçenin mücevheratını da taşımaktadır. Bu yükü Gourmandinet’ye emânet ediyorum, bunu babama götürsün. Haydi Gourmandnet, hareket edin ve bir ay sonra diğerini almaya gelin. Eline de altınlarla dolu bir kese verdi. Gourmandinet, tek bir kelime dahi söylemeden katıra bindi. Dörtnala hareket etti ; biraz sonra katır yükün ağırlığından dolayı anırmaya, çifte atmaya ve huysuzlanmaya başladı ve yükü ile birlikte Gourmandinet’yi de yere attı. Yere düşen Gourmandinet başını bir taşa çarptı ve bu darbeyle oracıkta öldü. Bu ölümle, umud ettiği hediyeye bile ulaşamamıştı. Tek bir şekeri tadamamıştı. Acele giden ecele gidiyordu. Üstelik bu hediyeyi kraliçenin ellerinden almıştı. Kimse bu ölüme üzülmedi zira hiç kimse Gourmandinet’yi sevmiyordu. Sâdece zavallı Blondine ona sahib çıkmıştı ve o da artık Leylâklar Ormanı’ndaydı. Kimsenin aqıbetinden haberi yoktu. Hayat, böyledir işte. Ve, devâm etmektedir. Sıradan birinin, bir uşağın kaza sonucu ölümü ile ‘Bir Anarşist’in Kaza Sonucu Ölümü’ arasında bir farq yoktur. İkisi de ‘kaza’ya uğramışlardır. Tarih, emekçileri ve emeklerini yazmaz, waqit kaybı sayar ve üstelik ‘mühîm’ değildir. Önemli ve özet bir tarih yazımı vardır. Önderleri liderleri komutanlar, ülkeler ve illâki bazı kadınlar tarihte yerini alır, diğerleri figürdür. Tarih onların duygularıyla, düşünceleriyle, eylemleriyle, varsa aşklarıyla ve sıradan yaşantılarıyla alâkadâr değildir. Canları cehhenemedir. Gourmandinet’nin de canı cehenneme. Masal tabiî ki, devâm edecek. Duâ etsin, bu masal Gourmandinet isimli bir uşağa normal bir uşağa verdiği değerden ve süreden daha fazlasını veriyor, hiç vermeyebilir, adını anıp geçebilirdi, hattâ adını da vermeden ‘uşak’ deyip geçebilirdi. Daha ne istiyormuş bu ölü. Toprağı bol olsun.
Blondine ormana girdiğinde çok harika leylâk dalları toplamaya koyulur. Çok mıqdârda olmalarından ve nefis kokmalarından dolayı mutludur. Topladıkça daha güzel leylâklar görmektedir ; ağzına kadar dolu olan sepetini ve şapkasını boşaltıyor ve tekrâr daha güzelleriyle dolduruyordu. Blondine ormana girip leylâk toplamaya başlayalı bir saati geçmişti ; çok sıcaktı ve kendini yorgun hissetmeye başladı ; leylâkları taşımak zordu, ağırlaşmışlardı. Saraya geri dönmenin de zamanının geldiğini düşünüyordu. Geri döndü ve fakat, leylâklarla kuşatıldığını gördü ; Gourmandinet’yi çağırdı ancak bir cevâb alamadı. ‘Tahmin ettiğimden daha fazla uzaklaşmış olmalıyım’ diye düşündü. İzlerimi tâkib ederek geri dönmeliyim, yorgun olmama rağmen yaklaştığımda Gourmandinet beni işitecek ve bana yardım etmeye gelecektir. Bir süre yürüdü ancak ormanın bitimini göremiyordu. Defâlarca Gourmandinet’ye seslendi ama hiç cevab alamadı. Korkmaya başlamıştı. «Bu ormanda tek başıma ne yapabilirim, başıma neler gelebilir ? Zavallı babam benim geri dönmediğimi görünce ne düşünecek ? ve Gourmandinet, saraya bensiz dönmeye nasıl cesâret edecek ? Çok hakâret görecektir, belki de dövülecektir ve bunların hepsi benim hatam zira arabadan inip leylâk toplamayı isteyen benim ! Ne talihsiz biriyim ! bu ormanda açlıktan ve susuzluktan öleceğim, eğer kurtlar beni bu gece parçalayıp yemezlerse». Blondine bunları düşünürken büyük bir ağacın dibine yığıldı ve ağlmaya başladı. Uzun süre ağladı ; nihâyet yorgunluk acıya gâlib geldi ; başını leylâk dolu sepetin üzerine yasladı ve öylece uyuyakaldı.
Blondine merâkını yenememiş ve gizemli leylâk ormanına girmişti. Kadının merâkı diye de okuyabiliriz. Bu nedenle kadınları cesur ve cüretkâr ilân ederken bilimsel bir kuşkuculuklarının olduğunu da teslim etmek gerekiyor. Fakat, bilindiği üzere merâk ‘öldürebiliyor’. Dikkatli olmak lâzım. Nice kadın, merâklarının kurbanı olmuştur. ‘Curiosité Mortelle’ (Ölümcül Merâk) kadının hem ufku hem de belâsı oluyor, iki ucu keskin bir bıçak gibi. İşin içinden çıkamayan kadın kurban oluyor, diğeri ise ‘urban’ yani şehirli, yani ‘medenî’ ve nihâyet san’âtçı ve kültür kişiliği, âlim ve âkîl, ârif ve entellektüel, filozof ve bilim adamı, önder ve lider ve azîze, bilge... Rezil olmakla vezir olmak arasındaki ince hatta ‘merâk’ damgasını veriyor. Erkek merâksızdır. Yani, kadına göre çok düşük bir merâk düzeyi vardır. Korkar, aklına sığınıp, ‘acaba başıma iş mi gelir’ der ve daha ileri gidemez. Kadın ise, inceldiği yerden koparmaya programlamıştır duygularını, iddiâlıdır ve merâkının peşinden sonuna kadar koşar. Ucunda her ne varsa, oraya kadar kovalar. Peri Masalı’na birazdan döneceğiz ancak evvelâ ‘Kedi’ üzerine daha doğrusu Kedigiller (Felidae) üzerine konuşacağız. Bunlar edebî değeri olmayan bilimsel bilgiler olacak. Neden ? Ben bir ‘Kedi delisi’yim. Yıllardır kedilerle haşır neşir oluyorum, onlar hayatımın ayrılmaz bir parçası ve olağanüstü bir varlık olarak tanıyorum. Hele bir ‘soğuk’ (edebî değeri olmayan) Kedigiller tanıtımına girelim. Aonrası Allah Kerîm...
Kedigiller (Felidae)... Kedigiller (Felidae - Mutlular), etçiller (Carnivora – σαρκοφάγο ; Sarkofâgo) takımına âid bir familya. Ortak özellikleri, görünüşleri ve davranışları ile familyanın en yaygın ve tanınmış mensubu olan ev kedisine benzemeleridir. Zarif vücûdları, yumuşak tüyleri, kısa suratları ve çoğunlukla vücûdlarına nazaran küçük bir kafatasları vardır. Kulakları dik ve sivri ya da yuvarlağımsıdır ve her yöne doğru çevrilebilir. En küçükleri 30 cm, en büyükleri ise 200 cm olur. Kedigillerin gözleri kafataslarına nazaran büyük olur. Gözlerini sağa ya da sola neredeyse hiç çeviremedikleri için, bakmak istedikleri yöne kafalarını çevirirler. Göz mercekleri, ışık mıqdârına göre değişir. Fazla ışıklı ortamlarda göz mercekleri çoğu kedigilde yandan incelir ve dik bir çizgi hâline gelir, bazı türlerde ise küçük bir nokta hâlini alır. Karanlıkta göz mercekleri çok büyür. Kedigillerin gözlerinde Tapetum lucidum denilen bir tabaka vardır. Bu tabaka göz merceğinden geçen ışığı bir kere daha merceğe yansıtır ve böylece var olan ışık mıqdârını ikiye katlayarak geceleri çok rahat görmelerini sağlar. Ayrıca kedigillerin gözlerindeki görme reseptörlerinin sayısı insandakinin üç mislidir. Kedigillerin gözlerine bakılarak keyif durumları anlaşılabilir. Eğer mercekler büyük ise kedi savunma pozisyonuna geçmiştir. Eğer mercekler çok küçükse, kedi saldırmaya hazırlanmakta demektir
Hissetme kılları da denilen vibrisler (bıyıklar) kedigillerin gece aktif olan hayvanlar olduğunu gösterir. Vibrisler sâdece bıyık olarak hayvanın ağız bölgesinde değil, kaşlarında ve bacaklarında da bulunur. Havanın haraketiyle titreşime geçerler ve bu titreşimleri algılayan hayvan tamâmen karanlık bir ortamda bulunsa bile çevresinin görüntüsünü kabaca canlandırabilir ve emin adımlarla hareket eder. Yeni doğmuş yavrularda bile tamamen gelişmiş olması, bu duyu organlarının kedigiller için ne kadar mühîm olduğunu gösterir. Kedigiller müdhîş bir duyma kabiliyetine sâhibdir. Duyabildikleri freqans 65.000 Hz'e kadar varabilir, bu da insandakinin yaklaşık üç mislidir. Kedigiller iki kulağını birbirinden bağımsız şekilde farqlı yönlere doğru hareket ettirebilir. Böylece tamâmen karanlık bir ortamda bile, avladığı hayvanın bulunduğu noktayı ayrıntılı bir şekilde belirleyip, isâbetli bir sıçrama ile yakalayabilir. Kulaklarında büyüyen kıllar yabancı maddelerin kulaklarına kaçmasını önler. Bir kedinin kulaklarını yatırmasından, kendini savunmaya hazırlandığı anlaşılır. Çiğnemeden yuttukları için ağızlarına aldıkları şeylerin tadını ve yenilir ya da yenilemez olduğunu çok çabuk ayırt edebilmeleri gerekir. Zımpara gibi olan dillerindeki küçük dikenlerin uçları hayvanın kendisine doğru dönüktür. Bu dikenlerle tüylerini tararlar ve yedikleri hayvanın etini kemiğinden ayırırlar. Dilin ön kısmındaki dikenlerde bulunan tad alma dokusu ile ekşi, tuzlu ve acı tatları ayrıt edebilirler ama tatlı (yani şekerli) tadı hissetmezler. Su içerken dillerini kıvırarak kepçe olarak kullanırlar. Kedigillerin ağızlarında otuz tane diş ve bir diastema () vardır. Bu diastema, hayvan ağzını kapatırken altta ve üstte bulunan yan dişlerin birbirine değmeden yanyana durmalarını sağlar. Yan ve tutma dişleri avladıkları hayvanı tutabilmelerini sağlar. Koparma dişleri ile büyük et parçalarını koparıp çiğnemeden yutarlar. Kedigiller ayak parmaklarının uçları ile yürür. Ön patilerinde beş ve arka patilerinde dört parmakları bulunur. Çita, balıkçı kedi (Prionailurus viverrinus veya Balık Kedisi ) ve yassıbaş kedi (Prionailurus planiceps veya Felis planiceps) hâricinde bütün kedigiller tırnaklarını parmaklarından dışarı uzatıp tekrar geriye çekebilirler. Yürürken kendiliğinden çıkmamaları ve böylece boş yere, yıpranmamaları için tırnaklarını çıkarmak için özel kasları vardır. Tırnaklar kullanılmadıkları zaman, derinin içinde saklı şekilde durur. Böylece kedigiller hiç ses çıkarmadan kurbanlarına usulca yanaşabilirler. Kedigillerin hepsinin kuyrukları vardır. Dengelerini sağlamak ve kendi aralarında işâretlerle anlaşmak için kuyruk önemlidir. Bazı türlerde, örneğin vaşaklarda (Lynx) kuyruk çok kısadır. Çoğu kedigil yalnız yaşar ve sâdece çiftleşmek için partner arar, çiftleştikten sonra ayrılır. Sâdece arslanlar büyük gruplar oluşturur ve erkek çitalar küçük bir grup içinde yaşar. Çoğu yırtıcı hayvan omnivor (herşey yiyici) iken, kedigiller neredeyse sırf et ile beslenir yani tipik etoburdurlar. Kedigiller uzman avcıdır ve avlarına usulca yanaşıp ânîden saldırırlar. Sâdece çitalar çok hızlı koşabildikleri için (120 km/sa.) saklanmaya gerek duymazlar ve ulu orta avlarının peşinden koşmaya başlarlar. Serbest olarak doğada yaşayan kedigiller dâima canlı olarak yakaladıkları tâze et ile beslenirler. Kedigillerin leş yedikleri çok nâdir görülmüştür. Günümüz bilim adamlarının görüşlerine göre kedigillerin ilk ataları 50-60 milyon yıl evvel Eozen (Eokini) çağında, Viverridae familyasından koparak türemiştir. Bu kedigillerin ilk atalarının örneğin Aelurogale ve Eofelis () cinslerine âid oldukları düşünülür. İlk kedigillerin ortaya çıkmasından sonra Nimravidae ortaya çıkmıştır ve böylece bu familya eski fiqirlere göre kedigillerin ataları değil sâdece kedigillerle aqraba olan bir kardeş familyadır. Kedigillere âid en eski kalıntılar Oligozen (Oligokini) çağından kalmış 34 milyon yıllık fosillerdir. Bu fosillerde kedigillerin en eski atası olarak proailurus (Proeliros) türü görünmektedir. Bu ev kedisi büyüklüğündeki kedi, tropik ormanlarda avlanmıştır. Proailurus cinsinden iki büyük kol oluşmuştur; Kılıçdişli kediler (Machairodontinae) ve kediler (Felinae). 10.000 yıl evvel Homotherium ve Smilodon cinslerinin en son temsilcileri de ortadan kaybolmuştur. Kedinin (Felis silvestris – Orman Kedisi) 9 milyon yıl evvel ortaya çıktığı düşünülür. En eski kalıntıları Felis lunensis türü olarak Asya'da bulunmuştur. Kedigiller, Güney kutbunun hâricinde dünyânın her kıtasında bulunur. Avustralya'da ve Oceania'da (Okyanusya - Okeania) bulunan kedigiller insanlar tarafından götürülmüştür. Ayrıca 70. enlemin (paralelin) kuzeyinde de kedigiller bulunmaz. Anadolu ve Mesopotamia’nın tarihinde birçok farqlı kedigil türüne rastlamak mümkündür. Bunlardan bazıları son buz devrinin bitmesi ile, bazıları da Roma İmparatorluğu döneminde avlanarak tükenmiştir. Ama bu tarihi son 200 yıla kısıtladığımızda bile arslan (leo - ), kaplan (Tigris - , leopar (leopard - Benekli Arslan) ve çita (cheetah) türleri ile karşılaşırız. Anadolu'nun Batı, Orta, Güney ile Mesopotamia bölgelerinde yaşamış olduğu bilinen Asya arslanı en son 19. yüzyılın ikinci yarısında görülmüştür. Kürdistan’da yaşayan çita ise 19. yüzyıldan sonra bir daha görülmemiştir. Türkiye'nin en son Hazar kaplanı, 1970'te Hakkâri Uludere'de, en son Anadolu parsı da yine 1970'li yıllarda vurulmuştur. Günümüzde Türkiye'de bildiğimiz ev kedisinin dışında, ev kedisi ile aynı türe âid olan yaban kedisi, Avrasya vaşağı (Lynx lynx – Bayağı Vaşak), karakulak (ya da step vaşağı – caracal caracal), sazlık kedisi (bataklık vaşağı, Felis Chaus, Saz Kedisi, Jungle Cat) kedigiller familyasını temsil eder. Ara sıra bir leopar gözlendiği rivâyet edilse de, 1979 yılından itibâren hiçbiri güvenilir bir şekilde kanıtlanamamıştır. Anadolu parsı soyunun tamâmen tükenmiş olduğu kabûl edilse bile, İran'dan gelen bir Kuzey İran leoparı (Panthera pardus saxicolor) ya da Orta İran leoparına (Panthera pardus dathei) rastlamanın imkânsız olmadığını da unutmamak gerekir. Wilson & Reeder, 2005 yılında çıkan kitabına göre: · Cins Acinonyxo Çita (Acinonyx jubatus - Cheetah)· Cins Caracalo Karakulak (Caracal caracal)· Cins Catopumao Borneo altın kedisi (Catopuma badia)o Asya altın kedisi (Catopuma temmincki)· Cins Feliso Gri kedi (Felis bieti)o Sazlık kedisi (Felis chaus)o Pallas kedisi (Felis manul)o Benekli kedi (Felis margarita)o Kara ayaklı kedi (Felis nigripes)o Kedi (Felis silvestris): Ev kedisi ve Yaban kedisi· Cins Leopardus (Pardüs - Benekli kediler)o Pampa kedisi (Leopardus colocolo); en modern sınıflandırmalarda Pampa kedisi üç ayrı türe bölünür: L. braccatus, L. colocolo ve L. pajeroso Geoffroy kedisi (Leopardus geoffroyi)o Şili orman kedisi (Leopardus guigna)o And kedisi (Leopardus jacobitus)o Oselo (Leopardus pardalis - Ocelot)o Kaplan kedisi (Leopardus tigrinus)o Maymun kedi (Leopardus wiedii)· Cins Leptailuruso Serval (Leptailurus serval)· Cins Vaşak (Lynx)o Kanada vaşağı (Lynx canadensis)o Bayağı vaşak ya da Avrasya vaşağı (Lynx lynx)o İber vaşağı ya da Pardel vaşağı (Lynx pardinus)o Doru vaşak veya Kızıl vaşak (Lynx rufus)· Cins Pardofeliso Mermer kedisi (Pardofelis marmorata)· Cins Prionailuruso Bengal kedisi (Prionailurus bengalensis)o Iriomote kedisi (Prionailurus iriomotensis)o Yassıbaş kedi (Prionailurus planiceps)o Paslı kedi (Prionailurus rubiginosus)o Balıkçı kedi (Prionailurus viverrinus)· Cins Profeliso Afrika altın kedisi (Profelis aurata)· Cins Pumao Puma (Puma concolor)o Yaguarundi (Puma yaguarondi)· Cins Neofeliso Bulutlu pars (Neofelis nebulosa)· Cins Pantherao Arslan (Panthera leo)o Jaguar (Panthera onca)o Leopar (Panthera pardus)§ Anadolu parsıo Kaplan (Panthera tigris)§ Hazar kaplanı· Cins Unciao Kar leoparı (Uncia uncia)Geleneksel olarak kedigiller familyası daima üç alt familyaya bölünmüştür, ama bu eskimiş sınıflandırmanın mantıklı olmadığı görüşü gitgide yayılmaktadır. Moleküler genetik araştırmaların sonunda, modern bilimde böyle bir ayırım artık yapılmamaktadır
Ve Jaguar... Jaguar kelimesinin etimolojisi tam olarak belli değildir. Bazı kaynaklar Güney Amerika Tupi dilinden Portekizce’ye geçtiğini belirtir. Başka bazı kaynaklar bu sözcüğün Guarani diline âid olduğunu savunur. Tupi dilindeki özgün ve tam isim jaguara’dır ve aynı zamanda tüm etçil hayvanları tanımlamak için de kullanılır. Birleşik hâli olan jaguareté sözcüğündeki -eté "gerçek" anlamına gelir. Guarani dilindeki yaguareté sözcüğü de "gerçek yırtıcı hayvan", , "köpek gövdeli", ya da "yırtıcı köpek" diye farqlı çevirilere sahibdir. İlk etimolojik raporlara göre jaguara sözcüğü "avını bir kerede öldüren hayvan" anlamına gelir ve bu bilgi bir çok kaynakta bulunmaktadır. Ancak bu bilginin doğru olmadığı öne sürülmüştür. Birçok Orta ve Güney Amerika ülkesinde bu kediye el tigre ("kaplan") denir. Panthera onca bilimsel adının ilk kısmının Yunanca pan- ("tüm") ve ther ("vahşî hayvan") sözcüklerinden türetilmiştir. Panthera Doğu Asya dillerinden "sarımsı hayvan" ya da "beyazımsı sarı" anlamlarına gelir. Onca sözcüğünün, hayvanın güçlü pençeleri nedeniyle "çengel" ya da "kanca" olduğu söylense de en doğru etimolojik yorum basitçe hayvanın Portekizce ismi olan onça’dan (on-sa) geldiğidir. (Panthera onca) (Brezilya Portekizcesi: onça pintada), Felidae (Kedigiller) familyasından ve Panthera cinsinin dört büyük kedisinden biri olan bir Yeni Dünya memelisidir. Diğer üç büyük kedi Eski Dünya’nın kaplan, arslan ve leoparıdır. Kaplan ve arslandan sonra en büyük üçüncü kedi olan jaguar Batı Yarımküresi’nin en büyük ve en güçlü kedisidir. Jaguar günümüzde Meksika’dan (ABD’nin güneybatısında bâzen görülebilir) Orta Amerika’ya ve Paraguay’ın güneyi ile kuzey Arjantin’e kadar dağılan bir alanda bulunmaktadır. Benekli kedi, fizikî olarak daha çok leopara benzese de daha güçlü yapısı, davranışsal ve habitat özellikleri ile kaplana daha yaqındır. Tercih ettiği habitat jungle olsa da, ormanlık araziden açık araziye kadar çeşitli alanlarda yaşar. Genel olarak su kenarlarında bulunur ve kaplanla birlikte yüzmekten hoşlanan kediler olarak dikkat çekerler. Jaguar genel olarak yalnız dolaşan, avını izleyip pusuya düşüren bir avcıdır ve avını seçerken fırsatçı davranır. Aynı zamanda ekosistemi dengelemek ve av türlerinin nüfuslarını kontrol altında tutmak konusunda önemli rol oynayan hem süper hem de kilit avcıdır. Jaguar, diğer kedilere göre bile oldukça kuvvetli bir çeneye sahibdir. Kuvvetli çeneleri sâyesinde zırhlı sürüngenlerin kabuklarını deler ve memeliler arasında sıradışı olan bir öldürme yöntemi kullanır. Beyne ölümcül darbeyi indirmek için doğrudan avının kafatasını iki kulağının arasından ısırır.
Jaguar Panthera onca, Panthera cinsinin Yeni Dünya’daki tek temsilcisidir. DNA araştırmalarıyla elde edilen kanıtlara göre arslan, kaplan, leopar, jaguar, kar leoparı ve bulutlu leopar ortak bir ataya sahibdir ve bu da yaklaşık altı ile on milyon yıl önceye dayanır. Fosil kayıtları Panthera cinsinin 2 ile 3,8 milyon yıl önce ortaya çıktığını göstermektedir. Bulutlu leopar (Neofelis nebulosa) genel olarak bu grubun başına konur. Dİğer türlerin evrim ağacındaki konumu değişik çalışmalarda farqlılık gösterir ve henüz çözülememiştir. Çalışmaların çoğu kar leoparını Panthera cinsine katar, kar leoparının bilimsel adının Uncia uncia mı Panthera uncia mı olması konusunda belirli bir ortak görüş de yoktur. Morfolojik kanıtlara dayanan Britanyalı zoolog Reginald Pocock, jaguarın daha çok leopar ile bağlantılı olduğu sonucuna varmıştır. Ancak DNA kanıtları yetersizdir ve çalışmadan çalışmaya jaguarın konumu değişiklik gösterir. Avrupa jaguarı (Panthera gombaszoegensis) ve Amerikan arslanı (Panthera atrox) gibi soyu tükenmiş Panthera türlerinin fosilleri incelendiğinde hem arslanların hem de jaguarların özelliklerini gösterdikleri görülür. Jaguar mitokondriyal DNA’sının analizi, türün ortaya çıkışını fosillerin belirttiğinden daha yeni bir tarih olan 280.000 ile 510.000 yıl öncesine dayandırmaktadır. Fosil incelemelerine göre jaguar iki milyon yıllık bir yaşa sahibdir ve Pleistocene döneminde Bering kara köprüsünden geçtiğinden beri bir Amerikan kedisidir. Panthera onca augusta adı verilen en yakın atası günümüzdeki kediden daha büyüktür. Günümüzdeki dağılımı Meksika’dan Orta Amerika’ya ve Brezilya Amazonu’nun büyük bir qısmı dâhil olmak üzere Güney Amerika’ya uzanır. Bu dağılım içinde kalan ülkeler ABD, Arjantin, Belize, Bolivya, Brezilya, Ekvador, Fransız Guyanası, Guatemala, Guyana, Honduras, Kolombiya,Kosta Rika, Meksika, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, Surinam ve Venezuela’dır. El Salvador ve Uruguay’daki jaguar soyu tükenmiştir. Listeye ABD’nin eklenmesinin sebebi güneybatıda özellikle Arizona, New Mexico ve Texas görüldüğü bildirilen jauarlardır. 1990’ların başında jaguarlar Güney Kaliforniya ve batı Teksas kadar kuzeye uzanıyordu. Jaguarlar, “Tehdit altındaki türler yasası” ile ABD’de koruma altına alınmış ve postu için hayvanların avlanması yasaklanmıştır. 2004 yılında doğal yaşamı koruma memurları Arizona’nın güneyinde jaguarları görüntülediler. Arizona’da sürekli bir popülasyonun yaşaması için yeterli bir av miktarı, öldürülmekten korunmaları ve Meksika’daki popülasyon ile bağlantılarının sağlanması gereklidir. Türün tarihî dağılımına Amerika Birleşik Devletleri’nin güney qısmının tamamına yaqınının dahildir ve güneyde de hemen hemen Güney Amerika kıtasının tamamına yayılmıştı. Toplamda kuzey sınırı 1.000 km, güney sınırı da 2.000 km. gerilemiştir. 40 milyon ile 11,5 milyon yıl öncesine ait Buz Çağı’ndan kalma jaguar fosilleri Missouri kadar kuzeydeki bazı kazı alanları da dâhil olmak üzere farqlı yerlerde günyüzüne çıkarılmıştır. Fosiller, günümüzdeki ortalama ağırlıktan oldukça fazla olan 190 kilogramlık jaguarların varlığını ortaya ççıkarmıştır. Kedinin habitatına Güney ve Orta Amerika’nın yağmur ormanları, kısmen sel altında kalan açıklık sulak araziler, ve kuru otlaklar dâhildir. Bunların arasında kedi en çok yoğun orman alanını tercih eder. Kedi Arjantin pampaları, Meksika’nın kurak düzlükleri ve güneybatı ABD gibi kuru habitattaki yerini çok hızlı kaybetmiştir. Kedi tropik, subtropik ve kuru yaprakları dökülen ormanlara yayılmıştır. Su ile birarada düşünülen jaguar genellikle nehir kenarlarında, bataklıklarda ve avlarını izlemeye yarayan yoğun yağmur ormanlarında yaşarlar. Jaguarlar 3.800 metre kadar yüksek rakımlarda da bulunur ama genellikle dağ ormanlarını tercih etmezler ve orta Meksika’nın yüksek platoları ile And dağlarında bulunmazlar. Jaguar bir süper avcıdır, yani besin zincirinin en üstünde yer alır ve onu avlayan başka bir tür yoktur. Jaguar ayrıca kilit tür olarak otçul ve tanecil hayvanların popülasyonlarını kontrol ederek orman sistemini yapısal bütünlüğünü sağlar. Ancak tam olarak jaguar gibi türlerin ekosistemler üzerinde ne gibi bir etkisi olduğunu belirlemek oldukça zordur çünkü türün olmadığı ve bulunduğu bölgelerden data toplamak ve insan aktivitesinin etkisini dikkate almak gerekir. Genel olarak kilit türlerin eksikliğinde orta büyüklükteki avcı türlerinin popülasyonunun arttığı ve bunun da birbirini izleyen negatif etkileri olduğu düşünülür, ancak saha çalışmaları bunun doğal bir değişiklik olacağını ve popülasyon artışlarının sürreklilik arzetmeyeceğini göstermiştir. Dolayısıyla kilit tür varsayımı tüm bilimadamları tarafından desteklenmez. Jaguarların diğer avcılar üzerinde de etkisi bulunur. Jaguar ve Amerika kıtasındaki ikinci büyük kedi puma, sıklıkla simpatriktir (aynı bölgeyi paylaşan birbiriyle bağlantılı türler) ve sıklıkla beraber incelenmişlerdir. Jaguar ile simpatrik olan pumalar genelde daha küçüktürler çünkü büyük avları jaguar, küçük avları da puma aldığından, bu pumalar normalden küçük kalırlar. Bu durum pumaların yararınadır. Küçük avlar dâhil olmak üzere daha geniş av seçenekleri olan pumalar insanların değiştirdiği doğada jaguarlara karşı daha dayanıklıdırlar; Her iki türde neredeyse tehdit altında tür olarak ilan edilmelerine rağmen puma önemli ölçüde daha büyük bir dağılıma sahibdir. Deyin ki, bu bilimsel verileri yakışıklı bir üniversite öğrencisi Boğaz’da Pizza Mare’de kız arkadaşıyla, yemek yerken, paylaşıyor. Kız buna karşılık bir başka konudan bahsediyor. Yunan mithologyasından, pek de iyi tanınmayan ikinci derece bir ilâheden bahsediyor:
KETO (KİTO, CETO) KETO (Ceto, Kito) Yunan mithologyasında deniz ilâhelerinden biridir. Bu ilâhe deniz tehlikeleriyle şahsiyetleştirilmiştir. Hasseten de Balinalar’ın, büyük köpekbalıklarının ve deniz canavarlarının ilâhesi olarak anılır. Bu nedenle yunanî’de Deniz canavarlarına Ketea (balinaya da (eski yunanî)Kitos (adı veilir She was more specifically a goddess of whales, large sharks, and sea-monsters (Greek ketea). Erkek kardeşi Forkis’i (Ayıbalığı) ürkütücü deniz canavarlarıyla kuşatır : Ekhidna (Yılan balığı), Skylla (Yengeç), Ladon (Tehlikeli Akıntılar), Graia (Gri deniz köpüğü), ve Gorgonalar (Korkunç varlıklar – Tehlikeli resifler, kaya döküntüleri, camadanlar). Skylla’nın annesi olarak Keto Krataiis (kayalara değgin), Lamia (Köpekbalığı) ve Trienos (3 zaman) isimleriyle de anılır. Bu son isim, trienos, 3 boğumlu girdab canavarı Kharybdis ile onu denk kılar. Haribdis KHARYBDIS (Haribdis) yunan mithologyasında bir deniz ilâhesidir. Messina boğazındaki dev girdabda yaşadığına inanılır. Bu bölge canavar Skylla’nın varolguğuna inanılan bölgenin tam karşısına denk düşmektedir. Aynı zamanda gelgitkerin ilâhesi olarak da bilinir. Homeros’a göre boyutlu günlük gelgitleri yönetmektedir. Aristotelis de onu bu biçimde tasvir etmiştir. Haribdis büyük ihtimâlle Keto Trienos ile aynı varlığı temsil etmektedir (3 zamanın deniz canavarı), Skylla’nın annesi ve Sicilya devi Polifemos’un büyükannesidir. Sicilya adının da Skylla isminden mülhem olduğunu hatırlatmak gerekir. Skylla (Scylla) ve Haribdis (Kharybdis), Bunlar İtalya ile Sicilya arasındaki kayalıkların isimleridir. Bu kayalıklar birbirlerine yaqındır. İtalya’ya yaqın olan bu iki kayalığın ortasında ikâmet ederler. Homeros’a göre Karatis’in kızı olan ürkütücü köpek gibi havlar, 12 ayaklıdır ve 6 uzun boynu ve ağzı vardır. Her ağzında 3 adet keskin dişi mevcuddur. Daha alçak olan karşı kayada dev bir incir ağacı vardır ve onun altında Haribdis ikâmet eder. Haribdis denizi günde 3 kere sallar, gelgitlere yol açar : Gemiler bu muhteşem dalgaların arasından geçerler (Homeros, Odysseas-Ulyssis xii. 73, &c., 235, &c.). Haribdis, Poseidon (Posidonas) ve Gaia’nın (Gea, Yi) kızı olarak anılır. Vahşî ve yırtıcı bir kadın olarak Heracles’in (İraklis, Herkül) sığırlarını çalar ve Zeus’un şimşeği olarak denizde ulur. Deniz onun vatanıdır.
Kız sözlerini bitiriyor. Peki neden böyledir ? Neden, bir genç kız yakışıklı arkadaşına Yunan mithgologyasının ikinci derecede ilâhelerinden birini tanıtır ?urgu bu ya, deyip geçebiliriz. Fakat, oğlanın anlattığı kedigiller (Felidae) birinci sınıf hayvanları içermektedir. Buna muqâbil, kızın ilâhesi ikinci sınıftır. Fakat, bir de şöyle bakılamaz mı : Oğlan, birinci sınıf da olsa son tahlilde hayvanları anlatırken kız, ikinci sınıf da olsa bir ilâheden sözetmektedir. Hangisi daha ince düşünüyor olabilir ve neyi hesab ediyordur ? Oğlan, arslanlardan, kaplanlardan, leoparlardan sözetmekle kızın üzerinde – yansıtma yoluyla – bir egemenlik mi kurmak istiyordur ? Ben arslanım veya kaplanım işte mi demek istiyor olmalıdır ? Belki... Kız ise, senin arslanlığın ilâhelere sökmez mesajını veriyor olabilir mi ? Ya da, nezâket ve elegans gereği, Hera, Athina, Artemis, Afrodit vs. gibi birinci sınıf ilâheleri es geçip Keto (Kîto) gibi ikinci derece ilâheleri referans gösterip oğlana bir görgü dersi mi vermektedir ? Belki de, Boğaz’ın etkisiyle deniz ilâhelerini ve deniz varlıklarını hatırlamıştır. Ama, o hâlde neden meselâ Hera’yı hatırlamasın zira İra da denizlerde güçlü bir konuma sâhibdi. İhtimâl ki, Keto’nun korkutuculuğunu da birlikte vurgulamak istiyordu. Veyâ Leylâklar Ormanı’nda uyurken gördüğü bir ruyânın etkisiyle Keto’dan bahsetti. Ormanda bırakmıştık prensesi ve uyuyordu... Blondine bütün gece ormanda uyudu ; hiçbir vahşî hayvan onun uykusunu bölmedi ; soğuk ona kendini hissetirmedi. Ertesi gün çok geç uyandı, gözlerini oğuşturdu, etrafını kuşatan ağaçları gördüğünde çok şaşırdı, odasında ve yatağında bulunması gerekiyordu, hep orada uyanmaya alışmıştı. Dadısına seslenecek oldu, tatlı bir miyavlama ona cevâb verdi ; şaşkın ve biraz da ürkek, yere baktı ve ayaklarının dibinde muhteşem bembeyaz bir kedi ile karşılaştı. « Ah, Güzel ve minyon, ne kadar tatlısın ! » diye seslendi Blondine ve elini harika beyaz tüyleri üzerinde gezdirdi. Tüyleri kar gibiydi. « Seni görmekten çok mutlu oldum minyon zira sen beni evine götüreceksin. Çok acım ve birşeyler yemeden evvel yürüyecek hâlim yok ». Sözlerini zar zor tamamlayabildi ve kedi hâlâ miyavlıyordu. Küçük patisiyle onun yanına bırakılmış bir paketi işâret etti. Paket küçük ve ince bir çamaşıra sarılmıştı. Blondine paketi açtı ve orada tereyağlı ekmekler buldu ; dilimlerden birini ısırdı ve nefis olduğunu gördü, kediye de birkaç parça verdi ve onun da çok hoşuna gittiği anlaşılıyordu. O ve minyon tıkabasa yedikten sonra, Blondine minyona doğru uzandı, onu okşadı ve şöyle dedi ; « Bana getirdiğin kahvaltı için teşekkürler güzel minyon, zarif yüzlü. Şimdi, beni babama götürebilir misin, zira benim yokluğumdan dolayı çok üzgün olmalıdır ».
Güzel minyon müştekî bir miyavlamayla başını salladı. « Aha, demek beni anlıyorsun güzel minyon, zarif yüz » dedi Blondine. « O hâlde bana acı ve beni herhangi bir eve götür lütfen ki, açlıktan, soğuktan ve korkudan ölmeyeyim, bu ürkütücü ormanda ». Güzel Minyon prensese baktı, başıyla, onu anladığını belirten bir işâret yaptı, ayağa kalktı, biraz yürüdü ve Blondine’in kendisini tâkib edip etmediğini görmek için başını çevirip baktı. « İşte, güzel minyon » dedi Blondine, « Seni tâkib ediyorum. Ama, bu kocaman çalıları nasıl geçeceğiz ? yol göremiyorum ». Güzel Minyon, cevâb olarak, çalıların üstüne atladı, onları araladı ve Blondine’in geçebilmesi için bir küçük yol oluşturdu. Blondine böylece bir saat boyunca yürüdü ; ilerledikçe orman daha net hâle geliyordu, otlar parlaklaşıyor ve inceliyor, çiçekler gürleşiyor, ötüşen güzel kuşlar, dallara tırmanıp koşuşturan sincaplar görünüyordu. Ormandan çıkabileceği ve babasını yeniden görebileceği konusunda hiçbir şübhesi olmayan Blondine gördüğü herşeyden mutluydu, çiçek toplamak için yürüyüşe bir ara vermek istemişti ancak Güzel Minyon öndeydi ve ne zaman Blondine durmaya kalkışsa acı acı miyavlıyordu. Bir saatin sonunda, Blondine muhteşem bir şato gördü. Güzel Minyon ona altın parmaklıkların önüne kadar refâkat etti. Blondine bu şatoya asıl girebileceğini bilemiyordu. Zil yoktu, çan yoktu ve parmaklıklardan bir geçiş de bulunmuyordu. Güzel Minyon kaybolmuştu, Blondine yalnızdı... Evet, Blondine bilmediği bir ormanda ve yalnızdır. Ne zordur o yalnızlık duygusu ağalar. Tecrid, yaltılmışlık, hücre, agora, agorafobi, kapalı yer korkusu yani klastrofobi, daralmalar, hüzünler, ürküntüler, kuşatılmışlık ve zıddı ıssızlık. Hepsi birarada. Jungle’lar içreyiz ve içimizdeki Taiga bizi nasıl da korkutur ve üşütür. Uçsuz bucaksız bir Tundra’da bir sese hasret, bir Savana’da kara bir bulut için el açıp duâ eden beyaz bir burjuva misâli, ukâlalığımızın, .ötü kalkmışlığımızın, temiz havamızın esâmesinin okunmadığı bir hâlet-i ruhiyye ne ısdırab vericidir. Her yanımızın sabah donup gece cayır cayır yandığı bir iklimde ense kökümüzde, solunum merkezimizi hedef almış o sahtiyan hançerin turuncu enerjisini veyahut bir okyanus varlığının tiz sesini duymak ne de büyük bir çemberden geçmektir, ‘Allahümme Sabîrûn’ eşliğinde. Ne keskin ve akut bir darbedir yediğimiz boynumuza. Tahîr bir adam olarak ayrılıp gidememe bu diyârlardan ve bunun aslında korkulu bir ruyâ, bir yakaza hâli olduğunu düşünüp sahtekârlıklarımızı aşağılık bir çeşme başında yıkama düzenbazlığı. Ve, önünde sonunda bir ormana illâki de yapayalnız gireceğimiz mukadder iken ve biz bunun farqında olarak, arlanmaz bir manta gibi hafif hafif, ehl-i keyf salınmadayız tehlikesiz ve huzurlu sularda. Ve fakat, unutulmamalı ki, o sular en çok boğan familyadandır ve şakaklarımızda davul çalmayı bekleyen ehl-i gâîb burnumuzun geçip gittiği yeri yalamaktadır bilmeyiz, adammışız gibi gelir, avunur ve avuturuz maîyetimizi. Oysa, maslahat meclisleri olağanüstü hâller dışında yılda bir kere toplanır uzak ülkelerde. Bir tütsü kabı misâli sallanan hayatımızı kolayca, bizi kavramaya çalışan bir toy papazın eline teslim ederiz de, başımızı iki elimize alma konusunda müdhîş tembel, lakayd ve vurdumduymaz davranırız. Bir keşişin hayatı bizi hiç mi hiç ilgilendirmez, bize nedir. Merâkımız, Meragî’den çok geri, güdük ve soysuzdur. Hiçbir orman bize güçlü bir heyecân vermez, coşkumuz maymunların birbirini becerme periodunda duyduklarından daha geri ve daha düşüktür. Sefâlet kaynağından içmeye alışmış kovit kadar şerefimiz, bir maden kadar dilimiz, bir teneke kadar elektron dinamizmimiz mevcud değildir. Ve hep korkarız ; nasıl kendimizi kurtaralım, ânlık huzurlara nasıl varalım diye hergün uluyan maymun taklidleri yapar, şişiniriz. Soytarı olmak içi masqe satın almamıza gerek yoktur ve zâten masq imâlathânesinde çalışmaktayızdır. Sıcaktır hava ve içimiz hep serindir birbirimize. Yalanın kitabı olan hukuku insanoğlu yazmıştır. Kitab okumayız ve okuyanlar alçaklardır. Alçakları yurduma uğratma diye haykıran şâir aslında kitablı olanları kasdetmektedir. Kitabsızlar gelebilir, uğrayabilirler, mahsuru yoktur. Peygamberlerini doğdukları memleketlerden kovma alışkanlığımız çok gelişkindir. Ruhumuz bizim değildir ve zulm ile hatırlanır tarihimiz. Atlılardan hep huylanmışızdır, atlılar gittiler oysa, gelecekleri de yok, sanki. Yoksa, Godot’yu beklemekten de ileri bir hâl mi sergilemeli ? İpsiz olmaktan memnun musunuz ? Tellakların ve tellâlların mutsuz olduğu görülmüş müdür ? Hüseyin bin Tallal hâin midir ? El Cevâb : Evet, hâindir. Hepsi bize müstehâqtır ve biz aynı ormanın dikenli çalılarıyız ve tersinden çalı dikenlerine düşkün yeşil maymunlar. Vesselâm...
DİĞER YAZILARI - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - Ma Alladzi Hadatha Fi Hadath 11/9 (11/9'da Ne Oldu?) - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - II - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - III - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - IV - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - V - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VI - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VII - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VIII - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - IX - JEW - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - X - Başyücelik Devleti'nde Sağlık - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - XI - MEDIA - Berzah - War Ew Ware Lê Bihar Ne Ew Bihare - PKK Açısından Sürecin Değerlendirilmesi ve Perspektifler - KURD
|