|
K U R D
Nereden nereye gelindi. 12 Eylül 80 askerî (ve doğal olarak faşist) cuntasının en üst düzey temsilcisi, Alaşehir yahudîsi, ressâm ve general, sabık genelkurmay başkanı, TC’nin 7. cumhurbaşkanı Ahmed Kenan Evren Kürdler’den bahisle ‘Kart, kurt sesleri çıkaran dağ Türkleri’ biçiminde bahsediyordu. Evren’in bu komik ve bunak ve kara cümleleri sarfettiği dönemlerden çok daha evvel dünyânın isim sahibi birçok tarihçisi ve dahi âlimi Kürdler’den bahsediyordu. Uzun uzun alamıyorum çünkü çok şey var.
Tarihçiler ve Kürtlerden bahsetme tarihleri: M.Ö. 5. yy : Pacty (Bohti, Botan) (Herodot - İrodotis) M.Ö. 4. yy : Kardukhi (Kürt-ler-ler), (Xenofon - Xenofonos) M.Ö. 1. yy : Cordueni, Gordyene (Sallust ve Diodoros) M.S. 1. yy : Cyrti, Gord, (Livy, Strabo) M.S. 2. yy : Gordyeni, Cordueni (Plutarch ve Plinius) M.S. 2. yy : Gordyene, Korduene (Ptolemy ve Dio Cassius) M.S. 4. yy : Kardueni, Cardueni ("Petr. Patr.", Sextus Ruf., Eftropios) M.S. 5. yy : Cardueni, Corduena, Cordyena, Kardueni (Ammianus Marcelinus, Julius Honor., Zosimus). M.Ö. 5. asır demek 2500 yıl evvel demek oluyor ve Herodot gibi bir adam Bohti (Botan) kavramını kullanıyor. Bir asır kadar sonra Xenofon ‘Karduhi’ (Kardoucoi) kavramını ‘Onbinlerin Dönüşü’ adlı eserinde kullanacaktır. Daha geri gidip, Sümerce bir köken de bulabiliyoruz; Sümerce ‘Kur’ dağ anlamına geliyor ve Kur-ti ise ‘dağlı’. Çok da mühîm değil fakat ünlü tarihçi! Ahmed Kenan Evren’in tezi dünyâyı bize güldürebilmiştir, utançların büyükleri arasına yazmamız şart oldu. Bir ülkenin devlet başkanı ancak bu kadar soytarı olabilirdi, olmuştur. Başkaları yok mu? Var tabiî, Süleyman Samî Demirel gibi. Allah’dan ‘Kürd’ konusunda zırvalama rekoru 7.nin elinde. Evliya Çelebi’nin uzun uzun Kürdistan’ı anlattığını bir başka yazıda vermiştik. Güçlü, yiğit ve dağları tercih eden Müslüman bir topluluk olduğunu meâlen yazıyordu. Zâten herhâlde artık ‘Kürd’ var mıdır tartışması absürd tiyatronun konusu olmaya havâle edilmiş durumda, tartışmıyoruz. Şu ânda çok daha farqlı, global, Ortadoğusal, Mezopotamî ve hayatî bir geleceği konuşuyoruz. Kürd bunun merkezinde. Ve, ‘kart, kurt’ seslerinden farqlı phonemler üzerindeyiz. Kürd deyince hâliyle, PKK de berâber ziqrediliyor, doğrusu da budur. Yani, Kürd’den bahsederken Kemal Burkay’a ve onun PSK’na ya da Şerafettin Elçi nev’inden kral soytarılarına değinmenin hiçbir kıymet-i harbiyyesi bulunmuyor. Talabanî konuştu; PKK yaqında ateşkes ilân edecek, onları iqnâ ettim. Yıllar önce Abdullah Öcalan, Talabanî’yi şöyle tanımlamıştı: Siyâsî Fahişe. Güney Kürdistan’da Feodaliteyi ve İlkel Milliyetçiliği temsil eden Mesud Barzanî’nin babasının partisinden ayrılıp ‘Yekiti’ diye kısaltılan ‘Yekitiya Nıştımanî Kurdistan’ (Kürdistan Yurtseverler Birliği) örgütün kurucusu Celâl Talabanî, göreli olarak Kürdistan’da ‘burjuvaziyi’ daha çok da ‘küçük burjuvazi’yi temsil eder. Esnafıdır, öğretmenidir, doktorudur vs. O nedenle olsa gerek böyle bir sıfata lâyık görülmüştür. ABD, Iraq’ı işgâl ve istilâ etmeye gelirken üzerinde en çok net olduğu isim Celâl Talabanî idi. Bulunmaz Bursa kumaşı sayabiliriz. Şimdi Iraq devlet başkanıdır. Kürd olmakla bir ilk notunu düşelim. Uzatmadan; Talabanî – beğenelim beğenmeyelim – resmiyette Iraq devlet başkanı. Konumuz bu değil. Sarfettiği cümle şu; PKK yaqında ateşkes ilân edecek! Nereden biliyor? İqnâ ettim lafı diplomatik yalanlar arasındadır. Bir tür ‘ben’ arızası. İqnâ etmediğini bilenlerdenim. Konuşmuştur, recâ etmiştir. Bu konuşmada Barzanî de temsilini bulmuştur. Yani 3’lü bir görüşme diyelim. PKK’nin ateşkes (agırbest) ilân etmesi için Talabanî’ye ihtiyâcı yoktur ve zâten sürekli sloganı barış’tır. Savaşan iki veya daha fazla devletin silahlı kuvvetleri arasındaki her türlü saldırı durumunun geçici veya kalıcı olarak durdurulması. Ateşkes, tek taraflı veya antlaşma ile çok taraflı olarak ilân edilebilir. Yukarıda ‘ateşkes’in tanımını veriyorum. Bir de aşağıdaki var; A ceasefire is a temporary stoppage of a war, or any armed conflict, where each side of the conflict agrees with the other to suspend aggressive actions. Un cessez-le-feu est une interruption provisoire d'une guerre, ou n'importe quel conflit armé, où chaque côté du conflit est conforme à l'autre pour suspendre des actions agressives. Yani; Ateşkes, savaşın veya herhangi bir silahlı çatışmanın geçici olarak durduruluşudur ki, (burada) her bir taraf (her iki taraf da) saldırgan eylemleri askıya alma (konusunda) mutabıktır.Birinci tanımda ‘devlet’lerin silahlı kuvvetleri arasındaki karşılıklı saldırının durdurulması sökonusu. İkincisinde ise, bir ‘savaş’ın veya ‘silahlı çatışma’nın durdurulmasında bahsediliyor. TC orkestrası ve maestroları ‘birinci’ tanım üzerinden argümantasyon geliştiriyor. Yani, ‘Ben devletim, öbürü ise devlet değil. O hâlde ben onun ilân ettiği ateşkesi ciddîye almam. Tanımam, etmem’ havasındadır. İşimiz yok bir devlet bulacağız ki, ahırın ahengi yerine gelsin. Şunu – qısmen de olsa – anlayabilirdim ; TC devletinin başında Ahmed Necdet Seres (Sezer) yerine K, başbakan RTE yerine Jean Paul Sartre, dışişleri bakanı AG yerine Edward Grey olsa idi çıkıp, ‘biz ateşkes yapmıyoruz’ deselerdi, belki derdim. Ama, ‘olmaz’ diyen zevâta bakıyorum, ‘cezaî ehilyetleri bile olmayan’ araf insanları. Bunları da detaydan sayıp yürüyelim ; Abdullah Öcalan’ın KKK (Koma Komalen Kurdistan) başkanlık konseyine ateşkes teklif etmesi ve başkanlık konseyinin de bunu kabûl etmesiyle, en azından Kürd Gücü açısından, ateşkes resmen devreye girmiş oldu. 1993, 98, 99 ve 2004 ateşkeslerinden sonra beşinci ateşkes süreci başladı. Fakat bu beşincisini diğerlerinden farqlı kılan bir yanı var; Celâl Talabanî, ‘ben iqnâ ettim’ derken kendisinden bahsetmiyordu. Onun, ‘ben’ dediği irâdenin ABD’nin irâdesi olduğunu söylemeye gerek yok. Demek ki, PKK’na ‘ateşkes’ ilân edin telkininde bulunan kurum Talabanî’nin inisiyatif kurumu değil, irâdesi olan ABD’dir. Bu ateşkes telkininin AB ile de münazara edildiği ve destek alındığını tartışmıyoruz. Kerwana İzrael’i de eklemekte bir sakınca yok. Öneri, ABD başta olmak üzere AB ve diğerlerinden geliyor. PKK, neden olmasın, ateşkes doğru bir adımdır, yaklaşımıyla gereğini yaptı. Aynı paralelde Joseph Raltson (ABD’nin PKK koordinatörü, kimilerine göre de anti-PKK koordinatörü), TC’ninki eski paşa Edip Başer, Barzanî ve Arab koordinatör (adayı) ile görüştü. RTE, ABD ile görüşürken çok rahattı ve paralelinde şu gelişmeleri not ediyoruz; 1- ABD’ne, ‘Ben senin dediğini yapmak istiyorum, fakat bu genelkurmay pürüz çıkarıyor, sen bunları yola getir’ dedi. 2 – Aynı gün Yaşar Büyükanıt, Harb Akademileri açılışında, polis akademisindeki öğretim üyelerine, TESEV’e, irticâ ve bölücülüğe karşı diskur çekerken, ‘teröristlere’ en ağır biçimde yöneleceklerini söylüyordu, 3- Dönüşte Britanya’dan geçti ve Bush’tan aldığı garantinin bir benzerini Blair’den aldı, 4- Olli Rehn, ‘At pazarlığı’ yapmadığını ve AB’nin düşünce özgürlüğüne ehemmiyet verdiğini söyledi, 5- Chirac, ‘pour être le membre de l’Union Européenne, il faut accepter les drames et les erreurs’ (AB üyesi olmak için dramları ve hataları kabûl etmek gerekir) dedi ve Ermenistan’da soykırımı andı / tel’în etti, 6- Ertuğrul Özkök, Yaşar Büyükanıt’ın muhtemelen 26 Ekim’de ABD’ne çağrıldığını ve Dick Cheney’le görüşeceğini yazdı (ki, bu bilgi tarihi dışında bizce malûmdur), 8-Devlet başkanı ANS, gerekirse haq ve özgürlüklerin üzerine şal örtülebileceğini belirtti ve 9- Murat Karayılan (Cemal) Newsweek’e konuşarak ABD’ne ‘bana baktığın pencere (açı) yanlıştır, TC’nin bakış açısından kurtul ve farqlı bir manzara göreceksin’ mesajını (apaçık olarak) verdi. 10 – Hellenic News’in yayınladığı rapor ilgi çekici (aşağıda tam metnini buluyorsunuz) ve raporun bir detayı olarak Türkiye-Güney Kürdistan sınırına ABD’nin bir tampon bölge kurmasını ve oraya ABD askerlerinin yerleştirilmesini istiyor. Bu raporda ilginç olan, muhtevâdan ziyâde arkasındaki güçtür. Kaynaklar bu raporun içindeki bazı yerlerde Donald Rumsfeld’in özel isteklerinin olduğunu söylüyor, tampon mes’elesi bu isteklerden biri. Yaşar Büyükanıt’ın önünde iki yol var; bu yollar ABD veya ABD dışı yollar. Kendisini genelkurmay başkanı yapan ABD ve gerisindeki Yahudîlik. İcâzetini oradan aldığını biliyoruz. Bir yerden diploma aldığınız zaman, mezuniyetiniz de (izinliliğiniz) o kuruma bağlı olur. Yaşar Büyükanıt, ABD’den izin almadan hiçbir adım atamaz, yani hiçbir savaş aygıtı ambargo altında çalışmaz. Fakat bu kadar komplike olmasına gerek yok. Yaşar’ın yeteri kadar kalın dosyası var ve açarlar. Onun için, irticâya istediğin kadar yüklen ama Kürd’e yüklenmen artık mümkün değil. Adım at! mesajını verdi (verecek). Eğer, hiç sanmam, Yaşar, ABD’nin hilafına bir adım atacak olursa onu maymuna döndürürler, bu kesin dahası devirirler, bu da kesin. Amerika Elen Enstitüsü’nün (AHI) başkan G. W. Bush’a aktardığı 2006 yılı Yunan-Amerikan siyâset bildirgesi Bu bilgirgeler (beyânat) AHI başkanı Gene Rossidis tarafından hazırlanmış ve temel Yunan-Amerikan üye organizasyonlar tarafından desteklenmiştir. Mektubun metni aşağıdaki (akış) gibidir: Şerefli George W. Bush, Beyaz
Saray 1600 Pennsylvania Avenue, NW Sevgili (sayın) başkan; Amerikan-Elen Enstitüsü’nünce hazırlamış olan ve aşağıdaki mezqûr üye organizasyonlarca desteklenen 2006 yılı Yunan-Amerikan Siyâset beyânatını size aktarmaktan zevk (mutluluk) duyarım: Elen-Amerikan Millî Konseyi,
Amerika Kıbrıs Federasonu, AHEPA, Amerika Pan-Epiros Fedrasyonu, Amerika
Pan-Makedonya Birliği, Amerika Pan-Girit (Bütün Giritliler) Birliği,
Amerikan ve Kanada Pan-Pontian (Bütün Pondoslular) Birliği, California
Amerikan-Elen Konseyi ve Amerika Elen Enstitüsü. Yukarıda tanımlanan siyâsetler her vak’âda (hâl- û kârda) ABD’nin en iyi menfaatleri mes’elesi temeline oturmuştur. ABD, güneydoğu ve doğu
Akdeniz’de önemli ve hayatî menfaatlere sahbidir. Bunlar, bölgeyi kateden
kaydadeğer enerji, ticâret ve iletişim kaynaklarını ihtivâ etmektedir. ABD, Yunanistan’a, bölgede
devâsâ değerde bir bağlantı (ilişki) olarak bakmalıdır. onyıllardır
Yunanistan’ın ABD için güneydoğu Avrupa’da ve doğu Akdeniz’de stratejik,
siyâsî ve ekonomik anahtar ve kendini ısbât etmiş ve güvenilir bir
müttefiq olduğunu ifâde ettik. ABD ile Yunanistan arasında, her iki
ülkenin de yararına olacak karşılıklı özel bir ilişki (ısrârla) taleb
ediyoruz. Kıbrıs Mes’elesinin, kilit Amerikan prensiplerini, AB kanunlarını (acquis communautaire; AB Hukuku), BM’nin Kıbrıs kararlarını, AİHM’nin ve diğer Avrupa mahkemelerinin münâsib kararlarını kucaklayarak anayasal demokrasi normlarını hayata geçiren hükümrân ve uluslararası hükmî şahsiyet sahibi tek bir devletin çift zeminli (iki taraflı, iki bölgeli), iki ortaklı federasyon temelinde görüşmelerle bir düzenlemesini (düzenlemeye kavuşmasını) destekliyoruz.
Türkiye, bölgesi olan kuzeydoğu Akdeniz, Ege ve güney Kafkasya’daki sorunların temel sebebidir. Türkiye, Müslüman dünyâsı ve veya herhangi biri (ülke) için çok zorlu (olumsuz) bir model teşkil etmektedir. Türkiye, Türkiye’deki ABD üslerini, Saddam Hussein diktatoryasına karşı kuzey cebhesi açma temelinde kullandırmayı reddeden (reddetmek suretiyle) güvenilir olmayışı sâbit olan (kanıtlanmış) bir müttefiqtir. Çünkü, Savunma bakanı Paul Wolfofitz yönetimi eliyle sorumsuzca sunulan 26 milyar dollara ek olarak 6 milyar dollar daha istedi, toplam 32 milyar dollar eder. Bir Yönetim yetkilisi bunu Türkiye’nin görüşme taktiği olarak adlandırıyor ‘… ittifâq adına insâfsız bir şantaj / gasb’ (N.Y. Times, Şubat 20, 2003; A1; sütûn 6). ABD Saddam Hussein diktatörlüğünü, Türkiye’nin yardımı olmadan devirdi ki, bu, Türkiye’nin stratejik müttefiq değerinin minimal (çok küçük) olduğunu kanıtladı. Yardımcı Donald Rumsfeld,
Türkiye’nin yardımda boşa düşmesinin aslında ABD güçlerinin kaza ve
kayıblarını arttırdığını ifâde etti. Türkiye’nin güvenilmezliği yeni değildir! Soğuk Savaş sürecinde Türkiye aktif olarak Sovyet askerîyesine ABD’nin ciddî biçimde zararına olacak şekilde yardım etti (bkz. Yunan-Amerikan Siyâset Beyânatı 2006, Teşhir 1). ABD kendi en âlî menfaatleri
dahilinde tenkidî olarak Türkiye ile ilişkilerini gözden geçirmeli ve
yeniden değerlendirmelidir. Bir silah ambargosuna ve ekonomik yaptırımlara
ek olarak, ABD, eğer Türkiye aşağıda sayılanları yerine getirmeyi
reddederse, ticâret ve diğer yararları kaldırmayı (durdurmayı) mütâlaa
etmelidir: illegal silahlı işgâl ve
istilâ güçlerini Kıbrıs’tan kaldırması (çekmesi). 2006 siyâset beyânatı aşağıdaki konuları da kapsamaktadır; ABD, Yunanistan’la ‘özel bir
ilişki’ tesis etmelidir. Kıbrıs probleminin perde arkası. Başkan Tassos Papadopoulos’un BM genel sekreteri Kofi Annan ile İnisiyatifi. Papadopoulos Annan Planı’nın Kıbrıs sorununda hayata geçirilebilir bir çözüm olmadığını söylüyor. Suriye birliklerinin
Lübnan’dan çıkması. Türk Birlikleri’nin Kıbrıs’tan çıkması. 120.000 Türkiyeli illegal
kolonist / yerleşimcinin Kıbrıs’tan çıkarılması. Ekümenik Patrikliğin dînî
özgürlüğü üzerinde Türkiye baskısı. Eski Yugoslavya Makedonya
cumhuriyeti (FYROM). ABD’nin Türkiye’ye dönük
siyâsetini tenkidî olarak gözden geçirmesi gerekmektedir. 1 Mart 2003 tezkeresi ve ‘hayır’ kararı. Türkiye ve AB Türkiye’nin Ermenî Soykırımı. Türkiye’nin Yunan Pondos Soykırımı. Türkiye’ye Ekonomik ya da
askerî yardım veya silah satışı olmamalı, Ekonomik yaptırımlar ve
istifâde ve menfaatlerin çekilmesi (durdurulması). Türkiye – bir numaralı (en büyük) uyuşturucu trafikçi devlet. Türkiye’nin kurbanlarının
(zararlarının) telâfisi. Arnavutluk. The American Hellenic Institute Transmits 2006 Greek American Policy Statements to President George W. Bush These statements were prepared
by the AHI’s President, Gene Rossides, and endorsed by the major Greek
American membership organizations. The text of the letter follows: Evet, Amerikan Elen toplumunun görüşleri de bu şekilde ve ABD, Elenler’i dikkate alıyor. 5 milyon Elen güçlü bir lobidir. Konumuz Kürdler. ABD-İzrael, güney Kürdistan ordusunu birlikte kuruyor. Pilotlarını, komutanlarını, askerlerini eğitiyor, araçlarını, silahlarını, mühimmatını tesis ediyor. Güney Kürdistan’da sâdece ilân edilmiş bir devlet yok, o da yaqında olacaktır. Şimdi TC’nin gelip sıkıştığı çerçeve budur ve dar olduğu çok net biçimde görülüyor. İrticâ ve bölücülük varmış. Eskiden bir de yıkıcı faaliyetler vardı ! Herhâlde şimdi ondan korkulmuyor ve sosyalist hareketin çok zayıf olduğunu anlatıyor. Yalçın Küçük son kitabı ‘Gizli Tarih’te minimalistlerle (düzleyicileri düzleyenler) maximalistler (düzleyenler) arasındaki mücâdelenin –ki, buna iç hesablaşma da denebilir – hâlâ sürdüğünü ve TC’ni kuranlarla, kurmadığı hâlde kurmuş gibi duranların bir savaş hâlinde olduklarını ancak ‘kurmuş gibi yapanlar’ın bu savaşı kazandığını ‘masal’ – gizli tarih olarak yazıyor. Türkiye’de bir irticâ var mı geyiğini yeniden okuyoruz, aydınlarımız, köşe yazarlarımız, askerî-sivil bürokrasimiz, siyâset, hukuk, üniversite kurumlarımız Türkiye’nin sorunu olarak iriticânın altını çiziyorlar ve müdhiş bir falsifikasyondur, yalanın kuyruklusudur. Sanki Türkiye’de silahlı bir İslâmî hareket varmış da, çok eylemliymiş de rejimi ve resmî ideolojiyi tehdit ediyormuş gibi. Dönüp dolaşıp irticâyı türbana indirgemekten gayrı bi riş yapamıyor sistem. Türban ona çok lâzım olan bir araç, sürekli kullanması lâzım ve yurdumuzun Müslümanları’na müstehâqtır. Devletimizi bu anlamdaki başarılarından dolayı tebriq etmek gerekir. Türbanın rejimi tehdit etmesinin bir konfabülasyon (fabl uydurma) olduğunu biliyoruz ve çok fazla deşifre ve demode oldu. Sorun yok, devlet yani TSK bu masalı yeniden üretmeyi beceriyor, haqqını teslim ediyorum. Bir gün yalancı çobanın düştüğü duruma düşebilir. Fakat, devlet kendi bekâsı için tehlike gördüğü iki tehlikeden ikincisinin bir fabl olmadığını bilakis çok somut bir gerçek olduğunu görüyor. Yıllarca, ‘terör örgütü, bebek kâtili, eşkıya, bölücü, hâin, ayrılıkçı, ermenî tohumu vs.’ nev’inden saptırma ve çarpıtmarla bir anti-Kürdizm oluşturmaya çalıştı, olmadı. Her türlü provokasyonu denedi, 5000 tane köy boşalttı, fâili meçhûl (belli) cinâyetler işledi, gözaltında kayıblara imzâ attı, insanlığın bittiği ıssız yerlere defâlarca gitti, katli’âmlar yaptı, iftirâlar attı, itirâfçılığı ve koruculuğu geliştirdi, Kürdler’i birbirine kırdırmak için elinden geleni yaptı, her aracı maximum kullandı ve bunları yaparken ABD’nin de, AB’nin de, İzrael’in de sonuna kadar desteğini aldı. TC, bir sömürge devlettir, emperyalizmin ileri karakoludur. Göz yumdular, silah sattılar, para kazandılar. En çok emperyalistler, sonra kompradorlar ve nihâyet köleler. Bütün bunlar olurken – hâlâ – Türkiye denilen tarafta bir hay huydur, bir eğilencedir, bire cinnettir, bir aymazlıktır, bir manidir gidiyor. Umursamazlık dizboyu. Müslümanlar, devrimci-demokratlar, liberaller, aydınlar, işadamları, üniversite çevreleri, muhafazakârlar, çevreciler, milliyetçiler ağız birliği etmişçesine kör ve sağırlar hattâ düşmanlar. Fakat, deniz bitti ! Şimdi, Kürd (daha ziyâde güney) ey Fars, ey Arab, ey Türk sen beni yüzyıllardır düşman belledin, beni itip kaktın, benim değerlerimi dikkate almadın, beni ezdin, katlettin, hapsettin, evimi başıma yıktın, hânemi yaktın, dilimi kestin, hiçbir İslâmî ve insanî ölçü tanımadın, beni insan yerine koymadın, bana ‘kıro’ dedin, beni hep aşağıladın, yerden yere vurdun, köle muâmelesi yaptın. Bu durumda, hangi haqla beni ABD ile işbirliği yapmakla suçluyorsun, mâdem bu kadar kardeşlikten yanaydın ABD buralara gelmeden evvel bu yaqınlığı göstereydin olmaz mıydı, aklın şimdi mi başına geliyor. Ben millî kimliğimi sonuna kadar götüreceğim, haqlarım mahfuzdur ve bu yolda ABD ile de İzrael ile de ittifâq eylerim, bu benim sorunum senin değil, diyor. Özeti bu. Bir zamanların sıkı müttefiqi ABD, Britanya, İzrael için öncelikler değişti. Kullanılan eşyânın zamanla aşındığını, yırtılıp kırıldığını ve nihâyet çöpe atıldığını iyi biliyoruz. Türkiye’nin de kullanma tarihinin geçtiğini son gelişmeler iyice su yüzüne çıkarıyor. Özgücüne (İRTİCÂ !) ve kardeşlerine (KÜRD BÖLÜCÜLERİ) güvenmeyen bir devlet, onları düşman ilân eden, onları öldürüp hapseden bir devlet tabiî ki, 1 milyon asker kaçağından musdarîb olur, insanlar akın akın, ölüm bahasına, bu toprakları terqeder, metropoller varoşlarla boğulur, kuşatılır, kapkaç, tecâvüz, gasb, hırsızlık, sapıklık, fuhuş, alkolizm, uyuşturucu kullanımı, yolsuzluk, rüşvet, irtikâb, çeteleşme ve duyarsızlaşma dizboyu olur. Devletin buradaki başarısı(zlığı)nı yine kutlamak gerekiyor. Şimdi, eline mikrofon alan kuvvet komutanı vatan, millet, irticâ, bölücü terânesine devam ediyor. Ne acı ve yine ne komiktir ki, aynı saatlerde ve günlerde, Rumsfeld’in isteğiyle Elenler’in raporlarına yeni şeyler ekleniyor ; tampon bölge ve askerî-ekonomik ambargo. Pekiyi, bir ülke nasıl direnebilir veya onun gerçekten özgür ve bağımsız olduğunu nasıl anlayabiliriz ? Bir ülkenin devleti kendi halqını onun emrinde bir hizmet aygıtı olduğuna iqnâ ederse. O zaman halq kendi aygıtını yüce bir değer olarak sahiblenir ve korur. 10 tane ABD de gelse son nefer imhâ olana kadar toprağını ve değerlerini savunur, direnir çünkü buna imân etmiştir. Yok eğer bu devlet kendi halqını sömürüyor, askerî oligarşinin modern köleleri hâline getirip gencecik insanları ona peşkeş çekip kurban ediyorsa, elleri kana bulanıp gırtlağına kadar batağa saplandıysa o ülkede halq için farqeden birşey yoktur ve değerler yer ve muhtevâ değiştirmiştir. ABD daha çok para verir, satın alma gücü daha yüksektir ve halq artık gürûh olduğu için birbirini çok az bir maddî değer karşılığında pazarlar ki, durum budur, ucuzlamıştır. Lynch psikolojisi alıp başını gitmiştir, herkesin eli herkesin cebindedir. Gerçekliği örtememezsiniz, heryerde karlınıza çıkar. KKK (Koma Komalen Kurdistan) başkanlık konseyine son olarak ateşkes çağrısında bulunan Abdullah Öcalan, bunun iyi değerlendirilmesini aksi hâlde kendisinin hiçbir şey yapamayacağını ve 100 yıllık bir boğazlaşmanın başlayacağını ve bunu hiç kimsenin engelleyemeyeceğini söylüyor. Kürd Ulusal Mücâdelesi’nin ‘bölücü’ olduğu yalanına artık özellikle devletin kurumları bir son vermelidir. Bu kuyruklu bir yalandır, Kürd halqının insanca ve anayasal olarak onuruyla yaşamak talebinden başka bir arayışı yoktur. Doğal olarak PKK’nin de yoktur. Son terorist kalıncaya kadar diye saçmalayanların kıçlarındaki akıllarını başlarına almaları için son fırsatlarıdır. Bu tür bir boğazlaşmayı hiç kimse kaldıramaz ve galibi de olmaz. Galib emperyalizm olur, ABD olur. Parayı o kazanır, senin kanın ve canın gider. İtalya’daki NATO toplantısında gösterilen haritalar yanlışlıkla falan değil tamamen bilinçli olarak oraya getirilmiştir. Emperyalizm bütün kurumlarıyla sana senin geleceğini gösteriyor. Bugün senin, ‘benim’ dediğin Amed’in yarın ‘senin’ olmayacağını anlatıyor. Peki nasıl sahib çıkacaksın Amed’e, her gün çocuklara saldırarak ve katlederek mi, ev basarak mı, mıntıka temizliği yaparak mı, önüne geleni gözaltına alıp işkence ederek mi ? Mürtecîleri ! yardıma çağırarak mı ? Gelir mi Müslümanlar senin yanına, sen onları tehlikeli addetmiyor musun ? Düşmanından yardım mı isteyeceksin ? Cinnetin son evresine gelindiği âşikâr. Dönüşü var mı ? Son tecridde ; Eğer TC deliriumunda ısrâr ederse, bu pratiğinde ayak direrse, o ‘sanal’ zannettiği haritalar 10 yıl sonra il’el ebed ‘gerçekliğe’ dönüşür, Pandora’nın kutusu açılmaya görsün, ümid hariç herşey dışarı çıkar, büyü bozulur. İrticâ – her neyse – senin beklemediğin bir ânda ve yerden neş’et eder boynuna dolanır. Bu kini, bu nefreti, bu garezi ve bu boş inâdı bir kenara bırakmak için son demler ve fırsatlar bunlar. Aksi felâketi fısıldıyor. K, 2006 diyor, 2006 çok şeyin kırıldığı yıl, dönemeç, viraj… Demiri kendi tarafına bükebilmenin ihtimâli hâlâ var. Son aylar, son ânlar. Ümîd can çekişse de henüz ölmedi, yaşatmayı öneriyorum. Ölürse devlet te ölür, halq da, Türk de, Kürd de, Müslümân da, laik de. Bu savaş emperyalizmin kan bankasına bedâva malzeme taşır, durdurmak için iz’ân ve akıl. İlk defâ akla bir değer biçiyorum, sevmediğim hâlde onunla işbirliği yapıyorum. Sevmediklerinizle de yanyana gelmeyi deneyin, farqını göreceksiniz. Gün bugündür, kımıldayın. Kürd sorununu çözün, çözelim. Ateşkes kötü değildir. Kibiri bir kenara bırakalım, belâdır. Çözüm ihtimâli güçlüdür. Haydi, barış hemen şimdi... www.drhakkiacikalin.up.toDİĞER YAZILARI -Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- I - Ma Alladzi Hadatha Fi Hadath 11/9 (11/09 'da Ne Oldu?) - Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- II - Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- III - Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- IV - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - V - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VI - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VII - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VIII - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - IX - JEW - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - X - Başyücelik Devleti'nde Sağlık - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - XI - Media - Berzah - War Ew Ware Lê Bihar Ne Ew Bihare - PKK Açısından Sürecin Değerlendirilmesi ve Perspektifler
|