MEDİA

Dr. Hakkı Açıkalın

 

Evvelâ etimolojisine bakıyoruz;

Kelime latince; geç latin dönem kavramlarından biri. Aslı ‘Medius’ (nötr biçimi) ve dişil biçimi ‘media’. Aslında telaffuz edilenle edilmeyen arasında bulunan duraklamayı (es) anlatıyor. Yani bir ses. İkinci mânâsı ise (Tıbb ilminde) bir kan vey akkan (lymphe) damarının duvarını oluşturan katlardan (tabakalardan) ortadaki. Genel olarak kas liflerinden oluşuyor.

İkincisi ‘Medium’ kelimesinden türüyor ve onun çoğulu; Medium – Media. İsim fonksiyonunda. Orta konumda bulunan şey. Orta derece veya şart. Bir şeyi nakletme, taşıma, bir yerden bir yere götürme. Aktarım mânâsı taşıyan kuvvet veya hâdise. Kuvvet aktarımı. Kuşatılmış veya mazruf madde. Hafif materyel (gaz, toz vs.); Interstellar Medium. Veee...; Media (çoğul) kullanımı olarak; iletişim, malûmat veya eğlence sistemi veya kanalı. Yine, kürdler’in atası olarak kabul edilen ‘Medler’in ülkesi.

Gelelim Mass Media’ya; Kitle İletişimi de denebilir. Yayın veya basın. İletişim veya san’atsal ifâde modu. Üzerine (içine) enformasyon yüklenebilen şey (manyetik disk gibi). İki şeyin arasında yer alan, aracılık eden. Ruhlarla (cinlerle) arz arasında aracılık yapan kişi veya varlık. Örn; Medyum Memiş. San’atsal ifâdenin tekniği veya materyeli. İçinde herhangi bir şeyin yaşadığı veya yeşerdiği ortam, vasat. Organizmaların (bakteriler gibi) veya hücrelerin yapay kültivasyonu (yetiştirme) için besleme sistemi; besiyeri. İçinde organik yapıların yerleştiği katı veya sıvı vasat. Kendisiyle pigment karıştırılan ve ressam tarafından kullanılan sıvı.

Bir başka kelimeye bakalım;

Manipulation: Manus latinî ‘El’ anlamında. Verba Volem Scripta manem deyimi de latinî ve ‘Söz Uçar, Yazı kalır’ biçiminde terceme ediyoruz. Fransızca ‘Manipuler’ (Manipüle) fiilinden türüyor ve ingilizce’de ‘To manipulate’ aynı anlamdadır. Ne demek : (Özellikle) kimya biliminde bir cihazı elle tutmak, elle kullanmak, ele almak mânâsına ve en derin yerde latinî’dir; Manipulus. Ellerle opere etme, bir amel gerçekleştirme, işin içine elini sokma. El atmak, kullanma, kullandırma. San’atsal olarak birşeyi denetleme veya oynama. Birine avantaj sağlama temelinde bir işe müdâhale etme. Centilmen olmayan bir biçimde değişikliğe uğratma.

Daha başka;

Dezenformasyon. Des ve information. İnformation: Malûmat + Des: Zorluk ve olumsuzluk anlamı veren bir önek ve yunanî ‘Dis’ten geliyor.

Dezenformasyon: Yanlış, hatalı malûmat. Farkı şu ki; bilinçli bir yanlışlık var. Ve buna ‘falsifikasyon’ da diyebiliriz yani saptırma veya çarpıtma, olduğundan farklı gösterme, yanıltma. Amaç, kamuoyunu gerçekten uzaklaştırmak, doğru bilgilendirmemek, yalan haberlerle oyalamak.

Evet;

Media, manipülasyon ve dezenformasyon. Aslında başka kelimeler de var ve bunlardan bağımsız sayılamaz; falsifikasyon (çarpıtma), illusion (yanılsama), halüsinasyon (sanrı), karşı-devrim, ideolojik (emperyalist-kapitalist) propaganda ve ajitasyon, savaş, güç vs.

Birkaç misâl verelim;

Kocaman bir kadın fotoğrafı ve donu hariç çıplak. İki eliyle (utancından! Olsa gerek) göğüslerini kapatmaya çalışıyor. Fotoğrafın altında bir yazı; Ayakkabıları altın kaplama. Ayakkabıları neredeyse seçilemeyecek kadar belirsiz. Bilmiyoruz neden mamûl olduğunu. Velev ki, altundan olsun ve velev ki, haber değeri olsun, esâs gözümüze sokulmak istenen ayakkabı ise şâyet o hâlde o ayakkabıyı öne çıkarması gerekiyor gazete veya derginin. Oysa ayakkabıları göremiyoruz. Fakat, çok net görülebilen başka porsiyonlar var; göğüsler, boyun, bacaklar ve göbek. Aslında fazla izâha gerek yok, ayakkabılar falan işin sahtekârlığı, gâye etleştirilmiş ve met’âlaştırılmış kadını her şeye âlet ederek sergilemek. Buna manipülasyon mu denir, falsifikasyon mu, dezenformasyon mu? Bence hepsi hattâ ideolojik propaganda daha uygun.

Başka haber; ‚En güzel Alman, bir Türk’ (Hürriyet, 12 Mayıs Cuma). Erol Sander’miş. Aslında Türk falan değil, Sabataist-yahudî. Demek ki, ’yanlışlık!’ var. Yanlış haber de diyebiliriz. Üstelik, Hürriyet isimli gazete sözde halkı bilgilendiren ciddî! Sayılan bir gazete. Sürmanşette neler var: Aylık kirası 100.000 Euro. Bir fahişenin hayatını anlatan bir filmden bahsediliyor ve daha dikkat çekici olan kel bir herifin çıplak bir kadının üstüne abanmış bir fotoğraf karesi. Çıplak kadın çok prim yapıyor. Manşette ise, ’Madalya ile hapse girerim’ dediği ileri sürülen bir kadının haberi var. Kadın İnönü’nün torunu ve Sabataist-yahudî CHP milletvekili Gülsün Bilgehan. Fransa devleti Legion d’Honneur’ madalyası vermiş. Yahudî alıyor. Üstelik, ’mühîm gazete’ fransızca ‚Honneur’ (Onör) kelimesini ‚Hounneur’ (Unör) biçiminde yazmış ki, bir diğer yahudî Özdemir İnce’ye sorabilirlerdi. Hoş, Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün çok iyi tesbit ettiği üzere bu gazetenin başyazarı Ertuğrul Özkök Rodop isimli yahudînin ingilizce bilmediği ve ‚capitol’ (anıttepe) kelimesini ‚capital’ (başşehir) kelimesiyle karıştırdığıdı ve daha nice herzelere imzâ attığı malûmdür. Aynı gazetede ‚Heimatloss’ (vatansız) ‚sans origine’ (orijinsiz, soysuz, köksüz) ve ‚dönme-dönek’ yazar Ahmed Hakan Coşkun, Urfa Kürdü olduğu hâlde kürdlüğünden utanç duyan ve kendi halkına düşman ve hâin Bekir Coşkun isimli sözde ‚hayvansever’, Oktay Ekşi isimli insanlık düşmanı yaratık, Feraî Tınç Özipek, Mehmed Ali Birand, Ayşe Arman, Hadî Uluengin, Yalçın Bayer gibi yahudîler makâle yazıyorlar. Demek ki, BİRİNCİSİ; Media’da yer alabilmek için yahudî veya yahudî yalakası olmak gerekiyor. O hâlde hem dünyada ve hem de Türkiye’de Media=Yahudî Tekeli=Global Emperyalizmin en güçlü silahı=İnsanlık düşmanlığı=alçaklık ve ihânet…

Her türlü namussuzluğun mubah olduğu bir media döneminden geçiyoruz. Ve bu trenin lokomotifi yahudîlik ideolojisi, herşey onun istediği ve planladığı gibi yürütülüyor.

Çok nâmlı TSK’nin kurmaylarının yahudîliği (Koşaner, Yalman, Özkök, Büyükanıt vs.) tescil olduğu için onların da yahudî media’dan bir şikâyeti olamaz çünkü ‚Türk Ordusu’ artık kocaman bir yalandır ve ‚İzrael’in rezerv ordusu’dur.

Türkiye siyâseti ise, Erdoğan, Gül, Tüzmen, Zapsu, Babacan, Bağış, Akşit, Baykal, Ağar, Mumcu vs. Gibi dönmeler tarafından yürütüldüğü için media ile hiçbir sorunları yoktur.

Türkiye burjuvazisi (TÜSİAD) hâ kezâ dönmeler örgütüdür ve media ile aynı yataktadır.

Türkiye Cumhurbaşkanı da dönme olmakla bu çarkın içindeki yerini almıştır.

Şimdi tek tek isimlerini yazmaya kalksam binleri bulur ve yerimiz dar. Büyük harflerle ‘birincisi’ diye vurgularken, Türkiye’de sâdece medianın değil ve fakat bütün sektörlerin idâresinin yahudî-sabataist-dönme karakterlerin olduğunu ve bunun herşeyi belirlediğini söylemek istedim ve hâliyle Türkiye’nin birinci sorunu da bu olmaktadır. Sorun tesbit edilmeden çözümünün de konuşulması anlamsız olmaktadır. Konudan bağımsız olarak (bağımlı da sayabiliriz) bir kısa misâl vereyim:

1999 yılında Selânik’te 5000 kişinin katıldığı bir siyâsî parti toplantısında o partinin başkanı ve PASOK’un kurucularından ve manifestosunu yazan adam olarak Yunan siyâsî tarihine geçen ve sonra da PASOK’tan ayrılan Mihalis Haralambidis konuşmasının bir yerinde şu cümleyi kurdu: ‘Ege’de bir Türk-Yunan sorunu değil bir Türk sorunu vardır, bunu doğru tesbit etmemiz gerekir’.

Peki, bizim konumuzla ne ilgisi var? Şu; Türkiye açısından da belki Ege’de bir ‘yunan sorunu’ vardır. Sorun ancak böyle ortaya konabilir. Yoksa, Türk-Yunan sorunundan bahsedersek Türk-Yunan çözümünden bahsetmek zorunda kalırız. Anlamsızdır, iki tarafın sorunu olarak ortaya koyulursa taraflardan birinin çözümü boşa düşecektir.

Türkiye’de, Alevî-Sünnî, Türk-Kürt, laik-laik olmayan, sosyalist-kemalist/faşist vs. gibi sorunlar yoktur. Sorunlar yazılacaksa net ve anlaşılır ve tek başlıkla yazılır. Misâller;

Türkiye’de;

1-Şabbataizm / dönmelik / yahudîlik (hepsi de aynı anlamda olmak üzere) sorunu vardır ve başattır. Herkes – resmî / gayrı resmî – bunun üstünü örtse de ve bu Türkiye’nin en büyük tabusu olsa da ‘SORUN’ olmaktan sıyrılamamaktadır. Bilimsel olan, varolanı bulup çıkarma misyonu ise er ya da geç bu ülke, hiç kimsenin de yardımına ihtiyaç duymadan ve özgücüne bağlı olarak bu sorunu çözecektir. Şu âna kadar bu sorunun yeterince dillendirilmemiş ve dolayısıyla tartışılamamış olması onun çözümsüz veya ilel ebed devam edeceği anlamına gelmez. Belki M.Kemal, ‘Benim naçiz vücûdum elbet bir gün toprak olacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebed pâyidâr kalacaktır’ derken aslında ve bilinçaltında kendisini ‘Père de la Nation’ (Millet’in atası) görüyordu fakat pâyidâr kalmasını umduğu veya çok arzu ettiği cumhuriyetin aslında Türkler’in cumhuriyeti olmadığını, Türkler’in ancak bir başka ulusun kuluçkalığını / folluğunu oluşturduğunu biliyordu. Bu cumhuriyet aslında yahudîliğin bekâsı için kurulmuştur ve başkaları bu (kendine âid) topraklarda ‘grek’tir yani – İsrail’e ve yahudîler’e göre – yabancıdır, eldir, ikinci hattâ üçüncü sınıftır. Hiçbir hakikat gizli kalmaz düstûru uyarınca bu ‘birinci’ sorunu oluşturan gerçeklik de illâki kendini gizleyemez hâle gelecek ve hiçbir güç onu korumaya muktedir olamayacaktır. Hem bilim ve hem de itikâd bunu söyler.

2- Kürt sorunu vardır ve bu görünendir çünkü bir Ulusal Mücâdele’ye dayanmaktadır. 30 yıllık bir geçmişi vardır. Türk-Kürd sorunu demiyoruz dikkat edilirse. Sorun ikili değil. Kürt sorunu birinci sorundan ayrı ve bağımsız ele alınamaz. Birinci sorunla birlikte ve ona yakın, ama onun kadar değil, ehemmiyete sahibdir. Çözümü ise Kürdler’in taleblerine kulak vermektir. Yahudî’nin Kürd üzerinde bir hesabı mutlaka vardır fakat şu tez doğru değildir; Yahudîler Kürdler’le ittifâk geliştiriyor. Bu mümkün değil çünkü yahudî’nin ahlâkı ve tıyneti buna müsâde etmez. Olsa olsa hesabını uygularken herşeyi kullanır ölçüsü doğru bir değerlendirme olabilir.

3- Türkiye’de bir kemalizm sorunu vardır ve birinci ile ikinciden bağımsız değildir. Birincisi ile birinci derecede akrabalığı (kan bağı) ikincisi ile husumeti vardır. Her iki düzlemde de birbirleriyle ayrılmaz bağları vardır.

4- Türkiye’de bir dîn sorunu vardır; Birincisi tamamen dînî-ideolojik ve ortadoğulu olmakla bununla bağlıdır, diğeri (ikincisi) kahhar ekseriyeti Müslüman olmakla tamamen konunun içindedir, üçüncüsü zıddiyet ve hattâ hostilité boyutuyla themanın göbeğinde yer alır.

Demek ki Türkiye’de tek bir sorun vardır (yahudîlik ideolojisi) ve bu sorunun çözümü sürecinde İslâm’ın (İbda’nın), Kürd’ün (PKK’nin) ve demokrasinin (vicdan sahibi metropol entelijansiyası) adımları belirleyici olacaktır.

Sorun tektir ve çözüm de tektir. Sorunun üzerine gidildiğinde doğalından çözüme yürünmektedir. Bugün en çok Kürd çaba gösteriyor ve bedel ödüyor ise en anti-yahudî güç de Kürd gücü olmaktadır. O nedenle gazetesine, televizyonuna, dergisine, diline, askerine, yaşlısına, gencine, siviline, malına, mülküne en çok saldırılan Kürd’dür. O hâlde Kürd, yahudî-sabataist-dönme olanın tekerine en çok çomak sokan olarak en büyük saldırılara maruz kalmaktadır. Yine, yahudîyle en çok boğuşan bir diğer güç olarak İbda fikriyatı çok büyük saldırılara uğramaktadır; önderliği hücrede ve tecridde, yayınları takibde ve mahkemede, evleri ve malları müsâdere ve tecâvüz altındadır.

Media mes’elesine geri dönecek olursak ; Sistemin genel anlamda ezmek, uyutmak, yok etmek, pasifize etmek, manipüle etmek, dezenforme etmek ve karşı-devrimi sürekli zinde tutmak için mediayı en fazla kullandığı ve en fazla bel bağladığı araç olarak tanımlayabiliyoruz. Bu mânâda, Batı’nın ulaştığı her yer Batı’dır esprisi çerçevesinde, ha Türkiye ha Mısır ha da Endonezya, fark etmez, Batı’nın ulaştığı yani Emperyalist kapitalizmin bütün kurumlarıyla işgâl ettiği ‘doğu’lar olarak ABD’den ya da AB’den farklı değildir. Buradan da, emperyalist globalist kapitalizmin aslında evanjelizm-judaizm birleşik ideolojisi olduğu net biçimde ortaya konulduğunda Hürriyet – Al Ahram – Kathimerini – 24 saat – Hemşehrî vd. legal! gazetelerin New York Times, Le Monde vs. gibi batı gazetelerinden hiçbir farkı olmadığını hattâ daha geri ve daha softa olduklarını, uşaklıktan öte bir rol taşımadıklarını, aksi durumda yayınlanmalarına asla izin verilmeyeceğini belirtmek gerekir. O nedenledir ki, alternatif veya muhalif muhtevalı yayınlar ya her dakika mahkemelik olmakta veya sürekli yoğun baskı altında tutulmaktadır. Meselâ, RTE’nın hırsız, insanlık ve İslâm düşmanı, Kürt ve komünist düşmanı, ABD ve yahudî dostu ve hizmetkârı olduğunu herkes sarih veri veya sezgi yoluyla biliyor, en yakın çevresi daha iyi biliyor. Yine aynı durum Baykal ve diğerleri için de geçerli fakat basın ve media’nın diğer araçları bundan hiç bahsetmiyor. Yine, sistematik işkence, açlık, fukaralık, fuhuş, zulûm, hırsızlık, anti-demokratik uygulamalar gırla gidiyor. Bunlar hiç yazılmıyor veya çok sulandırılarak magazin biçiminde içi boşaltılarak işleniyor. Bu çok anormal mi? Hayır zira egemen sistem açısından bu bir siyâset ve propaganda biçimidir.

İslâmî gazete diye bir şey yoktur (Aylık hariç). Çünkü İslâmî olan hiçbir ölçü dikkate alınmamaktadır. İslâm’da kadın vücudunun sergilenmesi yoktur ama İslâmî(!) sıfatıyla anılan basında bu sürekli ihlâl edilmekte ve çiğnenmektedir. Katledilen (Kürd) çocukları, ihtiyarları, kadınları ile ilgili (ki, Müslümanlardır) olarak kullanılan sıfat sâdece ‘terörist’ olmaktadır. Yahudî-sabataist-dönme generallerden ‘paşamız’ diye bahsedilmektedir. Yahudîlerin, ‘Türk Ordusu’ adı altında örgütlenen bir kurumun kurmay kadrolarını neredeyse tamamen işgâl etmiş olmaları İslâmî! sıfatlı basın tarafından keyf ve şevkle karşılanıyor. Bunun hiçbir iler tutar tarafı yoktur. Onursuzluktan başka hiçbir anlamı olamaz. Salih Mirzabeyoğlu hiçbir suçu sâbit olmadığı hâlde ‘atılı’ bir suçla ağırlaştırılmış müebbed hapis cezâsı almış, tecride (hücre cezâsına) mahkûm edilmişken İslâmî basının bu konuya nedense hiçbir alâkası yoktur. Çünkü, yukarıda bahsettiğimiz nedenlerden dolayı bu basının da diğer basınlardan hiçbir farkı yoktur ve başka türlü ayakta kalması da sözkonusu olamaz, yıkılır gider.

Dünyada ve Türkiye’de media, radyosuyla, televizyonuyla, dergisi, gazetesi, sendikası ve diğer örgütlenmeleriyle emperyalizmin alemdârıdır. O nedenle, basın etiği, basın ahlâkı, basın yasası, basın özgürlüğü vs. karavmlar boş ve yalandan ibârettir. İlk başta tanımlarıyla yazdık; manipülasyon, spekülasyon, dezenformasyon, insanlık düşmanlığı vs. media denen azgınlık ve terör kurumunun yegâne vazifesidir. Çözümü devrimdir.

www.aylikdergi.com

www.drhakkiacikalin.up.to

 

DİĞER YAZILARI

-Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- I

- Ma Alladzi Hadatha Fi Hadath 11/9  (11/09 'da Ne Oldu?)

- Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- II

- Aslında Nükte

- Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- III

- Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- IV

- Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - V

- Sholastik'ten Yola Çıkarak

- Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VI

- Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VII

- Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VIII

- Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - IX

- JEW

- Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - X

- Başyücelik Devleti'nde Sağlık

- Şem veya Sam

- Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - XI

 

www.yeniakademya.org

www.akademya.up.to

 

Hosted by www.Geocities.ws

1