|
KİON VE COYOTTE Dr. Hakkı Açıkalın
Kinizm: Kυνισμός (Kinismôs). Bir felsefe akımı. Athinalı Antisthenes (Αντισθενις-Antisthenis) tarafından kurulmuş bir felsefe okulu ve akımıdır. Antisthenes, önce Sofizm’in öncülerinden biri olan Giorgias’ın, sonra da Sokrates’in (Sokratis - SokrathV) öğrencisi olmuştur. Sokrates’in ölümünden sonra, Kinosarges’te okulunu kurmuş ve eğitime başlamıştır. Kimilerine göre, “Kinik" sözcüğü "Kinosarges"ten mülhem, kimilerine göre ise eski Yunanca’da "köpek" anlamına gelen “Kion"dan mülhemdir. Kinikler için de, "köpek tabi’atlı", "köpek karakterli", "köpeksi" tanımı sık sık yapılmıştır. Bunun nedeni, bu okul mensublarının hiçbir töreye, nezâket kuralına, geleneksel değere saygı duymamalarıdır. Oldukça yoksuldurlar. Meşhur Diogenes (Diyojen - DuogenhV) bunun uç bir örneğidir ve bir şarab fıçısında yaşamaktadır. Kinikler için, hayatın doğru sayılabilecek yegâne anlam ve amacı “erdem"dir (Αρεθη-Arethi). Kinikler’in "erdem"den anladığı şey, “insanın tam bağımsızlığını kazanması", "kendini belirlemede mutlak olarak özgür olması yâni her türlü gereksinmeye bağlılıktan insanın kendini kurtarması"dır. Erdem bilgi ile ilgilidir.Antisthenes’e göre, "bilmek" bir "parçalamak"tır. Bir “nesne"yi bilmek, onu "son öğelerine kadar ayırmak" demektir. Bilginin biricik görevi bunu yapmak ve bu öğeleri “adlandırmak"tır. Yargı da, bu adların biraraya getirilmesinden başka birşey değildir. Antisthehenes ( AntisqenhV) bu anlamda anti-Platonien bir tavır sergiler çünkü Platon kavramları (ideaları) gerçek olarak kabul eder. Antisthenes’e göre tek bir Tanrı vardır, ona da ancak erdemli bir hayat yaşamakla saygı gösterilebilir.Bilge kişi, erdemli kişidir yâni kendi kendine yeten kişidir. Bilgelerin karşısında ise, varlıklarına dışarıdan destek arayan kocaman bir budalalar yığını vardır. Erdemli kişiler tanrılara benzerler. Dış nimetlerden olabildiğince bağımsızdırlar. Kirenizm (Kirinizm): Κυρηνισμος (Kirinismos). Bir felsefe okulu. Rahat ve neş’eli bir hayat idealini benimser. Kurucusu Kireneli Aristippos’tur. Aristippos’a göre, insan vücudu sürekli bir değişim-dönüşüm içindedir. Bu yüzden, vücûdun doğal durumu olan uyumlu yapısı zaman zaman ortadan kalkar, zaman zaman da bu uyum yeniden tesis edilir. Uyumsuzluk durumu “acı" duygusunu, uyumluluk durumu ise "haz" duygusunu yaratır. Duygu hâlleri, hareketlerle ilgilidir. Yumuşak hareketler “haz", sert hareketler "acı", tam hareketsizlik "hazsızlık" ve "acısızlık" doğurur. Amaç, “haz" (İdoni - Hedon) olmalıdır. İrâdenin biricik hedefi budur. “İyi", "haz"ın tâ kendisidir. Diğer adı “Hazcılık" (Hedonizm, İdonismos) felsefesidir. Lamba: Λαμπα (La-m-ba). Parlayan, ışık veren, ışık saçan. Λαμψις (Lampsis): Parlayış, aydınlık kökünden. Yunanca, “Kurt” anlamına gelen “Λύκος" (Lîkos) kelimesi de, "parlamak, aydınlatmak” anlamındaki “λαμπω"dan (labo) evrilmiştir. Yine, “Λυχνάρι" (Lihnâri): Kandil, lamba, fener ve "Λυχνία" (Lihnîa): Lamba, şamdan, kandil kelimeleri de buradan gelir. “Λαμπάδα" (Labâda): Meşâle, büyük mum ve “Λαμπτήρ" (Labtîr): Meşâle, şamdan, fener kelimeleri de aynı aileye mensubdur. İngilizce Light (Layt-Işık veya parlak) kelimesi Latince “Lux” (Luks - Güneş ya da yıldız ışığı, gün ışığı, gün, göz kamaştırıcılık, göz parlaklığı), İng; Luxury (Laksıri-Aşırı harcama, aşırı genişlik, Ilımlı olmama, Resmî ya da uç bir konumda olma, Semereli -Bereketli olma, Aşırı - Hızlı büyüme / yeşerme) kelimesi Latince “Luxuria” (Luksuria) veya “Luxus” (Luksus - Güneş sisteminin merkezî yıldızı, güneş ışığına maruz bırakma, güneşte sergileme) kelimelerinden, İng; “Lamp” (Lemp - Lampa, Işık) kelimesi Latince “Lychnus” (Likhnus - Işık, parlama, aydınlatma) kelimesinden, Fransızca “Loup” (Lu - Kurt) kelimesi, Latince “Lupus” (Kurt, Ucu sivriltilmiş demir) kelimesinden gelir. Yine Latince “Lusor” (ışıldama), “Lustro” (Arıtma, temizleme, aydınlatma, etrafında hareket etme, gözetleme), “Lustrum” (Arınma töreni, 5 yıllık dönem) kelimeleri de yukarıdakilerle aqrabadır. Türkçe’de kullanılan “Lüks lambası” da aynı kavramlardan mülhemdir. Her iki kök-dil’de de (Latince ve Yunanca) kurt kelimesinin “aydınlık ve parlaklık” kelimeleriyle ilintilendirilmesi ise ilginçtir. Logosentrizm: Λογοκεντρισμος (Logokentrismos). Λόγος (Lôgos): Kelâm, bilim, bilgi, söz- Κεντρο (Ke-n-dro): Merkez. Sözmerkezcilik. Bütün düşünce, dil ve yaşantımızın kurucusu olacak nihaî bir söz, varlık, öz veyâ hakikâtin varolduğunu öne sürer.
Antisthenes’te Pedia Konsepti Athinalı Antisthenes Sokratis’in eski talebelerindendir. Sofistler’le berâberdi. Felsefesi Kinik (Cynic, Sinik) ve erken Stoacı çevreleri de etkilemiştir. Yaptığı en önemli iş ‘Pedia’ konsepti sayılır. Pedia’yı genel anlamda ‘tahsil ve tâlim’ olarak anlayabiliriz. Burada, okuma, yazma ve san’âtta inkişâf olarak anlamak daha doğru olacaktır. Bu ‘Pedia’ ilâhî bir sıfat taşımaktadır ve tâlim ve terbiyenin ilâhî boyutunun belirleyici olduğu söylenmektedir. Tam erdeme (Areqh - Arêthi) ulaşabilmek için mantığın (LogoV - Logôs) ve aklın (dianoia - diania) nasıl kavranabileceğinin doktrini de diyebiliriz. Bir kere bu doktrin kavrandığında göz (bebeği, zihin) onu hiç gözden kaybetmez ve bunu kalbe bitişik olarak korur. Bu gerçek inançtır. Mamafih, beşerî tahsil ve tâlim erdemi olumsuz etkileyip bozabilir ve ilâhî Pedia’yı tahrib edebilir. Acak, Sokratis veya efsânevî Kentor (KentauroV) Heiron (Chiron) gibi çok büyük ustaların elinde göz sapmaz bilâkis gelişimini ve sıçrayışlarını arttırarak sürdürür. Akıl yürütme (usavurum - αιτιολόγηση) hem erdemi kavramanın hem de onu tahkîm etmenin yoludur. Antisthenies’in en önemli özelliklerinden biri de, felsefe etüdlerini temel derslere ve özgür san’âtlara baz kılabilmesidir.Antisthenes (445-360 B.C.) Sokratis’in gözdelerinden biridir. M.Ö. 5 asır filozoflarından Gorgias rethoriğini sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Buna göre, erdem öğretilebilir bir varlıktır; bunu 4. asırda hayatta tutabilmek için Platon ve Aristotelis çok çaba harcamış ve mantık theorileri geliştirmişlerdir. Buna ‘Kendi Mantığı’ denebilir. Bunlar, Helenistik Kinizm’in öncüleri sayılır. Antisthenes yeni bir ethic ve sosyal norm geliştirme temelinde dialoglar geliştirmiş ve Sinoplu Diogenes ve Stoa ekolü bu öğretiyi devam ettirmiştir. Kayıb olan Herkül dialoglarından en az birinde Antisthenes Herkül’ü Kentor Hiron’u müteâkiben de Titan Prometheos’u ziyâret ederken anlatır. Her iki epizodda da Herkül’ün ilâhî Pedia’nın temsilcisi olduğuna işâret etmektedir. Birinci epizodda sıklıkla Hiron Mektebi’nin mitholojik themaları öne çıkar ve Kentor, ilâhî Pedia’nın ancak ve ancak yarı-ilâhlar ve kahramanlar tarafından tâlim edilebileceğini söyler: "Ondan (Chiron), Eskülap’ın (Aesclapius – Tıbb ilâhı) tıbbı öğrendiğini, Aşil (Ahilleos) söyler. Herkül’den de Ud ve Astronomik literatürü tâlim etmiştir”. Pedia’nın bu boyutu Helenistik ve Roma eğitim programlarına işâret etmektedir. “Herkül, Hiron’un misafirperverliğini sever ve överdi”. Bu, ilâhî Pedia’nın önemli bir karakteridir. Burada, karmaşık astronomik geleneğin mitholojik figürlerle anlatımına rastlanmaktadır. Göklerde Hiron (Chiron) Kentor olarak dersler vermektedir. Bu dersler arasında beşerî bilimler de (Tıbb, müzik, astronomi gibi) vardır. Antisthesnes, Herkül’ü, ağrı ve acının ( ponoV - ponos) iyi bir şey olduğunu temsil eden bir karakter olarak gösterir. Âkîl adam ve erdem konseptinin öğretilebilir olduğunu söyler (didakte; fr. 23, 69). Hiron, kahramanları bu çerçevede eğitmektedir. Okula geldiğinde Herkül, Kentorların vesâyetine girer ve Hiron’a itâat eder. Ondan erdem tahsili alır. Öte yandan Antisthenes, Hiron’u bir ‘Qerion - Therion’ (yabanî hayvan) olarak tanımlar fakat ilminin hatırına usta hocalığına halel getirmez. Bu durum Pindaros’ta da görülür. Pindaros, Hiron’dan ‘Fer - Fer’ (Vahşî Hayvan) olarak sözeder. Pindaros’a göre, kahramanlar Hiron haqqında böyle düşünmektedir. Bu imaj ve tanımlar, bir Köy Mektebi’ne (Agrotiko Scoleio) işâret etmektedir. Burada, potansiyel sahibi olan fakat henüz bunu zahire çıkarmamış kahramanlar izzet-ı nefslerini kazanırlar ve tabi’ata dönerler. Erdem yoluna bu biçimde girmiş olurlar. Bu aşamada erdem henüz felsefî değildir. Eğitimi verilen konular normal insane kültürüne ve bilime ilişkindir. Kahramanların akla ilişkin arayışlarına Eros cevab olmaktadır. Eros’un akıl dersleri Hiron’un mantık (Logos) eğitiminden daha belirleyici bir rol oynamaktadır.Bu dialoğun ikinci epizodunda Herkül, Titan Prometheos tarafından azarlanır. Sebebi, içinde bulunduğu arayış ve bunların dünyevî şeyler olmasıdır. Bu qısımda Herkül’ün, insanın evrendeki yeri üzerinde yoğunlaşması istenmektedir: “Prometheus Herkül’e şöyle dedi: Acın, uğraştığın şeylere göre çok aşağılarda. Bu acı, dünyevî mes’elere ilişkin acıdır. Terqettiğin şeyler bu dünyânın çok fevkindedir. Bu nedenle, sıradan insanlardan çok daha yüce bir seviyeye ulaşmadan kâmil insan olmayacaksın. Fakat eğer bu şeyleri öğrenirsen doğal olarak insane âid olan konuları da zâten öğrenmiş olacaksın. Eğer, sâdece buradaki şeyleri öğrenmekle yetinirsen vahşî hayvanlar gibi olacaksın. Dünyânın bu nev’i konularında gayret içinde olan ve zihninin akıl ve dikkat ölçülerinde kalan yani zaif ve dar olanın çerçevesinde takılı kalan âkîl adam olamaz. Olsa olsa gübre dağlarının tepelerinde zevk-ü safâya dalar gider”. Hiron, Prometheos’a bir öğretmen olarak değil ve fakat tam bir filozof olarak eğitim verir. Burada sofist bir çizgiden ziyâde erdem ve akıl yürütme tâlimi görülmektedir. Antisthenes’in sofist arkaplanı yerini yavaş yavaş Sokratik bir anlayışa bırakır. Burada Platon’un ‘Protagoras’ına yaqın bir durum görülmektedir. Antisthenes’teki iki akıl hocası iki Pedia konseptini ortaya koymaktadırlar. Hiron, insanın güdüklüklerini, geriliklerini, zaaflarını sosyal bilimler vasıtasıyla öğretirken Prometheos kahramana erdemi kendi başına yakalamanın yolunu göstermektedir. Bedenî tâlim ile mânevî tâlim (logoi) birlikte yürümektedir. Bu yönüyle, hem maddî ve manevî ikili tâlim ve hem de mânevî mânâda bir ikili eğitim süreci görünüyor. Bu, insanın eğitimi ( anthropinoV paideia - anthropinos pedia) ki, insane kültürünün temel kalıntıları üzerinden yükselir ve mânevî eğitim (daimonioV paideia - Demonios Pedia) hattı üzerinden işler ve akıl yürütme ve erdem gâyesine mâtuftur. Prometheos bölümünde Herkül (İraklis) mantık yürütmeyi (logismos) öğrenmek ve böylece eşyâyı yüceltmek zorundadır. Diğer yandan, Antisthenes erdem ile ilâhî akıl yürütmeyi de karşılaştırmalı olarak değerlendirir. Burada, Herkül’ün bir önceki (eşyâya dönük) eğitimi bir biçimde boşa düşürülür ve yalnızca ‘Eşyânın mantığı’nın kavranmasının insanı ‘mantıksız hayvan’ olmaktan kurtaramadığı empoze edilir.Antisthenes erdem ve akıl yürütme anlayışı zabtedilir veya kaybedilir değildir. Sokratis’te zabtedilebilir olduğu belirtilen bu durum Antisthenes’le bir ileri aşamaya (veya farqlı) taşınmış olmaktadır. Antisthenes’e göre, Erdem’i (Arethi) doğru anlayabilenler onun zıddına iknâ edilemezler. Erdem hâlini tasvir edebilmek için iki metafor kullanır, Antisthenes: 1) Erdem kaybedilmesi mümkün olmayan silah gibidir (Diog.L., vi. 105); 2) Erdem gediksiz sarsılmaz bir duvardır (Caizzi, fr. 90). Bu sağlam duvarı ulaştırabilmek için uzun uzadıya eğitimlere gerek yoktur. Birkaç kısa ders bunu oluşturmak için kâfîdir. (Diog. L., iv. 29) Türlü türlü mantık anlayışını tâlim etmeye de gerek yoktur (fr. 38). Antisthenes’e göre, uzun sofistike eğitim (Pedia) erdeme taşıyıcı değildir. Şahsî misâller üzerinden yürümek suretiyle ve kısa ve etkili bir methodla sonuç alınabilir. Bu nedenle, “Erdem kendi kendine yetme ve Sokratik gücü korumak için başka hibirşeye ihtiyâc duymamadır; Erdem bir eylemler bütünüdür ve çok sayıda argümana (logoi pleistoi) ya da derse gereksinim göstermez” der. Sokratis’in bu gücü Hiron’un ‘Fisis’i (Tabi’at) kıyaslanabilir. Sokratis’in erdem anlayışı mânevî güç ve tabi’ata gerçek anlamda dönüşü ifâde eder. Antisthenes felsefî eğitim ile kültürel eğitim arasında açık bir ayırım yapar. Birçok vak’âda kahraman felsefî mânâda asla Pedia’ya ulaşamaz. Antisthenes için mantık konseptlerin hakikî mânâlarının özellikle de erdemin ortaya çıkması ve gerçekleşmesidir. Aslında ilk ve tek ders erdemin tek iyilik olduğudur. Tabiî ki bu, son dönem Stoacılığın karmaşık ethik çerçevesiyle ifâde edilmiştir. Kinik Diojen’in ethik anlayışı ise basittir. Antisthenes, Diojen gibi, erdemin sâdece fizikî iyilikleri (tabiî iyilikler) terq etmekle ve temel tabi’ata dönmekle ortaya çıkacağını kabûl etmez. Onun için, beşerî toplumda yer almalı ve böylece beşerî mânâda Pedia’nın temelleri oluşturulmalıdır. Eğer böyle olmasaydı, Antisthenes ‘Cyrus’ dialogğunu yazamazdı. Herkül dialoğunda zahmet çekmenin iyi bir şey olduğunu söyler. Erken Kinikler’de kahramanın siyâsallaşmasına sıcak bakılmamaktadır. Erken Kinikler olabildiğince siyâsetten uzak durmaktadırlar. Diogenes (Diojen - DiogenhV) ruhun ve bedenin tahkimini öngören çift Pedia theorisini geliştirdi. Bu, Kinikler için fizikî dünyâda yaşayabilmenin bir gereğiydi. Fakat, erdemli davranıştaki latif değişimin de altını çiziyordu. Antisthenes bu değişikliği kabûl etmiyordu zira onun kurduğu felsefe anlayışına göre tab’iata geri dönüş bahis konusu değildi. Kinikler Okulu Alm. Kyniker, Kynismus, Fr. cynique, cynisme, İng. Cynics, Cynism, Yun. kyon = köpek, kynikos = köpeksi, Arabî Kelbiye Yaşamın biricik ereğini hiçbir şeye gereksinme duymama ve kendi kendiyle yetinme, kısaca salt özgürlük olarak erdemde bulan Sokratesçi Yunan felsefe okulu. Kurucusu Antisthenes'tir. Okul Kinosarges'te kurulduğu için Kynikler okulu diye adlandırılmıştır. Başka bir kanıya göre de Kynik adı, kyon = köpek'ten türemiştir. Köpek gibi olmayı dile getirir. Kynikler uygarlık değerlerini hor gördükleri ve yaşama biçimleri her türlü kuralın dışında olduğu için bu adı almışlardır. KİNİZM: Hedonizm karşıtı çileye dayalı bir öğreti. Yunanca "köpek" kelimesinden gelir, köpeksilik. Bütün aile bağları toplumsal kuralları ve benzeri kuralları reddeder. Kinizme göre herkesin amacı mutluluktur ve buna sâdece kendini kurallardan soyutlayıp doğanın bir parçası olarak serbest bırakarak ulaşılabilir Sinistlere göre; insan tam anlamıyla bağımsız olmalıdır. Mutluluk için bu zorunludur. Yaşamın amacı elbette ki mutluluktur. ve gerçek mutluluk insanı bağımlı kılan güzellik, lüks ve zenginlik gibi değerlerden uzak kalınarak sağlanır. Kinisizm Antisthenes ile Diogenes’in oluşturdukları Sokratesçi öğreti... Sokrates’in öğrencisi Atinalı Antisthenes, bir hayli yaşlandığı sırada, bütün dünya zevklerine ve özentili felsefelere sırt çevirmişti. Soylular arasında ve zevkli bir ömür sürerek yaşlandığı halde birdenbire doğaya dönmüş, doğaya uygun yaşamayı yeğlemişti. Köleler gibi giyiniyor ve “ zevk almaktansa ölmeyi yeğlerim” diyordu. Öğretmeninden öğrendiği erdem anlayışını herkesin anlayabileceği bir dille anlatmaya başlamıştı. Her türlü mal ve mülk edinmeye, kölelik ve aile kurumlarına, din inançlarına karşı çıkıyor ve çevresindekilere iyilik öğütleri veriyordu. Gerçekleştirmek istediği, bir çeşit çilecilikle insanın tam bağımsızlığını kazanabileceği ve böylelikle mutluluğa kavuşabileceği düşüncesini okullaştırmaktı. Antisthenes’e göre insanın ereği mutluluktur, mutluluk da her türlü bağdan kurtulmuş içsel bir özgürlükle gerçekleşir. İstenilecek tek şey erdem, kaçınılacak tek şey erdemsizliktir. Gerçek erdem, insanın hiçbir değere bağlı ve tutsak olmamasıyla elde edilir. Bunu sağlamak için de insanın bütün tutkularından sıyrılması gerekir. Öğretiye köpeksi adının verilmesi Antisthenes’in öğrencisi Diogenes yüzündendir. Diogenes Antisthenes’in mesihvarî sözlerine uyarak her şeyden el etek çekip bir köpek gibi yaşamaya başladı. Ölüleri gömmek için kullanılan toprak bir kap içinde yaşıyor ve felsefesini eylemiyle gerçekleştiriyordu. Diogenes Antisthenes’in aklından bile geçirmediği bir biçimde bütün geleneği yadsıyarak her türlü ruhî ve bedenî isteklere sırt çevirmiş, kendisini doğanın içinde tabiî bir varlık gibi özgür kılmıştı. Gerçek erdeme böylesine bir özgürlükle varılabileceği kanısındaydı. Kinikler her türlü gelenek ve göreneğe karşı çıktıklarından kinizm deyimi, törebilim kurallarını hor görme ırası anlamında da kullanılmıştır. Bu anlamda utanmazlık demektir. Kinizm, Sokratesçi bir okuldur. Antisthenes da Sokrates gibi töresel bir amaca yönelmeyen bilimleri küçümser, erdemin bilgiyle elde edilebileceğini savunur, yaşamın amacı olan mutluluğu erdemlilikte bulur. Kinik felsefe Sokrates’in talebelerinden Antisthenes tarafından kurulmuştur. O, özellikle Sokrates’in kanâatkârlık öğretisinden etkilenmişti. Antisthenes, soylu bir hayattan sonra ileri yaşlarda dünyâdan el etek çekmeyi tercih etti. Bütün özentili felsefenin değersiz olduğunu söyledi. ‘Zevk almaktansa ölmeyi yeğlerim’ diyordu.
Felsefe ile az haşır neşir olanların bile ismini duyduğu bir filozof da Sinoplu Diogenes’tir (Diojen). İskender ile karşılaştığında söylediği ünlü sözü bilmeyen yoktur. Kendisinden ne dilediğini soran Büyük İskender’e şöyle der; « Gölge etme başka ihsân istemem ». Kinikler insanın sağlıklı olmalarına kafa yormak gerekmediğini söylerler. Aynı şekilde acı ve ölümü dert etmeye de gerek yoktur. Diojen, bir ‘köpek’ gibi yaşamaya karar vermiştir. Böylece, ‘kynikos’ (köpeksi) adını alır. Bir sokak köpeğini örnek almıştı.
Devamla ; Etimolojik olarak ;
kançık (kancık) : dişi köpek. Kan : Köpek. Bir çuval yazı, hepsi Kinizm (Sinizm, Kelbiyye) üzerine. Nedir bunlar? Kinik ekol yukarıda yeterince anlatıldı fakat acaba zıddı nadir bu öğretinin? Hedonizm veya Hazcılık. Yunanca ‘ ηδονισμός’ (İdonismos) kavramından ve o da ‘ηδον’ (Haz) kavramından mülhem. Acı, dert ve ısdırab arayışı ve bunun sonucunda ‘Erdem’ı bulma iddiâsı bir tarafta. Dünyânın nimetlerinden yararlanmayı ve hazlanmayı istemek bir yanda. Şimdi kısaca bir de Hedonizme bakalım;Hazcılık (Lezzetîye, Hédonisme, Hedonism, Hedonismus, Edonismo): En üstün iyiliğin haz olduğunu ileri süren öğreti. Hedonizm.1- Hayatın anlamını hazda bulan
dünya görüşü. Kısaca Hedonizm veya Epikurosçuluk öğretisi de bu. Buna fransızlar ‘Jouir du temps present’ (Mevcud ândan keyf almak, haz almak) derler. Fakat, Epikuros ruhun dinginliğini mutluluğun ölçüsü saymakla ona üstün bir mânâ ve güç yüklemektedir. Ruhî haz gelip geçici (efemer) değil bâkîdir. Birbirinin zıddı gibi görünen iki öğretinin – ki, hazcılık ve negatif hazcılık (kinizm) diye de söyleyenler vardır – aslında birbiriyle bir biçimde kesiştiğini söylemek abartılı olmayacaktır. Hazz : Sevinç duyma, hoşlanma, zevklenme. Saadet. Tali’. Nasib. Nimet ve sürûru mucib şey. Hazz : Kesme. Kısaltma. Kazmak. Yırtmak. Silmek. Hazz : Hafif gövdeli. Bir cins ot. Hazz : (Huzuz) Deniz Koyunu. Vurmak. Duvar üzerine direk koymak. Hazz : Kandırmak. Hazz : Yün. Hazza’ : Nâlin yapıcı, nalbant. Ve ; Hazzal : Ehline ve ailesine sarfedecek birşey bulamayan faqîr. Hez : Eğlence. Ciddî olmayan kelâm. Hez’ : Kırmak. Hezhaz : Keskin kılıç. İki ucu keskin kılıç. Aygırları boyunlarından sıkıp zebun eden yavuz aygır. Hezz : Hızlı okumak. Sür’âtli kesmek. Hezz : Hareket ettirmek. Depreştirmek. Tahrik. Hezz : Vurmak, dövmek. Isırmak. Hezza : İnsan topluluğu, hayvan sürüsü. Huz : Al emri. Al. Huz’ : Alçaklık yapmak Huz : Tuz ağacı. Denize yaqın yerlerde posası denize düşüp rüzgârla dalga döve döve kehribar olur. Anlaşılıyor ki, haz duyduğumuz şeylerden aslında pek de zevk almıyoruz. Bir anlamda onları kesip yırtıyoruz. Kendimizi kandırıyoruz (hazz ediyoruz). Bu yönüyle bir şizofreni (skizofrenia - Skuzofrenia) yani bilinç yırtılması, şuur kopuşması yaşıyoruz. Kopuyoruz. Kendimizi kesip kopartıyor kestiğimiz duvarlarımızın üzerine direkler yerleştiriyoruz. Hazz almaktan anladığımız şey bu. Kimi zaman nâlinci keseri kimi zaman acemî bir nalbant gibiyiz. Hem nala hem mıha bile vuramıyoruz, çok can acıtıyoruz, can yakıyoruz. Hazzımız (Yün) arapsaçına dönmüş, dolaşmış, açılmıyor ve müdhîş bir kargaşa içindeyiz. Ehlimize, ailemize ve topluma verecek hiçbirşeyimiz yok, çok faqîriz, hazzalız. Eğlenceden başka birşey bilmiyoruz ve bu eğlencemizin niteliği çok düşük, ciddî hiçbir kelâmımız yok bu dünyâya söyleyebilecek, lumpenin lumpeniyiz, hez’dir bu ve kırıp döküyoruz, hez’. Bir hezhaz mı gerek acîb ? Keskin bir kılıç olabilir. Bu, bizim gibi beş para etmez hazcı aygırların boyunlarından sıkıp hizâya getirecek bir hezhazın (yavuz aygır) arayışıdır. Boynumuz hezhazlara kıldan incedir. Hızlı okuyamayız (hezz) hattâ doğru dürüst okuyamayız ancak sür’âtli keseriz (hezz). Bu bizim belki de ana çelişkimizdir ; hem okuyamayız hem de (ahkâmın) âlâsını biz ve sür’âtli keseriz. Hepimiz hükkâmlarız. İnsanoğlu hikmetsiz hükkâm olma yolunda çok başarılıdır. Taqdir etmek lâzım.Tahriq ederiz, hareket ettiririz, vururuz, döveriz, ISIRIRIZ ! (hezz). Bu yönümüzle ısırgan ve hazcı bir köpeğizdir ; çelişkimizi kendi bağrımızda taşıyıp hem hazcı (hezz’ci) hem kiniğiz (hezz’ci). Kendimizi insan topluluğu olarak görüyoruz (hezza) ancak hayvan sürüsü (hezza) bile bizi ayıblar. Köpek Sürüsü’yüz (κοπάδι των σκυλιών). Havlıyoruz ve havlamayı dert ve ısdırab olarak anlıyoruz. Uluyoruz, acımızı anlatma temelinde. Alçaklığı nher türünü iyi beceriyoruz (Huz’). Sinsiyiz ve yine bu anlamda ‘Kinik’ sayılabiliriz. Köpeksi, kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırmış, sinsice yaklaşma. Bu durum haz mıdır yoksa acı mı ? Hiçbiri denebilir. Bunun adı düpedüz köpeklik olabilir. Haz da acı da bu köpeklikte buluşuyor ve hiçbiri bizi tanımlamıyor, insanı. Tuz ağacının posası kadar değerimiz yok ama yahudînin tuza atfettiği kudsiyetten haberimiz var.Hâlimiz, bir Şehvet’ül Kelbiyye : Köpek gibi iştahlı olmak (Obezite, Şişmanlık) ve aşırı cinsî azgınlık (Nemfomani, parafilia, satiriasis) durumuna çok denk düşmektedir. Bunun Epikurosçu hazcılıkla ilgisi yok, burada ruhun ebedî dinginliği yok. Sâdece hayvandan aşağı bir sefâlet durumu mevcud. Kaba bir hedonizm ve oynaşma (astia) merakımız var. Duyduğumuz bir acı varsa ki, çok şübheli, kiniklerin kafa patlattığı acıyla veya yoksullukla bir alâkası olamaz. Modernizme sarksak ; Modernizmin içeriğinde "akılclık (rationalism), bilimcilik (Scientism), bireysellik (bireysel özgürlükçülük – invidual liberalism), dünyevîlik (mondenlik, sekülerlik), hazcılık (hedonizm) ve faydacılık (pragmatizm)" var; başta Hıristiyanlık olmak üzere hemen bütün öğretiler ve onların çevreleri, liderleri, ayakta kalabilmek için modernizm ile uzlaşmışlar, kendilerini inkâr mâhiyetinde de olsa birçok tavizler vermişlerdir. Tanımladığımız mânâda modernizme itirazı olan; akla, bilime, özgürlüğe, dünyâ hayatında yaşanacak hazza ve elde edilecek faydaya, temelde karşı çıkmamakla beraber bütün bunların sınırlarını koyan, madde ile mânâ, arasındaki hassâs dengeyi öngören bir tek dîn kalmıştır ki o da İslâm'dır. Modernizmi temsil eden Batı'nın bu yüzden İslâm'a ciddî bir itirazı var, onu ‘uslandırmak’, diğer dînlere yaptığı gibi onu da ‘uyumlu’ hâle getirtmek istiyor. Diyalog modernizmin, manevîyat yıkıcı tarafına yönelik bir mücâdeleyi, ortak değerlerin korunması için işbirliğini hedeflediği sürece meşrû olabilir. Ama kendi toplumu içinde dışlanmış, her geçen gün prestij ve cemâat kaybeden ve daha da kötüsü judaizmin hazzına ve tuzağına düşmüş bir dîn kurumunun, çeşitli hîleler ve takiyyelerle başka dîn coğrafyalarında kendine mensub kazanma ve hayat alanı arama amacına yönelik bir "diyalog" faâliyetine karşı militan olmak gerekir. Olayı düşünsel bağlamından alıp biraz siyâsî sahaya taşıdık. Şimdi de Peter Sloterdijk’e değinelim : Peter Sloterdijk, akıl sinizmine (Vernunftzynismus) teşhis koyar. Aydınlanma eleştirisi yapar ama bu yeni bir şey değildir. Aydınlanma’nın getirdiği doğa-bilimsel ve teknik zaferlere karşı bir güvensizliğin geliştiği 19. yüzyıldan itibâren artan eleştiriler, Aydınlanma’ya hep eşlik etmiştir. Sloterdijk’in eleştirisi, her şeyden evvel, insanı reşit olmama durumundan ve toplumsal eşitsizlikten kurtarmak isteyen Aydınlanma’nın, onu köleliğe götürmesine ve yaşam dünyasını insansızlaştırmasına yönelir. Sloterdijk’e göre, Aydınlanma kuramsal olarak gerçekleşmişse de, pratik olarak gerçekleşmemiştir. Bilinç aydınlanmıştır ve yaşam ilişkilerinin ne kadar ters kurulmuş olduğunu pekala bilmektedir. Ama pratikte, toplumsal dünyânın bozulmuşluğunda hiçbir şeyi değiştirememektedir; bunun yerine, kendisi bozulmaktadır. Bu durumda, tam Aydınlanmaya (“hem hâli-vaqti yerinde ve hem de sefil“dir) doğrulmuş değildir; yanlış ve mutsuz bir bilinç olmuştur. Sloterdijk’in “alt” ve “üst“ten oluşan ikili dünyâ görüşünde, akıl, iki yakayı değiştirmiştir. Akıl, yanlışlığını bildiği ilişkilerin tahtına kurulmuştur ve yukarıdan aydınlanma potansiyelinin “sinizm“e (Zynismus) dönüşmesine izin vermiştir. Akıl sinizmi budur.Bunun karşısında ise “kinizm“ (Kynismus) bulunur: Dünyanın “yarı -akılsallığına“ karşı aşağıdan (“köpeksi“) itiraz. “Kinikler“in prototipi, akılsal karmaşık düşünce sakatlığına ve felsefî safsatalara, somut bir tek-anlamlılıkla ve logosun reddiyle yanıt veren fıçılı filozof, Sinoplu Diojen’dir. Sloterdijk, aklın “idealist yabancılaşması”nın karşısına “kinik” felsefe reddini, “düşünmenin zirvesinde” dışarıya bir adım atmayı koyar. Bu, aralıksız Yapma’nın yerine ara sıra Bırakma’yı koyan, içinde “nesnel olan”ın kendini edilgen bilince algılattığı, eleştirel olarak aydınlatılmış bir “öznel akıl”ın iyileştirilmesi çağrısı, kısaca, daha fazla “olmaya-bırakma” talebidir. Sloterdijk 1999’da yayımladığı İnsanat Bahçesi İçin Kurallar kitabıyla da geniş yankı uyandırdı. Orada, insanın iyileştirilmesi konusunda daha ileri düşünceler dile getiriyordu. Sloterdijk’in, Nietzsche örneğini takib eden şimdiki-zaman-felsefesi, “insan-bakımı ve insan-nesli üzerine bir söylem“ geliştirir ve bu arada bir “antropoteknoloji“ gündeme getirir. Bu antropoteknoloji, “doğum kaderciliği“nin yerine “seçmeli doğum“u veya “doğum öncesi seçim“i koyan çağdaş biyoloji teknolojisini kullanmaktadır. Sloterdijk’in tahrikleri ciddî bir tartışma yarattı. Eleştirmenlerin çapraz ateşinde kaldı. “Olmaya-bırakmak”tan iz yoktu. Artık sâdece aydınlanmaya dayanmayı istemeyen iyileştirme felsefesi hevesi, giderek, farqına varmadan, yeniden, bir Bırakma felsefesi olmaktan çıkıp Yapma felsefesi hâline geldi. Yani nereye gidiyorum, ben? Yukarıdaki ‘Kion’ (Köpek) ve Hedon (Hazz) konusu bu çalışmanın tamamını mı teşkil edecek yoksa? Hayır hayır, kesinlikle öyle değil. Başka bir dünyâ var meselesidir biraz. Tabiî ki, şahsen ikisini de benimsemiyorum. Anthropoteknolog da değilim. Anthropoteknologluk insanlık denen değerin bittiği yerde başlar. İnsanı bırakmak ne kelimedir, hele onu yapmak nice bir iştir, nasıl bir pratiktir? Anthropoteknoloji (mi) diyeceğiz artık? Ne derlerse desinler, ‘İnsan teknolojisi’ varsa orada beşeriyet na-mevcuddur. İnsanı yapmak; insanı bozmaktan gayrı birşey değil. İnsanı yapmak, insanı yaratmakla eşdeğer. Bu durum, ‘kuduz köpeklik’ ( skuliasma) ifâdesidir. Az’a nereye gidiyorsun diye sormuşlar, Çok’a demiş. Ve ‘Kişi refîkinden azar’. Bize refâkat eden, refîklik yapanlardan mı azıyoruz? Peki kimdir refîklerimiz? İnsan yapmaya, insan yaratmaya, insan bozmaya kalkanların refîki kimdir? ‘Bana bir süre ver tanrım, şu dangalak Faust’u yoldan çıkarayım diyen Mefistofeles mi?Aristophanes ( AristofanhV) ‘Kurbağalar’ (Batracoi - Vatrahi) adlı eserinde, Cehennem’deki bataklıklarda yaşayan kurbağalara gönderme yapar. Meselâ, Don Quixotte (Don Kişot, Don Quichotte) ile Sanço Pança ikilisi buradaki Dionysos ile Xanthias ikilisinden aparmadır.Yerlerinde oturmuş ve bir türlü kalkamayan sayısız insan, onbinlerce yanyana gelmiş oturan zekâ, bir tane coşkulu ve tutkulu zekânın yanında bir anlam ifâde edemez. Geveze dudakları olan onbinlerce adam ile altun dilli adamın kıyası herhâlde barbar bir ağacın üstünde oturup sıkıcı türküler çığıran Trakya sığırcığı ile bülbülün iç parçalayan muhteşem şarkılarını karşılaştırmaya benzer. Telef olana dek azâbını şakıyan bir bülbülün hissiyâtı ile diğerininki eşit olabilir mi ? Doğrudur, kutsal bir koro ve onun temsili olan koro başı (korifeos) devlet için faideli olanı tavsiye edecektir. Bize öyle görünür ki, yurttaşlar eşittir ! ve dahi korkulardan muaf sayılırlar. Geçmişteki çekincelerden uzak durmaları gerekir. Köpekçiliğe falan gerek yoktur. Suçlu değillerdir asla. Beş para etmez bir kişinin devletin bir üyesi olması kabul edilemez. Bu utanç vericidir. Köleler bir günde efendi, çapulcular bir günde kaptan-ı deryâ olamazlar. Babalarıyla berâber denizlerde fırtınalar atlatmayan, savaşlar kazanmayan adamları sitede âmir yapmak neyin nesidir ? Birileri bize, ‘öfkenizi dindirin, sâkin olun, çok bilge (tabi’âtlı) adamlar olun, aqraba-i taallukatınızla ve onurlu yurttaşlarınızla uyumlu bir hayat sürün, müttefiqlerinizin takdirini kazanın, eğer çok kibirli olur haddinizi aşarsanız devlet kendini tekrar dalgaların akışına bırakır ve o dalgaların tepelerinde büyük boğuşmalar olur. Bu durumda gelecekte iyi niyetlerimizi muhafaza edemeyebiliriz’ mi demek istemektedir. Birileri bizden ya kinik ve yahut hazcı olmamızı mı istiyor ? Eğer, hayatı ve yüce karakterleri okuyabilecek dosdoğru bir zihnim ve ruhum varsa neden daha dün ağaçtan inen maymunlara sıra vereyim? Şehirlerimi altüst edip mahveden o maymun değil mi? Yüzme bilmeden denize giren, dil bilmeden kriptolog olmaya tevessül eden, beyni bir kum yığınından ibâret, kül suratlı, sahtekâr ve toksik maymun : Daha fazla beklemeyecektir. Ahvâli bu olan maymun, bu ptoma ne anlar barıştan ne bilir savaşı, haysiyeti, yüce duyguları, insanlık hasletlerini, perdeleri, rüyetleri. Bu sarhoş bastonsuz ne zaman yürüdü. Başımızdaki kinikler de, hazcılar da yurttaşlar adı altında şehirleri cehenneme çeviren, suratsız sikkeler kestiren yeni dumanlara üfleyen ecinni taifeleri. Falsifie edilmiş kentlerin çakallarına karşı fıçıda yaşamak direniş veya marifet olarak önümüzde İguana kızartması. Ye !!! Leman çevresi bağlarının çok özel üzümleri misâli, spesialite. Legal tınılı mırıltılara karşı teminatlı memurlarla bulaşık bir danışıklı bir kanlı düğün. Duvarlarda bir yazı : La Justice nulle part, La Police partout. Yani ; Adâlet hiçbir yerde, Polis her yerde. Hiçbir yerde ve her yerde olan (ve olmayan) ikili. Şehir (Poli) ve Adâlet. Bir bronz parçasına üşüşen vandaldan daha bayağı billboard insanı. Yüzü çamurla kaplı korolar, ne kadar adam gibi adam varsa hepsine kasd eden cehennem kurbağalarından oluşan bir bataklık ülkesidir artık. Kakofonilerle, yalancı kırmızı şapkalı kızlarla, kalpazanlarla, abstinence (yoksunluk) sendromuyla kuşatılmış, cibreler ve cüruflar ülkesinde herkes zâten ve doğalından hırıltılarla solumaktadır. Kızıl saçlı bir despotu, yedd-i emîni, âşığı olmayan şehirlerde ‘günâh yüklenen’ kurbanlar (victimes expiatoires) bile kalmadı. Aklın ve ruhun kalmadığı yerde haz akıl köpek de ruh hükmündedir. Eğer, acısını ve çilesini çekebileceğimiz bir şey kaldıysa hâlâ bu azîzlerin ve azîzelerin feyzi ölçüsünde mümkün olacaktır. Gerisi anthropolojik bir şiddetten ibâret…
DİĞER YAZILARI -Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- I - Ma Alladzi Hadatha Fi Hadath 11/9 (11/09 'da Ne Oldu?) - Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- II - Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- III - Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- IV - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - V - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VI - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VII - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VIII - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - IX - JEW - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - X - Başyücelik Devleti'nde Sağlık - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - XI - Media
|