|
HAY-AT VE AT-ASÖZLERİ Dr. Hakkı Açıkalın
Bu yazıda hem bazı atasözleri hem de hayat üzerine konuşuyorum. Evvelâ atasözleri; Rom (roman - çingene) atasözleri: Bir yulaf tanesi, bir atın çiftesinden daha uzun süre can acıtabilir. Benekli gri at yorulmadan ölür. Sinekler sıska atları tercih eder. İyi at kötü renkli olmaz. Beyaz bir atı ve namuslu bir eşi olan adam asla belâya ihtiyaç duymaz. At satarken kötü tarafını öne çıkar ki, iyi tarafları sonradan ortaya çıksın. At çalarken yanında bir at daha olsun. Alıcının 100 tane göze ihtiyacı vardır, at hırsızının tek bir göze bile ihtiyacı yoktur. Rom atasözlerinin büyük bir çoğunluğu atlarla alâkalıdır. Ata ihtiyaç duydukları için olsa gerek yani göçer oldukları için. Sırb atasözü; Deli tilki tek ayağından yakalanır, kurnaz olanı ise dört ayağından... Gall atasözleri; Kötü çiftçinin kovanına eşek arıları dolar. Güçsüz atın olsun, başkalarını rahatsız et. Her deli taç giyerse hepimiz kral oluruz. Ruanda atasözü; Ardınızdan koşanla mesâfeyi açabilirsiniz fakat içinizde koşandan kopamazsınız. Yahudî atasözleri; Küçük tepelerle dolu bir arazide gizli şeylerden bahsetme. Namuslu hikâyeler üzerine soru sorulmaz. İyi bilene zekî (akıllı) denmez, iki şeytândan küçük olanını bilene akıllı (zekî) denir. Peşin hükümler üzerine kurulu fikirler sıklıkla en büyük şiddete yol açar. Güneş, senin yardımın olmadan da doğar. Rus atasözleri ; Ortak araziyi ayılar harab eder. Tamir edilen testi 200 yıl kırılmaz. Minderi bulan kertenkele oradan kalkmaz. Kafa gittimi, saç için ağlanmaz. Paskalya’nın azîzi yumurtadır. Elzem olan şeyin fazla değeri yoktur. Yukarıdaki atasözlerinin hepsini tekrar ele alacak değiliz fakat birini, Sırb atasözü, ikinci konu başlığımıza - hayat - bağlayabiliriz : Deli (çılgın, diwâne) tilki tek ayağından yakalanır, akıllı (kurnaz) tilki ise dört ayağından. Deliliğe övgüden ziyâde diwâneliğe veya yarı-diwâneliğe bir yaklaşım belirlemiş oluyoruz. Diwâne tilkinin bir ayağı tuzağa takılıyorken ve üstelik deli iken akıllı (kurnaz) tilkinin dört ayağı birden tuzağın içinde. Diwâne olmadan akıllılığa geçilemediğini fikriyatın kendisi zâten belirliyor. Peki, hayat ve diwânelik bağını nasıl kurabiliriz ? Uğruna fırtınalar kopartılmayan hayat ne kadar yaşanmış sayılabilir ?.. Özgürlükçü insanın en önemli özelliği, başaramama ve gelişmeme nedenlerine isyân etmesidir. Bizde bu var mıdır ? zaif... Tam tersine, başarmaya karşı tepkiliyiz. Başarısızlıktan rahatsız olma değil de onu derinleştirme gibi köklü alışkanlıklarımız var. O zaman bu kişiliğe ne ad vereceğiz? Neden başarısızlıklardan rahatsız olmuyoruz? Neden şimdiye kadar temel sorunların çözümüne ileri düzeyde bir cevabımız olamadı? Neden fikriyât bu kadar zulme uğradı ? Buna ancak kölelik düzeyimizin içselleştirilme gerçeğiyle karşılık verebiliriz. Kölelerin özgürlükten haz almaları düşünülemez. Biz, mehdiyet kurumuna anlam vererek ve yoğunlaşarak değil, kölelikle geliyoruz. Bu, çok tehlikeli bir durumdur. Dikkat edilirse, ilkçağ köleliğinin yerini ortaçağ köleliği, ortaçağ köleliğinin yerini çağdaş kölelik almıştır ki, bunların bile çok daha karmaşık ve geri biçimlerini başarıyla yaşamıyoruz. Yani bizde sağlam bir feodal kişilik, yerli yerinde bir kapitalist kişilik, oturmuş bir burjuva kişilik de oluşamamıştır. Toplumumuzda bütün kişilikler yarım ve / veya hastalıklıdır. Bunu, fikriyâta sımsıkı sarılmakla aşabilirdik, fakat ona da gelmiyoruz. Buna gelmeyi birçok bahâneyle savsaklıyor, kendimizi çözemiyoruz. Çözmeye ve anlamaya çalışsak bile, bunun için yeterli çaba inceliğini, rafinmanı göstermiyoruz. Çaba gücümüz düşük veya "köleliğin herhangi bir gelişkin aşaması benim için yeter" diyoruz. Yaklaşım budur. Çünkü eskisiyle kıyasladığımızda bunları ilerleme olarak değerlendiriyoruz. Eğer sorun objektif nedenler olsaydı ve devrimin objektif nedenleri gelişmeye fazla fırsat vermiyor deseydik, öncüye ve mehdiyet ölçülerine bu kadar acımasız yüklenmezdik. Objektif koşullar bir devrim yapmak için son derece elverişlidir. Hattâ sübjektif koşullar, yani bilinç düzeyinin gelişimi, özellikle halkın desteği ve organizasyonel kanalların açık olması epey ileri düzeydedir. Şuna gelip dayanıyoruz: Öncü, öncünün de merkezi, önde gelen kadro kısmı problemin gerçek kaynağını teşkil ediyor. Bunun için tüm gücümüzü bu soruna veriyoruz. Ama bu sorunun çözümüne karşı direniyoruz. Fakat mehdiyet kurumu büyük ve destansı bir direnme gösteriyor. O, bize yenik düşmüyor. Bizim çok tehlikeli ve echel davranışlarımıza karşı âdetâ direniyor. Çok değer aşındı,ama anlayışlarımıza teslim olmadı. Hydra ejderine direnen İraklis (Herkail, Herkül) misâli müdhiş direniyor. Geriliklerimize, ilkelliklerimize ve vicdan ölçüsüzlüklerimize karşı çılgınca direniyor. İnsanüstü bir enerji ve şuur durumunu ifâde ettiği âşikâr. Mehdiyet’in müesses hakikatini esâslarıyla birlikte kavramalıydık ki, kendimize yakıştırmak istediğimiz devrimci rolün bir anlamı olsun. Dikkat edilirse, mehdiyet ölçüleri çok aşındırılıyor ve bu müesseseye düşmanın bile veremeyeceği zararları bizzat kendimiz verebiliyoruz. En iyi niyetlilerin bile en temel görevler karşısındaki ilgisizliği, her türlü yanlışla uzlaşması ve hiç oralı bile olmayan yaklaşımı oldukça büyük bir tehlikedir. Mehdiyet kurumu olağanüstü gelişme olanakları sunuyor; buna verdiğimiz karşılık ise başarısız örgütlenme, tasfiye etme ve dağıtma oluyor. Bunların karşısında kendimizi haklı görme eğilimi var. Oportünizmi ve siyâsî sorumsuzluğu bir yana bırakalım, burada basbayağı bir özgüven noksanlığı ile karşı karşıya bulunuyoruz. Bu, siyâsî veya askerî bir sorun değil, ahlâkî bir sorundur. Öfkemiz profesyonel değil. Hayatı mükemmel düzeyde geliştiremeyenler kolay ölür Yaşadığımızı sanıyoruz. Çâre aramıyoruz. Kölelik düzeyinin gelişmişliğinden bahsederken bunu kastediyoruz. Tuhafız, yine de yaşamak istiyoruz. Yaşam karşısında en büyük yalancı oluyoruz. Yaşama karşı saygımızı yitirmiş olduğumuzdan gelişme çok yetersiz. Hayat, uğruna fırtına kopartıldığında bir değer ifâde eder. Oysa, hayat yerle bir edilirken hiç oralı bile olmayışımız, büyük bir içselleştirme sorunu ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Yaşamımızın morali yoktur, yaşamımızın kurtuluşu ve özgürlüğü yoktur, kısacası yaşamımızın her bakımdan tedbirliliği yoktur. Birçok yönüyle kaybetmeyle yüz yüzeyiz. O zaman bunu hissetmezsek, ciddî bir insan olduğumuzu nasıl söyleyebiliriz? Bir haysiyet sorunu veya bir iddia gereği devrimci olmaya çalışıyoruz. Bu bir iddia devrimciliğidir. Sorunlarımız her zaman ağır olmuştur, ama buna rağmen bitmez tükenmez bir hayat kaynağımız var : Mehdiyet kurumu mücâdeleyi akılalmaz çabalarla yürütüyor. Kendimizi neye göre kararlaştırdığımızı ve hangi adımın sahibi olmamız gerektiğini aslında tam olarak bilmiyoruz. Bazılarına bakarak dostlar alışverişte görsün kabilinden mücâdeleye katılmışız gibi iğreti duruyoruz. Karar düzeyimiz, irâdemız, ilgimiz ve sorunları görebilme düzeyimiz buğuludur. Belki de büyük bir ümidsizlik içinde sorunlara çözüm bulamayacağımıza dair çok önceden yenik düşmüşüz gibi bir pozisyon arzediyoruz. Bütün bunlar militan kişiliğimizi belirliyor. Mehdiyet kurumu hayatı müdhiş tahrik eden ve hep yeniden muhteşem biçimde üreten en üst Ruh düzeyi. Bu dünyada O’nun kadar sorunları açmada ve insanları özgürleştirmede inanılmaz bir düzeyi tutturmuş kimse yoktur. Ama bu bile bize yetmiyor. BD ideolojisini her gün zikretmezsek, fikriyâta bağlılık ve fikriyâtın önderliğinde ayaklanma kesinlikle son derece yanıltıcı olur. Mehdîlik kurumunun siyâsetini günlük olarak uygulamazsak, bu tehlikeli süreçte yanarız. K, ideoloji ve politika üzerine bu kadar yoğunluklu durmasaydı yaşayabilir miydik? Buna doğru bir anlam yükleyebildiğimizi sanmıyorum. İdeolojik ve siyâsî çalışma nedir sorusuna, doğru bir cevab veremiyoruz. Mehdiyet, kazanma hareketinin en üst merkezidir Taktik önderliğin tehlikeli bir yanını artık tesbit etmemiz gerekir. Bu tehlikeli yan, bu tarzda yaşayabileceğimizi sanmamızdır. Bu, mehdiyet kurumuyla ile örgütlü yapı arasında tehlikeli bir tarz oluyor. K’a dayanarak bu biçimde yaşamamız kötüdür. K’nın, çok ağır koşullarda yapıyı inanılmaz derecede bilinçlendirme çabası var. Dikkat edilirse, kusursuz bir aydınlatma ve örgütleme tarzı var. Ama bizim katılım tarzımıza bakınca, sanki bir donukluk, bir ölgünlük ve bir doğru yaklaşamama sözkonusu. Tabiî ki, burada kusur yapınındır. Taktik önderlik ideolojik, siyâsî ve askerî boyutlarda ciddî noksanlıklarla doludur. Çok tehlikeli bir toplum ve onun bireyleriyle karşı karşıya bulunuyoruz. İnanç ve azim güçlü değil, ihmâl ediliyor. Doğru bir bağlılıkla yürünmüyor. Çok aşınmış, müdhiş derecede kendine sevdalı kişilikler döneminde olunduğu nettir. Muazzam derecede sorumsuz bir kitle yapısı mevcud. Aslında hesaplanan fazla bir şey de yoktur. Küçük tüccâr yaklaşımı, günlük hesapçı yaklaşım belirgindir. Gözümüzü büyük değerlere dikemiyoruz. Bu sorunlar üzerine güçlü bir tartışmamız olmuyor. En temel siyâsî konulardan zevk almıyor, bunlardan kaçıyoruz. Zevk aldığımız şeyler çok ferdî mes’elelerdir. Bediî zevklerden hayli uzağız. İlgilerimiz hep basit şeyleredir. Büyük sevme, büyük bağlanma, büyük savaşma, büyük tepki, büyük nefret ve büyük duygu yok. Önder kişilik bu konularda büyük olmayı bilen, büyük uygulayıp hissedendir. K’nın, bizim kendimizi böyle yaşatma (dayatma) biçimimize tenezzül bile etmediği kesindir. Bir ortama yararlı olamadığımızda o gün kendimizi kabul etmememiz şarttır. Fakat ortama yararlı olmayı bir yana bırakalım, ortamın canına okuyoruz ve bu hayatı kendimize lâyık görüyoruz. İşte tehlikeli bireycilik budur. Bu hâlimizle en ölümcül ânlara, en ağır süreçlere giriyoruz; önce kendimizi düşünüp sağlama alıyorsak, eğer örgüt ve halk sonradan akla geliyorsa, bu durumu içimize sindiremeyiz. Pratiğimizde bunun etkileri hiç de az değildir. Hayatımızı incelediğimizde, hislerimizle, alışkanlıklarımızla böyle olduğumuzu görürüz ve pratik olarak durum farklı değil. Köylülerin kendisini aldatması müdhiştir. Köylüler kendilerini en akıllı sananlardır, ama düzen karşısında en çok kaybeden kesimi oluştururlar. İşte – teşbihte hata olmaz - biz biraz bunu temsil ediyoruz. Büyük düşünen kişi bunu asla kabul etmemelidir. Yaşamdan günlük olarak ders çıkarma diye bir uğraşımız ve mes’ûliyetimiz yoktur. Kurtarılması gereken davanın özüdür, savaşın kendisidir, eylemdir. Bu anlayış bizde gelişkin değildir. Doğru bağlılık biçimi, kazandıran ve görevi kesinlikle yakalayan biçimdir. Diwâneliğin özünde de bu vardır. Tarihte lokal mezheblerin başarıya gitmemesi bu belirttiğim nedenlerden dolayıdır. Bunların politik kazanımlara ulaşmaları ve yüceleşmeleri çok zor oluyor. Demek ki bağlı olma anlayışımızı düzeltebilmeli, kazandırmaya kadar ilerletmeli ve bu konuda son derece üretici olmalıyız. Bize gerekli olan da budur. En değerli militan nasıl yaşaması gerektiğini bilendir Mehdiyet kurumu gerçekleri çok kapsamlı anlatıyor. Bu konuda hiçbir şeyi esirgemiyor, ama O’ndan kendi geriliklerimize taviz vermesini ve uzlaşmasını beklememek gerekir. Mümkünse biraz bu noktayı anlamak gerekli. K’nın durması ve durdurulması imkânsızdır. Öte yanda ise bu kadar durağanlık neden? Derdimiz ne, neyimiz var? Geçmişte kaybettiğimiz bir dünyamız mı var veya bizi başka yaşam fırsatları mı bekliyor? Böyle olduğunu hiç sanmıyorum, ama yine de durgunuz. İnsan zihni durdurulmaya müsait değildir. Düşünce bir çalıştımı en büyük kuvvettir. İrâde keskinleşti mi, çelikten daha akuttur. Demek ki, takıntılarımız var, bizi durduran kuvvetler var. Eğer iddiamıza işlerlik kazandırmak istiyorsak, tüm bunları yıkmakla mükellefiz. Çağdaş koşullarda klasik mânâda kölelik olmadığı için, kendimizi hür zannedebiliyoruz. Evet, biçimsel kölelik yoktur; herkesin bir elbisesi, kılık kıyâfeti, adı ve soyadı var. Görünüşte herkes gibi Müslüman da özgür(müş gibi) görünüyor. En büyük yanılgı kesinlikle burada başlıyor. Müslümanlar’ın günümüzde yaşadığı kölelik düzeyi çok tehlikeli bir durum arzediyor. Köleliğin güncel tanımı doğru düzgün yapılmamıştır. Adam olmak vatanla, bağımsızlıkla, savaşla, örgütle ve sergilemeye çalıştığımız militanın bütün özellikleriyle olur. Bunlar olmadı mı adam olamayız. Kesinlikle, herkesin kendini bir nefs sahibi yaptığı, "ben de gururluyum, onurluyum ve adam gibi yaşamaya hakkım var" dediği açıktır. Fakat bu, özgürlükçü yaklaşım konusunda derin bir yanılgıyı ifâde eder. En tehlikeli olan şey bunları anlamazlıktan gelmektir, anlamamak veya yanlış anlamaktır. Anlama savaşı en iyi savaştır; anlatma savaşı her savaştan önce gelir. Artık bu aşamadan sonra derin anlayış sahibi olunmalıdır. Şimdiye kadar yaptıklarımıza karşı zerre kadar öfkemiz varsa, artık bundan sonrası esâs alınabilir. Bizden kölelikle birlikte yaşamamızı kimse istemiyor. En iyi insan, en değerli militan bu anlamda nasıl yaşanması gerektiğini bilendir. Bunu başaran militan olağanüstü değerlidir. Çevremizdeki halk, örgütlülük ve günlük gelişmeler kimsenin bunu kanıtlamadığını gösteriyor. Herkes çalışıyor, gece gündüz kan ter içinde kalındığı kesindir. Ama bu çalışmalar hamalvârî ve kölece çalışmalara daha yakın olabilmektedir. Özgürlük çalışmaları farklı bir şeydir. Hattâ, zaman zaman, gerektiğinde ölmek eylemini gerçekleştirmek, başarı için yetmez, kolay ölmek çok kötüdür. Mehdiyet kurumuna dayanarak K’a pragmacı yaklaşma tarzı çok tehlikelidir, çünkü bu mümkün değildir. Bu, sonuçta o ferdi fecî çarpar. Mehdiyet kurumuna dayanarak ucuz yaşamak da çok tehlikelidir. K’ı anlarsak yaşarız. Hatır için, O’nu memnun etmek için değil, bu bir objektif durum olduğu için O’nu anlamak durumundayız. Bu ülkede ancak bu temelde direnme olur, iş yapılır ve yaşanılır. Bağlıyız deyip de hattâ birçok yönleriyle bağlı olup da birçok temel esâsı kaybetmek çok kötüdür. Hatır için böyle bağlılıklar anlamlı olmuyor. Yani "mahcub olmayalım, yüzümüz tutsun" temelinde bağlanmak kazandırıcı değildir. Bu, çok yüce bir tarihî olaydır, bir bireyin kendisini gerçekleştirme olayı değildir. İşimizi, mecbur veya zorunlu olduğumuz için değil, bize ekmek, hava ve su kadar gerekli olduğu için yapmalıyız. Kendimizi derinlikten ve ideolojiden mahrum biçimde mecbur hissettiğimiz için değil, çok susamış olduğumuz için katmalıyız. Üretim her zaman ve her yerdedir. BD’leşmiş-entegre kişiliğin yeri ve zamanı olamaz, o her zaman üretimdedir. Eğitimsiz üretim olamaz. Kendimize yapabileceğimiz en büyük iyilik, belirttiğim çerçeveyi bütün alanlarda, zeminlerde ve süreçlerde ikirciksiz, oldukça kararlı ve azimli bir biçimde uygulayabilmektir. Mehdiyet kurumunun kararlaştırdığı da budur. BD ideolojisinin ilk çıkışı da bu temeldedir ve bütün tarihinin özeti budur. O açıdan mukaddes kurumu müdhiş gözetmek ve bütün ölçüleri uygulatmak gerekir ki, boşa düşülmesin. Mukaddes kurumu kaybettik mi her şeyi kaybederiz. Ölçüyü aşındırmayalım diyorum. Oysa, ölçüler aşındırıldığında seyirci olmayan tek bir kişi bile yoktur. O zaman hemen kaybederiz. Bunları neden anlamazlıktan geliyoruz? Çalışabiliriz, ama BD tarzından hep ucuz başarı bekliyoruz. İşte keyfîliğimiz buradadır. Devrimcilikte bunlar olmaz. Devrimcilik, emeğe bağlı devrimcilik, BD’luluk bu temelde çalışmayı bilmektir. Bunu keyfîlikle zedelemeye hakkımız olamaz. Kaldı ki, BD’lulaşmaya karar vermiş, kelleyi koltuğa almış ve buna kendimizi adamışız. Ama tarzımız - stilimiz yok, gerçeğimiz yok, sâdece hayâlimiz var. Herkes gerektiği kadar BD’lulaşmalıdır Dikkat ederseniz, öncülük üzerine şiddetle ve ısrarla duruyoruz. Bunu oldukça derinden hissetmeliyiz. Herkes gerektiği kadar BD’lulaşmalıdır. Partileşme düzeyi ordulaşmanın düzeyidir. Eğer BD’lulaşmak istiyorsak, hiç kimse kendini aldatmamalıdır. Çok temel, evrensel bir fikriyât özelliğinden bahsediyoruz. Sorumluluğu iliklerimize kadar hissettiğimiz ölçüde BD’luyuz ve bu sorumluluk hepimizin müşterek gerçekliğidir. Görülüyor ki, BD’lulaşmaktan onur duyulur. "Yüksek savaşacağım, yüksek başaracağım" biçiminde değerlendirmemiz var. İşte BD’lulaşmak bunun içindir. Yine çok büyük öfkelerimiz, arzularımız ve ihtiraslarımız var. İşte bunları gerçekleştirmek için BD’lulaşmak gerekir. BD’lulaşmadan hiçbir şeye ulaşamayız; hiçbir arzu ve özlemimizi, hattâ savaş tutkularımızı bile gerçekleştiremeyiz. Çok kolay tatmin olmayan kişileriz ve bu çok iyidir. BD ideolojisini ruha ve bilince yerleştirmede sağladığımız düzey biraz tatmin edici ve böylece kendimizi biraz idâre ediyoruz. Bizi yaşatan kuvvet BD’lulaşma düzeyidir. BD’yu böyle gerçekleştirebilmemiz bizi hastalıklarımızdan ve büyük tatminsizlikten biraz kurtarabiliyor. Felsefî, ahlâkî ve siyâsî olarak BD’lulaşmada sağlayacağımız müdhiş gerçekleştirme düzeyi ve bütün hislerimiz bize, 'ancak, örgütlendiğin ve ideolojiyi içselleştirebildiğin oranda ayakta kalırsın' der ve bu doğrudur. Hücrelerimize kadar BD’lulaşmayı duyalım ve böylece yaşadığımızı ortaya koyalım. Hislerimiz uyanmıyorsa bu, ideolojikleşmeyi içselleştirme anlamında çok kötü bir durumdur; ideolojikleşme düzeyi açısından da bir felâkettir. Bizi bu hâlimizle K ne yapsın, bunu hiç düşünüyor muyuz? Kendimizi "bizi idâre et" diye dayatıyoruz. Bizi neden bu kadar idâre etsin ki? İdeolojikleşmeyi ve örgütlenmeyi bu temelde anlıyoruz. Artık, güçlü bir biçimde örgütlenme işlerine eğilinmelidir. Biz ne kadar zorda da olsak, bu işler yürüyecektir. Belki de bu dünyanın en zor önderliğini yaparken, 72 milletin en üstün aklı K yine de bize güç yetirecektir. Onu yanıltmayalım, yeter. En yenisinden en eskisine kadar hepimize belirtiyorum: İlgilerimiz, sevgilerimiz, saygılarımız, siyâsî savaşçı düzeyimiz, eğitimimiz, örgütümüz, tarzımız, tempomuz ve üslûbumuz artık az çok açıklığa kavuşmuş ölçüler dâhilinde BD, dolayısıyla Mehdiyet’te ve halka bağlılıkta birleşsin. En taviz verilemez hayat ilkesi budur. Kendimize de yapacağımız en büyük iyilik bu ölçüler dâhilinde çalışma, yaşamı bu temelde özgürleştirme, mümkünse bunu bütün yapıya, askerî yaşama, giderek kitlelere hâkim kılma ve başarmadır. www.aylikdergi.com www.drhakkiacikalin.up.toDİĞER YAZILARI -Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- I - Ma Alladzi Hadatha Fi Hadath 11/9 (11/09 'da Ne Oldu?) - Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- II - Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- III - Coyotte ve Skilia -Sıkıntılı Eser- IV - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - V - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VI - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VII - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - VIII - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - IX - JEW - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - X - Başyücelik Devleti'nde Sağlık - Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) - XI - Media - Berzah - War Ew Ware Lê Bihar Ne Ew Bihare - PKK Açısından Sürecin Değerlendirilmesi ve Perspektifler - Kurd
|