..:: Anasayfaya
Dönüş ::..
Psikoterapi kişinin kendini gerçekleştirdiği,
bilgilenerek zenginleştirdiği ve bireysel kalma
ile toplumsal olma çizgisinde kendine bir yer
aradığı ve bulduğu, yaşamına nasıl anlam
katabileceği, boşluk duygusunun yerine ne koyarak
başa çıkabileceği, kısaca kendini gerçekleştirmeyi
öğrendiği bir SANAT DALIDIR.
Freud’a “Kaç çeşit terapi var ?” diye
sorulduğunda, “Ne kadar insan varsa, o kadar” diye
yanıt vermiştir. Terapist, seanslarında sadece
sorduğu sorularla bireyin bilinç alanını
genişletir ve bireyin beyin fonksiyonlarını daha
fazla kullanmasına yardım eder. Bir duvarda iki
pencere varsa, 3. ve 4. pencerelerin de
açılabileceğini, farklı alternatifleri ve
sorgulamayı, farklı düşünmeyi, olayları yeniden
çerçevelemeyi, olayların değil olaylara getirilen
yorumların bireyi mutsuz ettiğini öğretirken,
“Gerçeği Değerlendirme” yetisinin artması için
duygularını, sezgilerini, düşüncelerini, sağ
duyusunu, mantığını kullanmasını öğretir.
Psikoloji evrensel bir dildir. İlköğretim
okullarımızda Psikoloji eğitimine daha fazla önem
verilmesi önerilmelidir. Bireyin yalnızca
problemleri çözümlemek amaçlı değil, kendini
tanımak, anlamak, düzeltmek ve potansiyellerini
daha fazla kullanmak amaçlı da psikoterapi
önerilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır. Terapi için
ödenen ücret, bireyin yaşamında daha büyük bir
kazanç olarak geriye döner. ABD ve Avrupa’da her
birey bir terapistinin olmasına özen
göstermektedir ve bu, kişilerin yaşamında bir
konfordur.
Sayın Hocamız Prof.Dr.Engin Geçtan ve Irwin Yalom,
psikoterapinin ikili bir dans olduğunu ve
terapinin başarısının terapistin kimliği ile
direkt ilgili olduğunu söylemişlerdir. Bugün
tedavide iyileştirici etmenlerde, terapistin
kimliği büyük önem kazanmıştır.
Yalom terapiye cesur insanların devam ettiğini
söyler.Gerçekten de terapist ve danışanının
çıktığı yolculuk uzun, zor, derin ama bir o kadar
da anlamlı bir yolculuktur.
Psikoterapistler duygu, düşünce ve davranışta
zenginleşmişlerdir; çünkü insanla çalışırlar,
onlardan çok şey öğrenirler, büyürler ve
genişlerler. Tıpkı barmenler, kuaförler ve insanla
çalışan herkes gibi.
Daha fazla bilgi için bakınız : Varoluş ve
Psikoterapi, Engin Geçtan, Remzi Kitabevi.
Freud'un Hayatı
Psikanalizin kurucusu Freud 1856'da Çekoslavakya
Moravia'nın Freiberg şehrinde doğdu. 3 yaşında
ailesi Viyana'ya göç etti. 1873'de Viyana
Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girdi. Uzmanlık dalı
olarak Nöroloji ihtisası yaptı. 1885 - 1886
yıllarında birçok laboratuvar araştırmaları
yayınlanırken, klinik çalışmalar da yaptı.
1885'te Paris'te J.M.Charcot'la çalışmaya başladı.
Charcot histeriyi belirli bir hastalık tablosu
olarak ilk tarif eden kişiydi. Freud'un yakın
arkadaşı Breuer ise, histerik bir hastanın
tedavisinde, hasta ile ilk belirtilerin ortaya
çıkışı hakkında yaptığı konuşmalarla bu
belirtilerin kaybolduğunu keşfetmişti. Charcot
hipnozu histerik semptomların giderilmesinde bir
metod olarak kullanıyordu. Freud ve Breuer de bu
konuya ilgi duyarak histerik belirtilerin
kaybolmasında kullandıkları Catharsis (Boşaltma )
metodunu 1895'te yayınladılar.
Daha sonra Breuer, nörotik belirtilerin seksüel
orijinli olmaları görünüşü benimsemeyerek
Freud'dan ayrıldı. Freud 1900 yılına dek
nevrozların travmatik kökeni, yaşam içgüdüsü,
libido ve çeşitli tedavi teknikleri üzerine
çalıştı. 1897 yılında Freud kendi analizini yaptı.
Freud 1886'da Martha Bernays ile evlendi. 6 çocuğu
oldu. En küçük kızı Anna Freud, psikanalist olarak
ün kazanmıştır.
1899 yılında rüyalarla ilgili yaptığı
çalışmalarını yayınladı. 10 yıl çalışmaları yeteri
kadar önemsenmedi. 1908'de Salzburg'da toplanan 1.
Milletlerarası Psikanaliz Kongresi, psikanalizi
bir tedavi metodu ve teori olarak değil, " yeni
bir hareket " olarak ilan ediyordu. 1915'de
psikanalize ait ilk teorik denemeler, 1916'da "
Psikanalize Giriş Dersleri " yayınlandı.
Freud, 1. Dünya savaşı çıktığında artık dünyada
tanınan, sayılan, psikoloji ve psikiyatri alanında
bir lider olmuştu. Avusturya naziler tarafından
işgal edilince, dostları onu Londra'ya kaçırdılar.
Dört kız kardeşi ise naziler tarafından öldürüldü.
Freud insan düşüncesine getirdiği açılımlar,
bilinçaltını keşfetmesi, id - ego - süperego
kavramları ile bilinçaltı, bilinç ve bilinçüstü
tanımlaması, çok yeni ve kabul görmesi çok zor
kavramları cesaretle ortaya koyması, savunması ve
bilimsel bir çerçeveye oturtması ile, psikoloji ve
psikiyatri alanında bir devrim yaratmıştır.
Yaşam boyunca teorisi ile ilgili çok sert
eleştiriler alan Freud, büyük bir soğukkanlılıkla
şöyle demiştir; " Doktorlar da dahil olmak üzere
insanların çoğunun gerçeği reddetmelerini tabi
buluyorum. Bu insanlar 'terbiye'nin etkisi ile
kendi çocukluklarını unuttukları gibi, itilmiş
arzu ve isteklerini de hatırlamak istemezler. Çok
sevdiğimiz bir gülün köklerinin çamurlar içinde
olduğunu bilmemiz onu sevip, takdir etmemize asla
mani olmamalıdır ".
Modern psikiyatri Freud'la kurulmuştur. Hipnoz
yerine kullandığı serbest çağrışım metodu, insanı
tanımada bir devrim yaratarak, psikanalitik tedavi
ve psikanalizi kurmuştur. Modern psikiyatri
Freud'a çok şey borçludur. Sitemizde Freud'u
sevgi, saygı ve hayranlıkla anıyoruz.
( Bakınız psikoterapinin tarihçesi )
Hipnoz
Hipnosis Yunanca uyku anlamına gelir ve Yunan
mitolojisinde uyku tanrısının adıdır. Ama hipnoz
uyku değildir, çünkü elektrofizyolojik incelemeler
uykuda görülen yavaş beyin dalgaları yerine hipnoz
sırasında beyin aktivitelerinin uyanık olduğunu
bulmuştur. Psikiyatri alanı insanın iç dünyasını ,
psikolojisini ve davranışlarını açıklayabilmek
için HİPNOZ ' dan yararlanmıştır. Bilinç ve bilinç
altı kavramları 1884 yıllarında Berheim ve
arkadaşları tarafından hipnotize edilen kişilerin
algısal seçicilik ve bellek yitimi (Amnezi) adı
verilen niteliklerini açıklayabilmek için
önerilmiştir. Düşüncelerin çağrışımların bir
sonucu olduğu görüşü de hipnotize olmuş kişilerin
davranışları üzerinde yapılan gözlemlerden
kaynaklanmıştır. Freud hipnotizmayla 19. yüzyılda
hipnotizma konusunda yapılan araştırmalardan
etkilenmiştir. Bugün bireyi açıklamaya çalışan
kuramların büyük bir bölümü 19. yüzyılda
geliştirilen fikirlerin bir uzantısıdır ve
hipnotize olmuş kişinin durumu insanı anlamaya
çalışan bilim adamlarının ilgisini çekmiştir.
Hipnotizma incelenirken tüm dikkat hipnotize
edilen kişi üzerinde toplanmıştır. Hipnotize
edilen kişinin davranışları incelenerek iç psişik
süreçlerini açıklamak için kavramlar önerilmiştir.
Hipnotize olan kişi ile bunu yapan doktor
arasındaki ilişki dikkate alınmamıştır.
Bir kişiyi hipnotize edebilmek için en önemli öğe
hipnotist ile hasta arasındaki ilişkidir.
Mesmer mıknatıslı bir çubuk kullanarak bazı
kişileri hipnotize etmiştir. Mesmer'in başarısını
gören insanlar "mıknatısı" incelemeye koyulup
Mesmer'le hastasının ilişkisine dikkat
etmemişlerdir. Mesmer den sonra BRAID gözlerini
bir kişinin gözlerine dikerek bu kişiyi hipnotize
etmiştir. Bu seferde bu çalışma araştırmacıları
hipnotize olan kişinin sinir sistemine çekmiş ve
daha sonra "Trans durumunun" başka metodlarla da
oluşabileceği iddia edilmiştir.
Hastaların gözleri bir bir noktaya dikmesi
istenmiş ve bu yolla hipnotizma bazı kişilerde
sağlanmıştır. Burada gene doktorla - hasta
arasındaki etkileşime dikkat edilmemiştir.
Psikoterapi ve hipnotizma süreçleri arasında
benzerlikler vardır. İki kişi arasındaki iletişim
açısından bakılırsa , doktorun hipnotizma yapacağı
hastasının duygularını, duygulanımlarını ve
algılarını konuşma biçimidir.
Hipnotik bir ilişki hastaya "uyu" emrinin
verildiği ve hastanın da uyuduğu bir olay gibi
görülürse bu benzeri olmayan bir olaymış gibi
görünür, oysa bu tekniklerden bir tanesidir. 30
yıldır çeşitli hipnotizma teknikleri
geliştirilmiştir. Günümüzde ise artık öylesine
etkili hipnotizma teknikleri geliştirilmiştir ki,
kişi sıradan bir konuşma biçimiylede hipnotize
olabilir. Grup içinde konuşmayı dinlerken veya
hipnotist hiç bir şey yapmadan da hipnotize
olunabilir.
Örneğin Dr. Milton H. Erickson hipnotize etmek
için sahneye bir bayan çağırır ve bekler, bir süre
sonra hiç bir şey yapmadığı halde bayan hipnotize
olmuştur. Nedeni sorulduğunda da Erickson şöyle
demiştir "Bu hanım zaten hipnotize olmak üzere
sahneye geldi. İkimizden birinin bir şey yapması
gerekiyordu ben bir şey söylemeyince o hipnotize
oldu." Bu teknik dirençli hastalarda etkilidir.
Çünkü bu teknikte direnç gösterecek bir durum
yoktur. Bu durum teknik yönelimi olmayan
Psikoterapi tekniklerine benzer. Hasta terapiye
gelir ve terapist hastaya ne yapması gerektiğini
söylemez. Bu durumda biri birşey yapmalıdır. Hasta
değişmek zorunda kalır. Treapistlerin "İçgörü
kazanma" "Farkına varma" tekniklerinin moda olduğu
günlerde hipnotizma içinde bu geçerli olmuştur.
Hastanın uyutularak çocukluk dönemindeki
bastırılmış yaşantılarının bilince getirilmesi
hastayı tedavi eder ve değiştirir görüşü önem
kazanmıştır. Ancak tedavi için bu yeterli değildir
ve hipnotizmanın baş tacı edildiği günler geride
kalmıştır.
Hipnoz bazen tedavi edici bir araç, bazen de değil
olarak kabul edilmiştir. Freud Hipnotizma yapmayı
bıraktıktan sonra önemini yitirmiştir.
Hipnotizma ile ilgili tartışmalar
a) Kişi gerçekten hipnotize mi olmaktadır.
b) Yoksa hipnotize olmuş gibimi davranmaktadır.
Bu çözümlenecek bir tartışma değildir. Elimizdeki
hiçbir araç hipnotize olmuş bir kişi gerçekten mi
hipnotize oldu, yoksa olmuş gibi mi yapıyor bize
söyleyemez. Belki en etkili yol hastanın hipnotize
olduğu zaman anestezi olduğunu sandığımız bir
noktaya iğne ile dokunmak ve iletilerini izlemek
olabilir.
Bir çok hipnotist tarafından ortaklaşa kabul
edilen özellikler şöyle özetlenir : Hipnotik trans
hastayla hipnotist arasındaki ilişkinin ürünüdür.
Kişiler arası etkileşimin bir sonucu olduğu
bugünkü Tıpda kabul edilmiştir. Tüm hipnotizma
durumlarında belirli bir noktada hipnotist açık
veya kapalı bir şekilde hastasından birşeyi
yapmasını veya yapmamasını ister. Araştırmacılar
ortaklaşa bir şekilde hipnotizma olayını böyle
kabul ederler. Hipnotizma süresinde bir hipnotist
hastasına birbiriyle tutarsız iki ayrı yönerge
(Talimat) verdiği zaman bir paradoks koymuş olur.
Örneğin hipnotizma konusunda Dr. Erickson ders
verirken bir genç kalkıp "Beni asla hipnotize
edemezsiniz " der. Dr. Erickson hemen bu genci
sahneye çağırır ve onu bir sandalyeye oturtarak
"Uyanık olabildiğince uyanık ol" der. Sonuçta gene
derin bir şekilde hipnotize olur. Bu gence Dr.
Erickson iki mesaj vermiştir.
a) Sahneye gel ve hipnotize ol.
b) Uyanık kal. Genç uyanık kalmaya gayret ettikçe
hipnotize olmaya yakın hale gelmiştir.
Hipnotizma bugün ülkemizde bazı merkezlerde
kullanılmaktadır.