..:: Anasayfaya
Dönüş ::..
Bir Hikaye Ve Giriş
Yıllar önce altı
yaşındayken, balta girmemiş ormanları anlatan bir
kitapta göz kamaştırıcı bir resim gördüm. Yırtıcı
bir hayvanı yutan bir boğa yılanını gösteriyordu.
Sonunda boyalı bir kalemle ilk resim çalışmamı
yapmayı başardım. 1 numaralı resim şöyleydi bir
fili yutan boğa yılanını gösteriyordu. Başyapıtımı
büyüklere gösterdim, resmimden korkup
korkmadıklarını sordum. Yanıtladılar beni, “kim
korkar bir şapkadan..”
Resmim bir şapkayı
göstermiyordu ki, bir fili sindiren bir boğa
yılanını gösteriyordu. O zaman boğa yılanının
içini çizdim, büyükler işin içinden çıkabilsinler
diye. Neyse de büyükler boğa yılanların içini yada
dışını gösteren resimleri bir kenara bırakıp,
coğrafya tarih gibi şeyler öğrenmen gerektiğini
düşünüyorlardı. İster istemez altı yaşındayken
uzaklaşmak zorunda kaldım resim sanatından. 1 ve
2 numaralı resimlerimin başarısızlığı umutsuzluğa
sürüklemişti.
Başka bir iş seçmek
zorunda kaldım. Ve sonunda uçak sürücülüğü
öğrendim. Dünyanın her yöresinde azıcık uçtum. Ve
coğrafya gerçekten çok yardımcı oldu bana.
Yaşantım boyunca bir yığın önemli adamla önemli
ilişkilerde bulundum. Çok yaşadım büyüklerin
yanında. Şöyle anlayışlı birine rastladım mıydı,
yanımda taşıdığım 1 numaralı resmi gösterip
deneyiveriyordum onu. Ama her defasında
yanıtlıyordu, “bir şapka.” O zaman ne boğa
yılanlarından ne balta girmemiş ormanlardan ne de
yıldızlardan söz ediyordum onunla. Bunun üzerine
briçten, politikadan, golften konuşuyordum onunla.
Ve karşımdaki adam böylesine aklı başında biriyle
tanıştığından ötürü iyice sevinç duyuyordu.
Sonunda altı yıl
önce uçağım büyük sahra çölünde durup dururken
bozuluncaya dek gönlümce konuşabileceğim kimselere
rastlamadım, yapayalnız dolaştım. Bir şey
kırılmıştı motorda, ne makinist vardı nede başka
bir şey, 8 gün yetecek kadar suyum vardı. Bütün
konak yerlerinden bin mil uzakta kumda uyudum ilk
akşam. Gündoğumunda hoş bir sesle uyanınca nasıl
şaşırdım bilemezsiniz. Şöyle diyordu,
“ne olur.. bir koyun
çiz bana…”
“Efendim?”
“bir koyun çiz
bana!”
yıldırım
çarpmışçasına ayağa fırladım. Gözlerime
inanamıyordum. Dört bir yanıma iyice baktım.
Ağırbaşlılıkla beni süzen olağan üstü bir
adamcıkla karşılaştım.
Gözlerim
oyuklarından fırlamış bu düş kişisine bakıyordum.
Unutmayın ki bütün konak yerlerinden bin mil
uzakta bulunuyordum. Oysa bizim damcık ne yolunu
yitirmişe benziyordu, ne de ölesiye yorgun
düşmüşe. Konuşabilecek duruma geldikten sonra
şöyle dedim ona;
“peki ama,,, sen ne
yapıyorsun burada?”
ozaman iyice alçak
sesle çok önemli bir şey söylüyormuş gibi
yineledi,
“ne olur bana bir
koyun çiz”
yaşantım boyunca hiç
koyun çizmediğimden, ona becerebildiğim iki
resimden birini herkesin şapka dediği resmi yaptım
ve gösterdim. Küçük adamcığın bana söyledikleri
karşısında irkildim.
“hayır hayır, bir
boğanın yuttuğu bir fili istemiyorum ben. Bir
koyunum olsun istiyorum sen bir koyun çiz bana.”
Bende çizdim. İyice
gözden geçirdi. Sonra olmadı dedi daha şimdiden
hasta bu bir başkasını yap dedi. Çizdim, incelikle
gülümsedi, sende görüyorsun koyun değil bir koç bu
boynuzları var dedi. Ötekisi gibi bunuda
beğenmedi. Canım sıkılmaya başlamıştı artık,
üstelik motoru onarmaya başlamıştım. Bir resim
çizdim ve şunu ekledim. İşte bir sandık istediğin
koyun içinde. Küçük eleştirmenin yüzü gülmüştü tam
istediğim gibi oldu bu koyun çok ot yer mi dedi
sonra.
“Niçin sordun?”
“çünkü bizim oraları
küçüktür.”
“ufacık bir koyun
verdim sana.”
Resimden yana
çevirdi başını,
“pek de ufak
olmamalı bak uyumuş…”
işte böyle
tanımıştım küçük prensi…………………………