..:: Anasayfaya
Dönüş ::..
5- "Çevrenin kontrolünde de, kendimi kontrolde
olduğu kadar başarılı olmalıyım". "Kontrol kaybı
tehlikelidir" ve "Kontrol kaybı affedilemez".
Bunlar, obsesif kişinin ısrarla üzerinde durduğu
varsayımlarıdır. Dünyadaki herşeyi ve herkesi
kontrol etmek mümkün olmadığı halde, obsesifler
kendilerinden bunu yapmayı beklerler.
Zorunluluklarını yerine getirmediklerinde
rahatsızlık duyar ve hayal kırıklığı yaşarlar.
Onlara göre hayatın büyük bir ciddiyetle yaşanması
gerekir, böylece ciddi bir yanlış yapma olasılığı
da ortadan kalkar.
6- "Eğer birşey tehlikeliyse ya da tehlikeli olma
ihtimalı varsa, kişinin bundan müthiş derecede
rahatsız olması gerekir". Buna örnek olarak
haberleri dinleyen obsesif bir kadını ele alalım.
Haberlerde, şanssız bir adamın arabasıyla kaza
yaptığını ve öldüğünü duymuş olsun. Obsesif hasta
bu olaydan sonra, arabasını çarpacağından ve
öleceğinden korktuğu için tek başına araba
sürmekten kaçınır. Haberlerde belirtilen kaza
geçiren şahsın 62 yaşında olması, kalp hastası ve
yüksek tansiyon probleminin olmasının, buna rağmen
kendisinin ise 34 yaşında ve sağlıklı olmasının
bir önemi yoktur. Obsesifler risk almanın
tehlikeli olabileceğini düşünürler ve bunun
zihinden çıkartılmaması gerektiğine inanırlar.
7- "Kişi felaketlerin oluşmasını sihirli
tekrarlayıcı davranışlar (ritüeller) veya
obsesyonel düşüncelerle (ruminations)
engelleyebilir". Bu kişilere göre endişe işlevsel
bir duygudur. Eğer bir olayla ilgili olarak
yeterince endişe duyarlarsa, beklenilen tüm kötü
sonuçları önceden önleyebileceklerini düşünürler.
Bununla birlikte, tekrarlayıcı bir davranışı
yapmak kişinin düşünceleri ve duygularıyla
doğrudan yüzleşmesinden daha kolay ve daha
etkilidir. Ayrıca eğer birşey hakkında yeterince
düşünürlerse, mükemmel kararlar veya eylemler
ortaya çıkartabileceklerine inanırlar.
Tekrarlayıcı eylemler ve obsesyonel düşünceler,
delice ve tehlikeli şeyler yapmamak için
gereklidirler.
8- "Eğer bir şeyin mükemmel olacağı kesin değilse,
hiçbir şey yapmamak daha iyidir". Çünkü mükemmel
olmama berbat sonuçlar doğurur. Obsesif kişi
tercihlerini yapar veya sadece başarıdan emin
olduğunda harekete geçer. Hayatta da hiçbir şey
belirgin olmadığı için, en iyi seçim hiçbir şey
yapmamaktır. Eğer kişi hiçbir şey yapmazsa,
başarısızlığa uğramaz ve böylece kendisini
eleştirme veya başkalarından eleştiri alma
riskinden kurtulur.
9- "Kurallarım ve tekrarlayıcı davranışlarım
olmadan hareketsiz ve tembel bir hale gelir ve
çökerim". Obsesifler genellikle yaptıkları
davranışların bir nedeni olduğunu ve bunların
kendileri için taşıdığı önemi anlamazlar. Sonuçta,
eğer terapist bazı kuralların ve tekrarlayıcı
davranışların değiştirilmesi veya terk edilmesi
gerektiğini düşünürse, bu kişiler kendilerini bir
felakete uğramış gibi hissederler. "Tamamen
çalışmayı bırakacağım”, "işimin randımanı
düşecek", "sıradan bir kişi olacağım" gibi duygu
ve düşüncelere kapılırlar. Tüm bunlardan tahmin
edilebileceği gibi, obsesifler geliştirdikleri
kurallar ile ilgili sorulara tahammül edemezler.
Yukarıda sıralanan bu 9 madde OKKB'nun majör ve
minör özellikleridir. Bunlara ek olarak, bilgi
işleme sürecindeki sistematik hatalar gibi
bilişsel çarpıtmalar da OKKB’nun özellikleri
arasında sayılabilir. Bunların arasında “ikili
düşünce”, “basit şeyleri tamamen görme veya hiç
görmeme” ve “siyah ya da beyaz görme” gibi
bilişsel çarpıtmalar da yer alır. Bunlar, obsesif
kişinin katılığının, işleri ağırdan almasını ve
mükemmelliyetçiliğinin altında yatan sebeplerdir.
Düşüncedeki bu ilkel ve bütüncül tarz olmasaydı
obsesifler yalnızca siyah ve beyazın yerine,
insanların gördüğü diğer renkleri de görebilirler,
yani; bazı şeylerin mükemmel, çok iyi, iyi, orta,
kötü ve çok kötü de olabileceğini anlar, böylece
mükemmel olmayan bir kararı da tolere
edebilirlerdi.
Obsesif-kompulsiflerde görülen diğer bir bilişsel
çarpıtma, durumu aşırı büyütme ve felaket getirici
bir olay olarak yorumlamadır. Yapılan bir hata ya
da mükemmel olmayan bir iş, obsesif bir kişi
tarafından aşırı derecede büyütülür. Böylece
obsesif bir kişi yaşadığı ikili düşünceye bağlı
olarak bir başarı testinden 100 üzerinden 100
almayı beklemiyecek ama başarısızlığı da (yani 100
üzerinden 100 alamaması) berbat ve çok kötü
sonuçlar getiren bir şey olarak
değerlendirecektir.
Obsesifler genellikle, olayların taşıdıkları
önemin gerçek derecesini görmekte güçlük çekerler
veya herhangi bir iş üzerinde çalışırken işin asıl
önem verilmesi gereken noktasına değil de başka
noktalarına takılıp kalırlar. Örneğin bir projenin
çok küçük detaylarını tamamen doğru yapmak için
uğraşırlarken, daha önemli olan genel proje
gecikir.
Birçok obsesif kişide görülen bir özellik de
"yapmalı" "etmeli" türü düşünce tarzıdır. Bu ilkel
ve mutlak düşünce sistemi, kişileri yapmak
istedikleri ve yapılmasını tercih ettikleri
şeylerden ziyade, kesin ve mutlak standartlara
göre hareket etmeye yöneltir. Eğer yapmaları
gerekeni yapmazlarsa kendilerini suçlu hissederler
ve kendi kendilerini eleştirirler. Buna ek olarak
diğer insanlar da görevlerini yerine getirmezlerse
o zaman kızgınlığa ve kınamaya layıktırlar.
Tanı Kriterleri ve Değerlendirme Stratejileri
Eğer klinisyen, bozukluğun çeşitli yönlerini
yakalamada dikkatli ve uyanık ise OKKB'nun teşhis
ve değerlendirmesi zor değildir. Obsesif kişiyle
yapılan ilk telefon görüşmesi sırasında terapist,
ilk seansın ayarlanması konusunda hastanın
gösterebileceği katılık veya kararsızlıktan,
hastalık ile ilgili ilk ipuçlarını elde edebilir.
Obsesif kişinin kararsızlığı, terapisti hoşnut
etmeme veya rahatsız etme korkusundan çok, bağımlı
kişilik bozukluğu tanısı almış bir hastada
görülebilecek düzeyde yanlışlık yapma korkusuna
dayalıdır. İlk seansta terapist hastanın yapmacık,
resmi, özellikle de soğuk ve kapalı olduğunu
farkedecektir. Kendilerini tam olarak
anlatabilmek, tüm detayları terapiste açabilmek
için zihinlerinde konuyu evirip çevirir, tüm
detayları atlamadan anlattıklarından emin olmak
isterler. Buna karşılık çok yavaş konuşur,
kendilerini düzgün bir şekilde aktaramama korkusu
nedeniyle anksiyete yaşarlar.Yaşanan bu anksiyete
ise tereddütlü konuşmalara, duraksamalara yol
açar. Obsesif kişilerin konuşmalarının içeriği
duygulardan çok olaylar ve düşüncelerden
oluşmaktadır. Bu kişiler genellikle katı ve
kontrollü bir aile ortamında yetişmişlerdir. Yakın
sosyal ilişkileri yoktur, eleştirici ve kapalı bir
çevrede büyümüşlerdir. Muhasebe, hukuk veya
mühendislik gibi teknik işler yaparlar. Boş
vakitlerini değerlendirici aktiviteleri yoktur
veya varolan boş zaman aktiviteleri herhangi bir
amaca yönelik veya çok detaylıdır. Bunları eğlence
için yapmazlar.
Psikolojik testler, OKKB tanısının konmasında
yardımcı olabilir. The Millon Clinical Multi-Axial
Inventory özellikle kişilik bozukluklarının
tanısında kullanılmak üzere hazırlanmıştır ve
OKKB'nun çeşitli yönlerini anlamada sıklıkla
yararlı olmaktadır. Projektif testlere verilen
tipik tepkiler, Rorschach da çok sayıda küçük
ayrıntılar üzerinde durma, TAT de uzun, ayrıntılı
ve ahlaki hikayeler anlatma şeklindedir. Projektif
testler çok zaman alır ve pahalıdır. Ayrıca teşhis
bunlar olmadan da konulabilir. Ama yine de bu
testlerden elde edilen ipuçları değerlendirmeye
alınmalı, göz önünde bulundurulmalıdır.
OKKB tanısı koymanın en ekonomik ve en basit yolu
DSM III-R kriterlerinin, kendisine uygun olup
olmadığını doğrudan, düzgün ve eleştirel olmayan
bir tarzda kişiye sormaktır. Birçok obsesif kişi,
her ne kadar bu özellikler ve terapide anlattığı
problemler arasındaki bağı kuramasa da, mükemmel
olmak, duygularını rahat bir şekilde aktaramamak
ve eski şeyleri kafasından uzaklaştırmamak gibi
kriterleri kabul eder.
Eksen I Bozuklukları İle İlişkisi
OKKB olan kişiler oldukça çok sayıda ve çeşitli
yakınmalar ile terapiste başvururlar. En sık
başvurulan yakınma türü ise anksiyetedir.
Mükemmelliyetçilik, katılık ve davranışlarını
yönlendiren "-meli, -malı" türündeki düşünceleri
çeşitli anksiyete bozukluklarına zemin
hazırlamaktadır. Birçok obsesif hasta
performanslarının ve yaptıkları işlerin iyi ve
yeterli olup olmadığı konusunda sürekli olarak
uzun uzun düşünür ve üzüntü duyarlar. Bu durum
yapacakları işler konusunda kararsızlık
duymalarına ve işi ertelemelerine neden olur. Bu
da kaçınılmaz olarak anksiyete yaratır. Yaşanan bu
kronik anksiyete bir süre sonra paniğe
dönüşebilir. Örneğin obsesif bir kişi kısa süre
içerisinde bir projeyi yetiştirmek zorundaysa ve
aşırı mükemmelliyetçiliği nedeniyle de iş çok
yavaş ilerliyor ya da ilerlemiyorsa panik
kaçınılmazdır. Obsesifler, hızlı kalp çarpıntısı,
nefes kesilmesi gibi paniğe eşlik eden
semptomlardan da doğal olarak çok rahatsız
olurlar.
OKKB olan hastaların sundukları diğer bir problem
ise depresyondur. Bu distimik veya unipolar majör
depresyon şeklinde olabilir. OKKB olan hastalar
depresyonlarının bu kişilik özelliklerinden
kaynaklandığının farkında değillerdir ve terapiye
can sıkıntısı, enerji kaybı ve hayattan zevk
almama gibi nedenlerle başvururlar. Bazen, onların
bu çökkün hallerini gören eşleri veya yakınları
tarafından terapiye zorlanırlar. Obsesif kişiler;
katılıkları, mükemmelliyetçilikleri ve
kendilerini, çevrelerini ve duygularını kontrol
etmeye olan aşırı ihtiyaçları nedeniyle kolayca
incinebilir (vulnerable) bir hale gelirler.
Yaşamlarının kontrollerinden çıktığını
hissettikleri anda umutsuzluk ve depresyon
yaşarlar, savunma mekanizmaları etkisiz kalır.
Obsesiflerde çeşitli psikosomatik bozukluklar sık
sık görülür. Yüksek uyarılma ve anksiyete
nedeniyle fiziksel bir rahatsızlığın ortaya
çıkması kaçınılmazdır. Tansiyon, baş ağrısı,
kabızlık ve ülser gibi problemlerden sıklıkla
yakınırlar. Eğer çok sinirli ve saldırgan bir
yapıya sahipseler ve A-tipi kişilik özelliklerini
de taşıyorlarsa kardiovasküler problemler
kaçınılmaz hale gelebilir. Bu tür şikayetlerle sık
sık doktora başvururlar ve bu şikayetlerinin
psikolojik kökenini anlamak ve bunlarla çalışmak
oldukça zordur.
OKKB olan bazı hastalarda da cinsel işlev
bozuklukları görülebilir. Aşırı kontrolcü,
içtenlikten yoksun ve katı olmaları duygularını
kolaylıkla eşlerine aktarmalarını engellediği için
sorunlar ortaya çıkar. En sık karşılaşılan cinsel
işlev bozuklukları, erken boşalma, orgazm olamama,
cinsel arzu duymama ve cinsel ilişki esnasında acı
duymadır.
Sonuç olarak obsesifler, çevrelerinde bulunan ve
onların bu durumları ile başa çıkamayan diğer
insanlar tarafından terapiye zorlanırlar. Eşler,
obsesif kişinin duygularını aktaramaması, aşırı
çalışması ve ailesine çok az zaman ayırması gibi
nedenlerden kaynaklanan problemler dolayısıyla
evlilik terapisine başvurabilirler. Aileler ise,
aile ve çocuklar arasında kronik kavgalara,
çekişmelere neden olan katı ve tavizsiz aile
düzeni nedeniyle başvurabilirler. Hatta
işverenler, işleri sürekli ertelemesi, işlevsel
bir biçimde çalışmaması ve iş arkadaşları ile olan
ilişkilerdeki problemleri nedeniyle, kendi
işyerlerinde çalışan bir hastayı terapiye gitmesi
için zorlayabilirler.
Bilişsel Terapi Yaklaşımı
OKKB olan hastalarla yapılan psikoterapinin temel
amacı, hastanın davranış ve duygularının
değiştirilebilmesi amacıyla, problemlerinin
altında yatan varsayımları ona gösterebilmek ve
bunları yenmesinde yardımcı olmaktır. Terapi,
hastanın getirdiği problem ya da problemlere
odaklanılarak başlamalıdır. Şayet hasta anksiyete,
baş ağrısı ve erken boşalma gibi belirtilerle
başvurursa, bunlar OKKB’nun ilk ipuçları olabilir.
Bazen de hasta “patronum, geçerli bir nedeni
olmadığı halde beni sürekli eleştiriyor” gibi çok
uç bir şikayetle başvurabilir. Bu tür bir problem
ile gelen bir hasta ile çalışmak oldukça güçtür.
Terapist böyle bir durumda doğrudan getirilen
probleme yönelmeli, patronun davranışlarını
değiştiremeyeceklerine göre, hedeflerinin bu
davranışların hasta üzerindeki etkisinin
değiştirilmesi olduğu hastaya belirtilmelidir.
Bütün terapilerde olduğu gibi, başlangıçta hasta
ile sağlam bir ilişkinin kurulması önemlidir. Bu
ise, obsesif hastaların katı, duygu aktarımı ve
kişilerarası ilişkilerinin zayıf olması nedeniyle
oldukça zordur. Bu hastalarla yapılan terapi
genellikle duygusal aktarım ve destekten yoksun,
yalnızca iş ve problem odaklı olarak sürme
eğilimindedir. Terapi ilişkisi genellikle
terapistin hasta üzerindeki yönlendirmesine
temellenir. Terapinin erken aşamalarında duygusal
bir ilişkinin kurulmaya çalışılması zararlı
olabilir ve terapinin erken sonlanmasına yol
açabilir.
Obsesifler, terapistler üzerinde çeşitli duygusal
reaksiyonlara neden olabilirler. Bazı terapistler
bu hastaları, duygusallıktan yoksun olmaları,
olayların duygusal yönlerinden çok, gerçekçi
görüntüleriyle uğraşmaları nedeniyle çok kuru ve
sıkıcı bulabilirler. Yavaşlıkları ve ayrıntılara
çok dalmaları nedeniyle, deneyimli bir terapisti
bile çileden çıkartabilirler. Bazı obsesifler
terapide pasif-agresif yollar izleyebilirler.
Örneğin bir ev ödevi verildiğinde, terapiste bu
ödevin çok aptalca ve ilgisiz olduğunu söyler veya
ev ödevini yapmayı başlangıçta kabul eder ama
yapmak için hiç vakitleri olmadığını ya da
unuttuklarını söylerler. Bu tür hastalar
terapistte kızgınlık ve hayal kırıklığı
yaratırlar.
Obsesif bir hastaya terapistin gösterdiği tepki
aynı zamanda terapiste, hasta ve hastanın yaşadığı
güçlüklerin kaynakları hakkında da bilgi sağlar.
Bununla birlikte terapist, hastanın görüşlerinin
temellendiği değerleri değiştirmeye çalışmaktan
çok, hastanın ihtiyaçları ve ortaya koyduğu
problemler üzerinde çalışmalıdır. Örneğin duygu
aktarımında güçlüğü olan bir obsesif hastanın bu
durumu, bir terapist için psikolojik sağlıklılık
göstergesi olmadığı halde, hasta için bu durum bir
stres kaynağı oluşturmuyor olabilir.
Bilişsel terapinin başlangıcında hastaya bilişsel
model hakkında bilgi vermek gereklidir. İnsanın
duyguları ve davranışlarının, yaşantısındaki
olaylara verdiği anlam, düşünceleri ve
algılarından etkilendiği, bunlar üzerine kurulduğu
anlatılarak, hastanın çeşitli yöntemlerle bunun
farkına varmasını sağlamak gereklidir. Hastaya,
terapi esnasındaki duygu değişimlerini
farkettirerek ya da daha önce olanları
düşündürerek bu gösterilmeye çalışılabilir. Bunu
hastaya farkettirmenin başka bir yolu da; geç
kalan arkadaşını bekleyen birini düşünmesini
sağlamaktır. Bu arkadaşını beklerken kızgınlık,
anksiyete ve depresyon gibi ilgili değişik
duygular ve "Beni bekletmeye nasıl cüret
edebilir", "kaza geçirmiş olabilir" veya "bu durum
kimsenin beni sevmediğini gösterir" gibi
duygularla ilgili düşünceler hastaya sıralanarak
farkına varmasına çalışılabilir.
Hastaya bilişsel terapi hakkında bilgi verdikten
sonra tedavi edici (terapötik) hedeflerin
belirlenmesi önemlidir. Getirilen problemlerle
ilişkili olarak bir hedef listesi yapılabilir.
Terapist ve hasta hedefleri belirledikten sonra
bunları sıraya dizerek üzerinde çalışmaya
başlarlar. Hedefler sıraya dizilirken her bir
problemin önem derecesi ve çözülebilme kolaylığı
gibi iki kriter kullanılabilir. Bu, terapinin
hızlı ve başarılı bir şekilde ilerlemesine
yardımcı olur. Problem alanları belirlenip sıraya
dizildikten sonra, bunlarla ilgili otomatik
düşünceler ve şemaların belirlenmesi önemlidir.
İşlevsel olmayan düşüncelerin hangi durumlarda,
nasıl bir duygu durumu içindeyken, ne ile ilgili
olarak ortaya çıktığının hasta tarafından
farkedilerek kaydedilmesi istenir. Böylece bir
obsesif, işi erteleme konusu üzerinde çalışırken,
bunun bir görev olduğunun farkına vararak
anksiyete yaşayabilir ve "bunu yapmak istemiyorum,
çünkü mükemmel bir şekilde yapamayacağım" diye
düşünebilir. Buna benzer birkaç otomatik düşünce
örneği hastaya gösterildiğinde anksiyete ve işi
erteleme durumunun mükemmelliyetçiliğinden
kaynaklandığını anlama fırsatı doğabilir.
Özel Bilişsel Terapi Teknikleri
Bilişsel terapinin geniş yapısı içerisinde yer
alan birkaç özel teknik obsesif-kompulsif hastalar
ile çalışırken yararlı olabilir. Terapi
seanslarının yapısını belirlemede, üzerinde
durulacak problemlerin önem derecesine göre
dizilmesi ve problem çözme tekniklerinin
kullanılması önem taşır. Bu tür bir çalışma,
özellikle obsesyonun karar verememe, uzun uzun
düşünme ve işi erteleme gibi özelliklerinin çözümü
için yararlıdır. Şayet hasta yapı üzerinde
çalışmakta zorlanıyorsa, terapist hastanın bunun
ile ilgili otomatik düşünceleri üzerinde
yoğunlaşmasını sağlayarak, karar verememe ve işi
erteleme sorunları ile ilişkisini hastaya
göstermeye çalışabilir. Hafta içerisinde hastanın
yaptığı tüm aktiviteleri adım adım kaydettiği
Haftalık Aktivite Çizelgeleri, terapi esnasında
daha az çaba harcanarak hastanın günlük yaşamda
karşılaştığı sıkıntıların, yaşadığı belirtilerin
anlaşılmasında oldukça yarar sağlar.
Obsesif hastaların sıklıkla yaşadığı anksiyete ve
psikosomatik semptomlar gibi problemler nedeniyle
gevşeme teknikleri ve meditasyon sıklıkla yararlı
olur. Obsesif hastalar boşuna zaman kaybı olduğuna
inandıkları için bu teknikleri başlangıçta
kullanmakta zorluk çekerler. Hastalardan, bu tür
özel bir davranış veya inancın avantajları ve
dezavantajlarının listesini çıkartmalarının
istenmesi gibi bilişsel bir teknik de
kullanılabilir. Obsesif bir hasta için gevşeme
tekniğinin dezavantajı vakit alması, avantajı ise
hastayı rahatlatması ve anksiyetesini
azaltmasıdır.
Obsesif-kompulsif hastalarla davranışsal bir
yöntemin kullanılması yoluyla da ilişki
kurulabilir. Hastanın obsesif katı inançları
üzerinde tartışmak yerine, terapist nötr ve
deneysel bir tutum takınabilir. Örneğin obsesif
bir iş adamı gün içerisinde gevşeme egzersizleri
yapmaya hiç vaktinin olmadığını söylüyorsa,
terapist bu durumda hastadan birkaç gün için bu
egzersizleri mutlaka denemesini ve o günlerde
kendini nasıl hissettiğine, o gününü nasıl
yaşadığına dikkat etmesini, bu günleri de gevşeme
egzersizleri yapmadığı günler ile
karşılaştırmasını isteyebilir. Bu durum, hastanın
aradaki farkı değerlendirmesine yardımcı
olacaktır.
Bilişsel ve davranışçı teknikler, hastanın kronik
sıkıntı ve düşünceleriyle başa çıkmasında yardımcı
olabilir. Önce hastanın bu düşünce ve
sıkıntılarının işlevsel olmadığını kabul etmesi,
düşünceyi durdurma ve dikkatin başka yöne
çekilmesi gibi teknikler ile bu düşünce
süreçlerinin yönünü değiştirebileceğini anlaması
gerekir. Herhangi bir amaca ulaşmak için
hazırlanmış olan derecelendirilmiş görevler
(ödevler) listesi bu durumda yardımcı olabilir.
Hastalığın Tekrarını Önleme
Tedavi gören pek çok hasta için işlevsel olmayan
bilişler ve davranışların tekrar başlaması, yani
hastalığın nüks etmesi oldukça kolaydır. Bu durum,
özellikle kişilik bozukluğu tanısı almış ve
problemleri oldukça kemikleşmiş olan hastalar için
geçerlidir. Ancak, hastaların problemlerinin ne
olduğu ile ilgili olarak bilinçlendirilmesi ve bu
problemlerle etkili bir biçimde nasıl başa
çıkılabileceğinin öğretilmesi nedeniyle, bilişsel
terapi diğer terapi türlerine göre daha
avantajlıdır. Hastalara terapi dışındaki
yaşamlarında da işlevsel olmayan düşüncelerin
kaydının nasıl tutulacağı ve bunlarla nasıl başa
çıkılabileceği gibi malzemeler verilerek başa
çıkma yolları öğretilir.
Hasta terapi sonunda, hastalığın nüksetme
olasılığı ile ilgili olarak uyarılmalı ve böyle
bir durumda zaman kaybetmeden başvurması gerektiği
belirtilmelidir. Ayrıca hastanın zaman zaman
destek seanslarına ihtiyaç duyabileceği ve böyle
bir durumda herhangi bir kaygı yaşamaması
gerektiği vurgulanmalıdır. Birçok terapist bunu,
terapi bittikten sonra hastayı periyodik olarak
belirli aralıklarla takip seanslarına alarak
yapar.