Aşağıdaki yazı, İskender
PALA tarafından kaleme alınmış olup 15 Mart 1998 tarihli Zaman
Gazetesinde yayınlanmıştır.
VARDIM Kİ YURDUMDAN
AYAĞ GÖTÜRMÜŞ
Bayburt'ta bir söz varmış, "Zihnî'yi bile güldürür."
diye. Herhalde "Ölüyü bile güldürür." demeye gelir.
Buna göre Zihnî'nin gülmeyle arası iyi olmamalıdır. Onun için
gülmediği, ancak ciddiyetinde de kibir değil, vakarın hakim olduğunu
kaynaklar ittifakla söyler. Bir defa kendisi hicivle iştigal eder
ve ekseriya gülmeyi güldürmeyi ön planda tutarmış. İkincisi nüktenin
ve mizahın okkalısını iyi tanıdığı için öyle uluorta her lakırdıya
iltifat etmezmiş. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi ise talihinin
onu güldürecek kadar yaver gitmemiş olmasıdır. Velhasıl kader
ona gülmeyince; o da gülmeyi terk etmiş ve âdeta hayatla alay
edercesine - başına belalar açması pahasına- mizahı kalıba dökmüş,
kafiyeye oturtmuş olmalıdır ki bize de "Zihnî'yi bile güldürür"
meseli kalmış olsun.
Zihnî, Batılılaşma serüvenimizin başlarında, taşralı memur tipini
temsil eder. Hayatı, oradan oraya savrulmakla geçer. Yaşadığı
dönem zor yıllara gebedir. Memleketin mahzun hali, Sergüzeştname
adlı manzum hayat hikayesinde de adım adım takip edilebilir. XVIII.
asrı kapayan yıllardan birinde (1797) Bayburt'ta doğmuş ve yaklaşık
altmış iki yıl ömür sürerek 1859'da vefat etmiştir. Adı Mehmet
Emin iken manzumelerinde Zihnî mahlasını kullandığı için biz onu
Bayburtlu Zihnî diye tanırız. Divan edebiyatı tarzında yazdığı
manzumelerini bir Divan'da topladığı halde asıl şöhretini divanın
haricinde hece vezniyle yazdığı koşmalarına, destanlarına, hicivlerine
borçludur. Delikanlılık çağlarında geldiği İstanbul'da on yıl
kalmış ve Rus işgali başlayınca (1828) memleketi olan Bayburt'a
dönerek harabeye dönmüş kasabaya borcunu ödemeye çalışmıştır.
Vatanın doğusundaki hemen her köyde, kasabada aynı elîm manzaraların
görülegeldiği o günlerde Bayburt'un hazin manzarasını tasvir eden
"Vardım ki yurdumdan ayağ götürmüş" diye başlayan koşması
hâlâ dillerdedir.
Zihnî'nin İstanbul'dan ayrılışı ile sırada Mekke, Mısır, Akka,
Hopa, Karaağaç,Of,Erzincan ve nihayet Trabzon vardır. İlginçtir,
son görev yeri olan Ünye'de ölümün soğuk yüzünü hissedince yine
Bayburt'a dönmeye karar vererek yola çıkmış, ancak gidemeden Ulasa
Köyü'ne yakın bir handa vefat etmiştir. Mezarı orada iken 1936
yılında bu yolculuğu hemşehrilerince tamamlanmış ve kemikleri
Bayburt'a taşınmıştır.
Zihnî Efendi Bayburt'ta ve Akka'da iki defa evlenmiş, Akka'daki
Arap eşinden boşanabilmek için 1853 yılında İstanbul'da bir hayli
meşakkate katlanmış ve mehrini tediye eylemişken kadın onu bir
de meşihate şikayet ederek olmayacak iftiralar atmıştır. Verilen
Karakuşî karar gereği yeniden borca girerek mehir ödemiş ve bu
bahsi Sergüzeştname'sinde,
Dağ başında soyulur herkes âh
Biz İstanbul'da soyulduk eyvâh
(…)
Ola kırk keseye Allah bâkî
Bir edepsiz arabın ıtlakı
diye başlayan beyitler ile pek güzel hicvetmiştir.
Bu yıla dair bir der hikaye anlatılır:
Zihnî, ya bu mesele yüzünden, yahut hicivleri bahane ederek sık
sık uğradığı azil ve ardından nasıplarla ilgili olarak Babıalî'deki
bir daireye gitmiş. Sultan II. Mahmud'un kıyafet inkılabı gereği
memurîn artık Avrupaî kılık kıyafet giymekte, pek çoğunun sırtında
İstanbulinler bulunmaktadır. Zihnî Efendi ise hâlâ eski taşra
kıyafetleri içindedir. Memurlar bizimkini Cer mollalarından bir
sanıp biraz alay etmek istemişler:
- Hoca Efendi! Sen akıllı ve bilgili bir zata benziyorsun. Hele
söyle bakalım ben kaç yaşındayım ?
Sorunun ne maksada mebnî olduğunu hemen kavrayan Zihnî, oradakilerin
amiri durumundaki altmışlık adama şöyle cevap vermiş:
- Zât-ı âlîleri, 30-35 civarında gösteriyorsunuz.
Bu sefer diyet memurlar da, saf bir mollaya rastladıklarını vehmederek
sormaya başlamışlar. Zihnî her birini münasip şekilde 15-20 yaş
gençleştirerek gönüllerini hoş etmiş.
Efendi, benim ne kadar vardır, dersiniz ?
- 25-30 ya var ya yoksunuz.
-Ya ben ?
- …
Böylece dairede ne kadar insan varsa yaşı söylendikten sonra amir
olan yaşlı zat tekrar sözü almış:
Efendi, ne güzel tahminlerde bulundunuz. Hemen herkesi tam isabetle
bildiniz. Sizde bu kabiliyet doğuştan mıdır, yoksa nasıl iktisab
ettiniz ?
Sözün burasında Zihnî beklediği anın geldiğini görüp cavabı yapıştırır:
Hiç düşünmedim; ama rahmetli pederim baytar idi. Bakar bakmaz
hangi hayvanın kaç yaşında olduğunu bilirdi. Galiba bana da ondan
geçmiş olmalı.
Bize göre Batılılaşma dönemi tarihimizin taşra ciheti yazılırken,
özellikle Sultan II. Mahmud ve Sultan Abdülaziz devri için, Zihnî'nin
terceme-i hâline ve manzumelerine mutlaka müracaat edilmelidir.
Böyle bir çalışma, araştırmacıya zengin malzeme verebilecektir.