| Ana sayfa|Atatürk|Kitap |Projelerim |Türküler| Yazarlar |

KENDİ ŞİİRLERİM

  Kısa Şiirlerim I
  Kısa Şiirlerim II
  Kısa Şiirlerim III
  Kısa Şiirlerim IV
  Uzun Şiirlerim
  Mühendis Şiirlerim

YAZILARIM

  Sevgi Üzerine
  Sevmek Üzerine
  Günlüğümden
  Bilim Siyaset
  Mühendislik

 ŞAİRLERDEN

  Atilla İlhan
  Atol Behramoğlu
  A.Kadir
  Yılmaz Odabaşı
  Adnan Yücel
  Ahmet Telli
  O.Veli Kanık
  Aydın Öztürk
  Necati Cumalı
  Behçet Necatigil

SEÇMELER

  Seçmeler I
  Seçmeler II
  Hayyamdan
  Seçme Yazılar
 SEÇMELERDEN I
SENİ SAKLAYACAĞIM

 Seni saklayacağım inan
 Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
 Şarkılarımda, sözlerimde.

 

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
 Ve kimseler görmeyecek seni,
 Yaşayacaksın gözlerimde.

 Sen göreceksin, duyacaksın
 Parıldayan bir sevgi sıcaklığı,
 Uyuyacak, uyanacaksın.

 Bakacaksın, benzemiyor
 Gelen günler geçenlere,
 Dalacaksın.

 Bir sevgiyi anlamak
 Bir yaşam harcamaktır,
 Harcayacaksın.

 Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
 Yaşayacağım gözlerimde;
 Gözlerimde saklayacağım.

 Bir gün, tam anlatmaya..
 Bakacaksın,
 Gözlerimi kapayacağım..
 Anlayacaksın.

ÖZDEMİR ASAF                

   BENİ UNUTMA

 Bir gün gelir de insan
 En sevdiği hatıraları bile
 Bari sen her gece yorgun sesiyle
 Saat on ikiyi vurduğu zaman
 Beni unutma
 Çünkü ben her gece o saatlerde
 Seni yaşar ve seni düşünürüm
 Hayal içinde perişan yürürüm
 Sen de karanlığın sustuğu yerde
 Beni unutma
 O saatlerde serpilir gülüşün
 Bir avuç su gibi içime, ey yar
 Senin de başında o çılgın rüzgar
 Deli deli esiverirse bir gün
 Beni unutma
 Ben ayağımda çarık, elimde asa
 Senin için şu yollara düşmüşüm
 Senelerce sonra sana dönüşüm
 Bir mahşer gününe de rastlasa
 Beni Unutma
 Hala duruyorsa yeşil elbisen
 Onu bir gün yalnız benim için giy
 Saksındaki pembe karanfilde çiğ
 Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
 Beni unutma
 Büyük acılarla tutuştuğum gün
 Çok uzaklarda da olsan yine gel
 Bu ölürcesine sevdiğine gel
 Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
 Beni unutma

Ü.YAŞAR OĞUZCAN

ANIMDA SEN

Bir gece,

Gecede bir uyku..

Uykunun içinde ben..

Uyuyorum,

Uykudayım,

Yanımda sen.

Uykunun içinde bir rüya,

Rüyamda bir gece,

Gecede ben..

Bir yere gidiyorum,

Delice..

aklımda sen.

Ben seni seviyorum,

Gizlice..

El-pençe duruyorum,

Yüzüne bakıyorum,

Söylemeden,

Tek hece.

Seni yitiriyorum

Çok karanlık bir anda..

Birden uyanıyorum,

Bakıyorum aydınlık;

Uyuyorsun yanımda..

Güzelce  

ÖZDEMİR ASAF                  

 BEN SENİ SEVDİM Mİ 
Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saclarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu
Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim
Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim boz bulanık gençliğimde
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni

Ben seni sevdim mi? Sevdim, Ya sen beni?

 

 

Ü.YAŞAR OĞUZCAN

 
BEKLEMEK 
Birini birine götüren bu tren,
Birini birine getiren bu tren,
Birinden birini almış ayırmıştır,
Çekip koparmıştır birini birinden.
Ben hangisi oldum, ilkin trene sordum,
Sana, ona ve bir de kendime sordum.
Gündüzün gecede okunduğu anda
Ben kimse gelmesin diye bekliyordum

 

                                                   ÖZDEMİR ASAF     

 
ANSIZIN 
Ben sensiz olanlara seni aratıyorum,
Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum,
Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça
Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum
Unutturmayacağım, seni yaşatacağım,
Kendimi çoğalttıkça seni kuşatacağım,
Her zamanda, her yerde sen bende yasadıkça
Sen evreninde sana seni aratacağım.
                   
                              ÖZDEMİR ASAF
 
ACILAR DENİZİ 

Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıkların
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını.
    Ü.YAŞAR OĞUZCAN              
 
ÖTESİ YOK 

Aşk için yeryüzünde uzaktan ötesi yok 
En uzun gecelere şafaktan ötesi yok 
Yaklaşanlar tanrıya o gerçek aşıkladır 
Nehirlerce denize varmaktan ötesi yok 
Taş bir duvardır her gün dikilen karşımıza 
En ulu ağaçlara yapraktan ötesi yok 
Elverir bunca keder, yeter bunca ayrılık 
Tutuşmuş bir dal için ocaktan ötesi yok 
Ne çıkar bu son ateş isterse hiç sönmesin 
Yanan için çöllerde sıcaktan ötesi yok 
Elbette ömür biter, can gider ey sevgili 
Aşkı sende bulana topraktan ötesi yok


 Ü.YAŞAR OĞUZCAN
 
AŞKTI O!  

 Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi
Aşktı o! Beni durup durup yenileyen
Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerim
Oydu, doludizgin gidişime dur diyen
Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim
Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su
Böyle ak pak olacağımı bilir miydim?
İçimde açmasaydı o sevmek duygusu
Ben bir tutsağım simdi sevgiye, gönüllü
Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın
Görsün prangalarım o doğacak günü
Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın
Seninle her yerde güzel, her zaman yeni

İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni

 

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce

Biri vardı sana tutkun; o bendim

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni

Ben seni sevdim mi? Sevdim, Ya sen beni

Ü.YAŞAR OĞUZCAN              
 
KİM OLDUĞUNU BİLMEDİĞİM BİRİNE 
                                      

Yasemin’e 


Karşılıksız aşkının zehrini taşıyordu bana 
Kokusu sinmişti inatçı ruhuma, kitaplarıma, 
                                            ellerime
Öyle çok öpüşürdük ki, 
Ağzının tadıyla yerdim yemeklerimi... 
Öylesine inanıyordu ki dünyadaki son aşkla 
                                     beni sevdiğine, 
Bir gün ansızın korkunç bir özlem 
                             duymaya başlamıştım 
Kim olduğunu bilmediğim birine... 
Şimdi ağzımda karşılıksız aşkın o aç tadı... 
Karşımda o... 
Yine hüzünlü, yine yenik... 
Ama eşitiz artık, 

Damarlarımızda karşılıksız aşkın o zehirli kanı..

 

 

                                                        CEZMİ ERSÖZ

 

YAŞAMAYA DAİR

 

         -I-  

 

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

bir sincap gibi mesela,

yani yaşamın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayi ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki,

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut, kocaman gözlüklerin,

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda

insanlar için ölebileceksin.

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

hem de en güzel, en gerçek şeyin

yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak, yani ağır bastığından.

 

YAŞAMAYA DAİR 

 

       -II-  

 

 

Diyelim ki hastayız hem de ağır

hem de ameliyatlık, yani beyaz masadan

kalkmama ihtimali de var.

Duymamak mümkün değilse de

biraz erken gitmenin kederini

biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,

hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,

yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz

ajans haberlerini...

Diyelim ki, dövüşülmeye değer birşeyler için,

diyelim ki, cephedeyiz.  

Daha orada ilk hücumda, daha o gün

yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.

Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,

fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz

belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki, hapisteyiz.

Yaşımız da elliye yakın,

daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.

Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,

insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla

yani duvarın arkasındaki dışarıyla.

Yani, nasıl, nerede olursak olalım

hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

 

 

YAŞAMAYA DAİR 

 

         -III-  

 

 

Bu dünya soğuyacak,

yıldızların arasında bir yıldız,

hem de en ufacıklarından,

mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,

yani, bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,

hatta bir buz yığını

yahut ölü bir bulut gibi değil de,

boş bir ceviz gibi yuvarlanacak

zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız..

Şimdiden çekilecek acısı bunun,

duyulacak mahzunluğu şimdiden.

Böylesine sevilecek dünya

yaşadım diyebilmen için...

 

NAZIM HİKMET                    

 
AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz 
                                          sevgili. 
O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. 
Gelir  ve içimizdeki o çok eski bir şeye 
                                       dokunur. 
Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. 
Bu yolculukta artık para, tarifeler, 
                                    beklentiler, 
randevular, taksitler, iş, 
anneler ve korkular yoktur. 
Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. 
İnsan bir başka ışığa teslim olur...  
Aşkta yarın yoktur sevgili. 
Zaman ileri doğru değil, içeri, 
yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, 
                                          bilgeleşir.
Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. 
Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. 
Hem dışındadır dünyanın, hemde ortasında.   
Hindistan\'da Ganj Nehri\'nin kıyısında
                                               yakılan 
yoksul adamın hissettikleri de onunladır,
yitirdikleri de... 
Newyork\'ta, bir sokakta, 
o kartondan kulübesinde yaşayan kadının 
çıplak yalnızlığı da. 
Her şey onunladır, ona emanettir sanki, 
ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir 
                                          yine de...   
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da 
                               ilgisi yoktur sevgili,
kanımıza karışan ilkel acı, 
o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı
hakikatlere daha yakınızdır, inan...   
Kim demişti hatırlamıyorum, 
aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. 
Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, 
o yoğun aşık olduğum yıllarda, 
gözüme uyku girmez, 
dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, 
o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, 
insanları uykularından uyandırmak isterdim. 
Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan 
o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...   
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. 
Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. 
Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... 
Oradan üvey anneler, eksik babalar,
               parasız yatılılar geçer. 
Ve sonra aşk bütün bunları alır, 
daha da eskilere gider, 
hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...   
İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa
                                             kapılır. 
Kimselere veremez sevgisini,
          kimselere kendini anlatamaz, 
evlere kapanır... 
Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. 
İnsan bu kapılmayı anlayamaz, 
oysa çok eski bir yerde yaşanmasından 
korkulup       vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. 

Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla

                         devredilir başka insanlara..

Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara
                                      yayılması gibi...   
İşte şimdi biz de sevgili, 
ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, 
soluğu evlerde alacağız, 
ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. 
Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, 
başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, 
yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...   
Birazdan sabah olacak...   
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, 
taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak. 
Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse 
            aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. 
Birbirimizi kandırmayalım...   
Hadi güne hazırlan. 
Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. 
Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, 
sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, 
o yaban ağrısını geri alacak. 
Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, 
sonra geçecek...   
Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...   

Aşkta yarın yoktur sevgili

 CEZMİ ERSÖZ

 
BİR DAHA UYANMAZDIN  

Martıların sana doğruyu 
söyleyecekti
arzu tramvaylarına binmeseydin 
Acıların seni yeni bir şehre 
götürecekti
Yürüyüşüne vurulmasaydın... 
Tuhaf, ele geçmez, tehlikeli bir 
hayvandın

Şehrin yaban adamları sana öyle

bakmasaydı uyur, bir daha uyanmazdın...

 CEZMİ ERSÖZ                        

 
YOK KARŞILIĞI YÜZÜNÜN 
 
Senin sana rağmen bir yüzün var 
herkesin ilk aşkına benzeyen 
beklemek kadar acı, anlamak kadar zor 
nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi 
yok karşılığı yüzünün. . .
Senin sana rağmen bir yüzün var 
herkesin ilk aşkına benzeyen 
yakınlaştıkça imkansız uçurumlar 
nedensiz hayatların o büyük acısı gibi 

yok karşılığı yüzünün. . .

 CEZMİ ERSÖZ

 

 BİR GÜN SENİ SEVDİĞİMİ ANLARSIN

Uykuların kaçar geceleri
 Bir türlü sabah olmayı bilmez
 Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
 Deli eden bir uğultudur baslar kulaklarında
 Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
 Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
 Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
 Onun unutamadığın hayali
 Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine
 Sevmek neymiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu
 Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
 Gün gelirde sesini bir kerecik duymak için
 Vurursun başını soğuk taş duvarlara
 Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
 Duyarsın
 Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
 Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
 Niçin yaratıldığını
 Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
 Uzun uzun seyredersinde aynalarda güzelliğini
 Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
 Dolar gözlerin için burkulur
 Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın sevilen dudakların
 Sevilen gözlerin erişilmezliğini
 O hiç beklenmeyen saat geldi mi
 Düşer saçların önüne ama bembeyaz
 Uzanır gökyüzüne ellerin
 Ama çaresiz
 Ama yorgun
 Ama bitkin
 Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
 Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
 Sevmek neymiş birgün anlarsın
 Birgün anlarsın hayal kurmayı
 Beklemeyi
 Ümit etmeyi
 Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
 Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
 Lanet edersin yaşadığına
 Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
 O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden
 BİR GÜN SENİ SEVDİĞİMİ ANLARSIN
                         Ü.YAŞAR OĞUZCAN         

 

  VASİYET

 
Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
 Ölürsem kurtuluştan önce yani,alıp götürün
 Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni,

 

Hasan beyin vurdurduğu
 Irgat Osman yatsın bir yanımda
 ve çavdarın dibinde toprağa doğup
 kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

 

Traktörle türküler geçsin alt başından mezarlığın
 seher aydınlığında taze insan,
 yanık benzin kokusu,
 tarlalar ortamalı, kanallarda su,
 ne kuraklık, ne candarma korkusu.
 Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
 

Toprağın altında yatar upuzun
 Çürür kara dallar gibi ölüler,
 Toprağın altında sağır, kör, dilsiz.
 Ama bu türküleri söylemişim ben,
 daha onlar düzülmeden
 duymuşum yanık benzin kokusunu
 traktörlerin resmi bile çizilmeden.

 

Komşulara gelince,
 şehit Ayse'yle ırgat Osman,
 çektiler büyük hasreti sağlıklarında
 belki farkında bile olmadan.

 

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
 öylece gibi de görünüyor
 Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
 ve de uyarına gelirse
 tepemde bir de çınar olursa
 taş maş da istemez hani.

 
                                                    
NAZIM HİKMET

 

 
AYRILIK 

İki rayı gibiyiz  
bir tren yolunun 
yakın olması  
neyi değiştirir  

son istasyonun

Sunay AKIN                       

 
SEVMEK 
 
Saçak altına sığınmış   
göçmen kuşun   
kar tanecikleri arasında   
düşen beyaz tüyünü de   
görebilmek  
İşte sevmek
 
                              Sunay AKIN       

 

Pineklemeye Çağrı

                       

 

Duralım efendiler biraz
Koşmayalım öyle delice
Yormayalım kalbimizi
Katmerlendirip gerdanımızı
Oturalım efendiler biraz

İsteyen dikilsin gönlünce
Çökelim biz yere şöyle bir
Açalım ağzımızı ilkin
Gerelim omuzlarımızı sonra
Giderek bayıltıp gözlerimizi
Esneyelim efendiler biraz

Aldırmayalım öyle üçe beşe
Yayalım göbeğimizi iyice
Dönelim sırtımızı işe akla
Acıyan çıkmaz sonra halimize
Vakitken çocuklar büyükler henüz
Pinekleyelim pinekleyelim
Horlayalım efendiler biraz

 

Salah BİRSEL                      

 

 
ÜÇ KEZ SENİ SEVİYORUM DİYE UYANDIM 
                                                 


Üç kez seni seviyorum diye uyandım 
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim 
Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum. 
Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün. 
Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim 
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttu
 
Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum. 
Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün.
Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım 
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim 
Karanfil sakız kokan soluğun üstümde duydum.

Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne

kadar güzel olduğun.

 

İlhan Berk             

[End.Müh.Yazıları]  [Damal Bebekleri]  [  Secmeler I ]  [Seçmeler II ]  [Sesleniş]  [Duvar Yazıları]  [Özlü Sözler]  [Bitirme Tezi] [Hakkımda]  [Türk Dili Üzerine]  [Şiirlerim] [Arkadaşlarımdan]  [Duvar Kağıtları ]

Hosted by www.Geocities.ws

1