|
KIZILÇULLU
YOLU
Hıdırellez
günü, Kızılçullu yolu
Beni herkes severdi çocukluğumda
Arabacı yanına oturtur
Kırbacı bana verirdi.
Ben
Fıtnat hanımın oğlu,
Zayıf bir kızı severdim
Gözlerinin içi gülerdi.
Hıdırellez
güneşi,
Beraber tırmanmadık mı ağaçlara?
Siz kanatmadınız mı ellerimi
Elma çiçekleri?
|
URLA'DA
Ah
Urla, viran Urla
Ömrümü yedin, bitirdin
Derdim
günüm hasretlik
Gözlerim yolda
Dört
duvar oldu bana
Bağ, bahçe, tarla
Kalktım
İzmir'e gittim
Kalbim darala darala
Güler'im,
canım ciğerim
Seviştiğimiz günleri hatırla
Sen
gittin
Ben kaldım kurtlar kuşlarla
|
|
KARA
BATAK
Dalar
gider pencereler önünde şimdi
Ilık yaz akşamlarını hatırlar
Vapurlar geçer bomboş güverteleri.
Bomboş uzanan denizin üstünde
Aç bir karabatak dalar çıkar
Bilirim
yalnızlık üşütür insanı
Kalp daima sevecek birini arar
Hatırlar bakışlarda kalan aşklarını
Avuçları hafif terli, yanakları al al
Ağaçlıklı yollarda akşam dolaşmalarını
İlk
yıldızlar karanlık basmadan doğar
Hafif çiçek kokuları gibi uçar içiniz
Yavaşlar eve dönerken adımlarınız
Esen rüzgâra, durur, kulak verirsiniz
Bakışlarınız bütün kadınlarla karşılaşır
Daha
önünüzde uzun bir yaz vardır
Bütün gün şurada burada gecikir oyalanır
Döner durur yatağında bütün gece
Ay ışığı, sıcak hava, tutuşturur kanını
Uykularını kaçırır en ufak bir düşünce
Şimdi
rüzgârlar soğuk eser yüzünüze
Hüzün verir yağmur sularından geçen bulutlar
Bayırlarda yol alan posta arabaları
Şimdi birbirinden ayrı yaşar kurtlar kuşlar
Sular çakıllardan ayrı akar
Dalar
gider, gözler büyür büyür de
Ilık yaz akşamlarını hatırlar
Avuçları hafif terli yanakları al al
Bomboş uzanan denizin üstünde
Aç bir karabatak dalar çıkar
|
İSTANBUL
KIŞA HAZIRLANIYOR
Dün,
Köprü'nün korkuluğuna dayadım ellerimi
Buz gibi
Artık denize bakmak
Serinletmiyor içimi
Ne çare üşütüyor
İşten
çıkınca karanlık basıyor
İnsanların hali daha telâşlı
Taşıtlar daha çabuk geçiyor
Böyle günler kısaldıkça sanıyorum ki
Kış daha çabuk geliyor
Tophane'nin
önünde
Odun boşaltan kayıklar var
Sabahları gittikçe sis artıyor
Herkesin dilinde aynı şey
Odun
derdi
Kömür derdi
Serseri
bir çocku
Üç aylık bir suç tasarlıyor
Ne güzel ağaçları, denizi sevmişe başlamıştık
Şimdi olan bitene sebepsiz sıkılıyoruz
Lokanta her akşam daha dumanlı
Kahve her akşam daha kalabalık
Bir
şey daha var
Bütün yaz aklımdaydı
Nedense bir türlü hatırlayamıyorum
İstanbul
buzlu fotoğraf camlarındaki gibi donuk
Gene pembesi pembe, mavisi mavi ama
Ellerimizle eşya arasına bir şey girdi
Fakat düşünüyorum da sen hiç değişmedin
Sesin hep öyle sıcak, yüzün aydınlık
|
|
GÜZEL
AYDINLIK
Akdeniz
göklerinden
Köpüklerden, limon çiçeklerinden
Gözlerimde kalan
Güzel aydınlık
-Nesrin'i bir defa öptüm
Beyaz
badanalı odam
Anemin yüyüne; soframıza
Gençlik hülyalarıma düşen
Güzel aydınlık
-Ümitsiz kaldıkça seni düşündüm
Biz
fakirdik, ama iyi insanlardık
Bolluk yıllarında da
Felâket günlerinde de
Seni yanı başımda gördüm
Güzel aydınlık
Tatlı aydınlı
|
BİR
ANA
Kadın
çamaşırdan dönüyor olmalıydı
Kolunda bohça, sert soda kabartmış ellerini
O yaşta bütün yahudi kadınları gibi
Sırtında eski bir siyah kadife hırka
Bir şikâyet ve yorgunluk ifadesi bakışlarında
Küçük,
çilli dik kızıl saçlı
Satılmamış gazeteleri koltuğunda
Üşüyen bütün küçük çocuklar gibi
Burnunu çeke çeke, avuçlarını hohlıya hohlıya
Sürterek eskimiş kunduralarını
Ayak uyduruyordu anasının adımlarına
Onlar
önde, ben arkada
Bir mart gecesi onbirden sonra
Taksim'den Tünel'e kadar yürüdük
Alçak sesle konuşuyorlardı aralarında
Sanki bir değirmen ağır ağır dönüyor
Hayat ağır ağır akıyordu
Bulanık, kirli nehirler gibi
Büyük, karanlık binalar arasında
|
|
HÜRRİYETE
ÖVGÜ
Boşuna
değil dökülen kan
Hatıran daha aziz çıkacaktır
Bu felaket senelerinden
Asırlardır bu böyledir
Bütün kötülükler geçer
Yaşar iyi ve güzel olan
Sen
çalışmanın ve düşünmenin hakkısın
Kanunların, nizamların üstünde
Talihisin insanlığın
Her sevgi hayatla biter
Yalnız senin aşkın kalır
Genç çocuğa babadan
Boşuna
değil dökülen kan
Şehirlerde, köylerde çocuklar büyüyecektir
Daha zeki daha çalışkan
Bütün acılar unutulacak
Şarkılar daha yürekten söylenecektir
Yıkılan
evler köprüler
Daha sağlam kurulacaktır tekrar
Yeniden fabrikalar yükselecek
Tarlalar genişleyecektir
Boşuna
değil dökülen kan
Tarihin akışından anlıyorum
Kuvvet zamanla yıkılır
Yalnız senin uğrunda ölür insan
Yarası acımadan.
|
ŞU
KALABALIKTA GÖRDÜĞÜN HERKESİN
Sinemalarda
kalabalık sahneler görürsün
Eski esir pazarlarını hatırlatır
Güney Pasifik'te ya da Afrika'da bir liman
Kocaman gemilerin yanaştığı kıyıda
Tektük beyazın karıştığı yerli halk
kurulmuş tezgâhların arasında dolaşır
Çarşıda
pazarda her gün
Sayısız insanlarla yanyanasın
Bölük bölük geçen askerler görürsün
Hastaneler mapusaneler önünden geçersin
Her biri kalabalığın arasına katılmış
Kiminin tramvay sürücüleri gibi ayaküstü
Kiminin hamurcular gibi tavan aralarında
Küçük yaştan katlanmakla her türlü kahra
Her türlü mihneti yüklenmekle omuzlarına
Bir gün göz açmaya kalmadan geçen ömrü
Sen
ki bir âlem bile olsan tek başına
Sonunda o kalabalıktan bir kişisin
Şu kalabalıkta gördüğünse herkesin
Bir kalbi var senin gibi, ya da düşünür
Herbiri bir can taşır
Sen onları tanısan da tanımasan da
Sonunda her biri ne senden iyi
Ne senden daha fena
Senin gibi bir insandır bütün kusurlarıyla
|